Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Selimiye Çevresinde Müze, Külliye ve Osmanlı Çarşıları
Kültürel4 Durak

Selimiye Çevresinde Müze, Külliye ve Osmanlı Çarşıları

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Edirne'nin tarihi merkezi, Tunca'nın çizdiği büyük kavsin ortasındaki tepede kurulu. TDV İslam Ansiklopedisi bu tepenin deniz seviyesinden yaklaşık 75 metre yükseklikte olduğunu ve şehrin hemen hemen tam ortasına düştüğünü yazar. Tepenin üstünde Selimiye durur; eteğinde ise Osmanlı Edirnesi'nin ticaret merkezi, yani bedesten, arastalar ve hanlar yer alırdı. Bu rota o küçük ama yoğun alanı yürüyerek, dört durakta gezer ve kentin hem anıtsal hem gündelik yüzünü aynı sabaha sığdırır.

Güne Selimiye'nin doğu kapısının hemen yanındaki Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde başlarsınız. Burada Trakya'nın fosillerinden Enez kazısının buluntularına, Edirne evlerinin gelin odasından el dokuması halılara kadar bölgenin uzun geçmişi bir arada durur. Müzeden çıkınca birkaç adımla Mimar Sinan'ın kendi ustalık eseri saydığı Selimiye Camii ve Külliyesi'ne girersiniz. 1568 ile 1575 arasında yapılan ve 2011'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınan yapıda kubbe, dört minare, avlu ve medreseler tek bir tasarımın parçalarıdır. Ardından tepeden aşağı, Eski Cami'nin yanındaki Edirne Bedesteni'ne inersiniz. Çelebi Mehmed'in 1417-1418 yıllarında Eski Cami'ye gelir sağlamak için yaptırdığı on dört kubbeli bu yapı, Osmanlı'nın en eski bedestenleri arasındadır. Rota, Mimar Sinan'ın Semiz Ali Paşa için yaptığı uzun, tonozlu Ali Paşa Çarşısı'nda biter.

Sıra bilerek böyle kuruldu. Müze kentin Osmanlı öncesi katmanlarını ve gündelik kültürünü anlatarak zemini hazırlar. Selimiye, o zeminin üstüne Osmanlı mimarisinin en olgun halini koyar. Bedesten ile Ali Paşa Çarşısı ise vakıf düzenini gösterir: büyük anıtların ayakta kalması, çevrelerine kurulan ticaret yapılarının gelirine bağlıydı. Yürüdükçe yukarıdan aşağıya, anıttan çarşıya ve on altıncı yüzyıldan on beşinci yüzyıla, sonra yeniden on altıncı yüzyıla geçersiniz.

Toplam yürüyüş bir kilometreyi pek aşmaz, ama Selimiye'den çarşılara iniş yokuştur ve yollar yer yer arnavut kaldırımıdır; rahat ayakkabı giyin. Selimiye'nin minareleri kentin hemen her yerinden göründüğü için yolunuzu kaybetmeniz zordur. Selimiye ibadete açık bir yapıdır: namaz vakitlerinde içeriyi gezmek yerine avluda ve külliyede vakit geçirin, ayakkabılarınızı çıkarın, omuz ve dizleri örten kıyafet seçin, kadın ziyaretçiler başörtüsü taşısın. Müzenin ve külliye içindeki müzelerin ziyaret günlerini ve saatlerini, ayrıca Selimiye'deki restorasyon çalışmalarının güncel durumunu yola çıkmadan resmi kaynaklardan kontrol edin. Çarşılar hafta içi ve cumartesi daha canlıdır.

Süre: yarım gün. En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar sabahları; Selimiye'nin avlusu ve kubbesi sabah ışığında en iyi okunur, çarşılar ise öğleden önce daha sakindir.. Ulaşım: Selimiye kent merkezindedir; otogardan ve semtlerden merkeze belediye otobüsleri ve dolmuşlarla gelinir, güncel hat bilgisini Edirne Belediyesi'nden kontrol edin. Dört durak birbirine yürüme mesafesindedir, rota boyunca araç gerekmez.

Kaynaklar

Edirne Merkez, Edirne
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~3 sa 40 dk
Yürüyüş ~0,7 km · 12 dk
Toplam ~3 sa 52 dk
19 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

~1 sa burada
Kadirpaşa Mektep Caddesi, Edirne Merkez / Edirne

Müze, Selimiye'nin doğu kapısından yaklaşık elli metre uzakta, Kadirpaşa Mektep Caddesi üzerindedir. Binaya girmeden önce yanındaki açık alanda sergilenen Osmanlı mezar taşlarına bakın. Taşların başlıklarındaki sarık ve kavuk biçimleri, sahiplerinin mesleğini ve konumunu anlatan bir dil gibidir; birkaçının önünde durup biçimleri karşılaştırmak ziyaretin iyi bir başlangıcıdır. Bugünkü bina, Yüksek Mimar İhsan Kıygı'nın projesiyle yapıldı ve 13 Haziran 1971'de Arkeoloji ve Etnografya Müzesi adıyla açıldı. Ama Edirne'de müzecilik çok daha eskiye gider. Kentin ilk müzesi 1925'te Selimiye'nin Darülhadis Medresesi'nde kurulmuş, koleksiyon büyüdükçe külliyenin öteki medreselerine de taşmıştı.

İçeride önce arkeoloji bölümüne yönelin, çünkü sergi kronolojik bir sırayla açılır. İlk vitrinlerde Edirne ve çevresinde bulunan fil, gergedan ve at türlerine ait diş, çene ve omur parçaları durur. Bu fosiller, Trakya'nın insanlardan çok önceki manzarasını hayal etmek için iyi bir pencere açar. Ardından Kalkolitik çağdan kalan buluntulara ve Trak süvarisinin betimlendiği mezar stellerine geçin. Süvari stellerinde atlı figürün duruşuna ve kabartmanın derinliğine dikkat edin; bölgenin Roma öncesi halkını tanıtan en güçlü eserler bunlardır. Sergilenen parçaların önemli bir bölümü, Edirne'nin güneyindeki antik Ainos kentinde, yani bugünkü Enez'de yapılan kazılardan gelir. Figürlü amphoralara, pişmiş toprak heykelciklere ve küçük takılara ayrı bir zaman ayırın. Sikke koleksiyonu da Kültür Portalı'nın özellikle andığı bölümler arasındadır.

Arkeoloji salonlarından sonra etnografya bölümüne geçin. Burada Balkanlara özgü yöresel giysiler, hat sanatı örnekleri, halılar ve kilimler sergilenir. Bölümün en çok ilgi gören köşeleri, bir Edirne evinin gelin odasını ve oturma odasını canlandıran düzenlemelerdir. Ahşap dolaplara, yer minderlerine ve tekstillerin renklerine bakarak eski kent evlerindeki gündelik yaşamı gözünüzde canlandırabilirsiniz. Atatürk'ün Edirne ziyaretinde kullandığı bazı kişisel eşyalar da bu bölümde yer alır.

Fotoğraf çekmek isterseniz flaş kullanmamaya özen gösterin ve vitrin camlarındaki yansımadan kaçınmak için objektifi cama yaklaştırın. Bir saat, iki bölümü acele etmeden görmek için yeterlidir. Ziyaret günlerini, saatlerini ve giriş koşullarını gitmeden önce Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın müzeler sitesinden kontrol edin. Müzeden çıktığınızda Selimiye'nin dört minaresi tam karşınızda yükselir; doğu kapısından külliyenin dış avlusuna birkaç dakikalık yürüyüşle girersiniz.

Kaynak: Kültür Portalı ve Vikipedi, Edirne Müzesi.

Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Selimiye Camii'nin doğu kapısının yaklaşık 50 metre uzağında, Kadirpaşa Mektep Caddesi'nde yer alan şehir müzesidir. Kültür Portalı'na göre müze 13 Haziran 1971'de Arkeoloji ve Etnografya Müzesi adıyla açıldı. Binanın projesini mimar İhsan Kıygı hazırladı. Tarih öncesi dönemlerden Osmanlı'nın son yüzyılına uzanan koleksiyonu, Edirne'yi ve Trakya'yı tek binada okumanın en kısa yoludur. Müzenin geçmişi aslında daha eskidir. Vikipedi'ye göre şehirdeki ilk müze 1925'te Selimiye'nin Darülhadis Medresesi'nde Rıfat Osman, Arif Dağdeviren ve Necmi İğe tarafından kuruldu. Etnografik eserler çoğalınca külliyenin başka bir bölümünde ikinci bir salon 25 Kasım 1936'da açıldı ve eserler daha sonra Darülkurra Medresesi'ne taşındı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında değerli parçaların önemli bir kısmı güvenlik için İstanbul ve Anadolu müzelerine gönderildi. Koleksiyon büyüdükçe yeni bir bina gerekti ve 1966'da Selimiye'nin arkasındaki arsada müze binası yapılmasına karar verildi. Yeni bina açılınca Darülhadis Medresesi'ndeki müze Türk ve İslam Eserleri Müzesi adını aldı. Arkeoloji bölümü fosillerle başlar. TDV İslam Ansiklopedisi koleksiyonda balık, fil, at ve gergedan fosillerinin bulunduğunu yazar, yani Trakya'nın çok eski bir doğal geçmişini de burada görmek mümkündür. Bunları dolmen ve menhirler, tören ve mutfak kapları, figürler, takılar, lahitler, sunaklar ve steller izler. Trak süvarisini betimleyen mezar stelleri bu bölümün en dikkat çekici parçaları arasındadır. Müzenin önemli bir bölümünü Enez kazılarında bulunan figürlü amforalar, pişmiş toprak heykelcikler, seramikler, mermer heykel parçaları ve takılar oluşturur. Sikke koleksiyonu da ayrı bir değer taşır. TDV'ye göre müzede farklı dönemlere ait 6000 kadar sikke bulunur. Kültür Portalı da değerli para koleksiyonunu, heykelleri, toprak ve cam kapları müzenin ilgi çeken eserleri arasında sayar. TDV, eserlerin genellikle kazılardan ve yurt dışına kaçırılırken gümrük kapılarında yakalanan parçalardan geldiğini belirtir. Etnografya bölümü Edirne'nin saray çevresinden şehir evine uzanan gündelik hayatını anlatır. TDV'ye göre müzenin büyük salonu ile bir galerisi etnografyaya, küçük bir salonu el sanatlarına, diğer galerisi, bir salonu ve bahçesi ise arkeolojik eserlere ayrılmıştır. TDV'ye göre bu bölümdeki eserlerin çoğu Edirne saraylarından gelmiştir ve toplam sayısı 1300 kadardır. Salonun en önemli köşesinde bir sünnet yatağı, bir gelin yatağı ve bir Edirne evi odası sergilenir. Burada şehrin kendine özgü süsleme üslubu olan Edirnekari'nin en güzel örneklerinden 18 ve 19. yüzyıllara ait yüklük ve dolap kapakları görülür. Vitrinlerde gelin ve hanım kıyafetleri, işlemeli havlu ve peşkirler, oyalı yemeniler, gümüş ve altın takılar yer alır. Küçük salonda süpürgecilik, mis sabunculuğu, saraçlık, dokumacılık ve çömlekçilik gibi Edirne el sanatları tanıtılır. Vikipedi'ye göre etnografya salonunda Atatürk'ün Edirne ziyareti sırasında kullandığı bazı özel eşyalar da sergilenir. Müzenin bahçesi de gezinin bir parçasıdır. Binanın önündeki açık alanda Osmanlı dönemine ait mezar taşları ve taş eserler sergilenir. Yazıları ve süslemeleriyle bu taşlar, Selimiye'nin kubbesi arka planda kalacak biçimde fotoğraflanabilir. Gezi için bir ile iki saat ayırmak yeterlidir. Önce arkeoloji salonunu, sonra etnografya salonunu dolaşıp bahçede bitirmek iyi bir sıradır. Müzenin açık olduğu günleri, saatleri ve giriş koşullarını gitmeden önce Bakanlığın resmi müze sitesinden kontrol edin. Selimiye'nin hemen arkasında olduğu için müzeyi külliyedeki Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve Vakıf Müzesi ile aynı gün gezmek kolaydır.
2
Selimiye Camii ve Külliyesi

Selimiye Camii ve Külliyesi

~1 sa 15 dk burada

Selimiye'yi gezmeye içeriden değil dışarıdan, külliyenin dış avlusunu dolaşarak başlayın. Yapı, kaynaklarda Kavak Meydanı ya da Sarıbayır adıyla anılan ve Edirne'ye hakim olan tepeye kurulmuştur. Dış avluda yürürken caminin iki yanında, simetrik yerleştirilmiş iki medreseyi görürsünüz. Darülkurra Medresesi bugün Vakıf Müzesi, Darülhadis Medresesi ise Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılır; vaktiniz varsa birini rotaya ekleyebilirsiniz. Sonra caminin dört köşesindeki minarelere bakın. Her biri üç şerefelidir ve gövde yükseklikleri 70,89 metre olarak verilir; Osmanlı'nın yaptığı en yüksek minareler arasındadır. Mimar Sinan, minareleri alışılmış biçimde avlunun köşelerine değil harim bölümünün köşelerine koyarak kubbeyi dört yandan çerçevelemiştir. Kaynaklar, giriş tarafındaki iki minarede şerefelere birbirini kesmeyen üç ayrı merdivenle çıkıldığını yazar.

İç avluya kuzeybatıdaki sade kapıdan girin. Revaklarla ve küçük kubbelerle çevrili avlunun ortasındaki mermer şadırvan, oyma ve delikli taş işçiliğiyle dönemin en güzel örnekleri arasında sayılır. Harime açılan son revakın öteki üç revaktan belirgin biçimde yüksek tutulduğuna dikkat edin; bu, avludan bakan gözü doğrudan kubbeye yönlendirir. Avlunun ölçüsü ile caminin harim bölümü birbirine yakın büyüklüktedir; ikisi de yaklaşık altmışa kırk dört metre olarak verilir.

Ayakkabılarınızı çıkarıp içeri girdiğinizde ilk izlenim, mekanın tek bir kubbenin altında toplanmasıdır. Kubbe sekiz büyük payeye oturur ve bu payeler dış duvarlarla kaynaştırıldığı için iç mekanı bölmez. Kubbenin çapı yaklaşık 31 metredir; yüksekliği kaynaklarda kırk iki ile kırk üç metre arasında verilir. Sinan'ın biyografisi, ustanın bu kubbeyle Ayasofya'nın kubbesini aştığını söylediğini aktarır. Mekanın ortasında, tam kubbenin altında, on iki alçak kemere oturan ahşap müezzin mahfili durur; altındaki küçük mermer çeşme de görülmeye değer. Rivayete göre mahfilin ayaklarından birinin altındaki ters lale motifi, arsanın eski sahibinin hatırasıdır. Ardından mihrap bölümüne yaklaşın. Mihrabın iki yanındaki İznik çinileri ve oyma mermer minber, on altıncı yüzyıl taş ve çini işçiliğinin seçkin örnekleridir. Doğu köşesinde yükseltilmiş hünkar mahfili de İznik çinileriyle kaplıdır.

Ziyarette birkaç kurala uyun. Namaz vakitlerinde içeriyi gezmek yerine avluda bekleyin, sesinizi alçak tutun ve namaz kılanların önünden geçmeyin. Omuz ve dizleri örten kıyafet giyin; kadın ziyaretçiler başörtüsü taşısın. Fotoğraf çekerken flaş kullanmayın ve insanları kadraja almamaya dikkat edin. 2021 sonunda başlayan kapsamlı restorasyon nedeniyle bazı bölümler dönem dönem ziyarete kapalı olabilir; güncel durumu gitmeden önce resmi kaynaklardan kontrol edin.

Çıkarken caminin şehre bakan güney yanına geçin. Burada, kıble duvarı boyunca uzanan Selimiye Arastası vardır. Kültür Portalı, III. Murad'ın külliyeye gelir sağlamak için bu çarşıyı Mimar Davut Ağa'ya yaptırdığını yazar. Uzunluğu kaynaklarda iki yüz yirmi beş ile iki yüz elli altı metre arasında verilir; ortasındaki dua kubbesinin altında esnafın her sabah doğru iş yapacağına söz verdiği anlatılır. Arastadan çıkıp yokuş aşağı, Eski Cami yönünde yürüyerek bedestene inersiniz.

Kaynak: Kültür Portalı, Selimiye Camisi ve Selimiye Arastası; Vikipedi.

Selimiye Camii ve Külliyesi, Sultan II. Selim'in Mimar Sinan'a yaptırdığı ve Edirne'nin siluetini tek başına belirleyen yapı topluluğudur. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre külliye 1568 ile 1574 yılları arasında, şehrin merkezinde eski saray alanına denk gelen Kavak Meydanı'nda inşa edildi. Kültür Portalı tamamlanma yılı olarak 1575'i verir ve inşaatta yaklaşık on beş bin kişinin çalıştığını aktarır. Mimar Sinan bu yapıyı kendi eserleri arasında ustalık eseri olarak tanımlamıştır. Külliye 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Yapının etkisinin bir bölümü yer seçiminden gelir. Edirne düz bir ova şehridir ve cami, şehrin içinde yaklaşık 70 metrelik bir yükseltinin üzerine oturur. TDV'ye göre İstanbul ya da Rumeli yönünden gelen yolcu minareleri 10 ile 15 kilometre uzaktan seçer, yaklaştıkça önce kubbeyi, sonra bütün kütleyi görür. Üç Şerefeli Cami, Eski Cami ve biraz uzaktaki Muradiye ile birlikte şehrin tepe çizgisini oluşturan bu yapılar arasında Selimiye en yüksek noktadadır. Külliye 130 metreye 190 metre ölçüsündeki dikdörtgen bir dış avlunun içinde düzenlenmiştir. Ortada cami, güneydoğuda ve güneybatıda birer medrese, batıda ise arasta ile sıbyan mektebi yer alır. Caminin kendisi kuzeydeki revaklı avlu ve ona eşit büyüklükteki ana mekan olmak üzere yaklaşık 60 metreye 44 metrelik iki dikdörtgenden oluşur. Duvarlar sarımtırak kesme taştandır, pencere ve kemerlerde iki renkli taş kullanılarak cepheye hareket kazandırılmıştır. Selimiye'yi mimarlık tarihinde öne çıkaran şey ana kubbedir. TDV'nin verdiği ölçülere göre kubbe 31,30 metre çapındadır ve 42,25 metre yüksekliğe ulaşır. Kubbe sekiz ayağa oturur ve bu ayakların altısı serbest durur, ikisi mihrap bölümünün köşelerine yerleştirilmiştir. Sinan ayakları yan duvarlara yaklaştırarak orta alanı bölmeden geniş ve ferah bir tek mekan elde etmiştir. Kültür Portalı, Sinan'ın Tezkiret-ül Bünyan adlı eserde bu kubbeyle Ayasofya'nın kubbesini aştığını söylediğini aktarır. Dört köşedeki minareler de aynı derecede ünlüdür. Her biri yivli gövdeli ve üç şerefelidir, yükseklikleri TDV'de 70,89 metre olarak verilir. Avlu ile ana yapının birleştiği noktadaki iki minarede şerefelere birbirinden bağımsız üç ayrı merdivenle çıkılır, yani üç kişi birbirini görmeden ayrı şerefelere ulaşabilir. Minarelerin ilk kez ana kubbenin örttüğü kapalı mekanın köşelerinden yükselmesi, hem planı hem de cephe düzenini etkileyen bir yeniliktir. İçeride mihrap bölümü ikinci sıra pencerelerin altına kadar sır altı tekniğinde çinilerle kaplıdır. Mermer mihrap ve geometrik delikli işçiliği olan mermer minber, Kültür Portalı'nın deyişiyle mermer işçiliğinin seçkin örnekleri arasında sayılır. Doğu köşesindeki hünkar mahfilinin duvarları da bitkisel desenli zengin çinilerle süslüdür. Ana mekanın ortasındaki ahşap müezzin mahfili on bir mermer sütun üzerinde durur ve altında fıskiyeli küçük bir havuz bulunur. Bu mahfilin sütunlarından birindeki ters lale motifi yıllardır halk söylencelerine konu olmaktadır. Kuzeydeki revaklı avlu on sekiz kubbeyle çevrilidir ve ortasında on altı kenarlı, oyma işçilikli mermer bir şadırvan durur. Avlu pencerelerinin bir kısmının alınlıklarında yazılı çiniler görülür. Avluya üç yönden basamaklı kapılarla girilir, kuzeydeki kapı mermer malzemesi ve kitabesiyle diğerlerinden ayrılır. Külliyenin öteki yapıları bugün müze olarak kullanılır. Güneydoğudaki Darülhadis Medresesi Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ne, güneybatıdaki Darülkurra Medresesi ise Vakıf Müzesi'ne ev sahipliği yapar. TDV, Selimiye Darülkurrası'nın Sinan'ın yaptığı darülkurralar içinde günümüze ulaşan, hücreli düzene sahip tek yapı olduğunu belirtir. Batıdaki arasta Sinan'ın planladığı külliyenin parçasıdır, ancak batı yönündeki dükkanları, tonozlu örtüsü ve dua kubbesi III. Murad döneminde Mimar Davud Ağa tarafından tamamlanmıştır. Arastanın uzunluğu TDV'de 255 metre ve 124 dükkan olarak verilirken Bakanlık broşürü 225 metre, 73 kemer ve dört kapıdan söz eder. Ziyarete Kültür Portalı'nın önerdiği gibi önce dışarıdan, külliyenin çevresini dolaşarak başlamak yerinde olur. Selimiye ibadete açık bir yapı olduğu için içeri girerken omuz ve dizleri örten kıyafet seçin, ayakkabılarınızı girişte çıkarın ve vakit aralarında sessizliğe özen gösterin. Caminin 2021 sonunda kapsamlı bir restorasyona alındığı bilindiğinden, iç mekanın hangi bölümlerinin açık olduğunu gitmeden önce güncel duyurulardan kontrol edin. Edirne Müzesi doğu kapısına yaklaşık 50 metre uzaklıktadır ve arastadan aşağı inen yol sizi Eski Cami ile Bedesten'e götürür. Şehir merkezindeki her noktadan yürüyerek ulaşılan külliye, Edirne gezisinin doğal başlangıç noktasıdır.
3
Edirne Bedesteni

Edirne Bedesteni

~40 dk burada
Sabuni Mahallesi, Edirne Merkez / Edirne

Bedesten, Selimiye'nin bulunduğu tepenin güneybatı eteğinde, Eski Cami'nin hemen yanındadır. İkisini birlikte düşünmek gerekir, çünkü bedesten Eski Cami'nin vakfı olarak yapılmıştır. Kültür Portalı'na göre yapıyı 1417-1418 yıllarında Çelebi Sultan Mehmed yaptırmıştır; TDV İslam Ansiklopedisi yapımına Musa Çelebi döneminde başlandığının da söylendiğini ekler. Dükkanların kirası caminin bakımını ve hizmetlerini karşılıyordu. Yani biraz önce Selimiye'nin arastasında gördüğünüz düzenin, yaklaşık yüz elli yıl önceki bir örneğinin içine giriyorsunuz.

Girmeden önce yapıyı dışarıdan, bir köşesinden bakarak okuyun. Duvarlar iki renkli kesme taşla kaplıdır ve aralarında tuğla sıralar görülür. Üstte, kurşunla kaplı on dört kubbe iki sıra halinde dizilir. Her kubbenin altında sivri kemerli bir pencere açılır; içeriyi aydınlatan ışık bu pencerelerden gelir. Yapının dört yanında birer kapı vardır, bu yüzden bedesten hangi sokaktan gelirseniz gelin size bir giriş sunar. Kültür Portalı yapının ölçüsünü kırka yetmiş beş metre dolayında verir.

İçeri girdiğinizde orta eksen boyunca tek sıra halinde dizilmiş altı payeye bakın. Bu payeler mekanı on dört bölüme ayırır ve her bölüm bir kubbeyle örtülür. TDV, bu düzenin Bursa Bedesteni'ne çok benzediğini vurgular; Bursa'yı gördüyseniz akrabalığı hemen fark edersiniz. Dükkanlar duvarlara bitişik olarak dizilmiştir: uzun kenarlarda tonozla örtülü on dörder, kısa kenarlarda dörder hücre bulunur. Kapı yanlarına ve köşelere denk gelen dükkanların plana ustalıkla yerleştirilişine dikkat edin.

Bedesten, Osmanlı kentlerinde değerli malların satıldığı ve korunduğu kapalı çarşıydı. Evliya Çelebi, buradaki mücevherlerin birkaç Mısır hazinesi değerinde olduğunu ve onları altmış gece bekçisinin koruduğunu yazar. Gezgin kentte bir Eski bir de Yeni Bedesten bulunduğunu da not etmiştir; TDV'ye göre bugün yalnız biri ayaktadır ve ötekinin yeri bilinmemektedir. Bedestenin çevresinde zamanla hanlar ve çarşılar kurulmuş, geniş bir ticaret alanı oluşmuştur. Bunların bir bölümü günümüze ulaşmamıştır, ama Selimiye Arastası ile Ali Paşa Çarşısı hala yerindedir.

Yapı son yıllarda kapsamlı bir onarım gördü ve bugün yeniden çarşı olarak kullanılıyor. Dükkanların arasında yavaş yürüyün, kubbelerin altındaki ışık değişimine bakın ve fotoğraf için orta eksenin bir ucunda durup payelerin dizisini tek karede yakalamayı deneyin. Bedestenden çıktıktan sonra batıya doğru kısa bir yürüyüşle Ali Paşa Çarşısı'nın kapılarından birine ulaşırsınız.

Kaynak: Kültür Portalı, Bedesten; TDV İslam Ansiklopedisi, Bedesten.

Edirne Bedesteni, Eski Cami'nin hemen yanında duran ve Osmanlı'nın günümüze ulaşan en eski bedestenleri arasında sayılan kapalı çarşı yapısıdır. Kültür Portalı'na göre bedesten 1417-1418 yıllarında Çelebi Sultan Mehmed tarafından Eski Cami'ye vakıf olarak yaptırıldı. TDV İslam Ansiklopedisi yapımına Musa Çelebi döneminde başlandığının da söylendiğini not eder. Bedestenin kiralarından elde edilen gelir, komşusu olan büyük caminin giderlerini karşılamak içindi. Bu yüzden iki yapıyı birlikte görmek, Osmanlı şehrinde ibadet yapısı ile ticaretin vakıf aracılığıyla nasıl birbirine bağlandığını anlamanın en kolay yoludur. Bedesten, Osmanlı çarşısının en değerli malların saklandığı ve satıldığı, kalın duvarlı ve sağlam kapılı bölümüdür. TDV'nin Edirne maddesi, Osmanlı şehirlerinin çoğunda olduğu gibi Edirne'de de ticaretin merkezinin bir bedesten olduğunu belirtir. Evliya Çelebi bu bedestendeki elmas ve takıların birkaç Mısır hazinesi değerinde olduğunu, bunları altmış gece bekçisinin koruduğunu yazar. Bu anlatım abartılı olsa bile yapının şehir ekonomisindeki yerini iyi gösterir. TDV'nin Edirne maddesi bu bedesteni bütün benzerlerinin en büyükleri arasında sayar. Yapı dikdörtgen planlıdır ve Kültür Portalı ölçülerini 40,54 metreye 74,94 metre olarak verir. Üstü iki sıra halinde dizilmiş on dört kubbeyle örtülüdür ve bu kubbeler kurşunla kaplıdır. İçeride tek sıra halinde dizilen altı ayak, mekanı on dört bölüme ayırır. TDV bu düzenin Bursa Bedesteni'ne çok benzediğini vurgular. Her kubbenin altında sivri kemerli bir pencere bulunur ve iç mekan bu pencerelerden ışık alır. Duvarlar taş ve tuğla sıralarının dönüşümlü dizilmesiyle örülmüştür, dışarıdan bakınca kırmızı ve krem rengi bantlar hemen göze çarpar. Yapının dört yanında birer kapı vardır. İçeride uzun kenarlarda on dörder, kısa kenarlarda dörder tonozlu hücre sıralanır. TDV, kapı yanlarına ve köşelere denk gelen dükkanların ustalıkla yerleştirildiğine dikkat çeker. Yapı sade olmakla birlikte dış cephede az da olsa süsleme görülür. Bedestenin çevresinde zamanla geniş bir ticaret bölgesi oluştu. TDV, İstanbul ve Ankara'da olduğu gibi Edirne'de de bedestenin etrafında birçok han ve çarşı kurulduğunu, bunlardan Selimiye ve Ali Paşa arastalarının bugün de ayakta olduğunu yazar. Evliya Çelebi şehirde eski ve yeni adlı iki ayrı bedesten bulunduğunu anlatır, ancak bugün yalnızca bu yapı ayaktadır. TDV'ye göre Evliya 1653'te geldiğinde öteki bedestenin iki kubbesi zaten yıkıktı. I. Murad dönemine ait olabileceği düşünülen o eski yapı 19. yüzyılın ortalarında tamamen ortadan kalktı. Kayıtlara göre bedesten 1897-98'de Müşir Arif Paşa'nın yardımıyla, en son da 1965'te esaslı biçimde onarılmıştır. Kültür Portalı'na göre son yıllarda yeniden onarılan bedesten bugün yine çarşı olarak kullanılır. İçeride yürürken dükkanlardan çok yapının kendisine bakmayı deneyin. Kubbelerin ayaklara nasıl oturduğunu, pencerelerden gelen ışığın kubbe altlarında nasıl dağıldığını ve duvar hücrelerinin derinliğini izleyin. Dışarıda yapının bir köşesine geçip taş ve tuğla örgüsünü kubbe sırasıyla birlikte fotoğraflamak mümkündür. Bedesten şehir merkezindedir ve Selimiye'den arastanın içinden aşağı inerek birkaç dakikada ulaşılır. Eski Cami bitişiğindedir, Üç Şerefeli Cami ve Ali Paşa Çarşısı da kısa bir yürüyüş mesafesindedir. Çarşının açık olduğu saatler değişebileceği için güncel bilgiyi yerel kaynaklardan kontrol edin. Selimiye çevresini dolaşan bir yürüyüşe eklendiğinde, Edirne'nin erken Osmanlı ticaret hayatına açılan en somut kapı budur.
4
Ali Paşa Çarşısı

Ali Paşa Çarşısı

~45 dk burada
Mithat Paşa Mahallesi, Edirne Merkez / Edirne

Ali Paşa Çarşısı, Edirne'nin merkezinde, Saraçlar Caddesi ile Kapıkule yönüne giden yolun köşesinde başlayan uzun ve kapalı bir çarşıdır. Çarşıyı 1561-1565 yılları arasında sadrazamlık yapan Semiz Ali Paşa, Babaeski'deki hayır eserlerine gelir sağlamak için yaptırmıştır. TDV İslam Ansiklopedisi, Mimar Sinan'ın eserlerini sayan Tezkiretü'l-ebniye'de yapının adının geçtiğini ve mimarının Sinan olduğunun buradan anlaşıldığını yazar. Yapım tarihi, Edirneli bir şairin tarih düşürdüğü dörtlükten 976, yani 1568-1569 olarak öğrenilir. Böylece rotayı başladığınız yüzyılda, Selimiye ile aynı yıllarda yapılmış bir yapıda bitirirsiniz.

Çarşıya mümkünse uç kapılarından birinden girin ki uzunluğunu bir bakışta görebilesiniz. TDV iki uçtaki kapıları Kule Kapısı ve Balıkhane Kapısı olarak adlandırır; aralarda yan sokaklardan giriş sağlayan dört kapı daha vardır. Kapıların kemerlerine yakından bakın: kemerler renkli geçmeli taştan, çerçeveler ise kesme küfeki taşındandır. Yapının geri kalanında duvarlar, aralarına taş sıraları konmuş tuğla hatıllarla örülmüştür.

Çarşının içi yaklaşık üç yüz metre boyunca uzanan, tonozla örtülü tek bir yoldur. Orta tonoz kemerlerle desteklenir ve iki yandaki her dükkan bu yola bir kemerle açılır. Tonozun ve kemerlerin alacalı görüntüsü, çarşının en çok fotoğraflanan yanıdır; en iyi kareyi yolun ortasından, kemer dizisini uzaklığa doğru çekerek alırsınız. Yürürken yan kapıların tam eksende değil, yamuk yerleştirilmiş mekanların içinde durduğunu fark edeceksiniz. TDV bu düzensizliği o dönemin sokak düzenine uyma zorunluluğuna bağlar ve eski Osmanlı şehirciliğinin bir özelliği sayar. Çarşı düz bir hat üzerinde kurulduğu için ortada, dört payenin taşıdığı kare bir alan bırakılmıştır; arastalarda bu bölüm dua yeri olarak kullanılırdı.

Dükkan sayısı kaynaklarda farklı verilir ve bu fark çarşının geçmişini de anlatır. Vakıf kaydında 211 göz ve yirmi beş hücreden söz edilir. Evliya Çelebi uzunluğunu bin adım, dükkanlarını 360 olarak yazar; 1718'de Edirne'den mektuplar yazan Lady Mary Wortley Montagu da büyük olasılıkla bu çarşıyı anlatır ve 365 dükkandan, olağanüstü temiz bir kaldırımdan söz eder. TDV bugün mimari çerçevenin içinde yüz ile yüz on dolayında dükkan bulunduğunu belirtir. Çarşı on dokuzuncu yüzyılda zor yıllar geçirmiş, 1867-1868'de ve 1947'de onarılmış, 1960'lardan sonra yeniden canlanmıştır.

Bugün çarşı Edirne'nin gündelik alışverişinin bir parçasıdır ve kentin yöresel ürünlerini arayanların uğrak yeridir. Acele etmeden, iki yandaki kemerlerin ritmini izleyerek bir uçtan öbür uca yürüyün. Çarşıdan çıktığınızda Saraçlar Caddesi'ne ve Kaleiçi'nin sokaklarına birkaç adımla ulaşır, isterseniz günü oralarda sürdürürsünüz.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Ali Paşa Çarşısı.

Ali Paşa Çarşısı, Edirne'nin merkezinde, Kaleiçi'nin kenarında uzanan ve Mimar Sinan'ın eseri olarak bilinen üstü kapalı bir çarşıdır. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre çarşı, 1561-1565 yılları arasında sadrazamlık yapan Semiz Ali Paşa'nın Babaeski'deki hayır yapılarına gelir sağlamak için yaptırıldı. Yapım tarihi, Edirneli bir şairin yazdığı ve 1568-69 yılını veren bir tarih dörtlüğünden öğrenilir. Mimarının Sinan olduğu, onun eserlerini sayan Tezkiretü'l-ebniye'den anlaşılır ve Evliya Çelebi de çarşıyı Sinan'a bağlar. Tezkirede yapı çarşı ve kervansaray olarak kayıtlıdır. TDV, ortada kervansaraya işaret eden bir bölüm bulunmadığı için bu kaydın şaşırtıcı olduğunu ve ilk tasarımda çarşının bir uzantısının kervansaray olarak düşünülüp düşünülmediği sorusunun henüz cevapsız kaldığını belirtir. Bu küçük bilmece, çarşının içinde yürürken akılda tutulacak ilginç bir ayrıntıdır. TDV, Ali Paşa Çarşısı'nı Osmanlı döneminde ticaret için yapılmış çarşılar arasında en başta gelenlerden biri olarak değerlendirir. Mimari açıdan Ali Paşa Çarşısı tipik bir arastadır. TDV'ye göre yaklaşık 300 metre uzunluğunda, üstü tonozla örtülü bir yolun iki yanında yine tonozlu dükkan gözleri sıralanır. Ortadaki uzun tonoz kemerlerle desteklenir ve her dükkan orta yola bir kemerle açılır. Duvarlarda taş sıralarıyla tuğla hatıllar dönüşümlü olarak kullanılmıştır, baş kapıların kemerleri ise renkli geçmeli taştan ve çerçeveleri kesme küfeki taşındandır. Çarşı düz bir hat halinde uzandığı için dua yeri tam ortaya konmuş, kare bir mekanın ortasına dikilen dört ayakla bir dua meydanı oluşturulmuştur. Çarşının altı kapısı vardır. İki uçtaki Kule Kapısı ve Balıkhane Kapısı dışında yan sokaklardan giriş sağlayan dört kapı daha bulunur. TDV, bu yan kapıların tam eksen üzerinde değil yamuk yerleştirilmiş mekanlar içinde durduğunu ve bunun o dönemki sokak düzeninden kaynaklandığını açıklar. Yani çarşı, kendinden önceki şehir dokusuna uydurularak yapılmıştır. Dükkan sayısı kaynaklarda farklı verilir. 1568-69 tarihli vakıf kaydında 211 göz ve yirmi beş hücreden söz edilir. Evliya Çelebi çarşının uzunluğunu bin adım olarak verir ve iki yanında 360 dükkan bulunduğunu yazar. 1718'de Edirne'den mektup yazan İngiliz gezgin Lady Mary Wortley Montagu'nun anlattığı, 365 dükkanlı, temiz ve bakımlı kapalı çarşının da büyük olasılıkla burası olduğu düşünülür. TDV ise bugün mimari çerçeve içindeki dükkan sayısının 100 ile 110 kadar olduğunu belirtir. Evliya Çelebi çarşının iki başında kale kapıları gibi kapılar bulunduğunu, kagir tonozunun kurşunla kaplı olduğunu ve burada çok değerli eşya satıldığını da anlatır. 17. yüzyıl yazarı Hıbri Abdurrahman Efendi'ye göre şehirde abdest için kurulan altı sıcak su musluğundan ikisi bu çarşıdaydı. Çarşının ihtişamı 19. yüzyılda azaldı ve dükkanlar zamanla ayrı ayrı özel mülkiyete geçti. Yapı 1867-68'de bir onarım gördü ve 1947'de büyük ölçüde yeniden onarıldı. TDV'ye göre uzun süre yarı boş kalan çarşı, 1960'lardan itibaren şehrin yeniden canlanmasıyla birlikte hareketlenmiştir. Bugün Edirne'nin en çok dolaşılan alışveriş yollarından biridir. Çarşıyı gezerken başınızı kaldırıp tonozdaki kırmızı ve beyaz bantların uzaklara doğru nasıl tekrarlandığına bakın. Ortadaki dua meydanında durup dört ayağın taşıdığı örtüyü inceleyin, sonra iki uçtaki kapıların kemerlerini karşılaştırın. Kule Kapısı adı, çarşının Kaleiçi'ne ve eski sur hattına komşu olduğunu hatırlatır. Dükkanların açık olduğu saatler değişebileceği için güncel bilgiyi yerel kaynaklardan kontrol edin. Çarşı Üç Şerefeli Cami'ye, Bedesten'e ve Makedon Kulesi'ne kısa yürüyüş mesafesindedir.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirEdirne Merkez, Edirne
TürKültürel
Durak4
Tarih19 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat