Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Konuralp'te Toprak Altından Çıkan Kent

Düzce'nin sekiz kilometre kuzeyindeki Konuralp, ilk bakışta sakin bir ilçe mahallesi gibi görünür. Bahçelerin, evlerin ve dar sokakların altında ise yüzyıllar boyunca adı birkaç kez değişmiş bir antik kent yatar.

Radar TürkiyeRadar Türkiye4 Kasım 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Konuralp'te Toprak Altından Çıkan Kent

Düzce'nin sekiz kilometre kuzeyindeki Konuralp, ilk bakışta sakin bir ilçe mahallesi gibi görünür. Bahçelerin, evlerin ve dar sokakların altında ise yüzyıllar boyunca adı birkaç kez değişmiş bir antik kent yatar. Bu yazı Prusias ad Hypium'u bir gezi durağı olarak değil, toprağın yavaş yavaş geri verdiği bir hikaye olarak anlatıyor. Bir tarlada rastlantıyla bulunan mozaiği, sikkelerin anlattığı nehir yolunu ve evlerin arasından yeniden ortaya çıkan tiyatroyu resmi ve akademik kaynakların ışığında izliyoruz.

Kieros'tan Prusias ad Hypium'a

Kentin ilk adı Kieros'tur. Düzce Üniversitesi'nden Emre Okan, Ahmet Bilir ve Türk Tarih Kurumu kazı ekibinden Doğuş Çalışkan'ın Höyük dergisinde yayımlanan makalesi, bu adın kökenine sikkeler üzerinden bakar. İmparator Maximinus döneminde basılan sikkelerin bir yüzünde Kieros'un portresi bulunur. British Museum koleksiyonundaki Antoninus Pius dönemine ait bir sikkede ise tanrı Dionysos'un iki yanında Hypios ve Kieros nehir tanrıları olarak gösterilmiştir. Yazarlar bu ikinci sikkenin, kentin erken adını bir nehirden almış olabileceğini gösterdiğini belirtir.

Herakleialı Memnon'a dayanan antik geleneğe göre kent uzun süre Herakleia Pontike'nin egemenliğinde kaldı. Bithynia kralı I. Prusias döneminde krallığa katıldı ve Hypios, yani bugünkü Melen Nehri yakınındaki Prusias anlamına gelen adını aldı. Bu ad, kenti Bursa'daki Prusias ad Olympum ve Gemlik'teki Prusias ad Mare'den ayırmaya da yarıyordu. Kent Osmanlı döneminde Üskübü adıyla anıldı, sonra Konuralp adını aldı. Düzce İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 1323'te Konur Alp Bey tarafından Osmanlı topraklarına katıldığını kaydeder.

Bir gezginin defteri

Kenti bilim dünyasına ilk ayrıntılı biçimde tanıtanlardan biri Fransız gezgin Georges Perrot'dur. Höyük makalesine göre Perrot 1860'larda Karadeniz Ereğli'den Akçakoca'ya gelmiş, oradan kara yoluyla Üskübü'ye ulaşmıştır. Ekip arkadaşı mimar Edmond Guillaume tiyatronun ayakta kalan bölümlerinin ayrıntılı bir çizimini çıkarmış ve sahne binasının temelinde küçük sondajlar yapmıştır. Ancak tiyatronun en alttaki oturma bölümü o sırada görünmüyordu. Bu yüzden Perrot yapıyı iki kademeli bir tiyatro olarak çizdi. Bir asır sonra, 1970'te, Daria de Bernardi Ferrero yeni bir plan önerdi. Yazarlara göre Ferrero'nun çiziminde doğru kalan en önemli çıkarım, oturma alanının üç bölümden oluştuğuydu.

Tarladaki mozaik

Konuralp'in en ünlü buluntusunun hikayesi bir tarlada başlar. Kafkas Üniversitesi'nden S. Sezin Sezer'in Mozaik Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanan çalışmasına göre Orpheus mozaiği 1950'lerde kentin güneyindeki bir tarlada rastlantıyla bulundu. Alanda İstanbul Arkeoloji Müzeleri adına B. Rüstem Duyuran bir kazı yaptı, ama buluntular yayımlanmadı ve kazı ekibi mozaikleri korumak için yeniden toprakla örttü. 1990'larda yakındaki bir sulama kanalı taştı. Bunun üzerine Bolu Müzesi yetkilileri devreye girdi, mozaik dikdörtgen panolar halinde kesilerek Konuralp Müzesi'nin deposuna taşındı. Konservasyonu 2012'de İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından yapıldı ve mozaik müzenin taş eserler salonunda sergilenmeye başladı.

Mozaik bir Roma villasının zeminini süslüyordu ve 8,10 metreye 5,30 metre boyutundadır. Ortadaki yuvarlak panoda Orpheus bir kayanın üzerinde oturur. Başında Frig başlığı, üzerinde belden kuşaklı uzun kollu bir tunik ve bol bir şalvar vardır. Sezer'e göre bu giyim, figürün doğulu kökenine işaret eder. Orpheus çok telli bir kitharayı sol koluna dayamış, sağ elindeki mızrapla çalmaktadır. Çevresinde müziğe kapılmış hayvanlar toplanır. Bir papağan gagasını yukarı kaldırmış ona eşlik eder gibidir, bir tavus kuşu dikkatle dinler, bir geyik başını geri çevirip ona bakar, ayaklarının dibindeki aslan sakin bir şekilde çömelmiştir. Bir leylek, bir keklik ve bir kertenkele olabilecek küçük bir figür de sahnededir.

Panonun dört köşesine dört mevsimi kişileştiren kadın başları yerleştirilmiştir. Bunlardan ikisi iyi korunmuştur. Sol alt köşedeki baş, üzüm yapraklarından çelengiyle sonbaharı temsil eder. Sağ alttaki ise başını kalın bir örtüyle sarmış, üzerine sazdan bir çelenk takmıştır ve kışı simgeler. Sol üst köşeden yalnız küçük bir parça kalmıştır. Boynunun iki yanından çıkan sarmaşık dalları nedeniyle Sezer onu ilkbahar ya da yaz olarak yorumlar. Kazı verisi olmadığı için mozaik benzer örneklerle karşılaştırılarak tarihlenmiştir. Sezer, onu stil ve ikonografi özelliklerine göre MS 3. yüzyılın sonu ile 4. yüzyılın başına yerleştirir. Merkezdeki panonun taşları yarım santimetre ya da daha küçüktür, çerçevedeki bordürlerde ise bir buçuk santimetreye kadar çıkar.

Kentin koruyucusu Tykhe

Müzenin arkeoloji salonundaki en dikkat çekici eserlerden biri Tykhe heykelidir. Kültür Portalı'nın Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne dayanan tanıtımına göre heykel Prusias ad Hypium kazılarında bulundu. Aynı kaynak eserin, orijinali İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenen MÖ 4. yüzyıla ait bir heykelin MS 2. yüzyılda yapılmış Roma kopyası olduğunu yazar. Yunan mitolojisinde Tykhe şans ve başarı tanrıçasıdır, aynı zamanda her kentin kendine ait bir koruyucusu sayılır. Konuralp'teki heykelde başında kent surunu temsil eden bir taç vardır. Sol kolunda meyvelerle dolu bir bereket boynuzu ve zenginliğin simgesi olan çocuk Plutos'u taşır. Taş eserler salonunda ise iki yüzlü Janus heykeli durur. Bu eser, geçitlerin ve başlangıçların Roma tanrısını, biri kente girene biri çıkana bakan iki yüzüyle gösterir.

Sikkelerin anlattığı nehir yolu

Prusias ad Hypium bir liman kenti değildi ve denizden uzaktaydı. Yine de Ahmet Bilir ile Emre Okan'ın Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi'ndeki makalesine göre kent, Melenağzı'nda Karadeniz'e dökülen nehrin olanaklarından yararlanıyordu. Nehrin ağzı aynı zamanda korunaklı bir liman işlevi görüyordu. Kentin Roma imparatorluk dönemi sikkelerinde nehir tanrısı Hypios betimlenmiştir. Sikkelerdeki gemi tasvirleri ise yazarlara göre kentin deniz aşırı ticaretine işaret eder. Bu yolla Prusias ad Hypium'un mallarının Herakleia Pontike, Olbia, Tomis ve Pantikapaion gibi kentlere ulaşmış olması gerekir.

Aynı makale kentin kıyıyla bağını yazıtlar üzerinden de kurar. Kuzeydeki Dia kentinin, yani bugünkü Akçakoca'nın, Prusias ad Hypium'un hakimiyetinde olduğu kesinleşmiştir. Yazıtlardan anlaşıldığına göre MS 2. ve 3. yüzyıllarda Hadrianus, Caracalla ve Elagabalus gibi imparatorlar kenti ziyaret etmiş ve kent bu dönemde oldukça gelişmiştir. Bugün Akçakoca ile Konuralp arasındaki yolu araçla geçen bir ziyaretçi, aslında bu eski ticaret ilişkisinin güzergahını izler.

Kırk basamakların yeniden ortaya çıkışı

Halk arasında kırk basamaklar diye bilinen tiyatro, kentin hikayesinin en uzun bölümünü taşır. Höyük makalesine göre yapı özellikle Osmanlı döneminden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldı. İlk bilimsel kazılara kadar tiyatronun içinde yaklaşık 22 ev bulunuyordu. Orkestra bölümü oturma basamaklarının taşlarıyla çevrilip bahçe olarak ekiliyordu. Taşların bir kısmı başka yapılarda kullanıldı ya da satıldı. Yazarlar bu kullanımın yapıya büyük zarar verdiğini, ama aynı zamanda en alttaki oturma bölümünün neredeyse tamamen korunmasını sağladığını belirtir.

Bilimsel kazılar 2013'te Konuralp Müzesi başkanlığında ve Düzce Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nün bilimsel danışmanlığında başladı. 2013 ile 2015 arasında giriş koridorları açıldı ve orkestrada yapılan bir sondaj, bu alanın yaklaşık beş metrelik bir dolgu altında kaldığını gösterdi. 2017 ile 2020 arasında çalışmalar tiyatronun batı bölümüne, alt oturma alanına ve sahne binasına yoğunlaştı. Sonuçta oturma alanının üç kademeden oluştuğu kesinleşti ve tiyatronun yaklaşık 9.500 ile 10.000 kişi alabildiği hesaplandı.

Kazılar tiyatronun nasıl kullanıldığına dair ipuçları da verdi. Sahne binasının arşitrav bloklarındaki bir yazıt, Hadrianus döneminde M. Iulius Proklos adlı bir Prusiaslının onursal bir unvan almasının ardından sahnenin ön bölümünü ve bazı heykelleri yaptırdığını anlatır. Batı koridorundaki bir toprak tabakasında bulunan İmparator Probus sikkesi, tiyatronun MS 3. yüzyılın sonlarında artık kullanılmadığını düşündürür. Daha sonra bu koridorda kurulan küçük yapıda kesilmiş hayvan kemikleri ve kemikten bir oyun taşı ele geçti. Yazarlar buranın Geç Antik Çağ'da bir kemik işleme atölyesi olduğunu belirtir. Konuralp Müzesi'ndeki bir mezar yazıtı ise Atinalı bir tragedya oyuncusunun Prusias'ta öldüğünü ve yıllar sonra Korinthli bir meslektaşının mezar taşına tiyatro maskesi kabartması yaptırdığını anlatır.

Bugün bu hikayenin izinde

Bu hikayeyi yerinde takip etmek için güne Konuralp Müzesi'nden başlamak en doğrusu. Kültür Portalı'na göre müze Konuralp Çiftepınarlar Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No 50 adresinde, Düzce merkezine on kilometre uzaklıktadır ve şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşılabilir. Müzede Orpheus mozaiği ile Janus taş eserler salonunda, Tykhe arkeoloji salonundadır. Bu yazıyı okuduktan sonra mozaiğe bakarken köşelerdeki mevsim başlarını ve Orpheus'un elindeki mızrabı aramayı unutmayın. Ardından tiyatroya geçip yamaçtaki basamakların ovaya nasıl baktığını görebilirsiniz. Kazı sürdüğü için tiyatronun hangi bölümlerinin ziyarete açık olduğu değişebilir. Müzenin ve kazı alanının güncel ziyaret koşullarını gitmeden önce Düzce İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün ve Müze Kart sisteminin resmi sayfalarından kontrol edin.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz