
Torosları Delen Demiryolu, Varda'dan Belemedik'e
Adana'dan kuzeye, Pozantı yönüne giden yolcu bir noktada Toroslar'ın duvar gibi yükseldiğini görür.
Kültür-sanat rehberleri, etkinlik önerileri ve şehirden hikayeler.

Adana'dan kuzeye, Pozantı yönüne giden yolcu bir noktada Toroslar'ın duvar gibi yükseldiğini görür.

Adana'da yemek bir öğün olmaktan çok, günün ritmini belirleyen bir alışkanlıktır.

Kapadokya'nın vadilerinde yürürken yamaçlarda sıra sıra açılmış küçük deliklere, bazılarının çevresine boyanmış kırmızı ve beyaz şeritlere mutlaka rastlarsınız. Bunlar evlerin penceresi değil, güvercinlerin kapısıdır.

Kızılırmak, Türkiye'nin en uzun nehri olarak Avanos'u doğudan batıya ortasından ikiye böler. Kasabanın adı da, ekmeğini kazandığı zanaat da bu suyun kıyısından gelir.

Kapadokya'ya ilk kez gelen herkes aynı soruyu sorar: Bu taş mantarları, ucunda koyu bir başlık taşıyan bu ince sütunlar nasıl oluştu? Cevap tek bir olayda değil, milyonlarca yıla yayılmış iki ayrı hikayede saklı.

Sakarya Nehri ile Sakarya ili aynı adı boşuna taşımaz. Nehir Eskişehir'in Çifteler ilçesi yakınlarından doğar, İç Anadolu'da büyük bir yay çizer ve kuzeye dönerek Karadeniz'e ulaşır.

Sakarya'ya İstanbul'dan gelen biri için ilk durak çoğu zaman bir sofradır. İl, Sakarya Nehri'nin taşıdığı alüvyonla beslenen düz ve verimli ovaların, ormanlık yaylaların ve Karadeniz kıyısının buluştuğu yerde durur.

Eskişehir'de bir vitrinin önünde durup süt beyazı bir taşa oyulmuş bağ bozumu sahnesine bakarken, aslında dünyanın başka hiçbir yerinde bu kalitede çıkmayan bir malzemeye bakıyorsunuz.

Eskişehir, trenle gelinip yürüyerek gezilen nadir Türkiye şehirlerinden biridir.

Ankara'nın kışı gerçek bir kıştır. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün 1927'den bu yana tuttuğu ölçümlere göre şehirde ocak ayının ortalama sıcaklığı sıfırın hemen üstünde, ortalama en düşük sıcaklığı ise sıfırın altındadır.

Ankara'yı bir başkente dönüştüren şeylerden biri raydı. 1892'nin son gününde İstanbul'dan gelen hat şehre ulaştığında Ankara, tiftik ve tahıl ticareti yapan bir Anadolu kasabasıydı.

Ankara'nın ortalama rakımı 938 metre ve şehir düz bir ovadan çok, tepelerle yokuşların arasına kurulmuş bir yerleşim. Bu yüzden şehri anlamanın en kolay yolu bir tepeye çıkıp aşağı bakmak.

Ankara'da yaşayan biri her gün birkaç tümülüsün yanından geçer ve çoğu zaman bunu bilmez.

Ankara'yı denize ya da büyük bir nehre bağlamadan düşünmeye alışığız, ama şehir aslında suların buluştuğu bir düzlükte kuruldu.

Ankara bozkırın ortasında kurulmuş bir başkent ve şehrin yeşili ile suyunun büyük bölümü sonradan, planla ve emekle yaratıldı.

Bornova'yı çoğu İzmirli metro hattının doğu ucu, öğrenci kalabalığı ve hastane yolu olarak tanır.

İzmir'in tarihi çoğu zaman Smyrna, Efes ve Bergama ile anlatılır. Bu yazı o büyük adların öncesine ve kenarına bakıyor.

Urla denince akla çoğu zaman iskele, bağlar ve Klazomenai gelir. Oysa ilçenin iç kesimlerinde, zeytinliklerle çam yamaçları arasında, kendi kültürünü kendi eliyle kurmuş iki köy var.

İzmir'de doğa yürüyüşü için uzağa gitmek gerekmez.

İzmir'i çoğu kişi Kordon'un çimleri ve körfezin mavisiyle tanır. Oysa şehirde yaşayanların hafta sonu nefes aldığı yerler çoğu zaman kıyıdan biraz içeride, insanların gerçekten oturduğu ilçelerde durur.

İstanbul'dan batıya, Edirne'ye ve Balkanlar'a giden kara yolu yüzyıllar boyunca aynı sorunla karşılaştı.

Kağıthane bugün İstanbul'un en kalabalık yaşam ilçelerinden biri; metro istasyonları, iş merkezleri ve yamaçlara tırmanan apartmanlarla dolu.

İstanbul'da orman denince akla önce Belgrad Ormanı gelir, ama şehrin doğa haritası bundan çok daha geniştir.

İstanbul büyük bir göl ya da nehir kıyısında kurulmamış bir şehirdir ve bu yüzden tarihi boyunca suyu hep uzaklardan getirmek zorunda kalmıştır.