Karun Hazinelerinin Yolculuğu
Uşak'tan İzmir'e giden yolda, kentin yaklaşık yirmi beş kilometre batısında Güre adında bir yerleşim vardır. Gediz Nehri'nin suladığı dar ovanın kenarındaki yuvarlak tepeler ilk bakışta sıradan birer tepe gibi görünür.
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Uşak'tan İzmir'e giden yolda, kentin yaklaşık yirmi beş kilometre batısında Güre adında bir yerleşim vardır. Gediz Nehri'nin suladığı dar ovanın kenarındaki yuvarlak tepeler ilk bakışta sıradan birer tepe gibi görünür. Oysa bunlar Lidya döneminden kalma mezar tepeleri, yani tümülüslerdir ve yirminci yüzyılın en çok konuşulan eski eser kaçakçılığı öykülerinden biri burada başlamıştır. Karun Hazineleri adıyla anılan buluntular bu tepelerden çıkarıldı, okyanus aşırı bir müzenin depolarına kadar gitti ve uzun bir hukuk mücadelesinden sonra geri döndü. Bu yazı o yolculuğu ve hazinelerin bugün Uşak'ta nasıl görülebileceğini anlatıyor.
Güre ovasındaki mezar tepeleri
Uşak Belediyesi'nin anlatımına göre Güre'nin kuzeyindeki ovanın yakınlarında Lidya ve Greko-Pers dönemine ait, milattan önce altıncı yüzyıla tarihlenen tümülüsler bulunur. Tümülüs, ölünün yatırıldığı taş bir mezar odasının üzerine toprak yığılarak yapılan yapay tepedir. Mezar odasında ölü, kline denen bir sedirin üzerine yatırılır ve yanına değerli eşyaları bırakılırdı. Lidya, paranın ilk basıldığı ve kullanıldığı devlet olarak bilinir; Uşak da Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın anlatımıyla bu devletin sınırları içinde kalır. Toptepe, İkiztepe, Aktepe, Basmacı ve Harta gibi adlarla anılan tepeler de bu zengin dünyanın soylu mezarlarıydı.
Kaçak kazıların başladığı yıllar
Belediyenin aktardığına göre soygunlar 1965 yılında Toptepe Tümülüsü'nün kaçak kazısıyla başladı. Kazıyı yapanların sonradan verdiği ifadeye göre mezar odasına girildiğinde yerde gümüş bir testi ve çok sayıda mermer alabastron duruyordu. Tavandan düşen bir hatıl odaya zarar vermişti, ama hazinenin büyük bölümü ölünün yatırıldığı klinenin üzerinde bulundu. Buluntular arasında insan kulplu gümüş bir testi, sfenksli ve altın başlı tutamaklı bir kepçe, sallanınca ses veren altın bir makara, içi boş altın küpeler, meşe palamudu sallantılı bir kolye ve uçları aslan başlı mavi cam bilezikler sayılır. Belediyenin listesinde ayrıca daha küçük iğneli küpeler, akik ve renkli taşlardan geometrik biçimli bir kolye, uçları taş boncuklu ve püskül biçimli altın bir gerdanlık ile sallantılı, kanatlı at biçiminde altın bir broş da yer alır. Toptepe buluntuları aracılar yoluyla örgütlü kaçakçılara satıldı.
Bir yıl sonra, 1966'da sıra İkiztepe'ye geldi. Yörede İkizce diye anılan bu tümülüsün batı yamacında bir köylü düzgün kesilmiş bir mermer blok buldu. Önceki soygunu bilen kaçakçılar burada kazıya başladı ve mezar odasına giremeyince tavanını barutla patlattı. Paylaşımdan memnun kalmayan biri durumu jandarmaya bildirdi. Belediyenin anlatımına göre bazı eserler ele geçirildi, kaçakçılardan bazıları ceza aldı, ama elindeki eserlerle kaçmayı başaran biri onları Toptepe buluntularını satın alan aynı kişiye ulaştırdı. Olaylar yatıştıktan sonra İkiztepe'de yeniden kazı yapıldı ve ikinci mezar odasına ulaşıldı, ama bu oda boştu. Eserlerin klinenin içinde saklı olabileceğini düşünen kaçakçılar klineyi parçaladı; belediyenin aktarımına göre bu klinenin bir parçası bugün bir köy evinin duvarında yapı taşı olarak görülebilir. Aynı yıllarda Aktepe Tümülüsü'nün mezar odasını avlanmakta olan köylüler buldu; kırmızı, mavi, siyah ve yeşil boyalı duvar resimleri ile bezemeli kline ayakları keskiyle parçalanarak satılmak üzere İzmir'e gönderildi. Mezar odasının arka duvarı ise üzerine sahte resimler yapılarak parçalandı ve antikacılara satıldı.
Bu kayıpların bir kısmı geri getirilemez. Bir mezar odasının duvar resmi yerinden sökülünce yalnızca bir eser değil, o eserin nerede, neyin yanında ve hangi düzende durduğu bilgisi de yok olur. Arkeologların kaçak kazıyı en büyük tehdit saymasının nedeni budur.
Okyanus aşırı bir müzeye
Batman Üniversitesi'nden arkeolog Mahmut Aydın'ın TÜBA-AR dergisinde yayımlanan makalesi sonraki adımları özetler. 1965 ile 1968 arasında Güre'deki tümülüslerden kaçak kazıyla çıkarılan 363 eser Karun Hazinesi adını aldı ve tamamı kaçak yollarla New York'taki Metropolitan Müzesi'ne satıldı. Hazinenin varlığı, gazeteci Özgen Acar'ın 1985'te bir sergide eserleri görmesiyle ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı uyarılınca 1986'da eserlerin iadesi için resmi talepte bulunuldu. Talep reddedilince Türkiye 1987'de Amerika Birleşik Devletleri'nde dava açtı.
Aydın'ın aktarımına göre süreç 1993'te sonuçlandı ve Karun Hazinesi Türkiye'ye iade edildi. Eserler önce Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilendi; 1996'da ortaya çıktıkları kentin müzesine, Uşak'a nakledildi.
Kanatlı denizatının ikinci yolculuğu
Hazinenin en nadide parçası, Toptepe'den çıkan altın kanatlı denizatı broşudur. Antik mitolojide kanatlı at biçimli bir varlıkla ilişkilendirilen bu küçük broş, Aydın'ın ölçümüne göre kanat ucundan orta sarkacın ucuna yaklaşık beş santimetre boyundadır. Broş, Uşak'ta sergilenirken 2005 yılının sonunda sahtesiyle değiştirilerek çalındı. Durum 2006'da fark edildi ve broş İnterpol ile Türk emniyet birimlerince arandı. Bu sürede kaçakçıların zaman zaman piyasaya sürdüğü birkaç sahte denizatı ele geçirildi, ama hepsinin basit kopyalar olduğu anlaşıldı.
Orijinal olduğundan şüphelenilen broş 2012 yılının ekim ayında Almanya'nın Hagen kentinde bulundu. Şimdi asıl soru, bunun Uşak'tan çalınan broş olup olmadığıydı. Broşun çalınmadan önce yalnızca tanımı, ağırlığı, boyutları ve ön yüz fotoğrafı vardı; kimyasal bileşimini gösteren bir analiz yoktu. Bu yüzden Türkiye'de ve Almanya'da taşınabilir X ışını floresans spektrometresiyle ölçümler yapıldı. Bu cihaz esere dokunmadan, parça almadan metalin içindeki elementleri ve oranlarını belirler.
Sonuçlar açıktı. Hagen'de bulunan broşun altın oranı ortalama yüzde 96,9 çıktı; Toptepe ve çevresindeki tümülüslerden gelen Lidya altınlarının ortalaması ise yüzde 96,8'di. Gümüş oranları da yüzde 2,23 ile 2,26 olarak örtüştü. Uşak'taki sahte broşun bileşimi ise günümüzün yirmi iki ve on sekiz ayar altınlarıyla uyuşuyordu; makale onun farklı ayarlardaki modern altınların eritilmesiyle dökülmüş olma olasılığının çok yüksek olduğunu yazar. Kopyacılar sahteyi inandırıcı kılmak için orijinal broşun sallantılarındaki taşları söküp sahtesine takmıştı; bu yüzden Hagen'deki broşun sarkaçlarında taş yoktu. Makale kimyasal ölçümün yanında arkeolojik bir değerlendirmeye de yer verir. Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Ertekin Mustafa Doksanaltı'nın incelemesine göre broşun ön yüzü, bir kalıp üzerine yerleştirilen altın levhanın dövülmesiyle biçimlendirilmiştir; kanat tüyleri ve kuyruk pulları gibi ayrıntılar keskiyle çekiçlenerek işlenmiştir. Hagen'deki broşun üzerinde, Uşak'tayken sahtesini üretmek için kalıbı alınırken kullanılmış olabilecek mum kalıntıları da görülüyordu. Bu arkeometrik çalışmayla eserin orijinal olduğu kanıtlandı ve broş Türkiye'ye geri getirildi. Bakanlığın müze tanıtımı da broşun Bakanlık girişimleriyle Almanya'da bulunup ana yurduna getirildiğini vurgular.
Bugün hazineyi nerede görürsünüz
Uşak Arkeoloji Müzesi yaklaşık kırk sekiz yıl kullandığı binasından 2018'de tren istasyonu mevkiindeki yeni binasına taşındı. Kültür Portalı müzenin üç kattan oluştuğunu, en üst katın Lidya dönemine ve Karun Hazineleri'ne ayrıldığını yazar. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün tarifine göre bu kat iki bölümdür. İlk bölümde Basmacı, Toptepe ve Aktepe tümülüslerinden gelen eserler sırayla dizilir ve en arkada kanatlı denizatı broşu durur. Diğer bölümde İkiztepe ve Harta tümülüslerinin canlandırmaları, Lidya ticareti ve dokumacı, seramik ve kalıp ustası gibi dönemin meslekleri ile gündelik yaşamı anlatılır.
Müzeyi bu yazıdaki sırayla gezmek mantıklıdır. Birinci katta Uşak'ın Paleolitik çağdan Roma ve Doğu Roma'ya uzanan buluntuları ve Akmonia, Blaundos ve Sebaste gibi antik kentlerden gelen taş eserler, hazinenin hangi uzun geçmişin içinde durduğunu gösterir. Ara katta paranın basılması ve kullanılması canlandırmalarla anlatılır, dönem dönem sikkeler ve Uşak sınırlarında bulunmuş sikke defineleri sergilenir. Aynı katın heykeller bölümünde Uşak sınırlarında bulunmuş Roma dönemi yönetici, devlet adamı ve sporcu heykelleri durur. Lidya parasını ara katta gördükten sonra en üst kata çıkınca altın ve gümüşün bu toprakların zenginliğinde ne anlama geldiğini daha iyi kavrarsınız. Gezinin sonunda Uşak'ın yöresel kıyafetlerini, kılıçlarını ve gündelik eşyalarını tanıtan etnografya bölümüne de uğrayın; müzede ayrıca çocuklar için bir eğitim alanı, konferans salonu ve ihtisas kütüphanesi bulunur.
Ziyaret için birkaç öneri
Müze kent merkezindedir ve Kültür Portalı'na göre yerel toplu taşıma araçlarıyla ulaşılabilir. Açılış saatlerini, kapalı günleri ve giriş koşullarını gitmeden önce Bakanlığın resmi müze sayfasından kontrol edin. Hazine katında vitrinlerin önünde acele etmeyin; kolyelerin taneleri, küpelerin içi boş gövdeleri ve kepçenin sapındaki sfenksler ancak yakından bakınca seçilir. Denizatını görmeye geldiyseniz onun bölümün en arkasında olduğunu unutmayın.
Müzeyi gezdikten sonra İzmir yoluna çıkarsanız Güre'den geçersiniz. Tümülüslerin üzerine çıkmayın ve toprağı karıştırmayın; yoldan ovaya bakmak, müzede gördüğünüz eşyaların hangi manzaradan çıktığını anlamaya yeter. Karun Hazineleri'nin öyküsü sonunda bir dönüş öyküsüdür: tepeden müzeye, müzeden okyanusun öbür yakasına ve oradan yeniden doğduğu kente.
Kaynaklar
- Uşak Belediyesi, Karun Hazineleri, https://usak.bel.tr/icerik/karun-hazineleri
- Uşak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Müzeler, https://usak.ktb.gov.tr/TR-75309/muzeler.html
- Kültür Portalı, Uşak Arkeoloji Müzesi, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/usak/gezilecekyer/usak-arkoloj-muzes
- Mahmut Aydın, Çalınan Orijinal Altın Kanatlı Denizatı'nın Taşınabilir X-Işını Floresans Spektrometresi Yöntemiyle Türkiye'ye İade Edilmesinin Sağlanması, TÜBA-AR 20, 2017, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4780707
- Wikipedia, Karun Treasure, https://en.wikipedia.org/wiki/Karun_Treasure
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz
