
Tunca Kıyısında Saray ve Darüşşifa
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap
Edirne'yi yalnızca Selimiye'nin kubbesinden tanıyanlar, şehrin asıl sırrının kuzeyde, Tunca'nın kıvrımlarında saklı olduğunu çoğu zaman fark etmez. Osmanlı sultanları on beşinci yüzyılın ortasında burada, nehrin iki kola ayrılarak bir ada oluşturduğu yerde, Topkapı'dan sonra imparatorluğun en büyük ikinci sarayını kurdular. Sarayı kente köprüler bağladı, saray bahçelerinin hemen batısında ise Sultan II. Bayezid'in darüşşifası yükseldi. Bu rota o dünyayı, şehrin merkezinden nehre doğru inerek dört durakta okumanızı sağlıyor.
Yürüyüş, II. Murad döneminde tamamlanan Üç Şerefeli Cami'de başlıyor. Burada Osmanlı mimarisinde ilk kez görülen revaklı avlunun ve geniş merkezi kubbenin, sonraki yüzyılın büyük yapılarına nasıl yol açtığını görüyorsunuz. Sonra kuzeye, Sarayiçi'ne geçişi sağlayan dört kemerli Kanuni Köprüsü'ne yürüyorsunuz; kaynaklar köprüyü Kanuni Sultan Süleyman dönemine ve Mimar Sinan'a bağlıyor. Köprünün öbür ucunda Edirne Sarayı'nın kalıntıları, Adalet Kasrı, Fatih Köprüsü ve er meydanı sizi bekliyor. Gün, Tunca'nın kuzey kıyısındaki Sultan II. Bayezid Külliyesi'nde, bugün Trakya Üniversitesi'nin sağlık müzesi olarak kullandığı darüşşifada bitiyor.
Sıra bilinçli seçildi. Üç Şerefeli, sarayın kurucusu II. Murad'ın şehre bıraktığı en büyük yapı; saray onun ölümünden sonra oğlu Fatih Sultan Mehmed döneminde tamamlandı ve Bayezid bu iki kuşağın mirasını darüşşifayla sürdürdü. Yani yürüdükçe hem şehirden nehre iniyor hem de babadan oğula, oradan toruna geçen bir yüzyılı izliyorsunuz. Saray alanında ayrıca bugün Kırkpınar güreşlerinin er meydanı ve eski av sahası Tavuk Ormanı bulunuyor; yani ada yalnızca bir harabe değil, kentin hala kullandığı canlı bir açık alan. Köprüler bu hikayenin bağlantı yerleri; sarayın ana girişi, kaynaklara göre Kanuni'nin köprüsüyle Fatih'in köprüsü aynı eksene oturtularak belirlenmişti.
Rotanın büyük kısmı düz ve kolaydır, ama Sarayiçi açık bir alan olduğu için güneşe ve rüzgara karşı hazırlıklı olun. Sarayda kazı ve restorasyon çalışmaları sürdüğünden bazı bölümler çit arkasında kalabilir; güncel durumu ziyaretten önce kontrol edin. Üç Şerefeli Cami'ye girerken ziyaret adabına uyun, vakit dışı saatleri seçin. Darüşşifa müzesinin giriş koşulları ve açık olduğu günler için işletmecinin resmi sitesine bakın. Yanınıza su ve rahat ayakkabı alın. En uzun durağı müzeye ayırın, çünkü şifahanenin kubbesi altında zaman kolayca akıp gidiyor.
Süre: 4-5 saat. En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar en rahat mevsimler; Sarayiçi'nin geniş çayırlarında yazın gölge az olduğu için yürüyüşe sabah erken başlayın.. Ulaşım: Rota baştan sona yürüyüşle yapılır ve toplam yaklaşık üç kilometre tutar; başlangıç noktası Üç Şerefeli Cami, Selimiye'nin hemen batısında, şehir merkezindedir. Dönüşte Sultan II. Bayezid Külliyesi'nden merkeze yürüyerek, şehir içi otobüsle ya da taksiyle dönebilirsiniz.
Kaynaklar
- TDV İslam Ansiklopedisi, Üç Şerefeli Cami ve Külliyesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/uc-serefeli-cami-ve-kulliyesi
- Kültür Portalı, Üç Şerefeli Cami, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/edirne/gezilecekyer/uc-serefeli-cami
- Kültür Portalı, Saray (Kanuni) Köprüsü, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/edirne/gezilecekyer/saray-kanuni-koprusu
- Turkish Archaeological News, Sarayiçi köprüleri, https://turkisharchaeonews.net/node/382
- Kültür Portalı, Saray-ı Cedid (Yeni Saray), https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/edirne/gezilecekyer/saray-i-cedid-yeni-saray
- TDV İslam Ansiklopedisi, Beyazıt II Camii ve Külliyesi (Edirne), https://islamansiklopedisi.org.tr/beyazit-ii-camii-ve-kulliyesi--edirne
- Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi (Trakya Üniversitesi), https://saglikmuzesi.trakya.edu.tr/
- Vikipedi, Edirne Sarayı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Edirne_Sarayı
- Vikipedi, Kanuni Köprüsü, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kanuni_Köprüsü
- Vikipedi, Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Sultan_II._Bayezid_Külliyesi_Sağlık_Müzesi
- Vikipedi, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kırkpınar_Yağlı_Güreşleri
- Wikipedia, Üç Şerefeli Mosque, https://en.wikipedia.org/wiki/Üç_Şerefeli_Mosque
Rota Durakları

Üç Şerefeli Cami
Rotaya Üç Şerefeli Cami'nin batı kapısından başlayın, çünkü yapının çarşıyla kurduğu ilişki en iyi buradan okunur. Eğimli arazi yüzünden bu kapıya basamaklarla çıkılır ve beyaz mermerle örülmüş kütlesi cepheden öne doğru taşar. Kapıyı çevreleyen nişin köşelerindeki sütunçelere yakından bakın; kum saati ve örgü motifleri taşıyorlar. Nişin sivri kemerini süsleyen kırmızı beyaz palmetler de bu kapıyı avlunun öbür girişlerinden ayıran ayrıntıdır. Avluya girince durup çevrenize bakın, çünkü Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu yapıda kullanıldı. Revakları taşıyan sütunlar farklı taşlardan seçilmiş; çoğu mermer, kuzey kanatta ise granit ve yeşil Eğriboz taşından yontulmuş olanlar var. Revak kubbelerinin içindeki kalem işlerine bakmak için başınızı kaldırın. Bu süslemeler on sekizinci yüzyıldaki onarımda eski desenlere sadık kalınarak yenilendi. Avlu pencerelerinin ikisinin alınlığında lacivert ve beyaz çini panolar var ve Kültür Portalı bunlarda II. Murad'ın adının geçtiğini belirtiyor. Ardından avlunun dört köşesindeki minareleri tek tek ayırt etmeye çalışın, çünkü dördünün de süslemesi birbirinden farklıdır. Camiye adını veren üç şerefeli minare kırmızı taştan zikzaklarla bezelidir ve yetmiş metreye yaklaşan boyuyla döneminin en yüksek minaresiydi. Bu minarenin her şerefesine ayrı bir merdivenle çıkılması, yapının en çok anlatılan mühendislik ayrıntısıdır. Kırmızı ve beyaz karelerle örülmüş baklavalı minareyi TDV İslam Ansiklopedisi Fatih Sultan Mehmed dönemine bağlıyor. Gövdesini helezon gibi saran kalın kaval silmeleriyle burmalı minare ise 1762 depreminden sonraki onarımda yapıldı. Harime girecekseniz omuz ve dizlerin örtülü olmasına dikkat edin, kadın ziyaretçiler başlarını örtsün ve vakit saatlerinden kaçının. İçeride sizi enine gelişen dikdörtgen bir mekan karşılar. Merkezdeki büyük kubbe yaklaşık yirmi dört metre çapındadır ve iki yanında ikişer küçük kubbe yer alır. Kaynaklar bu planın sonraki yüzyılda Mimar Sinan'ın İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimde uygulandığını vurgular. Ana kubbe ile yan kubbeler arasındaki üçgen boşluklara yerleştirilmiş mukarnaslı küçük kubbeciklere dikkat edin. Fotoğraf için avlunun kuzeybatı köşesinden üç şerefeli minareyi revakların kemerleriyle aynı karede yakalamak iyi sonuç verir. Çıkarken caminin doğusundaki iki medreseye bir göz atın: biri II. Murad'ın saatli medresesi, öbürü Fatih döneminin Peykler Medresesi. Peykler Medresesi yaz aylarında Edirne Sarayı kazısının kazıevi olarak kullanılıyor, yani bir sonraki büyük durağın arkeologları bu avlunun hemen yanında kalıyor. Buradan kuzeye, Tunca'ya doğru yaklaşık bir kilometre yürüyerek Kanuni Köprüsü'ne ulaşırsınız.
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Üç Şerefeli Cami ve Külliyesi; Kültür Portalı, Üç Şerefeli Cami.

Kanuni Köprüsü
Kanuni Köprüsü'ne vardığınızda hemen üstüne çıkmayın, önce kent tarafındaki kıyıdan köprüye bir bütün olarak bakın. Bu köprü halk arasında Saray Köprüsü diye de anılır, çünkü yüzyıllar boyunca şehirden Sarayiçi'ne geçişin ana yolu buydu. Yontma taştan dört gözle Tunca'nın bir kolunu aşar ve sakin günlerde kemerler nehrin yüzeyinde yansır. Köprünün tarihi kaynaklarda iki farklı biçimde veriliyor. Bir kısmı 1553-1554 yıllarını yazarken Kültür Portalı köprünün 1560'ta Adalet ve Terazi kasırlarıyla birlikte yaptırıldığının sanıldığını söylüyor. Mimar Sinan'a bağlanması da ilginç bir ayrıntı taşır, çünkü Turkish Archaeological News'e göre köprü Sinan'ın eserlerini sayan Osmanlı listelerinde geçmez. Atıf, Ahmet Badi Efendi'nin Riyaz-ı Belde-i Edirne adlı eserinden gelir. Uzunluk için de kaynaklar ayrışıyor; altmış metreden seksen metreye kadar farklı ölçüler yazılmış. Genişliği ise dört buçuk metre olarak veriliyor, yani iki kişinin rahatça yan yana yürüyebileceği dar bir geçit. Vikipedi'ye göre köprü bugün Karayolları Genel Müdürlüğü'ne bağlı bir tarihi eserdir. Turkish Archaeological News, sarayın kendisi ortadan kalkmışken adayı karaya bağlayan üç tarihi taş köprünün günümüze ulaştığını ve hala kullanıldığını vurgular. Şimdi köprünün üstüne çıkın ve ortasına kadar yürüyün. Buradan sağa ve sola bakınca nehrin adayı nasıl sardığını anlarsınız, çünkü Tunca biraz güneyde iki kola ayrılarak Sarayiçi'ni bir ada haline getirir. Güneybatı yönünde görünen uzun köprü, 1451'de vezir Şahabeddin Paşa'nın yaptırdığı ve Saraçhane adıyla da bilinen köprüdür. Bu köprü 1706'da II. Mustafa döneminde onarılmış, onarım kitabesi de yerinde duruyor. Kuzey koldaki üç kemerli Fatih Köprüsü'nü ise bir sonraki durakta saray alanının içinden göreceksiniz. Kültür Portalı'na göre Kanuni bu köprüyü Fatih Köprüsü'yle aynı eksene oturtarak sarayın ana girişini yeniden belirlemişti. Yani üzerinde yürüdüğünüz hat, sultanların ve elçilerin saraya girerken izlediği törensel yolun parçasıdır. Saraya giden su da bu köprünün üstünden, döşenmiş borularla taşınıyordu. Mimar Sinan'ın şehre getirdiği Taşlımüsellim suyunun bir kolu bu yolla saraya bağlanmıştı. Köprü 1902'deki büyük taşkında ağır hasar gördü ve en son 1990'da onarıldı. Fotoğraf için ışık öğleden sonra daha yumuşaktır; kemerleri suyla birlikte çekmek isterseniz kıyıya yeniden inin. Karşı yakaya geçtiğinizde artık sarayın Hasbahçe denilen eski alanına adım atmış olursunuz.
Kaynak: Kültür Portalı, Saray (Kanuni) Köprüsü; Turkish Archaeological News, Sarayiçi köprüleri.

Edirne Sarayı (Sarayiçi)
Sarayiçi'ne geçtiğinizde önce geniş çayırın ortasında durup alanın büyüklüğünü kavramaya çalışın. Kültür Portalı sarayın üç yüz bin metrekareyi aşan bir alana kurulduğunu yazıyor ve Edirne Sarayı Topkapı'dan sonra Osmanlı'nın en büyük ikinci sarayı sayılıyor. Yapımına 1450'de II. Murad döneminde başlandı ve saray 1475'te Fatih Sultan Mehmed tarafından tamamlandı. Etrafı nehirle çevrili olduğu için savunma suruna ihtiyaç duyulmamış, yalnızca alçak ve sade bir duvar yeterli görülmüştü. Gezintiye Adalet Kasrı'ndan başlayın; kare planlı, kesme taştan yükselen ve piramit biçimli bir külahla örtülü bu kule uzaktan hemen seçilir. Vikipedi'deki bilgiye göre Kanuni Sultan Süleyman onu 1561'de Mimar Sinan'a yaptırdı ve en üst katında mermer bir selsebil bulunuyor. Kaynaklar kasrın döneminde Divan toplantılarına ve yargı işlerine ayrıldığını aktarıyor. Kasrın hemen yanından Tunca'nın kuzey kolunu üç kemerle aşan Fatih Köprüsü'ne yürüyün. Bu köprü 1452'ye, yani İstanbul'un fethinden bir yıl öncesine tarihleniyor ve Hasbahçe'yi sarayın Kum Meydanı'na bağlıyordu. Köprüden saray tarafına geçince batı yanda kubbelerle örtülü uzun bir yapı göreceksiniz: bu, sarayın mutfakları olan Matbah-ı Amire'dir. Çatıdaki taş bacalara bakın, çünkü bu bacalar içerideki ocakların yerini dışarıdan gösterir. Kum Meydanı'nın kuzeydoğusundaki Kum Kasrı Hamamı da on beşinci yüzyıl ortasından ayakta kalan az sayıdaki yapıdan biridir. Sarayın ana yapısı olan Cihannüma Kasrı'ndan ise bugün yalnızca taş duvar kalıntıları duruyor. Kalıntılara bakarken sarayın bu hale nasıl geldiğini bilmek manzarayı değiştirir. Saray on dokuzuncu yüzyılda cephane deposu olarak kullanıldı ve 1877-1878 savaşı sırasında Babüssaade çevresine yığılan cephane ateşlenince üç gün süren patlamalarla büyük ölçüde yıkıldı. Kalan parçalar sonraki yıllarda başka yapılarda kullanıldı. Bugün alanda kazı ve restorasyon çalışmaları sürüyor; bazı bölümler çit arkasında kalabileceği için işaretli yolları izleyin. Sarayiçi aynı zamanda Kırkpınar yağlı güreşlerinin er meydanıdır ve güreşler 1924'ten beri bu alanda düzenleniyor. Tribünlerin sessiz olduğu günlerde bile bu açık meydan, adanın bugün nasıl yaşadığını gösterir. Tunca'nın iki kolu arasında kalan ağaçlık alana, sarayın eski av sahasına Tavuk Ormanı deniyor. Kaynaklar burada vaktiyle yetmiş kadar kuş türünün kaydedildiğini aktarıyor, bu yüzden ağaçların altında birkaç dakika sessizce durmaya değer. Yaz öğlelerinde gölge az olduğu için gezintinizi ağaç gölgesinde kısa molalar vererek bölün. Buradan Tunca'nın kuzey kıyısına çıkıp nehri batıya doğru izleyerek yaklaşık bir kilometre sonra Sultan II. Bayezid Külliyesi'ne varırsınız.
Kaynak: Kültür Portalı, Saray-ı Cedid (Yeni Saray); Vikipedi, Edirne Sarayı.

Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi
Külliyeye vardığınızda önce dış avluda durup yerleşimi okuyun, çünkü burası tek bir bina değil, Tunca kıyısına yayılmış bir yapılar topluluğudur. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre avlunun bir yanında darüşşifa ile medrese, öbür yanında imaret ve mutfaklar yer alır, nehir tarafındaki uçta ise cami durur. Sultan II. Bayezid temelleri 1484'te Akkirman seferine giderken attırdı ve külliye 1488'de tamamlandı. Müzenin kendi tanıtımı mimarın büyük olasılıkla Mimar Hayreddin olduğunu, ancak bunu kesinleştiren bir belgenin bulunmadığını belirtiyor. Avlu kapısının dışındaki piramit külahlı dört cepheli çeşmeye bakmayı unutmayın; kitabesine göre 1669-1670'te eklendi. Müze girişinden darüşşifaya geçince birinci avluda sütunlu bir revakın arkasında sıralanan küçük kubbeli odaları görürsünüz. Müze bu bölümü poliklinik odaları olarak düzenlemiş ve müzik aletleri sergisini de burada sunuyor. Duvarlara yakından bakın, çünkü müze taşlara kazınmış yirmi sekiz çizim tespit edildiğini söylüyor. Gemiler, bir kale, geyikler ve kuşlar arasında, bunları burada yatan hastaların çizdiği düşünülüyor. Bir taç kapıdan ikinci avluya geçin; köşelerdeki kubbeli odalar ve iki yandaki eyvanlar hastanenin idari bölümüydü. Asıl şaşırtıcı mekan üçüncü bölüm olan şifahanedir, onu en sona saklayın ve yavaş girin. Altıgen bir sofanın çevresine dizilmiş eyvanlar ve odalar, ortada yüksek bir kubbe ve kubbenin tepesindeki aydınlık feneri sizi karşılar. Tam ortadaki fıskiyeli havuzun başında durun ve bir süre yalnızca dinleyin. Evliya Çelebi burada hastalara haftada üç gün çalgılarla müzik dinletildiğini yazmıştı ve müze bu geleneği anlatan düzenlemesiyle bugün de su sesini ve musikiyi aynı kubbe altında buluşturuyor. Girişin karşısındaki beş pencereli çıkıntının müzisyenlerin yeri olduğu ileri sürülür; ama TDV bu bölüm için başka görüşler de bulunduğunu not eder. Odaların penceresinin hem bahçeye hem de havuza bakmasına dikkat edin, çünkü ışık, hava ve ses burada birlikte düşünülmüş. Darüşşifanın yanındaki medreseyi müze on beşinci yüzyıl tıp eğitimini anlatan bir bölüm olarak mankenlerle canlandırıyor. Burada bir kaynak çelişkisi olduğunu bilin: TDV, yapının bir tıp medresesi olduğu iddiasının sağlam bir dayanağı olmadığını yazıyor. Darüşşifa on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar hizmet verdi, 1984'te Trakya Üniversitesi'ne devredildi ve 23 Nisan 1997'de müze olarak açıldı. Müze 2004'te Avrupa Konseyi Müze Ödülü'nü kazandı. Çıkmadan önce caminin önüne yürüyüp minarelerin kubbeden uzakta, iki yandaki misafirhanelerin köşelerinde yükseldiğine bakın. TDV bu yerleşimi, Evliya Çelebi'nin depremde minarelerin kubbeye zarar vermesin diye seçildiği yorumuyla aktarıyor. Giriş koşulları ve açık olduğu günler değişebileceği için ziyaretten önce müzenin resmi sitesine bakın. Rotayı Tunca kıyısında, külliyenin kubbelerini sudaki yansımasıyla birlikte izleyerek bitirin.
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Beyazıt II Camii ve Külliyesi (Edirne); Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi.
