Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Terkos'tan Musluğa, İstanbul'un Modern Su Tarihi

İstanbul büyük bir göl ya da nehir kıyısında kurulmamış bir şehirdir ve bu yüzden tarihi boyunca suyu hep uzaklardan getirmek zorunda kalmıştır.

Radar TürkiyeRadar Türkiye15 Ekim 202629
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Terkos'tan Musluğa, İstanbul'un Modern Su Tarihi

İstanbul büyük bir göl ya da nehir kıyısında kurulmamış bir şehirdir ve bu yüzden tarihi boyunca suyu hep uzaklardan getirmek zorunda kalmıştır. İSKİ'nin kendi tarihçesi bu uzun hikayeyi Roma ve Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet olarak üç döneme ayırır. Kemerler, bentler, sarnıçlar ve çeşmeler bu hikayenin en bilinen yüzüdür; şehirde onları gezdiren rotalar zaten var. Bu yazı ise hikayenin daha az anlatılan son bölümüne bakıyor, yani suyun buharlı pompalarla basılmaya, borularla evlere girmeye ve barajlarda biriktirilmeye başladığı 19. yüzyılın sonundan bugüne uzanan döneme. Sonunda bu tarihin bugün hangi yapılarda yerinde görülebileceğini de anlatıyoruz.

Çeşmeden boruya geçiş

Osmanlı şehri suyunu cazibeyle, yani suyun kendi akışıyla dağıtıyordu. Kaynaktan alınan su künklerden ve galerilerden geçer, kemerlerle vadileri aşar, maksemlerde paylaştırılır, su terazileriyle basıncı ayarlanır ve sonunda çeşmelere ulaşırdı. İSKİ'nin anlatımına göre her dağıtım noktasında su ölçülerek verilir, ölçü birimi olarak da lüle kullanılırdı. Bu düzen bir mahalle çeşmesini beslemeye yetiyordu, ama çok katlı yeni binaların üst katlarına suyu çıkaramıyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısında Beyoğlu ve Galata'da yükselen apartmanlar, basınçlı suya ihtiyaç duyan yeni bir şehrin habercisiydi.

Çözüm bir imtiyazla geldi. İSKİ'nin tarihçesine göre 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde bir Fransız şirketine imtiyaz verildi ve resmi adı Dersaadet Anonim Su Şirketi olan, halkın Terkos Şirketi dediği kuruluş doğdu. Şirket Terkos Gölü'nden aldığı suyu Beyoğlu, Galata, Haliç'in batı kıyısı ve Boğaz'ın Rumeli yakasına verecekti. Marmara Üniversitesi'nde hazırlanan bir tez, şirketin çok ortaklı bir Osmanlı anonim şirketi olduğunu ve suyu abonelik ile su saati usulüyle sattığını anlatır. Aynı çalışmaya göre sözleşme hastanelere, askeri birimlere ve yangınlara ücretsiz su verilmesini de şart koşuyordu. Bugün her evde duran sayaç fikri İstanbul'a bu şirketle girmiş oldu.

Terkos'taki buharlı pompalar

Şirketin ilk tesisi 1883'te Terkos Gölü kıyısında kurulan terfi merkezidir; 1888'de göl çevresine suyun seviyesini yükselten bir bağlama da yapıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde 2003'te hazırlanan bir yüksek lisans tezi bu yapıyı ayrıntılı olarak inceler. Teze göre istasyon Fransa'dan getirilen mühendis, mimar ve ustalarla inşa edildi ve İstanbul'un içme suyu için kurulan ilk pompa istasyonu oldu. İçeride kızgın buharla çalışan Fargo pompaları vardı; üç grup halinde toplam altı pompa 1883 ile 1885 arasında devreye alındı. Her grubun gücü 100 beygir, suyu basabildiği en büyük yükseklik 127 metreydi. Bir grup günde 11 bin metreküp su basıyordu, üçü birlikte 33 bin metreküpe ulaşıyordu. Kazanları yakmak için Zonguldak'tan gelen yüksek kalorili kömür kullanılıyordu.

Bu sayılar o günün şehri için çok büyüktü. Kıyaslamak için şunu hatırlamak yeter: İSKİ'ye göre 1930'ların başında bütün İstanbul'a verilen günlük su yaklaşık 35 bin metreküptü. İSKİ'nin su kaynakları sayfası, istasyonun 1967'ye kadar çalıştırıldığını ve bugün sanayi müzesi olarak korunduğunu belirtir. Gölün kendisi ise bugün Terkos Barajı adıyla şehrin su kaynakları listesinde duruyor ve hizmete giriş yılı olarak hala 1883 yazılıyor.

Anadolu yakasının şirketi ve Elmalı

Anadolu yakası da aynı yıllarda kendi şirketine kavuştu. İSKİ'nin anlatımına göre 1888'de Üsküdar Kadıköy Su Şirketi kuruldu ve 1893'te Elmalı Deresi üzerinde ilk Elmalı Barajı'nı yaptı. Anadolu Hisarı'ndan Bostancı'ya kadar uzanan kıyıya şebeke döşendi. Barajın suyunu arıtacak bir tesis, bir terfi merkezi, Bağlarbaşı'na uzanan bir isale hattı ve Bağlarbaşı Su Deposu da yine bu şirketin işiydi. Çavuşbaşı Çayı üzerindeki Elmalı 2 Barajı ise 1950'de eklendi. Bugün iki baraj birlikte şehrin en küçük kaynaklarından biridir, ama İstanbul'da baraj kelimesinin ilk karşılığı burasıdır.

Hamidiye Suyu ve Cendere'deki istasyon

Basınçlı şebekeler kurulurken kaynak suları da büyümeye devam etti. İSKİ'nin tarihçesi bunların en önemlisi olarak Sultan II. Abdülhamid döneminde yapılan Hamidiye Suyu'nu anar. Kemerburgaz'daki membalardan alınan bu su Beyoğlu çevresindeki kışlalara, saraylara ve elli kadar çeşmeye veriliyordu. Tarih konusunda kaynaklar biraz ayrışır; İSKİ sistemin tarihini 1904 olarak verirken, istasyonu anlatan kaynaklar Cendere'deki pompa binasının 1902'de çalışmaya başladığını yazar.

Cendere Hamidiye Pompa İstasyonu, haznelerde toplanan kaynak suyunu şehre basmak için Cendere vadisinde kuruldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kütüphane sayfasına göre istasyon, Taksim suyu artan ihtiyaca yetmez olunca inşa edildi ve günde yaklaşık 1.200 metreküp suyu Yıldız Sarayı yolundaki çeşmeler dahil yüz kadar çeşmeye ulaştırdı. Yapı 1990'lara kadar çalıştı, sonra yalnızca birkaç çeşmeye su verir hale geldi. Vikipedi'deki maddeye göre kazanlar İsviçre'de üretilmişti ve 1960'larda buharlı makineler Terkos'taki eski istasyona taşınarak yerlerine elektrikli pompalar kondu. Binanın 33 metrelik tuğla bacası zamanla yıkıldı.

1999 depreminden sonra yapıyı kültür tesisine dönüştürmek için çalışmalar başladı ve restorasyon 2009'da bitti, ama bina uzun süre açılmadı. 24 Ekim 2022'de İBB Miras'ın restorasyonuyla Cendere Sanat adıyla ziyaretçilere açıldı. İçeride sanat ve su kültürü üzerine bir kütüphane, sergi ve etkinlik alanları var. Binanın önündeki ulu çınar, kütüphanenin kendi tanıtımında yaklaşık 390 yaşında olarak anılır.

Arıtmanın başlangıcı ve İstanbul Sular İdaresi

Göl suyu şehre verilmeden önce temizlenmeliydi. İSKİ'ye göre 1926'da Kağıthane sırtlarında İstanbul'un ilk su arıtma tesisi kuruldu ve su ilk kez arıtılıp klorlandıktan sonra şebekeye verildi. Kağıthane bugün de şehrin en büyük arıtma noktalarından biridir; tesis Alibey Barajı ve Terkos'tan gelen suyu arıtıp Avrupa yakasının merkez ilçelerine dağıtır.

Şirketler döneminin sonu 1930'larda geldi. Terkos Şirketi İstanbul Belediyesi tarafından satın alındı ve 27 Mayıs 1933 tarihli 2226 sayılı kanunla İstanbul Sular İdaresi kuruldu. İdare belediyeye bağlı ama kendi tüzel kişiliği olan bir kurum olarak düzenlendi. Bu dönemde Terkos terfi merkezi ile Kağıthane arıtma tesisinin kapasitesi artırıldı, buharla çalışan pompalar yerine elektrikli pompalar kuruldu. Terkos ile Silahtarağa arasına bir enerji hattı çekildi, Çırpıcı'da artezyen kuyuları açıldı ve orada da bir terfi merkezi kuruldu.

Barajlar çağı

Nüfus hızla büyüdükçe göl ve kaynak suları yetmez oldu ve İstanbul barajlar çağına girdi. İSKİ'nin listesine göre Ömerli Barajı ve Alibey Barajı 1972'de, Şile'deki Darlık Barajı ve Büyükçekmece Barajı 1989'da hizmete girdi. Ömerli bugün de yıllık verimiyle şehrin en büyük kaynağıdır ve Anadolu yakasının neredeyse tamamı ondan su alır. Büyükçekmece'de ise gölün denizle bağlantısı kesilerek bir baraj gölü oluşturuldu. 1981'de İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi, yani İSKİ kuruldu ve 1984'te büyükşehir belediyesi bünyesine alındı.

1990'larda su arayışı Trakya'nın derinlerine uzandı. Istranca derelerinde Düzdere, Kuzuludere, Büyükdere, Sultanbahçedere ve Elmalıdere barajları 1995 ile 1997 arasında tamamlandı. Kazandere 1997'de, Pabuçdere 2000'de açıldı. İSKİ'nin anlatımına göre bu iki baraj 2.507 metre uzunluğunda bir tünelle birbirine bağlandı ve Kazandere'nin fazla suyu Pabuçdere'ye aktarıldı. Sazlıdere Barajı ise 1998'de Küçükçekmece Gölü'nün yakınında hizmete girdi.

Boğaz'ın altından gelen su

Son büyük adım doğudan geldi. 2004'te Şile'nin ötesindeki Göksu ve Çanak derelerinden su alan Yeşilçay regülatörleri devreye girdi. 2007'de Düzce ile Sakarya sınırındaki Melen Çayı'ndan ilk su geldi; İSKİ'ye göre ilk aşamada yılda 268 milyon metreküp, ikinci aşamadan sonra yılda 575 milyon metreküp su alınabiliyor. Melen suyunu Avrupa yakasına taşımak için Boğaz'ın altından bir tünel açıldı. Vikipedi'deki maddeye göre Boğaziçi Su Tüneli Sarıyer ile Beykoz arasında, yüzeyin yaklaşık 135 metre altından geçen, 5,5 kilometre uzunluğunda bir yapıdır. Terkos'taki altı buharlı pompadan başlayan hikaye böylece iki kıtayı yer altından bağlayan bir boruya ulaşmış oldu.

Bu tarihi bugün nerede görürsünüz

En kolay durak Cendere Sanat'tır. Bina Sarıyer'de, Huzur Mahallesi'nde, Cendere Caddesi üzerindedir ve kemerli büyük cephesi, taş çerçeveli pencereleri ve tuğla gövdesiyle bir sanayi yapısının nasıl yeniden kullanılabileceğini gösterir. Kütüphane sayfasına göre pazartesi günleri kapalıdır; saatleri ve sergi programını gitmeden önce resmi sayfadan kontrol edin. Bahçedeki çınarın altında biraz oturup binanın simetrisine bakmak, burada bir zamanlar kazanların çalıştığını hayal etmek için yeterlidir.

İkinci durak Terkos'tur. Gölün kıyısındaki eski pompa istasyonu, İSKİ'nin anlatımına göre sanayi müzesi olarak korunuyor; ziyaret koşulları zaman zaman değiştiği için yola çıkmadan önce İSKİ'den bilgi alın. Göl ve çevresindeki ormanları anlatan bir gezimiz de var, aynı günü ona bağlayabilirsiniz.

Barajları görmek için en uygun yerler Ömerli ve Büyükçekmece'dir. Ömerli Barajı'nın gölü Çekmeköy ile Şile arasındaki ormanların içinde uzanır; kıyıları içme suyu koruma alanı olduğu için yalnızca yolun izin verdiği noktalardan bakılır ve alandaki uyarı levhalarına uyulur. Büyükçekmece Gölü ise sahil yoluna yakınlığıyla şehirden en kolay ulaşılan su kaynaklarından biridir.

Pratik notlar

Bu yazıdaki yerlerin çoğu birbirinden uzaktır, hepsini tek günde gezmeye çalışmayın. Cendere'yi şehir içindeki bir öğleden sonraya, Terkos'u bir hafta sonu kuzey gezisine, Büyükçekmece'yi batı kıyısı rotasına eklemek daha akıllıcadır. Su tesislerinin çoğu koruma alanındadır; tel örgüleri, uyarı levhalarını ve fotoğraf yasaklarını ciddiye alın. Ve bir dahaki sefere musluğu açtığınızda, o suyun Istranca'dan, Ömerli'den ya da Melen'den gelmiş olabileceğini hatırlayın.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz