Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Çanakkale Seramiği, Alaca Tabaklardan At Başlı Testilere

Çanakkale'ye gelen biri kentin adını çoğu zaman Boğaz'daki kalelerle açıklar. Oysa adın ikinci yarısı toprakla ilgilidir.

Radar TürkiyeRadar Türkiye4 Kasım 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Çanakkale Seramiği, Alaca Tabaklardan At Başlı Testilere

Çanakkale'ye gelen biri kentin adını çoğu zaman Boğaz'daki kalelerle açıklar. Oysa adın ikinci yarısı toprakla ilgilidir. Dokuz Eylül Üniversitesi'nden Serap Işıkhan'ın makalesi, eski kaynaklarda Kale-i Sultaniye olarak geçen kentin zamanla hem çanak çömlek üretimi hem de kalesi yüzünden Çanakkale diye anılmaya başladığını yazar. Bu yazı o çanak çömleğin izini sürüyor. Önce üretimin nasıl canlandığına, sonra çamura, astara ve sıra, ardından formlara ve hayvan biçimli kaplara bakıyor. Sonunda da bu seramikleri bugün nerede görebileceğinize ve kentte bu mirası nasıl okuyabileceğinize dair öneriler var.

Bir kentin adını taşıyan atölyeler

İstanbul Üniversitesi'nden Belgin Demirsar Arlı ve Şennur Kaya'nın makalesine göre Osmanlı seramik sanatı üç büyük merkezden beslenmiştir. Bunlar İznik, Kütahya ve Çanakkale'dir. Yazarlar Çanakkale'yi öbür ikisinden ayıran şeyin teknikte, biçimde ve desende görülen yalın, halk sanatına yakın tavır olduğunu söyler. Aynı makale bölgede seramik üretiminin Antik Çağ'a uzandığını, Roma ve Bizans dönemlerinde de sürdüğünü anlatır. Beylikler döneminde kurulan atölyeler İznik'le rekabet edemeyip kapanmış, üretim 17. yüzyılın sonundan itibaren yeniden canlanmıştır. Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün Kültür Portalı'ndaki kaydı da araştırmaların Çanakkale seramiğini 17. yüzyıla kadar tarihlendirebildiğini belirtir.

Kent bir liman olduğu için bu kaplar ticaretle Anadolu'nun dışına da taşındı. Işıkhan, 1740'ta kenti gören İngiliz gezgin Richard Pococke'nin buradaki çanak çömleği Hollanda'nın Delft işlerine benzettiğini ve halkın ipek, yelken bezi ve çanak çömlek ticaretiyle geçindiğini yazdığını aktarır. 19. yüzyılın ikinci yarısında çömlekçilik kentin en önemli gelir kaynağıydı. Aynı makaleye göre Şemseddin Sami bu dönemde Çanakkale'de fabrika büyüklüğünde on iki atölye bulunduğunu not eder. Satışlar Kıbrıs, Yunanistan ve Romanya'ya kadar uzanıyordu. 1890'da satılan kapların sayısı bir buçuk milyonu aşmıştı, 1899'da yalnızca dışarıya satılan parça sayısı 1.431.566'ydı ve bunun 389.750'sini Mısır almıştı.

Toprak, astar ve sır

Bu kapların rengini önce toprağı belirler. Işıkhan'ın derlediği bilgilere göre ustalar çamuru, boyayı ve sırı çoğunlukla yöreden sağlıyordu. Gelibolu Yarımadası'nda Eceabat çevresinden sarımsı bir kil çıkarılıyordu, ancak yarımada koruma altına alındığı için bugün oradan kil alınmıyor. Ezine'ye bağlı Akköy'de eski kiremit ocağının bulunduğu yerden kırmızı kil çıkarılırdı. Kent merkezine yakın Jandarma Mevkii'nden ise 1960'lara kadar kil alınmış, o alan zamanla yerleşim yerine dönüşmüştür. Çamur yazın hazırlanır, kışın kullanılırdı. Toprak önce havuzlarda sulandırılıp boza kıvamına getirilir, sonra süzülerek dinlenme havuzuna alınır, güneş suyunu çektikçe yoğrulacak kıvama gelirdi.

Çanakkale kaplarının çoğu kaba kırmızı bir çamurdan yapılmıştır. Bu kırmızı gövdenin üstüne beyaz ya da krem renkli bir astar sürülür, yani ince bir sıvı kil tabakası çekilirdi. Astar kabın rengini değiştirir ve desen için temiz bir zemin oluşturur. Ustalar astarı kabı içine daldırarak ya da üstüne akıtarak uygulardı. Yaş astarın üzerine farklı renkte astarlar akıtılınca kendiliğinden dalgalanan desenler doğar. Hayvan biçimli kaplarda bazen bu astar katmanı kazınarak tüy ya da pul gibi ayrıntılar işlenirdi. Işıkhan'ın aktardığı bir örnekte kaplumbağa biçimli bir kutunun kabuğu balık pulu gibi kazınmıştır. Ebru ya da alaca denen yöntemde ise döndürülen kabın üstüne açıktan koyuya renkli astarlar çizgi halinde sıkılır ve akmaları sağlanırdı. Plastik kaplar yaygınlaşmadan önce bu alaca tabaklar ve kaseler gündelik mutfak kaplarıydı.

