
Çanakkale Seramiği, Alaca Tabaklardan At Başlı Testilere
Çanakkale'ye gelen biri kentin adını çoğu zaman Boğaz'daki kalelerle açıklar. Oysa adın ikinci yarısı toprakla ilgilidir.
Kültür-sanat rehberleri, etkinlik önerileri ve şehirden hikayeler.

Çanakkale'ye gelen biri kentin adını çoğu zaman Boğaz'daki kalelerle açıklar. Oysa adın ikinci yarısı toprakla ilgilidir.

Felsefe tarihi kitaplarının çoğu aynı yerden başlar: Ege kıyısında, bugün Aydın'ın Didim ilçesine bağlı Balat'ın yanı başındaki Milet'ten. MÖ 6.

Bugün Milet'in tiyatrosunun en üst basamağına çıkıp batıya bakan biri ufukta deniz görmez. Önünde pamuk tarlaları, sulama kanalları ve sazlıklarla örtülü düz bir ova uzanır.

Kırklareli'nin kuzeydoğu ucunda, Bulgaristan sınırına birkaç adım mesafede, kışın tabanı suyla kaplanan bir orman var.

İstanbul'dan Edirne'ye giden eski yolun Kırklareli'nden geçen bölümünde, birkaç kilometre arayla üç büyük taş köprü durur.

Yalova'nın güneyinde, Samanlı Dağları'nın ormanlı yamacına sokulan dar bir vadide yerden sıcak su çıkar.

Yalova'yı çoğu kişi kaplıcaları, körfez kıyısı ve İstanbul'a yakınlığıyla tanır. Oysa kentin adı Osmanlı kitap tarihinde de geçer: devletin bilinen ilk kağıt imalathanesi on sekizinci yüzyılın ortasında burada kuruldu.

Sorgun'un güneydoğusunda, Kanak Suyu havzasının düzlüğünde yükselen Alişar Höyüğü bugün sessiz bir tepedir; çevresinde tarlalar uzanır, ziyaretçi altyapısı yoktur.

Yozgat'ı tanımanın en kestirme yolu sofrasına oturmaktır. İl, Bozok yaylası denen yüksek ve geniş bir bozkırın ortasında durur; kışı uzun ve sert, yazı kısa ve kurudur.

Safranbolu adını bir çiçekten alır. Bu çiçeğin kırmızı tepecikleri yüzyıllarca kentin yemeklerini sarıya boyadı, tatlılarına kokusunu verdi.

Safranbolu'ya ilk kez gelen biri evlere önce bir resim gibi bakar. Yamaca dizilmiş beyaz cepheler, koyu ahşap çerçeveler, kiremit saçaklar ve sokağa doğru taşan üst katlar tek bir manzara oluşturur.

Ordu'da yaz, kıyıdan çok yukarıda yaşanır. Sahil kentinin hemen arkasında yükselen dağlar, bin metreyi aşan yüksekliklerde geniş çayırlara, ormanla çevrili düzlüklere ve dağınık obalara açılır.

Ordu'da sofra, kentin coğrafyasını okumanın en kolay yoludur.

Konya'nın Selçuklu yapılarına girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken çoğu zaman taş değil renktir.

Konya'ya trenle ya da karayoluyla yaklaşırken pencereden görülen manzara, kentin sofrasını da anlatır. Ufka kadar uzanan düz ve geniş bir ova, hasattan sonra sarıya kesen tarlalar, aralarda otlayan koyun sürüleri.

Trabzon'u yalnızca sahil yolundan tanıyan biri kentin yarısını görmemiş sayılır.

Trabzon'da sofra denizle dağın arasında kurulur. Bir yanda kışın kıyıya vuran hamsi, öbür yanda yaylada otlayan hayvanların sütünden çıkan tereyağı ve peynir, ikisinin ortasında da yamaçlarda yetişen mısır vardır.

Her yaz başında Edirne'nin kuzeyindeki Sarayiçi'nde davul ve zurna sesi yükselir, yağlanmış pehlivanlar çimenli meydana çıkar.

Edirne'ye gelen birinin ilk sorusu çoğu zaman aynıdır: ciğer nerede yenir? Soru haklıdır, çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Edirne broşürü de kentin akla gelen ilk lezzetini tava ciğer olarak tanımlar.

Erzurum'da Taşhan'ın avlusuna adım attığınızda vitrinlerde sıra sıra dizilmiş siyah ve parlak taşlar görürsünüz. Bu taşın adı yöreden yöreye değişir; kimi Oltu taşı der, kimi Erzurum taşı, kimi de siyah kehribar.

Erzurum'a kışın gelen biri önce soğuğu, sonra sofrayı hatırlar.

Akarçay denize ulaşmayan bir ırmaktır. Afyonkarahisar'ın batısındaki yüksek yerlerden doğar, kentin ortasından geçer, doğuya dönüp geniş bir ovayı aşar ve yolculuğunu Bolvadin ile Çay arasındaki Eber Gölü'nde bitirir.

Afyonkarahisar'ı yolu düşen herkes önce ağzındaki tatla hatırlar.

Adana'yı yalnızca kebabı, sıcağı ve geniş caddeleriyle tanıyan biri, Taşköprü'nün batı ucundan birkaç adım yukarı çıktığında bambaşka bir şehirle karşılaşır.