
Göllüdağ'ın Kara Camı Obsidyen ve Yarım Kalmış Şehir
Niğde'nin kuzeyinde, Melendiz Ovası ile Kapadokya'nın peribacalı vadileri arasında kalan yükseltiler ilk bakışta yalnızca çıplak tepelerdir.
Kültür-sanat rehberleri, etkinlik önerileri ve şehirden hikayeler.

Niğde'nin kuzeyinde, Melendiz Ovası ile Kapadokya'nın peribacalı vadileri arasında kalan yükseltiler ilk bakışta yalnızca çıplak tepelerdir.

Kaman ilçesinin birkaç kilometre doğusunda, Çağırkan köyünün hemen yanında bozkırdan yükselen yuvarlak bir tepe var.

Batman'a gelen biri kenti çoğu zaman bir adla tanır, ama o adın arkasında yüz yıldan kısa bir hikaye durur.

Avrupa müzelerinin Rönesans salonlarında dolaşırken bir tablonun masa örtüsüne ya da bir tahtın önündeki zemine dikkatle bakarsanız, çoğu zaman lacivert ve kırmızı madalyonlu ya da sekiz köşeli yıldızlı bir halı görürsün.

Uşak'tan İzmir'e giden yolda, kentin yaklaşık yirmi beş kilometre batısında Güre adında bir yerleşim vardır. Gediz Nehri'nin suladığı dar ovanın kenarındaki yuvarlak tepeler ilk bakışta sıradan birer tepe gibi görünür.

Sivas sofrası bozkırın sofrasıdır. Yaylada otlayan danalar ve koyunlar, yüksek rakımda olgunlaşan dutlar, taş fırınlar ve kaya tuzu bu mutfağın temelini kurar.

Sivas bozkırında bir koyun sürüsünün yanında, siyah maskeli, açık renkli, iri bir köpek görürseniz büyük olasılıkla bir kangalla karşılaşmışsınızdır.

Şanlıurfa'da masaya oturduğunuzda ekmeğin, kebabın, köftenin yanında koyu kırmızıdan mora çalan bir baharat mutlaka durur. Buranın insanı ona isot der.

Şanlıurfa'nın Haleplibahçe semtinde yürürken ayağınızın altında bir zamanlar Roma döneminin büyük konutları, onların odalarında da taştan halılar vardı.

Erzincan denince ülkenin öbür ucunda bile akla gelen ilk şeylerden biri bir peynirdir.

Erzincan'dan Erzurum'a giden karayolunda, kentin yaklaşık 15 kilometre doğusunda ovanın ortasından yükselen yuvarlak bir tepe görürsünüz.

Çorum'a gelen birinin eli boş dönmesi pek görülmez. Çantada çoğu zaman bir paket leblebi vardır.

Bir kentin adını o kentin kendi yazışmalarından öğrenmek, arkeolojinin en heyecanlı anlarından biridir. Çorum'un iki kazı alanı, Boğazkale'deki Hattuşa ve Ortaköy'deki Şapinuva, tam olarak bunu yaşattı.

Ardahan'da kış erken gelir ve geç gider. Tarlada yetişen ürün az, mera ise geniştir; bu yüzden şehrin sofrası buğdaydan, sütten, etten ve baldan kurulur. Bu sofranın en bilinen iki adı kaz ve kaşardır.

Tokat kebabı bir tepside gelir ve tepsinin her parçası ayrı bir hikaye anlatır.

Tokat'ta bir başörtüsünün, bir bohçanın ya da bir yorgan yüzünün üzerindeki elma ve üzüm desenleri tek tek elle basılır.

Rize'nin köylerinde yürürken evlerin hemen yanında, dört direk üstünde havada duran küçük ahşap yapılar görürsünüz. Kimi oymalı kirişleriyle, kimi kararmış tahtalarıyla yüz yılı aşan bir zanaatı taşır.

Rize'ye sahil yolundan girerken gözünüze ilk çarpan şey denizin kendisi değil, denizin hemen arkasından yükselen yamaçlardır. Bu yamaçlar, sık dikilmiş, budanmış ve sıra sıra kıvrılan koyu yeşil çay ocaklarıyla kaplıdır.

Malatya'nın yedi kilometre kadar kuzeydoğusunda, Orduzu'nun kayısı bahçeleri arasında yükselen Arslantepe ilk bakışta sıradan bir tepeye benzer.

Malatya'ya yazın gelen biri kenti önce kokusundan tanır. Temmuz başında bahçelerden toplanan kayısılar damların, avluların ve tarlaların üzerine serilir, güneş meyveyi birkaç gün içinde koyulaştırır.

Kastamonu'da bir gün çoğu zaman bir simitle başlar ve akşamüstü taş fırından yeni çıkmış bir etli ekmekle biter. Arada bir dilim pastırma, bir kase tirit ya da bir tabak ekşili pilav olabilir.

Kastamonu'dan Sinop yönüne giden yol, Taşköprü'ye yaklaşırken geniş bir ırmak ovasına iner.

Düzce'nin sekiz kilometre kuzeyindeki Konuralp, ilk bakışta sakin bir ilçe mahallesi gibi görünür. Bahçelerin, evlerin ve dar sokakların altında ise yüzyıllar boyunca adı birkaç kez değişmiş bir antik kent yatar.

Düzce'yi haritada bulmak kolaydır. İstanbul ile Ankara arasındaki yolun ortasında, Karadeniz'e yalnızca Akçakoca kıyısıyla dokunan küçük bir il.