Sırda en çok yeşil, kahverengi ve sarı kullanıldı. Kültür Portalı beyaz astarın dışında kullanılan başlıca renkleri koyu kahverengi, Çanakkale yeşili ve Çanakkale sarısı olarak sayar. Işıkhan'a göre eski ustalar dört tür sır kullanmıştır. Bunlar kurşunlu sırlar, borlu sırlar, örtücü beyaz sırlar ve şeffaf renkli sırlardır. Yeşil için göztaşı, bazı tonlar için Biga'daki bakırcılardan alınan bakır tozu ve demir çubukların fırında oksitlenen kabukları sıra katılırdı. 1960'larda kurşun pahalanıp çömlek tüketimi azalınca atölyeler kurşun yerine boraksa yöneldi. Boraks parlak bir yüzey veriyordu ama nemle pul pul dökülüyordu.

Desen nerede yapılıyordu

19. yüzyılın ikinci yarısından kalan pek çok kapta desenin sırın üstüne boyandığı görülür. Işıkhan bu konuda seramik sanatçısı ve akademisyen Erdinç Bakla'nın ilginç bir gözlemini aktarır. Bakla'ya göre kapların çoğu atölyeden desensiz çıkıyor, desenleri Saat Kulesi Meydanı'ndaki yirmi kadar satış dükkanı yağlı boyayla yapıyordu. Bu yüzden o desenler zamanla kuruyup dökülürdü. Saat Kulesi'nin önünden geçerken bu bilgiyi hatırlamak, kentin çarşısını eski seramik pazarı olarak görmenizi sağlar.

Daha erken örneklerde desen sırın altındadır. Işıkhan, 18. yüzyıl ve 19. yüzyılın ilk yarısına ait kapların stilize ve etkileyici kompozisyonlarla ileri bir sanat görüşüne işaret ettiğini yazar. En ustalıklı desenler sayıca daha bol olan çukur tabaklarda görülür. Krem astar üzerine kahverengi, mor, turuncu, sarı ve mavi tonlarla, çoğunlukla tek fırça darbesiyle çizilen bu desenlerde yelkenli gemiler, köşkler, balıklar ve zürafa gibi hayvanlar yer alır. Kültür Portalı da tek fırça olarak bilinen bu özgün desenlerin duvar tabaklarında yaygın olduğunu, yelkenli, balık ve eski evlerin sık kullanıldığını belirtir. Işıkhan'ın Gönül Öney'e dayanan notuna göre bugüne kadar Çanakkale işi bir duvar çinisi bulunamamıştır.

At başlı testiler ve hayvan biçimli kaplar

Çanakkale seramiğini bir bakışta tanıtan şey biçimleridir. Kültür Portalı at ve ördek başlı testileri, simit testisini, kaseleri ve çanakları bu seramiğin en karakteristik formları olarak sayar. Işıkhan'ın sınıflamasında testilerin içinde kuş başlı şişman gövdeliler, ağzı at başı biçiminde olanlar, boynu kanatlı ya da ayaklı olanlar ve halka gövdeli simit testileri vardır. Gövdeler sık sık barbotin denen teknikle, yani gövdeye yapıştırılan kabaralar, çiçekler ve rozetlerle süslenir. Küpler, kapaklı kaseler, şekerlikler, vazolar ve mangallar da bu atölyelerden çıkar.

19. yüzyılın ortasından sonra hayvan biçimli kaplar çoğalır. Arlı ve Kaya aslan, at, deve, ayı ve hatta kanguru biçimli kapların bazen yalnızca biblo, bazen kutu ya da şekerlik olarak kullanıldığını anlatır. Bu kaplarda oranlar bilerek bozulmuştur. Yazarlar bunu kimi zaman ustaların hızlı ve pratik çalışmasına, kimi zaman komik bir etki yaratma isteğine bağlar. Diz çökmüş deve biçimli su kaplarında gövde iri, bacaklar ise orantısız kısadır.

Makalenin en çarpıcı fikri bu biçimlerin çok eski bir geleneğin uzantısı olabileceğidir. Yazarlar 19. yüzyılda Çanakkale'de yapılmış yılan kabartmalı iki kulplu bir kabın, Assos antik kentinde bulunmuş bir kapla şaşırtıcı biçimde benzeştiğini aktarır. Gagalı ağızlı testiler, halka gövdeli testiler ve hayvan başlı emzikler Anadolu'daki kazılardan da bilinir. Kayseri yakınındaki Kültepe'de bulunan ve emziği hayvan biçiminde olan bir testi buna örnek gösterilir. Yazarlara göre bu süreklilik, üretimin resmi sanattan bağımsız olarak ustadan çırağa aktarılmasıyla açıklanabilir.

Atölyeler neden kapandı

20. yüzyılın başından itibaren atölyeler birer birer azaldı. Işıkhan bunun birkaç nedenini sayar. Ucuz plastik kaplara talep arttı, Türklerle birlikte Rum ve Ermeni ustaların da çalıştığı atölyeler ücretleri ödeyemez hale geldi. Arlı ve Kaya, 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde göç eden ustaların bu geleneği bazı Ege adalarına taşıdığını ve orada yaşattığını da belirtir. Kentte direnen son atölye 1965 dolaylarında, fazla duman çıkardığı gerekçesiyle şehir dışına taşınmak zorunda kaldı. Müşterisini de kaybeden atölyeler böylece kapandı. Kültür Portalı'ndaki Çan ilçe sayfası da 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başında Çanakkale seramiklerinin kalitesinde bir düşüş yaşandığını, buna karşın koleksiyoncuların ve müzelerin ilgisini koruduğunu yazar.

Bugün yeniden üretmek

Geleneği yaşatmak için akademik çalışmalar sürüyor. Işıkhan'ın makalesi, 2012 ile 2014 arasında Dokuz Eylül Üniversitesi'nde yürütülen bir projenin sonuçlarını aktarır. Proje ekibi tarihi kapların bej rengine yakın bir bünye elde etmek için farklı çamur karışımları denedi, astarları daldırma ve akıtma yöntemiyle uyguladı ve renk veren oksitlerle sır reçeteleri hazırladı. Denemelerden biri 19. yüzyıl sonuna ait aslan biçimli bir kaptaki yeşil sırlı uygulamaya çok yakın bir sonuç verdi. Makalenin vardığı sonuç açıktır. Tarihi Çanakkale seramikleri bugünün teknolojisiyle yeniden üretilebilir ve yeni tasarımlarla sürdürülebilir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesinde de Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi bulunuyor.

Arlı ve Kaya, 2014 itibarıyla kentte geleneksel anlamda seramik üreten birkaç atölyenin kaldığını yazar. Kent merkezinde, Çanakkale seramiğini temsil eden büyük boyutlu at başlı bir testi heykeli de bulunuyor. Yazarlar ayrıca bu formların ressam Feyhaman Duran'ın natürmortlarına girdiğini ve çağdaş Türk seramik sanatçılarının işlerinde at başlı testilerin ve yuvarlak gövdeli kapların yeniden yorumlandığını belirtir.

Bu seramikleri nerede görebilirsiniz

Çanakkale seramiğinin tarihi örnekleri bugün farklı kentlerdeki koleksiyonlara dağılmıştır. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, bu seramiklerin tarihsel serüvenini yansıtan koleksiyonlardan birinin Antalya Kaleiçi'ndeki Suna ve İnan Kıraç Müzesi'nde olduğunu yazar. Arlı ve Kaya'nın makalesindeki örnekler İstanbul Üniversitesi Feyhaman Duran Kültür ve Sanat Evi koleksiyonundan, İstanbul'daki Çinili Köşk Müzesi'nden ve Ankara Etnografya Müzesi'nden de gelir. Bu müzelerden birine yolunuz düşerse vitrinlerde at başlı testileri, alaca tabakları ve hayvan biçimli kutuları aramayı unutmayın. Kapağımızdaki fotoğraf da Atina'daki Benaki Müzesi'nde sergilenen Çanakkale işi kapları gösteriyor.

Çanakkale'de bu mirası okumak için birkaç öneri verebiliriz. Kent merkezinde Saat Kulesi çevresinde yürürken eski satış dükkanlarının burada olduğunu düşünün. Bir seramik satıcısında at başlı ya da ördek başlı bir testi gördüğünüzde, kabın kırmızı çamurdan mı yapıldığına, astarın akıtılarak mı sürüldüğüne ve desenin sırın altında mı üstünde mi olduğuna bakın. Kabın dibine bakmak çoğu zaman çamurun rengini gösterir. Güncel atölye ve sergi bilgisini İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden ve üniversitenin araştırma merkezinden öğrenebilirsiniz. Bir testiye bakarken onun Boğaz'ın kıyısında, yöreden çıkarılan toprakla ve ustadan çırağa geçen bir bilgiyle yapıldığını hatırlarsanız, kentin adının neden çanakla başladığını da kendiliğinden anlarsınız.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz