Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Tepebağ ve Eski Adana Evleri

Adana'yı yalnızca kebabı, sıcağı ve geniş caddeleriyle tanıyan biri, Taşköprü'nün batı ucundan birkaç adım yukarı çıktığında bambaşka bir şehirle karşılaşır.

Radar TürkiyeRadar Türkiye19 Ekim 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Tepebağ ve Eski Adana Evleri

Adana'yı yalnızca kebabı, sıcağı ve geniş caddeleriyle tanıyan biri, Taşköprü'nün batı ucundan birkaç adım yukarı çıktığında bambaşka bir şehirle karşılaşır. Seyhan Nehri'ne bakan alçak bir tepenin üstünde dar ve kıvrılan sokaklar, cumbalı iki üç katlı evler, avlu kapıları ve tellerle çevrilmiş kazı açmaları yan yana durur. Burası Tepebağ. Hem Seyhan ilçesinin küçük bir mahallesi hem de kentin bilinen en eski yerleşim yeri. Bu yazıda önce toprağın altındaki binlerce yıllık kente, sonra toprağın üstündeki eski Adana evlerine bakıyor, sonunda da mahalleyi nasıl gezebileceğinizi anlatıyoruz.

Kentin ilk tepesi

Tepebağ adı bir höyükten gelir. Höyük, aynı noktada kuşaklar boyunca yıkılıp yeniden kurulan yerleşimlerin üst üste birikmesiyle oluşan yapay tepedir. Kültür Envanteri, Tepebağ Höyüğü'nü Çukurova'nın bilinen en eski kentsel yerleşim alanı olarak tanımlar ve buradaki yaşamın Neolitik döneme kadar uzanabileceğini yazar. Kazı ekibinin 2017'de basına verdiği bilgiye göre ise açmalarda bugüne kadar Milattan önce 3000 yıllarına uzanan malzemeye ulaşıldı. İki bilgi birbirini dışlamaz; biri tahmin edilen başlangıcı, öteki şimdiye dek gerçekten kazılan derinliği anlatır.

Vikipedi'deki mahalle maddesi, tarih boyunca Adana'nın bu höyüğün bulunduğu yerde birkaç kez yeniden kurulduğunu belirtir. Höyüğün yeri tesadüf değildir. Seyhan'ın batı kıyısında, verimli ovanın ortasında ve Akdeniz'i İç Anadolu ile Mezopotamya'ya bağlayan yolların kavşağında durur. Kültür Envanteri bu konumun tepeyi çağlar boyunca hem ticaretin hem de savunmanın odağı yaptığını vurgular.

Toprağın altındaki Adaniya

Tepebağ'ı arkeologlar için heyecanlı kılan şey, Hitit yazılı kaynaklarında adı geçen ve Kilikya'nın en önemli kentlerinden sayılan Uru Adaniya ile aynı yerde bulunduğunun düşünülmesidir. Kentin bugünkü adının bu eski adla bağı da sık sık dile getirilir. Höyüğün varlığı ilk olarak bir heykel sayesinde dikkat çekti. Haber7'nin Anadolu Ajansı kaynaklı haberine göre 1882 yıllarında bölgeden çıkarılıp yurt dışına götürülen ve üzerindeki kitabeye göre Milattan önce 18. yüzyıla tarihlenen Satsneferu heykeli, buradaki eski yerleşime işaret etti. İlk sondaj çalışması 1936'da yapıldı.

Kültür Envanteri höyükte altı ana kültür tabakası saptandığını yazar: Geç Tunç Çağı, Demir Çağı, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemleri. Adana Müzesi'nin o dönemki müdürü Nalan Yastı ise 2021'de TRT Haber'e verdiği bilgide Erken Tunç Çağı'ndan sonra Demir Çağı, Helenistik, Roma, Bizans, erken İslam ve Orta Çağ sonrası dönemlerin kesintisiz izlendiğini anlatmıştı. Kısacası bu tepede insanlar binlerce yıl boyunca neredeyse hiç ara vermeden yaşadı.

Kazılar ve buluntular

Sistemli kazılar 2013'te başladı. Çalışmalar Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü izniyle, Adana Müzesi Müdürlüğü başkanlığında ve Büyükşehir Belediyesi'nin desteğiyle yürütülüyor. Bilimsel danışmanlık yıllar içinde değişti. 2017 ve 2018 haberlerinde Bern Üniversitesi'nden Dr. Deniz Yaşin Meier'in adı geçer. 2022 haberlerinde ise Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi'nden Doç. Dr. İrfan Tuğcu danışman olarak anılır. Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün sitesinde 2026 kazı sezonu için yapılan bir bilgilendirme toplantısı da duyurulmuştur.

Buluntular höyüğün uzak ülkelerle bağlantısını açıkça gösterir. 2017'de Osmanlı dönemine ait Kütahya porselenleri, farklı pipolar ve Bizans sikkeleri çıkarıldı. Aynı sezonda Kıbrıs, Yunanistan, Levant ve Mezopotamya kökenli seramikler bulundu; kazı ekibi bunu Seyhan kıyısındaki bu yerleşimin geçmişte bir liman kenti olmasıyla açıkladı. 2018 sezonunda Geç Tunç Çağı'na tarihlenen ve üzerinde bir katibin adı yazılı olan bir mühür bulundu. Kazı başkanı bunun Adana bölgesi için bir ilk olduğunu söyledi. Aynı yıl Milattan önce 7. yüzyıla tarihlenen bir Mısır mührü, Asur saray seramiği ve üzerinde ahşap ile deri parçaları kalmış bir Demir Çağı hançeri de gün ışığına çıktı.

2022'de ise yüzeyden yaklaşık bir buçuk metre derinlikte, günümüzden 3800 yıl öncesine ait kuzey Suriye kökenli bir silindir mühür bulundu. Müze müdürü bu mührü, Milattan önce 1800'lü yıllarda Anadolu ile Suriye arasında önemli bir ticaret ağının bulunduğunun ve Adana'nın bu yolda önemli bir istasyon olduğunun göstergesi saydı. O sezon açıklamasına göre höyükte o güne dek toplam 21 açmada çalışılmıştı. Kültür Envanteri ayrıca Rodos ve Knidos kökenli amfora mühürlerinden söz eder. Kazı ekibinin gözlemine göre tepedeki yerleşim teraslama yöntemiyle kurulmuştu; bu yüzden aynı yükseklikte yan yana Geç Tunç, Demir Çağı ve Osmanlı mimarisi görülebiliyor.

Höyükten çıkan eserler Adana Müzesi'nde kendilerine ayrılan bölümde sergileniyor. Tepebağ'ı gezmeden önce ya da sonra müzeye uğrarsanız, sokakta gördüğünüz tepenin içinden neler çıktığını kendi gözünüzle görürsünüz. Kazı alanının uzun vadede bir arkeoparka dönüştürülmesi ve mimari kalıntıların korunarak sergilenmesi planlanıyor.

Kerpiçten cumbalı evlere

Toprağın üstündeki Tepebağ ise çok daha yakın bir dönemin eseri. Vikipedi'deki mahalle maddesine göre Adana 19. yüzyılın sonlarına kadar büyük ölçüde tek katlı kerpiç evlerden oluşuyordu. Kentte yaşayan Türkmen ve Yörüklerin göçebe yaşam biçimi ve Seyhan'ın taşkınlarının nehir kıyısındaki yapıları sık sık yıkması, kent mimarisinin uzun süre gelişmemesine yol açmıştı. Yüzyılın sonunda nehir üzerindeki düzenlemeler, artan pamuk verimi ve gelişen imalat sanayi kenti hızla büyüttü. Kerpiç evlerin yerini iki üç katlı, daha dayanıklı evler aldı. Bugün geleneksel Adana evi denince akla gelen yapılar bunlardır.

Evlerin yaşı konusunda kaynaklar farklı şeyler söyler. Kültür Envanteri ve Vikipedi Tepebağ evlerini 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başına tarihler. Büyükşehir Belediyesi'nin Adana'da Gezilecek 100 Yer rehberi ise evlerin çoğunun 18. yüzyılda yapıldığını yazar. Mahalledeki yapıların tek tek farklı dönemlere ait olması mümkündür; temkinli bir okuma, bugün ayakta duran evlerin büyük bölümünü pamuk zenginliğinin kente yansıdığı dönemle ilişkilendirmektir.

Bir Adana evinin içi

Eski Adana evini çevredeki kasabaların evlerinden ayıran ilk şey malzemesidir. Komşu yerleşimlerde taş yaygınken Adana'da konutlar çoğunlukla tuğladan ya da ahşap iskeletli olarak yapıldı. Kültür Envanteri ahşap bağdadi duvarlardan söz eder. Mimari, Akdeniz'in sıcak ve nemli iklimine göre biçimlendi. Zemin katlarda kalın duvarlar, az sayıda pencere, taşlık denen geniş giriş ve iç avlular görülür. Üst katlarda ise sıra pencereler, sokağa taşan çıkmalar, düz toprak damlar ve geniş saçaklar vardır.

İç düzen de iklime göre kurulmuştur. Zemin katta iki kat yüksekliğindeki taşlığı avlu ve merdiven izler; depo ve kiler gibi hizmet bölümleri de buradadır. Üç katlı evlerde bu hizmet bölümlerinin üstünde alçak tavanlı bir asma kat bulunur. Kalın duvarlı ve küçük pencereli olan bu kat yalnız kışın kullanılırdı ve fırınlı mutfak çoğu zaman buradaydı. Asıl yaşam üst kattaydı. Anadolu'nun pek çok kentinde olduğu gibi odalar bir sofanın çevresine dizilirdi. Dış sofalı planlarda sofa güneye bakar, odalar sokağa ve sofaya açılırdı. İç sofalı planlarda ise uzun ve dar bir sofanın iki yanına odalar yerleşirdi.

Evler dar ve kıvrımlı sokaklar boyunca küçük parsellere bitişik olarak dizildi. Bu yüzden mahallede genişliği sürekli değişen sokaklar ve çok sayıda çıkmaz sokak vardır. Yapılar serinletici rüzgarı alacak biçimde konumlandırıldı; ev sokak cephesine oturur, avlu arkada kalır. Dört yanı duvarla çevrili avlular küçük ve gölgelidir. 20. yüzyılın başında avlulu evlerin yerini parseli tümüyle dolduran ve girişi doğrudan yaşam alanlarına açılan evler almaya başladı.

Sıra konaklar ve nehir kıyısı

Tepenin eteğinde, Seyhan boyunca uzanan konaklar mahallenin en gösterişli yapılarıdır. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında yapılan bu evler dört kata kadar yükselir ve serin rüzgarı alan, geniş manzaralı çatı terasları vardır. Yerelde Sıra Konaklar diye anılan bu yapılar, tarihi değeri nedeniyle tescil edilen ilk binalar arasındadır. Güney uçtaki Hacı Yunuszade Mehmet Efendi ve Bosnalı Salih Efendi konakları en dikkat çekenleridir. Bosnalı Salih Efendi Konağı'nın ana sofası sekizgen bir fenerle aydınlanır. Sıranın kuzeybatısındaki Suphi Paşa Konağı ise 1981'den beri Atatürk Evi Müzesi olarak kullanılıyor ve ziyaretçinin içini görebildiği en kolay örnektir.

Vikipedi'ye göre Tepebağ evlerinin cepheleri, kentin daha eski Kuruköprü, Hanedan, İstiklal ve Döşeme mahallelerindeki evlere göre daha büyüktür. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde 2010'da hazırlanan bir yüksek lisans tezi de Tepebağ ile komşusu Kayalıbağ'ı Adana'nın ilk iki yerleşim yeri olarak ele alır. Tez bu iki mahallenin kentin geri kalanına göre çok daha fazla geleneksel sivil mimarlık örneği barındırdığını belirtir. Bölge bugün kentsel ve arkeolojik sit alanıdır.

Tepebağ'ı nasıl gezmeli

Yürüyüşe Taşköprü'den başlamak en doğal yoldur. Köprünün batı ucundan nehri sağınıza alıp kuzeye yürüdüğünüzde Sıra Konakların cephelerini karşıdan görürsünüz. Buradan Atatürk Evi Müzesi'ne geçip içeride sofa ve oda düzenine bakın; sokakta göreceğiniz evlerin içini anlamak için iyi bir başlangıçtır. Ardından tepeye doğru dar sokaklara girin. Cumbaların sokağa nasıl taştığına, saçakların gölge için ne kadar geniş tutulduğuna ve avlu kapılarının sokağa nasıl açıldığına dikkat edin.

Höyüğün kazı alanı tellerle çevrilidir, ama tepenin çevresinden açmalar ve ötede kentin silueti görülebilir. Belediye rehberine göre restore edilen evlerin bir kısmı bugün turizme yönelik mekanlara dönüştürülmüştür. Kayalıbağ tarafında, 23 Eylül 2011'de eski bir Adana evinde açılan Adana Sinema Müzesi bunların en bilinenidir; hem evin kendisini hem de kentin sinema hafızasını aynı ziyarette görebilirsiniz. Yürüyüşü Adana Müzesi'nde höyük buluntularına bakarak tamamlarsanız gezi kendi içinde bir çember çizer.

Pratik notlar

Mahalle küçüktür ve yürüyerek bir iki saatte rahatça dolaşılır. Adana'nın yaz sıcağı göz önüne alınırsa en uygun saatler sabahın erken saatleri ile güneşin alçaldığı akşamüstüdür; ilkbahar ve sonbahar yürüyüş için en rahat mevsimlerdir. Sokakların bir kısmı dar ve eğimlidir, rahat ayakkabı giyin. Tepebağ bir yaşayan mahalledir; evlerin çoğunda insanlar oturur, bu yüzden fotoğraf çekerken kapı ve pencerelere saygı gösterin. Kazı sezonu boyunca açmalara girilmez. Müzelerin açılış günleri ve saatleri değişebileceği için gitmeden önce resmi sitelerinden kontrol edin.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz