Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Kırkpınar, Altı Asırlık Er Meydanı

Her yaz başında Edirne'nin kuzeyindeki Sarayiçi'nde davul ve zurna sesi yükselir, yağlanmış pehlivanlar çimenli meydana çıkar.

Radar TürkiyeRadar Türkiye19 Ekim 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Kırkpınar, Altı Asırlık Er Meydanı

Her yaz başında Edirne'nin kuzeyindeki Sarayiçi'nde davul ve zurna sesi yükselir, yağlanmış pehlivanlar çimenli meydana çıkar. Kırkpınar, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın deyişiyle Türkiye'nin en uzun soluklu kültür ve spor organizasyonudur ve 2010'da UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne girmiştir. Bu yazı güreşin efsanesini, er meydanının değişen yerini, kıspetten altın kemere kadar geleneğin öğelerini ve bugün Kırkpınar'ı görmek isteyen birinin bilmesi gerekenleri anlatıyor.

Kırk yiğit ve bir pınar

Kırkpınar'ın adı bir efsaneye dayanır. Bakanlık broşüründe anlatılan en yaygın rivayete göre Orhan Gazi'nin Rumeli seferleri sırasında oğlu Süleyman Paşa kırk askerle Domuzhisar'ı ele geçirir. Öncü birlik dönüşte bugün Yunanistan topraklarında kalan Samona'da mola verir ve kırk yiğit burada güreşe tutuşur. Adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeş saatlerce yenişemez.

Hikayeye göre aynı ikili daha sonra bir Hıdrellez günü Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında yeniden güreşir. Bütün gün süren mücadele gece mum ve fener ışığında da devam eder; iki pehlivan sonunda yorgunluktan oldukları yerde can verir. Arkadaşları onları bir incir ağacının altına gömer. Yıllar sonra aynı yere gelenler mezarların bulunduğu yerde gür bir pınar görür ve halk o yöreye Kırkpınar adını verir. Rivayetin tarihi kaynaklara göre değişir; Vikipedi maddesi 1346 yılını anarken, TDV İslam Ansiklopedisi'nin Güreş maddesi geleneği Orhan Bey dönemine ve Süleyman Paşa'yla Rumeli'ye geçen kırk yiğide bağlar.

Panayırdan er meydanına

Kırkpınar başlangıçta bir panayırın parçasıydı. TDV'nin Güreş maddesine göre Osmanlı döneminde saray dışındaki güreşler çoğunlukla panayırlarda, bayram ve düğün şenliklerinde yapılırdı ve panayır güreşlerinin en önemlisi Kırkpınar'dakiydi. Vikipedi maddesi Kırkpınar panayırının üç gün sürdüğünü, hayvan ve çeşitli eşyanın alınıp satıldığını, güreşin yanında at yarışı ve yaya koşusu da düzenlendiğini anlatır.

Asıl Kırkpınar çayırı, Vikipedi'deki tarife göre Edirne'yi Ortaköy'e bağlayan yol üzerinde, Simavina ile Sarı Hızır köyleri arasında çimenlik bir yerdi. Balkan Savaşları'ndan sonra bu yer sınırın öte yanında kaldı ve güreşler bir süre Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki Virantekke denilen çayırda yapıldı. Savaş yıllarında güreşlerin yapılamadığı dönemler oldu. Vikipedi maddesine göre Cumhuriyet döneminin ilk Kırkpınar güreşleri 1924 baharında Sarayiçi'nde düzenlendi; o günden bu yana er meydanı Sarayiçi'ndedir.

Sarayiçi, Tunca'nın iki kolu arasında kalan bir adadır. Kültür Portalı'na göre burada II. Murad zamanında yapımına başlanan ve Fatih döneminde tamamlanan Edirne Yeni Sarayı yükseliyordu. Saraydan bugün yalnızca kalıntılar ve birkaç yapı kaldı; ama adanın çayırları yaklaşık bir asırdır güreşe ev sahipliği yapıyor. Turkish Archaeological News'in aktardığına göre adaya hala kullanılan taş köprülerle geçilir; bunlardan biri Kanuni ya da Saray Köprüsü adıyla bilinir.

Ağa, kuzu ve kırmızı dipli mum

Kırkpınar'ı öteki güreşlerden ayıran ilk öğe ağalıktır. TDV'nin anlatımına göre güreşler Kırkpınar ağası denilen bir düzenleyici tarafından yapılır. Güreşin son günü meydancılardan biri kucağında bir kuzuyla seyircilerin önünde dolaşır; kuzuya en yüksek fiyatı veren kişi ertesi yılın ağası olur. Ağa mart başından itibaren pehlivanlara, konuklara ve seyircilere çağrıda bulunur.

Vikipedi maddesi eski ağaların görevini daha ayrıntılı anlatır: pehlivanları güreşe çağırmak, gelen konukları ağırlamak, yemek ve yatacak yer sağlamak, güreşin örf ve adete uygun yapılmasını gözetmek ve ödülleri vermek. Bugün masrafların büyük bölümü belediyelerce karşılanıyor, ama ağalık geleneği sürüyor. UNESCO'nun tanımına göre her festival, kırk davul zurna takımının çaldığı bir törenle ağa tarafından açılır ve altın kemer kentte bir alayla dolaştırılır.

Kırkpınar'ın davet simgesi kırmızı dipli mumdur. Vikipedi maddesine göre eskiden şehir ve köylerdeki kahvelere bu mumlar asılır, halk böylece Kırkpınar'a çağrılırdı.

Kıspet, yağ ve peşrev

Yağlı güreşin en tanınmış giysisi kıspettir. Bakanlık broşürü kıspeti manda, dana ve malak derisinden özel işlemlerle hazırlanan, ince işçilik isteyen ve Edirne'ye özgü bir el sanatı olarak tanımlar. Vikipedi maddesi parçalarını sayar: bel kısmı dört parmak genişliğinde ve kalındır, içinden kalın bir ip geçirilir ve bu bölüme kasnak denir. Dizin altına gelen kısım paçadır; paçayla bacak arasına paçabent adı verilen keçe konur, deri keçenin üzerine çekilip sicimle sıkıca bağlanır. Güreşten sonra yağlanan kıspet, sazdan örülmüş zembil denilen bir torbada saklanır. Güreşi bırakan pehlivanın zembilini duvara astığı söylenir.

Pehlivanlar, kavranmaları güç olsun diye yağlanır. UNESCO'nun anlatımına göre yağcı, havlucunun yardımıyla güreşçileri yağlar; Vikipedi maddesi meydanın bir köşesinde yağ ve suyla dolu kazanlar bulunduğunu, güreş sırasında yağcılardan istendiğinde yeniden yağ ve su alınabildiğini yazar.

Güreş peşrevle başlar. Peşrev, ısınma hareketi olduğu kadar seyirciye gösterilen bir selamdır. Pehlivanlar kollarını ahenkle sallayarak meydana çıkar, üç kez ileri, üç kez geri gider, diz çöküp kalkar ve karşılıklı paçalar yoklanıp ense bağlanarak güreşe girilir. Bu sırada davul zurna takımları güreşe has ezgileri çalar; Vikipedi maddesi müzisyenlerin güreşin gidişatına göre ritmi ayarladığını vurgular. Meydanda pehlivanları ad ve sanlarıyla, güreşteki hünerleriyle tanıtan kişi cazgırdır. UNESCO, cazgırın bu tanıtımı manzum sözlerle yaptığını belirtir; TDV'ye göre cazgırlar genellikle eski pehlivanlar arasından çıkar.

Kurallar ve boylar

Yağlı güreşte süre sınırı geleneksel olarak yoktur ve galibiyet için iki omzun yere değmesi şart değildir. TDV'nin saydığı galibiyet yolları şunlardır: rakibin sırtını yere getirmek, kıspetini yırtmak ya da çıkarmak, ayaklarını kaldırıp çivi gibi tutmak, pes ettirmek, ayaklarını yerden keserek bedeni havada tutmak, meydanı terk ettirmek ya da yan veya kıç üstü düşürüp göbeğini açtırmak. Vikipedi maddesi bunlara rakibi kucaklayıp en az üç adım yürümeyi de ekler.

Pehlivanlar boylara göre güreşir. TDV beş temel dereceden söz eder: deste, küçük orta, büyük orta, baş altı ve baş. Kırkpınar gibi kalabalık güreşlerde aynı boydaki bütün çiftler meydanda aynı anda tutuşur; yenilen meydanı terk eder, kazananlar yeniden eşleşir. İlk günlerde küçük boyların pehlivanları güreşir, son gün büyük orta, baş altı ve baş güreşleri yapılır. Vikipedi maddesine göre bugün miniklerden başa uzanan daha ayrıntılı bir boy listesi var ve en iyi peşrev yapan ile en centilmen pehlivana da ödül veriliyor.

Altın kemer ve başpehlivanlık

Baş boyunda birinci olan pehlivan başpehlivan ilan edilir ve altın kemeri alır. TDV'ye göre üç yıl üst üste başpehlivan olan güreşçi kemerin temelli sahibi olur; Vikipedi maddesi aksi halde kemerin bir yıl için verildiğini belirtir. Vikipedi'nin aktardığına göre Osmanlı döneminde birçok yerde yağlı güreş yapılsa da başpehlivan unvanı yalnızca Kırkpınar'ı kazanana verilirdi.

UNESCO, Kırkpınar'ın her yaştan, kültürden ve bölgeden erkeğe ayrım gözetmeksizin açık olduğunu, pehlivanların cömertlik, dürüstlük, saygı ve geleneğe bağlılıkla örnek sayıldığını ve hepsinin usta çırak ilişkisi içinde yetiştiğini vurgular. Geleneği yaşatan da budur: pehlivan bir ustanın yanında büyür, peşrevi, kıspet bağlamayı ve meydan adabını ondan öğrenir.

Kırkpınar'ı görmek

Güreşler her yıl yaz başında, TDV'ye göre temmuzun ilk yarısında, Vikipedi'ye göre haziran sonu ile temmuz başı arasında üç gün sürer; güreş günlerine kent genelinde festival etkinlikleri eşlik eder. Kesin tarih her yıl ayrıca açıklandığı için güncel programı ve giriş koşullarını Edirne Belediyesi'nin resmi duyurularından kontrol edin. Bu günlerde kent çok kalabalık olduğundan konaklamayı erken ayarlamak gerekir.

Er meydanı Sarayiçi'ndedir ve kent merkezinden yürünebilir. Selimiye çevresinden kuzeye inip Tunca kıyısına ulaşan ve Kanuni Köprüsü'nden adaya geçen yol hem kısa hem de güzeldir. Yaz sıcağında güreşler uzun sürer; şapka, su ve gölgelik bir oturma yeri düşünün. Davul zurna takımlarının ilk ezgileri ve pehlivanların toplu peşrevi günün en etkileyici anlarındandır, bu yüzden açılışa yetişmeye çalışın.

Festival dışında gelenler de Sarayiçi'ni gezebilir. Tunca'nın kollarıyla çevrili ada, saray kalıntıları ve tarihi köprüleriyle sakin bir yürüyüş alanıdır. Boş tribünlerin önünde durup çimenli meydana bakmak, yaz başında burada yükselen sesi hayal etmek için yeterlidir. Kıspet yapımı ise Edirne'ye özgü bir el sanatı olarak sürüyor ve geleneğin yıl boyu yaşayan yüzü.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz