
Sur Dışında Üç Kasır, Kağıthane'den Kazlıçeşme'ye
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap
İstanbul'un surları yalnızca şehri korumadı, bir iç ile bir dışı da ayırdı. Osmanlı padişahları, vezirleri ve esnafı yüzyıllar boyunca sur dışını kırın, avın, ordunun ve sanayinin yeri olarak kullandı; şehrin kalabalığından uzak bu düzlüklerde kasırlar, köşkler, çeşmeler ve atölyeler yükseldi. Bu rota, bugün yaşam ilçelerinin ortasında kalmış bu sur dışı mirasın dört izini kuzeyden güneye doğru tek bir günde birbirine bağlar.
Güne Kağıthane'de, Lale Devri'nin simgesi olan Sadabad'ın yerinde başlarsınız. Burada sarayın kendisi ayakta değildir ama derenin, yapıların dizildiği hattın ve semtin hafızasının izini sürersiniz. İkinci durak Esenler'deki Davutpaşa sahrasıdır; padişahın sefere çıkan orduyu uğurladığı taş kasır, bugün Yıldız Teknik Üniversitesi kampüsünün içinde restore edilmiş haliyle durur. Üçüncü durak Bahçelievler'de, bir havuzun ortasına oturtulmuş on altıncı yüzyıl köşküdür; semtine adını veren Siyavuş Paşa'nın av bahçesinden kalan tek yapıdır. Gün, Zeytinburnu'nda, yine bir semte adını veren kaz kabartmalı çeşmenin önünde ve yüzyıllarca deri esnafının merkezi olmuş Kazlıçeşme'de biter.
Sıra coğrafyayla birlikte zamanı da izler. Kağıthane on sekizinci yüzyılın sefasını, Davutpaşa ordunun ve törenin sahnesini, Siyavuşpaşa on altıncı yüzyıl sivil mimarisini, Kazlıçeşme ise fetihten sanayiye ve bugünkü kentsel dönüşüme uzanan hikayeyi anlatır. Duraklar birbirine yürüme mesafesinde değildir; aralarda metroyla ve otobüsle geçen süreyi rotanın parçası sayın. Toplam yürüyüş birkaç kilometreyi bulur, en uzun parça Bahçelievler istasyonundan köşke ve Kağıthane'de dere boyundaki yürüyüştür.
Yola çıkmadan iki konuyu kontrol edin. Otağ-ı Hümayun bir üniversite kampüsünün içindedir; yapı kültür merkezi olarak kullanılsa da kampüs güvenliğine ve etkinlik takvimine bağlı olarak sınırlı ölçüde açıktır. Siyavuşpaşa Kasrı belediye ve kaymakamlık binalarının yanındaki parkta durur; parkta dolaşmak kolaydır ama içerisinin açık olup olmadığını önceden öğrenmek iyi olur. İki yapıya da içeri giremezseniz dıştan bakmak bile yolculuğa değer, çünkü ikisinin de asıl hikayesi cephesinde ve çevresindedir.
Bu rota şehrin tarihi yarımadasındaki saray ve camilerden uzak durur. Önerisi farklıdır: İstanbul'un dış ilçelerinde her gün önünden geçilen ama adı pek bilinmeyen yapıların, aslında başkentin en parlak dönemlerinin tanıkları olduğunu görmek. Günün sonunda Kazlıçeşme'den Marmaray'a binerken, sabah Kağıthane deresinin kıyısında başlayan sur dışı İstanbul'un dört yüzyıllık hikayesini yürümüş olursunuz.
Süre: tam gün. En iyi zaman: Hafta içi bir gün sabah erken Kağıthane'de başlayıp ikindi vakti Kazlıçeşme'de bitirmek en rahatıdır; Otağ-ı Hümayun'un kampüs içinde olduğunu, Siyavuşpaşa Kasrı'nın içinin her zaman açık olmayabileceğini düşünerek ziyaret durumunu gitmeden Yıldız Teknik Üniversitesi ve Bahçelievler Belediyesi kanallarından kontrol edin.. Ulaşım: Rota M7 metrosunun Kağıthane istasyonunda başlar; Davutpaşa'ya M7 ile Mecidiyeköy'e, M2 ile Yenikapı'ya, oradan M1A ile Davutpaşa-YTÜ istasyonuna gidilir, aynı M1A hattıyla Bahçelievler istasyonuna inilir. Kazlıçeşme'ye M1A ile Yenibosna'ya geçip Kazlıçeşme'de son bulan İETT hatlarından birine binerek ulaşılır; dönüşte Kazlıçeşme istasyonundan Marmaray ve Sirkeci-Kazlıçeşme banliyösü kullanılabilir. Hat ve sefer bilgisini yola çıkmadan İETT ve Metro İstanbul'dan kontrol edin.
Kaynaklar
- TDV İslam Ansiklopedisi, Sadabad, https://islamansiklopedisi.org.tr/sadabad
- TDV İslam Ansiklopedisi, Kağıthane, https://islamansiklopedisi.org.tr/kagithane
- Kağıthane Kaymakamlığı, Sadabad Sarayları, https://www.kagithane.gov.tr/sadabad-saraylari
- Vikipedi, Birinci Sadabad Sarayı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Birinci_Sadabad_Sarayı
- TDV İslam Ansiklopedisi, Davud Paşa Sarayı, https://islamansiklopedisi.org.tr/davud-pasa-sarayi
- Esenler Belediyesi, Esenler Tarihçesi, https://esenler.bel.tr/sehir-rehberi/esenler-tarihcesi/
- Vikipedi, Otağ-ı Hümayun, https://tr.wikipedia.org/wiki/Otağ-ı_Hüm%C3%A2yun
- DergiPark, Hamza Gündoğdu, İstanbul Bahçelievler'de Siyavuş Paşa Köşkü Üzerine Bazı Gözlemler, https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunigsed/article/32944
- TDV İslam Ansiklopedisi, Siyavuş Paşa (Kanijeli), https://islamansiklopedisi.org.tr/siyavus-pasa-kanijeli
- Kültür Envanteri, Siyavuş Paşa Köşkü, https://kulturenvanteri.com/yer/siyavus-pasa-kosku/
- Vikipedi, Siyavuşpaşa Kasrı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Siyavuşpaşa_Kasrı
- Kültür Envanteri, Kazlı Çeşme, https://kulturenvanteri.com/yer/kazli-cesme/
- Vikipedi, Kazlı Çeşme, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kazlı_Çeşme
- Vikipedi, Kazlıçeşme, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kazlıçeşme
- Zeytinburnu Kaymakamlığı, İlçemizin Tarihi, https://www.zeytinburnu.gov.tr/ilcemizin-tarihi
- DergiPark, Funda Budak, Kazlıçeşme'de Değişim ve Kentsel Dönüşüm, https://dergipark.org.tr/tr/pub/marusbd/article/1389
- Vikipedi, Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistemi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Sirkeci-Kazlıçeşme_Raylı_Sistemi
Rota Durakları

Sadabad ve Kağıthane Deresi Mesiresi
M7 metrosunun Kağıthane istasyonu doğrudan Kağıthane Deresi'nin üzerine kurulmuştur, bu yüzden rotanın ilk adımı istasyondan inip dereye bakmaktır. Bizans döneminde Barbysos adıyla anılan bu dere Haliç'e dökülür ve bütün Sadabad hikayesi onun iki kıyısında geçer. İstasyondan çıktıktan sonra dere boyunca akış yönünde, yani güneybatıya doğru yürüyün. Yaklaşık bir kilometrelik bu yürüyüş, Lale Devri'nde köşklerin dizildiği hattın bugünkü halini gösterir. Yürürken suyun yatağına dikkat edin, çünkü 1722'de buradaki dere temizlenip iki yanı düzgün rıhtımlarla çevrilmiş ve Cedvel-i Sim yani Gümüş Dere adı verilen bir kanala dönüştürülmüştü. Bu kanalın mermerlerinin Çengelköy'deki Kulelibahçe Kasrı'ndan getirildiği kaynaklarda yazılıdır. Kanalın üzerinde setler, çağlayanlar ve mermer havuzlar vardı; su bu çağlayanlardan geçerek havuzlarda toplanırdı. Padişah III. Ahmed bu bahçeye dikilmek üzere Yoros dağlarından çınar, ıhlamur, karaağaç, dişbudak ve kestaneden oluşan yüzlerce ağacın kökleriyle getirilmesini fermanla istemişti. Yürüyüşün sonunda varacağınız yer bugünkü Kağıthane Belediyesi binasıdır ve Sadabad Sarayı'nın asıl yeri burasıdır. Burada aynı noktada üst üste birkaç saray yükseldiğini bilmek manzarayı anlamanın anahtarıdır. İlk saray Damat İbrahim Paşa'nın gözetiminde 1722'de kısa sürede bitirildi ve şairler ona uğurlu, mamur yer anlamına gelen Sadabad adını verdi. 1730'daki Patrona Halil isyanında çevredeki kasırlar yağmalanıp yıkıldı; I. Mahmud sarayın yakılmasını önledi ama tahribine engel olamadı. II. Mahmud yıpranmış sarayı 1809'da yıktırıp Krikor Amira Balyan'a yeniden yaptırdı. Sultan Abdülaziz ise 1862-1863'te bu ikinci yapının yerine Sarkis ve Agop Balyan'a Çağlayan Kasrı adıyla anılan üçüncü sarayı inşa ettirdi. Kağıthane Kaymakamlığı'nın aktardığına göre saray 1943'te yıktırıldı, yerine 1952'de askeri Levazım Okulu yapıldı ve bu bina bugün belediye hizmet binası olarak kullanılıyor. Vikipedi'deki maddeye göre sarayın az sayıdaki kalıntısı belediye binasının yakınında açık hava sergisi olarak görülebiliyor; çevrede bu taş parçalarını arayın. Aynı alandaki Sadabad Camii, Abdülaziz döneminde yeniden yapıldığı için Aziziye Camii adıyla da bilinir; cepheye mimari bir göz atıp yolunuza devam edebilirsiniz. Sadabad'ın asıl ünü yapılarından çok burada yaşanan hayattan gelir. Haliç'ten çiçekli kayıklarla ve karadan arabalarla gelen kalabalık, mesirenin farklı köşelerinde gün boyu sürecek eğlenceler kurardı. Şair Nedim bu yeri "Gidelim serv-i revanım yürü Sa'dabad'a" nakaratıyla ölümsüzleştirmiştir; dize TDV İslam Ansiklopedisi'nin maddesinde de anılır. Lale Devri adının bu dönem için Ahmed Refik tarafından konduğunu ve bugün yaygın kullanıldığını da hatırlatmakta fayda var. Bahçelerin Paris'e giden elçi Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin getirdiği planlardan etkilendiği yaygın bir görüştür, ancak Sedad Hakkı Eldem 1977 tarihli çalışmasında bu benzerliğin abartıldığını savunmuştur. Fotoğraf için en iyi açı derenin üstündeki köprülerden suyun aktığı yöne doğru bakmaktır; sabah ışığı dere boyunu yumuşak gösterir. Burada bir saat kadar dolaştıktan sonra M7 ile Mecidiyeköy'e geçip M2 ve M1A aktarmalarıyla Davutpaşa'ya doğru yola çıkın.
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Sadabad ve Kağıthane; Kağıthane Kaymakamlığı, Sadabad Sarayları; Vikipedi, Birinci Sadabad Sarayı.

Otağ-ı Hümayun (Davutpaşa Kasrı)
M1A hattının Davutpaşa-YTÜ istasyonu Güngören tarafında, viyadük üzerindedir ve Otağ-ı Hümayun'a yaklaşık yarım kilometre uzaklıktadır. İstasyondan inip Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Davutpaşa Kampüsü'ne yönelin ve girişte güvenlik görevlilerinin yönlendirmesine uyun. Kampüsün bulunduğu düzlük Osmanlı kaynaklarında Davutpaşa sahrası olarak geçer ve adını II. Bayezid'in sadrazamı Koca Davud Paşa'dan alır. Ordu batıya sefere çıkarken ilk toplanma ve konaklama yeri burasıydı; padişah sefere katılmıyorsa orduyu buradaki kasırdan uğurlar, dönüşte de burada karşılardı. Kasra yaklaşırken önce kütlesine bakın, çünkü TDV İslam Ansiklopedisi onu iki katlı, düzgün kesme taştan bir yapı olarak tanımlar. Batı tarafındaki giriş eyvanlarını tek sütuna oturan sivri kemerler korur ve bu eyvanların üstü birer teras olarak düzenlenmiştir. Teraslardan doğuya geniş bir manzara açıldığını ansiklopedi özellikle belirtir; bugün o yön şehrin dokusuyla dolu ama bakışın yönü değişmemiştir. Yapı içeri girilebilecek durumdaysa alt kattaki kare salona dikkat edin; her kenarı on metreyi aşan bu mekan kaburgalı çapraz bir tonozla örtülüdür. Bu katın giriş duvarında bir ocak ve I. Ahmed'in Bahti mahlasıyla yazdığı manzum kitabeyi taşıyan bir oda çeşmesi bulunur. Üst kattaki büyük salon ise pandantiflerle geçilen, yaklaşık on metre çaplı bir kubbeyle örtülüdür. Pencerelerin iki sıra halinde dizilmesi iki katı da bol ışıkla doldurur; içeride durup ışığın taş yüzeylerde nasıl dolaştığını izleyin. Yapının tarihi hakkında kaynaklar farklı şeyler söyler. Geleneksel anlatı köşkün kökenini on beşinci yüzyıla bağlar, TDV ise bir arşiv belgesine dayanarak bugünkü yapının III. Mehmed döneminde Hassa başmimarı Dalgıç Ahmed Ağa tarafından yapıldığını ve I. Ahmed zamanında tamamlandığını yazar. 1603 tarihli bir belgede bu köşk için İznik'teki çinicilerden eksik çinilerin tamamlanması istenmiştir. Sarayın en parlak dönemini av merakıyla bilinen IV. Mehmed zamanında yaşadığı, o dönemde çevresine pek çok ek yapı eklendiği bilinir. Ansiklopedi, kasrın önündeki sahrada III. Mehmed'in ve I. Ahmed'in ok attığını gösteren menzil taşlarından söz eder; kampüsün açık alanlarında eski taşlara gözünüz takılabilir. On dokuzuncu yüzyılda yeniçeri ocağının kaldırılmasının ardından burada büyük Davutpaşa Kışlası inşa edildi ve kasır bir süre kışlanın cephaneliği olarak kullanıldı. Esenler Belediyesi'nin tarihçesine göre kışla Cumhuriyet döneminde de kullanılmış, sonunda alan Yıldız Teknik Üniversitesi'ne devredilmiştir. Kasır 1957'de restore edildi, 2010'da yeniden elden geçirilerek Otağ-ı Hümayun Kültür Merkezi adıyla açıldı. Kasrın yakınında 1849 tarihli bir çeşme de durur; Vikipedi'ye göre bu çeşme yirminci yüzyıl sonunda buraya taşınmış ve 2019'da restore edilmiştir. Kampüste fotoğraf çekerken üniversitenin kurallarına uyun ve öğrencilerin, personelin özel alanına saygı gösterin. Buradan sonra yine Davutpaşa-YTÜ istasyonuna dönüp M1A ile Havalimanı yönüne binin ve Bahçelievler istasyonunda inin.
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Davud Paşa Sarayı; Esenler Belediyesi, Esenler Tarihçesi; Vikipedi, Otağ-ı Hümayun.

Siyavuşpaşa Kasrı (Havuzlu Köşk)
Bahçelievler metro istasyonu D-100 karayolunun kuzey yanyolu kenarındadır; köşk istasyonun kuzeybatısında, bir kilometreyi biraz aşan bir yürüyüş mesafesindedir. Hedefiniz Bahçelievler Belediyesi ve Kaymakamlığı'nın yanındaki parktır, çünkü köşk bugün belediyenin gezi parkına dönüştürdüğü bu alanın içinde durur. Parka girdiğinizde önce yapıya değil havuza bakın, çünkü bu köşkü İstanbul'daki benzerlerinden ayıran şey bir havuzun ortasına oturtulmuş olmasıdır. Hamza Gündoğdu'nun DergiPark'ta yayımlanan incelemesine göre havuz yaklaşık yirmi beşe yirmi metre boyutlarında ve bir buçuk metre derinliğindedir. Köşkün kendisi bu havuzun ortasında, kabaca on üçe sekiz metrelik dikdörtgen bir alana kurulmuştur. Arazi doğudan batıya eğimlidir, bu yüzden havuzun duvarı doğuda zemine yakın kalırken batıda iki metreyi aşan bir set duvarına dönüşür. Girişin bulunduğu doğu cepheye geçin ve havuzun üstünden geçen köprülü bağlantıyı izleyin; kapıya iki sivri kemer ve bir payeye oturan, iki yanı korkuluklu merdivenle çıkılır. Kapının beyaz ve kırmızı mermerden geçmeli basık kemerine ve üstündeki kabartma kitabeye yakından bakın. Kapının solundaki altıgen düzenli, mermer şebekeli küçük pencere ile yanındaki dar mazgal pencere, yapının iç işleyişine dair ipuçları verir. Ardından havuzun doğusuna yürüyüp yekpare beyaz mermere kıvrımlı biçimde oyulmuş ince su kanalını arayın. Gündoğdu bu kanalın havuza bağlandığı yerde etrafı istiridye biçiminde düzenlenmiş küçücük bir havuzcuk bulunduğunu yazar. Batı cepheye dolaşıp set duvarının köşelerine bakın; burada taş konsollara oturan balkonlar ve kameriyeler bulunduğu anlaşılmaktadır. Köşkün bugünkü üst örtüsü, yani kuzeydeki kubbe ve güneydeki tonoz, 1973'te Mualla Eyüboğlu'nun yaptığı restorasyonun ürünüdür. O restorasyonda on dokuzuncu yüzyıl başında eklendiği düşünülen kule gibi bir üst kat kaldırılmış, özgün durumu tartışmalı olan örtü tahmini bir tamamlamayla kurulmuştur. Yapının banisi Siyavuş Paşa, Kanije çevresinden devşirilip Enderun'da yetişmiş ve III. Murad döneminde üç kez sadrazamlık yapmış bir devlet adamıdır. TDV İslam Ansiklopedisi, paşanın köşkünün de içinde yer aldığı çiftliğin adının bugün semt adı olarak yaşadığını belirtir. Köşkün yapım kitabesi yoktur; Gündoğdu, yaklaşık yüz metre kuzeydoğudaki çeşmenin 1571-1572 tarihli kitabesinden yola çıkarak köşkü de bu yıllara tarihler. Mimarın Sinan olup olmadığı belgelerle bilinmez, yalnızca tarih ve üslup ona işaret eder. Mithat Cemal Kuntay'ın Üç İstanbul romanındaki "Koca Mimar Sinan'ın eseri harap oluyor efendiler!" cümlesi bu inancın edebiyattaki izidir. Gündoğdu'ya göre köşk, kırk dönümlük bir av bahçesinin içinde ahırlar, ambarlar, mutfaklar, hamam ve hizmetli odalarıyla birlikte kurulmuştu; bunlardan yalnızca köşk günümüze ulaşmıştır. Kültür Envanteri yakında bir Siyavuş Paşa Hamamı kalıntısını da kaydeder; parkın çevresinde dolaşırken bu izleri arayabilirsiniz. Köşkün içinin açık olup olmadığı dönemden döneme değişebilir; kapalıysa havuzun kenarında oturup yapıyı dört cephesinden gezmek de yeterince doyurucudur. Buradan sonra Bahçelievler istasyonuna dönüp M1A ile Yenibosna'ya geçin ve Kazlıçeşme'ye giden İETT hatlarından birine binin.
Kaynak: DergiPark, Gündoğdu, Siyavuş Paşa Köşkü Üzerine Bazı Gözlemler; TDV İslam Ansiklopedisi, Siyavuş Paşa; Vikipedi, Siyavuşpaşa Kasrı.

Kazlıçeşme (Tarihi Kazlı Çeşme ve Kazlıçeşme Meydanı)
Kazlıçeşme'de İETT'nin son durağına ya da Marmaray ve Sirkeci-Kazlıçeşme banliyösünün kullandığı Kazlıçeşme istasyonuna vardığınızda hedefiniz batıda, birkaç yüz metre ötedeki çeşmedir. Çeşme Kazlıçeşme Mahallesi'ni ikiye bölen Demirhane, bugünkü adıyla Abay Caddesi'nin üzerindedir. Bir zamanlar bir duvar çeşmesiydi; arkasından açılan yol yüzünden bugün meydanda tek başına duran bir çeşme görünümündedir. Önce cepheye karşıdan bakın: kesme taştan yapılmış, silmelerle çerçevelenmiş dikdörtgen bir cephede basık sivri kemerli bir niş vardır. Nişin içindeki aynada, beş kartuşa sülüs hatla yazılmış Türkçe manzum kitabe yer alır. Kültür Envanteri'ne göre kitabe ebced hesabıyla 1546 tarihini verir ve çeşmeyi yaptıranı Mehmed Bey olarak anar. Kitabedeki Mehmed Bey'in müderris Aşık Pir Mehmed Çelebi olduğu tahmin edilir. Kitabenin altındaki beyaz mermere yaklaşın; semte adını veren tombul kaz kabartması işte buradadır. Kazın önünde yıldız biçimli yapraklı bir dal da işlenmiştir; ayrıntıyı görmek için birkaç adım yaklaşmanız gerekir. Bu mermer aslında Bizans döneminden kalma devşirme bir parçadır ve beşinci yüzyıla tarihlenir. Vikipedi'deki maddeye göre kabartma 2002'de definecilerin saldırısıyla tahrip edildi; kırık parçalar incelendiğinde mermerin Osmanlı döneminde ters çevrilip üzerine kazın işlendiği anlaşıldı. Bugün gördüğünüz kabartma, Zeytinburnu Belediyesi'nin 2010'da yaptırdığı aslına uygun kopyadır. Evliya Çelebi bu kazı dille anlatılamayacak kadar güzel diye övmüştür. Çeşmenin iki yanındaki kemerli tas koyma yuvalarına da bakın; bunlar suyun bir zamanlar nasıl kullanıldığını hatırlatır. Rivayete göre fetih sırasında su arayan bir saka, uçan kazların peşinden giderek burada bir kaynak bulmuştu; bu hikaye bir efsane olarak anlatılır. Çeşmeyi gördükten sonra mahallenin tarihine geçin. Vikipedi'ye göre Fatih Sultan Mehmed fetihten sonra sur dışındaki bu bölgeyi kasaplara ve debbağ esnafına ayırmış, burada sayısı yüzlerle ifade edilen tabakhane kurulmuştu. Zeytinburnu Kaymakamlığı da Fatih'in Edirne ve Anadolu'dan getirdiği derici esnafını buraya yerleştirdiğini anlatır. On dokuzuncu yüzyılda tabakhanelerin yanına demir fabrikası gibi yeni sanayi kuruluşları eklendi, Cumhuriyet döneminde çimento ve dokuma fabrikaları geldi. 1990'larda deri fabrikalarının taşınmasıyla mahalle uzun süre bir çöküntü alanı olarak kaldı ve ardından kentsel dönüşümle bugünkü görünümüne kavuştu. Funda Budak'ın Marmara Üniversitesi dergisindeki makalesi bu dönüşümü fetihten günümüze uzanan bir çizgide inceler. Günün sonunda acele etmiyorsanız Sirkeci-Kazlıçeşme hattının yanında, eski demiryolu kesiminden kazanılan yürüyüş ve bisiklet yoluna çıkın. Bu yol sizi doğuya, Yedikule surlarına doğru götürür ve sur dışından sur içine geçişi ayaklarınızla hissettirir. Dönüşte Kazlıçeşme istasyonundan Marmaray'a binerek şehrin iki yakasına kolayca ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Kültür Envanteri, Kazlı Çeşme; Vikipedi, Kazlı Çeşme ve Kazlıçeşme; Zeytinburnu Kaymakamlığı, İlçemizin Tarihi.
