Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Hititlerden İyonya'ya İzmir'in En Eski İzleri

İzmir'in tarihi çoğu zaman Smyrna, Efes ve Bergama ile anlatılır. Bu yazı o büyük adların öncesine ve kenarına bakıyor.

Radar TürkiyeRadar Türkiye15 Ekim 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Hititlerden İyonya'ya İzmir'in En Eski İzleri

İzmir'in tarihi çoğu zaman Smyrna, Efes ve Bergama ile anlatılır. Bu yazı o büyük adların öncesine ve kenarına bakıyor. Bornova Ovası'nın altında sekiz bin yılı aşkın bir köy, Kemalpaşa'da bir ova kenarında bin yıldan uzun süre yaşanmış bir başka köy, Karabel Geçidi'nde bir kayaya oyulmuş Tunç Çağı kralı, Gediz'e bakan bir tepede Aiolların surları ve Ürkmez'de küçük bir yarımadaya sığmış bir İyon kenti. Hepsi bugünkü İzmir il sınırları içinde, hepsi bir günlük yolculukla görülebilir ve hiçbiri kalabalık değil. Sıra, aşağı yukarı zamanın sırasıdır.

Yeşilova, İzmir'in ilk köyü

Hikaye Bornova'da, bugünkü ova yüzeyinin metrelerce altında başlar. Yeşilova Höyüğü 2003'te tesadüfen bulundu; Buca'daki bir park için bölgeden taşınan toprağın içinde arkeolojik parçalar fark eden bir resim öğretmeni onları İzmir Arkeoloji Müzesi'ne teslim etti, toprağın nereden geldiği araştırılınca höyüğün yeri ortaya çıktı. Kazılar İzmir'in bilinen tarihini sekiz bin beş yüz yıl öncesine taşıdı.

Burada yaşayan ilk topluluk sellere ve yangınlara rağmen yerleşimi en az bin yıl boyunca bırakmadı, köyünü sekiz kez yeniden kurdu. Neolitik katın en üst evresinde, taş temeller üzerinde avluya bakan dikdörtgen evler yapıldı. Kazılarda kil parçaları üzerinde kadın ve çocuk parmak izleri, bir balta atölyesi, dokuma tezgahı ağırlıkları ve deri işlemede kullanılan aletler bulundu. Midye ve başka deniz ürünlerinin kalıntıları, kıyının o dönemde bugünkünden çok daha yakın olduğunu ve ilk İzmirlilerin denizden beslendiğini gösteriyor. Yerleşim MÖ 5700 dolaylarında bir yangın ve ardından gelen sert bir selden sonra terk edildi.

Bugün höyükte Bornova Belediyesi'nin ziyaretçi merkezi var. Kazı başkanı Zafer Derin, merkezin yılda yirmi binden fazla ziyaretçi ağırladığını ve ziyaretçinin burada arkeologlar eşliğinde karşılandığını söylüyor. Çocuklar için hazırlanan eğitim programları merkezin en bilinen yanı. Yakındaki Yassıtepe'de süren kazılarda da beş bin yıllık özel kaplar bulundu; kazı ekibi burayı İzmir'in kentleşmesinin başladığı yer olarak tarif ediyor.

Ulucak, bin yıl aralıksız yaşanan köy

Bornova'dan Ankara yoluna çıkıp Kemalpaşa'ya doğru ilerlerseniz Nif Ovası'nın kenarında Ulucak Höyüğü'ne varırsınız. Burası İzmir sınırları içinde bilinen ilk çiftçi köy yerleşimlerinden biri. Sistematik kazılar 1995'te başladı, 2009'dan beri Özlem Çevik başkanlığında sürüyor. Radyokarbon tarihleri en derindeki Neolitik evrenin MÖ 7040 ile 6660 arasına uzandığını gösteriyor ve kazı başkanı yerleşimin bin yüz elli yıl boyunca aralıksız iskan edildiğini vurguluyor.

Ulucak'ı ilginç kılan, Neolitik yaşam biçiminin Anadolu'dan Ege'ye ve Avrupa'ya nasıl yayıldığı sorusuna verdiği ipuçları. En alttaki evrede kırmızı boyalı kireç tabanlar bulundu; bu teknik Suriye, Levant ve Orta Anadolu'da bilinen bir gelenek. Bir üst evrede ahşap direklerin arası dal örgüyle doldurulup kille sıvanmış evler, daha yukarıda ise taş temelli kerpiç evler var. Buradaki çiftçiler tek sıralı buğday ve altı sıralı arpa ekiyor, koyun, keçi ve domuz besliyor, en çok geyik avlıyordu. 2022 kazılarında neredeyse her evde bulunan mühürler, ağırşaklar ve tezgah ağırlıkları, kazı ekibinin Ulucak'ı Ege'nin en eski dokuma merkezlerinden biri olarak tanımlamasına yol açtı. Bir başka sezonda ise yan yana bulunan, boyları üç ile on santim arasında değişen beş kil figürin dikkat çekti.

Höyük kazı alanıdır; düzenli bir ziyaretçi düzeni yoktur. Kazı sezonu dışında yoldan bakmak ve çevresini görmek mümkün, ama buluntuları görmek için İzmir'deki müzeleri ve kazı ekibinin duyurularını takip etmek gerekir.

Karabel, bir Tunç Çağı kralının imzası

Kemalpaşa'dan Torbalı'ya giden yol, Bozdağlar kütlesinin en batı ucundaki Nif Dağı ile doğuya uzanan sıralar arasındaki Karabel Geçidi'nden geçer. Geçidin güneye bakan bir yamacında, yaklaşık iki buçuk metreye bir buçuk metrelik bir nişin içinde, bir elinde mızrak, öbür elinde yay tutan bir erkek figürü kayaya oyulmuştur. Başı ile mızrağı arasındaki aşınmış Luvi hiyeroglif yazıtı uzun süre okunamadı. Hititolog David Hawkins 1998'de yazıtı Mira ülkesi kralı Tarkasnawa'nın adıyla, babası Alantalli ve dedesiyle birlikte okudu. Mira, Hititlere bağlı bir krallıktı ve kabartma MÖ 13. yüzyılın sonlarına tarihleniyor.

Anıtın bir başka ünü de Herodot'tan gelir. Tarihçi, İyonya'da yol kenarlarında kayaya oyulmuş, mızrak ve yay taşıyan iki figürden söz edip onları Mısır kralı Sesostris'e bağlamıştı; Karabel'in bu figürlerden biri olabileceği uzun süre tartışıldı. Kabartmanın yaklaşık yüz metre kuzeyinde benzer bir ikinci kabartma ve iki yazıt daha vardı; 1977 ile 1982 arasındaki yol çalışmalarında yok oldular. Ayakta kalan kabartma ise son yıllarda definecilerin saldırısına uğradı ve alt yarısı büyük ölçüde zarar gördü.

Kabartma yoldan merdivenle çıkılan bir noktadan görülür. Işık sabah saatlerinde daha yumuşak; aşınmış yüzeyde figürün çizgisini seçmek için gölgenin yandan düştüğü saatleri seçin. Kayaya dokunmayın, nişe tırmanmayın. Çevredeki mesire alanı kısa bir mola için uygun.

Larisa, Gediz'e bakan Aiol kalesi

Menemen'in Buruncuk köyü yanındaki tepede, antik adıyla Hermos olan Gediz Irmağı'na bakan Larisa vardır. Antik kaynaklar onu doğu Ege kıyısındaki on iki Aiol kentinden biri olarak sayar. Ksenophon, Pers kralı Kyros'un buraya Mısırlı askerlerden bir koloni yerleştirdiğini ve Spartalı komutan Thibron'un kenti kuşattığı halde alamadığını anlatır.

İlk kazılar 1902'de İsveçli ve Alman arkeologlarla başladı ve dört sezon boyunca daha çok akropole odaklandı; buluntuların bir kısmı Stockholm ve İstanbul müzelerine, Arkaik dönem buluntuları İzmir Arkeoloji Müzesi'ne gitti. 2010'dan beri Turgut Saner yürütücülüğünde bütün Buruncuk sırtında mimari yüzey araştırması yapılıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde 2021'de tamamlanan bir doktora tezine göre yerleşim izleri Neolitik döneme, en erken mimari kalıntılar Erken Tunç Çağı'na uzanıyor; bugün görülen yapılar ise ağırlıkla MÖ 7. ile 4. yüzyıllar arasından. Batıdaki tepede saraylar, bir tapınak ve megaronla akropol, doğudaki tepede bir kale, aradaki düzlükte tarım terasları var. MÖ 3. yüzyıldan sonraya ait iz bulunmadığı için kentin o dönemde terk edildiği düşünülüyor. Tez, Larisa'yı Pers egemenliği altındaki bir Anadolu kentinin nasıl kurulduğunu gösteren az bulunur bir örnek olarak değerlendiriyor.

Menemen'e banliyö treniyle gitmek mümkün, ama Buruncuk'a ve tepeye çıkmak için araç gerekir. Alan kazı sonrası bırakılmış bir örenyeridir; patika ve tabela beklemeyin, sağlam ayakkabı giyin. Tepeden Gediz Ovası'nın açılan manzarası, kentin neden burada kurulduğunu tek bakışta anlatır.

Lebedos, terkedilmiş köy diye anılan İyon kenti

Rotanın son durağı güneyde, Seferihisar'ın Ürkmez kıyısındaki Kısık Yarımadası. Lebedos, on iki kentten oluşan İyon Birliği'nin üyelerinden biriydi. Antik anlatılara göre kenti Atina kralı Kodros'un oğullarından biri kurdu; kaynaklar bu oğlun adı konusunda ayrışır. Yarımada yüz yetmiş beş metre uzunluğunda, alçak ve kayalık bir burun; ana karaya iki yüz metre kadar genişlikte bir kıstakla bağlanıyor. İyi bir limanı ve geniş bir art bölgesi olmayan Lebedos, Kolophon ve Teos gibi güçlü komşularının gölgesinde kaldı ama maden suyu kaynaklarıyla ünlüydü.

Kentin sonraki tarihi iniş çıkışlarla dolu. Lysimakhos MÖ 292'de halkını Efes'e taşıdı, yine de kent yaşamayı sürdürdü ve bir süre Ptolemais adıyla anıldı. Romalı şair Horatius onu ıssız, küçük bir kasaba olarak anar. Roma döneminde Teos'tan uzaklaştırılan oyuncu birliği buraya yerleşince Lebedos bir kez daha canlandı. 2004'te yarımadada bulunan işlenmiş küçük bir obsidyen yongası, yerleşimin çok daha eskiye, belki Neolitik Çağ'a uzanabileceğini düşündürüyor.

Lebedos'ta henüz kazı yapılmadı. Yarımadayı çevreleyen surların kalıntıları ayakta; 2017 ile 2019 arasındaki yüzey araştırmalarında Attika'dan gelmiş siyah firnisli seramik parçaları bulundu. Ziyaret için kıyıdan yarımadaya yürümek ve surların çizgisini izlemek yeterli. Yaz aylarında Ürkmez kalabalıklaşır; sabah erken ya da ilkbahar ve sonbaharda gelmek alanı daha sakin görmenizi sağlar.

Nasıl birleştirilir

Bu beş yeri tek günde görmek zor. Bornova ile Kemalpaşa'yı birleştiren bir gün Yeşilova, Ulucak ve Karabel'i kapsar; Menemen ile Seferihisar ise kentin karşı uçlarında olduğu için ayrı günlere uygun. Yeşilova'nın ziyaret günlerini ve saatlerini Bornova Belediyesi'nin duyurularından kontrol edin. Örenyerlerinin çoğu açık arazidir; yanınıza su, şapka ve rahat ayakkabı alın, yaz öğle saatlerinden kaçının. Gördüğünüz parçaları yerinde bırakın; bu alanların çoğu tam da sessiz oldukları için korunmaya muhtaç.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz