Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Ovanın Kenarından Kervan Yoluna, Kaya Kentten Obruk Gölüne
Kültürel4 Durak

Ovanın Kenarından Kervan Yoluna, Kaya Kentten Obruk Gölüne

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Bu rota Konya'yı merkezindeki anıtlardan değil, kenarlarından okur. Bir gün boyunca ovanın güneybatısındaki volkanik kayalardan kentin kuzeybatısındaki dar vadiye, oradan da Aksaray'a giden eski kervan yolunun üzerindeki iki Selçuklu hanına uzanırsınız. Dört durağın ortak ipliği yoldur: Kilistra antik çağın Kral Yolu üzerinde kurulmuştu, Sille İstanbul ile Kudüs arasındaki eski güzergahın konaklama noktalarından biriydi, Zazadin ve Obruk hanları ise 13. yüzyılda kervanların Konya'dan Kapadokya'ya ilerlediği hattın üzerinde duruyordu.

İlk durak Meram'a bağlı Gökyurt'taki Kilistra'dır. Kentin yaklaşık elli kilometre güneybatısındaki bu yerleşimde insanlar milattan önceki yüzyıllardan beri yaşadı, Bizans döneminde ise yumuşak volkanik tüfe oyulmuş konutlar, sarnıçlar ve gözetleme noktaları beş ayrı kayalık kümesine yayıldı. Sabahın yumuşak ışığında kaya yüzleri en okunaklı halindedir; bu yüzden gün buradan başlar.

İkinci durak, kente dönüp kuzeybatıya doğru yaklaşık sekiz kilometre gidince varılan Sille'dir. Derin bir vadinin iki yamacına kurulmuş taş evler, dere boyunca dizilen köprüler, restore edilmiş bir Osmanlı hamamı ve vadinin yukarısındaki baraj gölü, 2001'de kentsel sit ilan edilen bu yerleşimin dokusunu oluşturur. Öğle molası için en uygun yer de burasıdır.

Öğleden sonra kentin doğusundan Aksaray yoluna çıkılır. Yaklaşık yirmi iki kilometre sonra, Tömek yakınında, vezir Sadeddin Köpek'in 1235 ile 1237 arasında yaptırdığı Zazadin Hanı karşınıza çıkar. Devşirme taşlarla örülmüş duvarları, iki renkli taç kapısı ve kubbeli kapalı bölümüyle Selçuklu kervansaray planını eksiksiz gösteren yapılardan biridir. Son durak aynı yolun devamında, Karatay sınırları içindeki Obruk mahallesinde, bölgenin en büyük çöküntü gölü olan Kızören Obruğu ile hemen kıyısındaki Obruk Hanı'dır. Günü burada, obruğun kenarında ovaya batan güneşi izleyerek bitirebilirsiniz.

Sıra coğrafyaya ve ışığa göre kuruldu: güneybatıdan kuzeydoğuya ilerlenir ve en açık manzaralı durak akşam saatlerine kalır. Toplam sürüş uzundur ve Kilistra ile Kızören arasında kentin içinden geçmek gerekir; yakıtınızı kentte tamamlayın. Kilistra'nın kayalık alanında ve Kızören'in uçurum kenarında sağlam, kaymayan ayakkabı şarttır; obruğun kenarındaki korkuluksuz noktalara yaklaşmayın. Yanınıza su ve şapka alın, çünkü Sille dışındaki üç durakta gölge çok azdır. Hanların ve kazı alanlarının ziyaret koşulları zaman zaman değişebildiği için gitmeden önce güncel durumu Konya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile işleten belediyelerin sitelerinden kontrol edin.

Süre: tam gün. En iyi zaman: İlkbahar ve sonbaharda, sabah erken yola çıkarak; bozkırın yaz öğleden sonrası gölgesizdir, kışın ise Kilistra'nın toprak yolları ve Sille'nin taş sokakları buzlanabilir.. Ulaşım: Sille'ye Konya merkezinden belediye otobüsü ve minibüsle gidilir; Kilistra, Zazadin Hanı ve Kızören Obruğu kırsalda dağınık durduğu için rotanın bütünü ancak araçla tamamlanır. Kızören dönüşü Aksaray yolundan kente yaklaşık yetmiş beş kilometrelik bir sürüştür.

Kaynaklar

Meram, Konya
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~5 sa
Yol ~109,6 km · 3 sa 3 dk
Toplam ~8 sa 3 dk
19 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Kilistra Antik Kenti (Gökyurt)

Kilistra Antik Kenti (Gökyurt)

~1 sa 30 dk burada
Kilistra Mahallesi (eski adıyla Gökyurt), Meram / Konya

Kilistra'ya Konya'dan iki yoldan ulaşılır ve hangisini seçeceğiniz günün akışını belirler. Kültür Portalı'na göre ilk yol Hatunsaray'a giden otuz dört kilometrelik asfalttan sonra güneydoğuya ayrılan on beş kilometrelik Gökyurt yoludur. İkinci yol Konya-Antalya devlet yolunun otuz altıncı kilometresinde, Kayalı ayrımından sola dönen yaklaşık dokuz kilometrelik bağlantıdır. Bu rotada dönüşte Sille'ye geçeceğiniz için gidişte Hatunsaray yolunu, dönüşte Antalya yolunu kullanmak hem çeşitlilik hem de zaman kazandırır. Hatunsaray yönünden gelirseniz alana, taş döşemeleri hala yerinde duran eski Kral Yolu'nu izleyerek girersiniz. Arabayı bırakınca birkaç dakikanızı bu taş döşemenin üzerinde yürüyerek geçirin, çünkü yerleşimin neden burada kurulduğunu en iyi o yol anlatır. Kültür Portalı'na göre bölgede bulunan seramikler buranın tarihinin Geç Tunç Çağı'na kadar indiğini gösterir. Kilistra'nın kayaları on bir ile üç milyon yıl önce oluşmuş volkanik tüflerdir ve kolay oyulabildikleri için seçilmiştir. Gezintiye ana kaya kümesinin önündeki düzlükten başlayın ve kaya yüzlerine önce uzaktan bakın. Dışarıdan doğal bir kayalık gibi görünen bu kütlelerin içi geniş odalar halinde oyulmuştur; Bakanlık kaynakları kentin kurulmasında gizliliğin esas alındığını yazar. Pencere sandığınız küçük delikleri dikkatle izleyin, ışık ve hava içeri bu mazgal ve baca açıklıklarıyla kamufle edilerek alınmıştır. Yerleşim Erken Bizans döneminde beş ayrı kaya mevkisine yayılmıştır, bu yüzden tek bir noktada kalmayıp patikalar boyunca kümeden kümeye geçin. Konutların yanında sarnıç, işlik, atölye, çeşme ve mezar gibi gündelik yaşamın izlerini arayın. Büyük su sarnıcı, kurak bir bozkırda suyun ne kadar değerli olduğunu gösteren en etkileyici yapıdır. Yüksek kayalardaki gözetleme kuleleri ve sığınaklar ise yerleşimin aynı zamanda bir karakol işlevi gördüğünü anlatır. Kayalardan birine oyulmuş haç planlı şapel alanın en çok bilinen oyma yapısıdır; ona bir mimari oyma örneği olarak bakıp geçebilirsiniz. Kaya odalara girerken başınızı eğin, eşikler alçak ve zeminler düzensizdir. Bazı oyukların bugün hala Gökyurt halkı tarafından yiyecek deposu olarak kullanıldığını unutmayın ve kapısı kapalı bir odaya girmeyin. Geçmiş yıllarda bazı ziyaretçilerin duvarlara sprey boyayla yazı yazması tepki çekmişti; tüf kolay aşınan bir taştır, duvarlara dokunmamak ve hiçbir iz bırakmamak gerekir. Fotoğraf için en iyi açı ana kümenin karşısındaki açıklıktan, kaya yüzlerini bütün olarak alan geniş kadrajdır. Sabah güneşi doğudan vurduğu için oyukların gölgeleri derinleşir ve kaya dokusu öğlene göre çok daha belirgin görünür. Alanda gölge çok az olduğu için suyunuzu araçta bırakmayın. Bölge Türklerin egemenliğine 11. yüzyıldan sonra geçmiş, 1466'da Osmanlı topraklarına katılmıştır; kaya odalarında dolaşırken bu uzun yerleşim zincirini aklınızda tutun. Turunuzu bitirdiğinizde Kayalı ayrımı üzerinden Antalya yoluna çıkın ve Konya'ya dönerek kentin kuzeybatısındaki Sille'ye yönelin.

Kaynak: Kültür Portalı, Kilistra (Lystra); NTV (AA), Kilistra Antik Kenti; CNN Türk, Konya'nın peribacaları Kilistra; Vikipedi, Kilistra.

Kilistra, Konya kent merkezinin yaklaşık 50 kilometre güneybatısında, Meram ilçesine bağlı eski adı Gökyurt olan mahallenin sınırları içinde kalan bir kaya oyma yerleşimidir. Mahallenin adı 2017'de antik kentin adıyla değiştirilerek Kilistra yapılmıştır. Yerleşim, yumuşak volkanik kayalardan oluşan tepelerin içi oyularak kurulmuştur ve bu yüzden ilk bakışta Kapadokya'nın peribacalı vadilerini hatırlatır. Bölgenin geçmişi tahmin edilenden derindir. Kültür Portalı'na göre alanda bulunan seramik parçalar, buradaki yaşamın Geç Tunç Çağı'na kadar uzandığını gösterir. Kentin üzerinde kurulduğu höyük Helenistik ve Roma dönemlerinde yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Haberlere yansıyan uzman değerlendirmelerinde düzenli yerleşimin MÖ 3. yüzyıla kadar izlenebildiği belirtilir. Kayaya oyulmuş yapıların asıl yayıldığı dönem ise Erken Bizans dönemidir. Kilistra, Anadolu'yu batıdan doğuya kateden ve Roma döneminde Via Sebaste olarak bilinen tarihi Kral Yolu'nun üzerindedir. Bu yol, Hatunsaray yönünden gelerek kente ulaşır ve taş döşemesi bugün de yer yer yerinde durur. Antik kente girişin bu eski yol izlenerek yapılması, ziyaretin en etkileyici anlarından biridir. Yaklaşık 15 kilometre uzaktaki Hatunsaray, Roma'nın askeri koloni statüsü verdiği Lystra kentinin bulunduğu yer olarak bilinir ve iki yerleşim tarih boyunca birbirine bağlı kalmıştır. Kentin planı doğal kaya oluşumlarının izinden gider. Erken Bizans döneminde yerleşim beş ayrı mevkide kurulmuştur ve kuruluşunda gizlilik esas alınmıştır. Uzaktan bakıldığında yalnızca doğal kaya gibi görünen kütlelerin içi geniş odalar halinde oyulmuştur. İçerideki ışık ve hava, dışarıdan fark edilmeyecek biçimde açılmış mazgal ve baca deliklerinden gelir. Kayalara konut, sarnıç, atölye, işlik, çeşme ve mezarlar oyulmuş, savunma için gözetleme kuleleri, karakollar ve sığınaklar yapılmıştır. Alanda kayaya oyulmuş haç planlı bir şapel de bulunur. Kayaların kendisi de anlatının parçasıdır. Selçuk Üniversitesi'nden jeoloji uzmanlarının açıklamalarına göre Konya çevresindeki volkanik kayalar yaklaşık 11 ile 3 milyon yıl önce oluşmuştur. Patlamalardan sonra çöken küller, kolayca oyulup işlenebilen tüf tabakalarına dönüşmüştür. Üstteki sert tabakanın alttaki yumuşak kayayı koruduğu yerlerde peribacasına benzer kütleler ortaya çıkar. Uzmanlar bu kaya oyma hattın Beyşehir yönüne doğru uzandığını da belirtir. Kent 11. yüzyıldan itibaren Türklerin yönetimine girmiş ve 1466'da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Gökyurt'ta hayat hiç kesilmemiştir; köy halkının bazı kaya odalarını bugün de yiyecek saklamak için kullandığı aktarılır. Bu yüzden Kilistra'yı gezerken yaşayan bir köyün içinde dolaştığınızı unutmayın ve kapısı kapalı odalara girmeyin. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün yürüttüğü temizlik, restorasyon ve çevre düzenlemesi çalışmalarından sonra yapıların bir bölümü ziyarete açılmıştır. Uzmanlar şapelin bulunduğu kayada yukarıdan aşağı inen bir kırık ve çevresinde aşınma tespit ettiklerini, alanın daha fazla korunması gerektiğini söylemiştir. Kaya yüzeylerine yazı yazmak ya da çizmek bu kırılgan mirası kalıcı olarak bozar. Gezi sırasında yalnızca açık patikaları kullanmak, hem sizin güvenliğiniz hem de yapıların ömrü için önemlidir. Kilistra'ya ulaşmak için özel araç en pratik yoldur. Kültür Portalı'na göre Konya'dan Hatunsaray'a giden 34 kilometrelik asfalttan güneydoğuya ayrılan 15 kilometrelik Gökyurt yoluyla gelinir. Konya-Antalya devlet yolunun 36. kilometresinden sola dönen ve Kayalı yol ayrımından geçen 9 kilometrelik ikinci bir yol da vardır. Antalya yönüne gidenler için önerilen akış, Hatunsaray üzerinden Kral Yolu'nu izleyip Kilistra'yı gezdikten sonra Kayalı yoluyla ana yola çıkmaktır. Alanda gölge azdır ve zemin yer yer engebelidir; kapalı ayakkabı, şapka ve su yanınızda olsun. Kış aylarında kayalar karla kaplandığında ortaya çıkan manzara fotoğrafçıların ilgisini özellikle çeker. Kaya oyma odaların içi ile dışı arasındaki ışık farkı, sabah ve akşamüstü saatlerinde daha yumuşak fotoğraflar verir. Ziyaret koşullarında bir değişiklik olup olmadığını gitmeden önce İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaynaklarından kontrol edin.
2
Sille

Sille

~1 sa 30 dk burada
Sille Mahallesi, Selçuklu / Konya

Sille kent merkezine yaklaşık yedi kilometre uzaklıktadır ve buraya belediye otobüsü, minibüs ya da araçla kolayca gelinir. Kilistra'dan dönüşte kenti kuzeybatıya doğru geçerken vadinin ağzına yaklaştığınızı yolun birden daralmasından anlarsınız. Arabayı yerleşimin girişinde bırakıp Sille'yi yürüyerek gezmek en doğrusudur, çünkü buranın değeri tek bir yapıda değil, sokakların ve yamaçların bütününde yatar. Yerleşim, Sille Çayı'nın kuzeyden güneye akarak ikiye böldüğü derin ve dar bir vadinin iki yakasına kurulmuştur. Vadinin tabanı denizden yaklaşık bin yüz on beş metre yüksektir ve çevresini Küçük Gevele ile Büyük Gevele tepeleri sarar. Yerleşimin adının kökeni tartışmalıdır; bir görüş onu Yunan mitolojisindeki Silen'e, bir başkası su perileri anlamına gelen Sylla'ya bağlar. İlk iş olarak dere boyunca yürüyün ve iki yamacı karşılıklı izleyin; evlerin kayaya ve birbirine nasıl yaslandığını en iyi buradan görürsünüz. Dere üzerindeki eski köprüler iki yakayı birbirine bağlar ve vadinin fotoğrafı için en iyi duruş noktalarını verir. Evlerin duvarlarındaki taşa yakından bakın; yörede çıkan volkanik ve andezit özellikli Sille taşı yüksek ısıya dayanıklı olduğu için fırın yapımında, yapı taşı olarak da Konya'nın pek çok eski binasında kullanılmıştır. Vikipedi'ye göre bir zamanlar yirmi yedi ocakta çıkarılan bu taşın üretimi bugün yalnızca birkaç ocakla sürmektedir. Çarşının içinde 1884'te yapılan Hacı Ali Ağa Hamamı'nı arayın; kadınlar ve erkekler bölümü, su deposu ve Osmanlıca kitabesiyle büyük ölçüde yıkılmışken restore edilmiştir. Hamamdan sonra yamaçlara tırmanan dar sokaklara girin ve yörenin tarihi atmosferini yaşatan geleneksel Sille evlerinin cephelerini izleyin. Güney yamaçtaki tepelere oyulmuş yaklaşık kırk mağara, Kültür Portalı'nın Sille'nin en önemli tarihi varlıkları arasında saydığı kaya oyma yapılardır; onları dere kenarından bakarak sayabilirsiniz. Sille, 1920'lere kadar farklı toplulukların bir arada yaşadığı çok kültürlü bir yerleşimdi ve 1924 nüfus mübadelesinden sonra dokusu değişti; sokaklarda dolaşırken bu uzun ortak yaşamın iz bıraktığı bir yerde olduğunuzu unutmayın. Kaynaklara göre Cumhuriyet öncesinde nüfusu on sekiz bine ulaşan Sille, 1907 kayıtlarında on üç mahalleden oluşuyordu. Bugün Sille, Selçuklu ilçesine bağlı Subaşı ve Ak adlı iki mahalle olarak yönetilir. 2001'de kentsel sit ilan edilmesi, bugün gördüğünüz bütünlüğün korunmasını sağlamıştır. Sille aynı zamanda bir el sanatları yeridir; çömlekçilik, mumculuk ve cehri bitkisinden elde edilen kök boyalarla dokunan halılar yörenin adıyla anılır. Halı tezgahlarının sayısı bir zamanlar yüzlerle ifade edilirken bugün yalnızca birkaçı kalmıştır, bu yüzden açık bir atölyeye rastlarsanız kısa bir süre izlemeye değer. Ardından vadinin kuzey ucuna doğru yürüyün ya da kısa bir sürüş yapın ve Sille Barajı'nın gölünü görün. Devlet Su İşleri'nin sulama ve taşkın kontrolü için 1953 ile 1960 arasında yaptığı toprak dolgu barajın gövdesi akarsu yatağından otuz dokuz metre yüksektir. Barajın üstünden vadiye bakınca Takkeli Dağ olarak da bilinen Küçük Gevele'nin yamaçlarını ve yerleşimin vadiye nasıl sıkıştığını tek bakışta görürsünüz. Öğle yemeğini Sille'de yemek rotanın ritmine en uygun seçimdir, çünkü sonraki iki durakta yemek imkanı sınırlıdır. Dönüşte kent merkezini doğuya doğru geçip Aksaray yoluna çıkın; bir sonraki durak bu yol üzerindeki Zazadin Hanı'dır.

Kaynak: Kültür Portalı, Sille; Konya Valiliği, Sille; NTV (AA), Konya'da 5000 yıllık tarihi Sille; Vikipedi, Sille ve Sille Barajı.

Sille, Konya'nın yaklaşık 7 kilometre kuzeybatısında, derin ve dar bir vadinin iki yakasına kurulmuş tarihi bir yerleşimdir ve bugün Selçuklu ilçesine bağlı bir mahalledir. Kültür Portalı Sille'yi doğal silüetiyle bütünleşen sivil mimarisi, yerleşim dokusu, bağ ve bahçeleriyle farklı bir yerleşim yeri olarak tanıtır. Bölge Friglerden bu yana iskan görmüş, Bizans döneminden itibaren önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar da Sille'de günümüze ulaşan izler bırakmıştır. Yerleşimin adının kökeni konusunda farklı açıklamalar vardır. Türkçe Vikipedi, adın Yunan mitolojisindeki Silenos'tan ya da köpürerek akan su anlamındaki bir sözcükten geldiğine dair görüşleri aktarır. NTV'nin 2018 tarihli haberinde Necmettin Erbakan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet Çaycı, adın su perileri anlamındaki Sylla'dan geldiğini söyler. Sille, Karabuğa Dağları ile Küçük Gevele arasında, Sille Çayı'nın açtığı vadide, denizden yaklaşık 1115 metre yükseklikte yer alır. Kuzeyden güneye akan çay yerleşimi ikiye böler ve evler vadinin iki yamacına basamak basamak dizilir. Çay düzensiz akışlı bir sel deresidir; bu yüzden üzerine 1953 ile 1960 yılları arasında sulama ve taşkın koruma amaçlı Sille Barajı yapılmıştır. Vadinin tabanında kavak ve söğütler, yamaçlarda bozkır bitki örtüsü hakimdir. Yerleşimin dokusunu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan çeşmeler, hamamlar, köprüler ve geleneksel taş evler oluşturur. Kültür Portalı, Sille'nin güney kesimindeki tepelere oyulmuş, ev ve ibadet yeri olarak kullanılmış yaklaşık kırk mağaranın yerleşimin en önemli tarihi varlıkları arasında olduğunu belirtir. Sille'nin yapı malzemesi kendi taşıdır. Sille taşı denen volkanik kökenli taş ısıya dayanıklılığıyla bilinir ve Konya'daki pek çok eski binada kullanılmıştır. Kültür Portalı'na göre Karatay Medresesi'nin beden duvarları da Sille taşından örülmüştür. Çarşı kesimindeki Subaşı Hamamı, 19. yüzyıl Osmanlı döneminden kalma, iki sıcaklık, iki ılıklık ve bir su deposundan oluşan bir yapıdır. Selçuk Üniversitesi'nde yayımlanan 2020 tarihli bir çalışmaya göre hamamın sıcaklık ve ılıklık bölümleri tuğla kubbelerle, su deposu ise beşik tonozla örtülüdür. 2018 tarihli haberlere göre hamam Selçuklu Belediyesi'nce restore edilmiş ve mimarlık müzesi olarak kullanılmak üzere Mimarlar Odası'na devredilmiştir. Vadide görülmeye değer yapılardan biri halk arasında Şeytan Köprüsü denen eski su kemeridir. TGRT Haber'in aktardığı bilgiye göre yapı, malzeme ve yapım tekniğine bakılarak 16. yüzyıl Osmanlı dönemine tarihlenir. Mahalleye gelen suyu vadinin bir yamacından ötekine taşımak için kurulmuş, sonradan iki yamacı birbirine bağlayan dar bir geçide dönüşmüştür. Dar ve yüksek olduğu için bugün geçit olarak kullanılmaz, uzaktan izlenmelidir. Sille uzun yüzyıllar boyunca farklı toplulukların birlikte yaşadığı bir yerleşimdi. Türkçe Vikipedi, Cumhuriyet öncesinde nüfusun 18.000'e ulaştığını yazar. 1923-1924 nüfus mübadelesiyle Rum nüfus Yunanistan'a giderken Sille'ye Kozana ve Florina bölgelerinden göçmenler yerleşmiştir. İngilizce Vikipedi'ye göre ayrılanların çoğu Halkidiki'de Nea Silata adlı köyü kurmuştur. 2022 verisine göre mahallenin nüfusu 1191 kişidir. Sille dokumacılık, çömlekçilik ve mumculuk gibi el sanatlarıyla da bilinir. Cehri bitkisinden elde edilen doğal sarı boyayla dokunan Sille halıları yörenin en tanınmış ürünleri arasındadır. Bugün bu tezgahlardan çok azı çalışmaktadır. Sille, 2001 yılında kentsel sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Ziyarete vadinin tabanındaki meydandan başlayıp çayın iki yakasındaki sokaklarda yukarı doğru tırmanmak iyi bir sıradır. Yamaçtan geriye bakıldığında taş evlerin, köprülerin ve vadideki bağ bahçelerin aynı kadraja girdiği geniş bir manzara açılır. Öğleden sonra ışığı vadinin batıya bakan yüzünü aydınlatır ve taş dokunun rengi o saatlerde daha sıcak görünür. Kültür Portalı'na göre Sille'ye belediye otobüsü, minibüs, taksi ya da özel araçla kolayca ulaşılır. Sokakların bir kısmı dik ve taş döşeli olduğu için rahat ayakkabı giymek gerekir.
3
Zazadin Hanı

Zazadin Hanı

~1 sa burada
Tömek Mahallesi yakını, Konya-Aksaray kervan yolu, Selçuklu / Konya

Zazadin Hanı, Konya'ya yaklaşık yirmi iki kilometre uzaklıkta, Aksaray yolundan beş kilometre kadar içeride, Tömek köyünün yakınındadır. Ana yoldan ayrıldıktan sonra bozkırın ortasında birden yükselen taş kütle, hanın bir zamanlar kervancılar için nasıl bir işaret olduğunu kendiliğinden anlatır. Arabayı bırakınca içeri girmeden önce yapının çevresini bir kez dolaşın, çünkü bu hanın en ilgi çekici yanı dış duvarlarıdır. Cephelere dayanan çokgen, kare ve silindirik payandalar ile köşe kuleleri yapıya bir kale görünümü verir. Duvar taşlarına yakından bakın; Konya Valiliği'nin metni, çok sayıda devşirme taşın kullanıldığına ve duvarlardaki taşçı işaretlerinin yoğunluğuna dikkat çeker. Selçuk Üniversitesi'nden araştırmacılar bu taşların bir bölümünün Roma ve Bizans dönemi kalıntılarından geldiğini söyler, bu yüzden duvarlarda farklı boyda ve işçilikte taşların yan yana durduğunu görürsünüz. Ardından güney cephedeki taç kapının önüne gelin ve iki renkli taşların almaşık örgüyle dizilişini izleyin. Kapının iki yanındaki halat örgülü küçük sütuncelere ve onların zar biçimli başlıklarına dikkat edin. Taç kapıdan geçince basık tonozlu bir giriş eyvanından avluya çıkarsınız; avlunun güneyi, doğusu ve kuzeyi revaklı galeriler ve odalarla çevrilidir. Kaynaklar avluda önü açık ve kapalı yirmi dört oda ile hamam, ambar, depo ve ahır bölümlerinden söz eder. Giriş eyvanının üstünde, avlunun güneybatı köşesindeki taş merdivenle çıkılan ve yıldız tonozla örtülü küçük mescit odası bulunur; ona hanın mimari programının bir parçası olarak bakın. Avlunun kuzey kanadındaki taş merdiven ise çatıya çıkar; çatıya çıkılabiliyorsa bozkırı yukarıdan görme fırsatını kaçırmayın. Sonra batıdaki kapalı bölümün taç kapısına yönelin; burası kışın konaklanan, ayakları ve tonozlarıyla bir salon gibi uzanan kısımdır. İçeride orta sahının yan sahınlardan daha geniş ve yüksek olduğunu, ortasındaki kare alanın tromplarla geçilen bir kubbeyle örtüldüğünü görürsünüz. Kubbenin üstü onarımlarda saydam bir kasnak ve külahla kapatıldığı için içerisi beklediğinizden aydınlıktır. Kapı üstlerindeki iki kitabeyi bulmaya çalışın; bunlara göre kapalı bölüm 1235-1236'da, avlu ise 1236-1237'de vezir Sadeddin Köpek tarafından tamamlanmıştır. Valiliğin metnine göre nakkaş ve mimar olarak da bilinen Sadeddin Köpek'in hanın mimarı olması da muhtemeldir. TRT Haber yapıyı Anadolu Selçuklu Devleti'nin Konya'da yaptırdığı en büyük kervansaray olarak tanıtır. Hanın asıl adı Sadeddin Hanı idi ve halk arasında zamanla Zazadin'e dönüştü. 1996'daki kazılarda kapalı bölümde altıgen döşeme tuğlaları bulundu, çini parçalarının yapıya ait olup olmadığı ise tartışmalıdır. Uzun süre harap kalan yapı 2017'de Selçuklu Belediyesi'nin restorasyonuyla bugünkü haline kavuşmuştur ve çeşitli film çekimlerine de sahne olmaktadır. Hanın iç bölümlerinin ziyaret koşulları zaman zaman değiştiği için gitmeden önce güncel durumu işleten kurumun sitesinden kontrol edin. Fotoğraf için öğleden sonra güneşinin taç kapıyı yandan aydınlattığı anı bekleyin, iki renkli taşlar en iyi o zaman ayrışır. Buradan Aksaray yoluna dönüp doğuya doğru ilerleyin; son durak olan Kızören Obruğu aynı yolun devamındadır.

Kaynak: Konya Valiliği, Zazadin Hanı; TRT Haber (AA), Selçuklu'nun Konya'daki en büyük kervansarayı; Timeturk (AA), Zazadin Hanı ihtişamıyla konuklarını bekliyor; Vikipedi, Zazadin Hanı.

Zazadin Hanı, Konya'nın yaklaşık 22 kilometre kuzeydoğusunda, Konya-Aksaray yolunun 5 kilometre kadar içinde, Tömek yakınlarında duran bir Anadolu Selçuklu kervansarayıdır. Yapı, Selçukluların Konya çevresinde yaptırdığı en büyük kervansaray olarak tanıtılır. Bozkırın ortasında birden yükselen kesme taş duvarları, kervan yollarının bu ovada ne kadar önemli olduğunu tek bakışta anlatır. Hanın kim tarafından ve ne zaman yapıldığı kapılarındaki iki kitabeden bilinir. Konya Valiliği'nin aktardığına göre kapalı bölümün kapısındaki kitabe, bu kısmın Sultan I. Alaeddin Keykubad zamanında 1235-1236 yılında bitirildiğini söyler. Avlu kapısındaki kitabe ise avlunun II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 1236-1237 yılında tamamlandığını belgeler. İki kitabede de bani olarak Selçuklu emiri Sadeddin Köpek'in adı geçer. Köpek'in aynı zamanda nakkaş ve mimar olduğu bilindiği için hanın mimarının da kendisi olması muhtemel görülür. Yapının ilk adı Sadeddin Hanı idi ve zamanla halk ağzında Zazadin Hanı'na dönüştü. Han, doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen bir alana, avlulu yazlık bölüm ile kapalı kışlık bölüm olmak üzere iki kütle halinde kurulmuştur. Dış duvarlar, cephe yüksekliğinde yükselen çokgen, kare ve silindirik payanda ve köşe kuleleriyle desteklenir; bu kuleler yapıya bir kale görünümü verir. Duvarlarda çok sayıda devşirme taş kullanılmıştır ve Roma ile Bizans dönemi yapılarından gelen bu parçalar bugün de taşların arasında seçilebilir. Duvar örgüsündeki yoğun taşçı işaretleri de dikkatli bakan gözden kaçmaz. Ana taç kapı güney cephededir ve cephe hizasını aşarak yükselen dikdörtgen bir kütle olarak tasarlanmıştır. Çift renkli taşların sırayla dizildiği almaşık örgü, kapıya hanın en zarif görüntüsünü verir. Sivri kemerli nişin iki yanında halat örgü oymalı gövdeli küçük sütunceler durur. Kapıdan girildikten sonra beşik tonozlu bir eyvandan avluya geçilir. Avlunun güney, doğu ve kuzey kenarları revaklarla ve tonozlu odalarla çevrilidir. Giriş eyvanının üstünde, yıldız tonozla örtülü küçük bir mescit vardır ve buraya avlunun köşesindeki tek kollu taş merdivenle çıkılır. Kuzeydeki bir başka taş merdiven avluyu hanın çatısına bağlar. Kaynaklara göre avlu çevresinde irili ufaklı 24 oda ile hamam, ambar, depo ve ahır bölümleri bulunur. Kışlık bölüm hanın en etkileyici iç mekanıdır. Daha geniş ve yüksek tutulan orta sahın, sivri beşik tonozlarla örtülü yan sahınlarla birleşir. Orta sahının ortasındaki kubbe, onarımlar sırasında dıştan saydam bir külahla örtülmüştür ve içeri bu açıklıktan ışık süzülür. 1996'da Selçuk Üniversitesi'nin de katıldığı kazılarda bu bölümde altıgen döşeme tuğlaları ortaya çıkmıştır. Aynı kazıda bulunan çini parçalarının yapıya ait olup olmadığı ise hala tartışmalıdır. Han uzun yıllar harap kaldıktan sonra 2017'de kapsamlı bir restorasyon geçirmiştir. Restorasyonun ardından Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün ihalesiyle bir işletmeye verilmiş ve odaları dönemin havasını yansıtan eşyalarla döşenerek ziyarete açılmıştır. Bu nedenle ziyaret koşulları ve giriş düzeni işletmeci tarafından belirlenir; gitmeden önce hanın açık olup olmadığını ve güncel koşulları kontrol edin. Yapı zaman zaman film çekimleri ve kültürel etkinlikler için de kullanılır. Hana Konya'dan Aksaray yönüne giden yoldan, Tömek sapağına girilerek özel araçla ulaşılır. Bozkırda gölge neredeyse yoktur, bu yüzden yaz aylarında sabah ya da akşamüstü gelmek daha rahattır. Batan güneş açık kahverengi ve beyaz kesme taşları sıcak bir renge boyar ve dış duvarların kule dizisi en iyi bu saatte fotoğraflanır. Hanın çevresini dışarıdan bir kez dolaşmak, payandaların ve devşirme taşların yerleşimini görmek için iyi bir başlangıçtır. Aynı yol üzerinde daha doğuda Kızören Obruğu ve Obruk Hanı bulunur, bu yüzden iki durak aynı güne kolayca sığar.
4
Kızören Obruğu

Kızören Obruğu

~1 sa burada
Obruk Mahallesi, Konya-Aksaray yolu, Karatay / Konya

Kızören Obruğu Konya-Aksaray yolunun birkaç kilometre kuzeyinde, Karatay ilçesine bağlı Obruk mahallesindedir ve kent merkezine yaklaşık yetmiş beş kilometre uzaklıktadır. Zazadin'den sonra yol düz bir ovanın ortasından geçer; bu düzlüğün altındaki karstik boşlukları düşünerek ilerlemek, varacağınız manzarayı daha anlamlı kılar. Arabayı bırakınca önce obruğun kenarına değil, hemen batısındaki Obruk Hanı'nın önüne yürüyün. Kitabesi bulunmayan ve yaptıranı bilinmeyen bu Selçuklu hanı, tarihçiler tarafından 13. yüzyılın ilk yarısına tarihlenir ve adını yanındaki obruktan alır. Hanın buraya kurulmasının sebebi suydu; kervansaray su ihtiyacını uzun süre bu gölden karşılamıştır. Selçuk Üniversitesi 1996'da handa kazı ve temizlik çalışmaları yapmış, yapı yakın yıllarda Karatay Belediyesi'nin restorasyonu ve çevre düzenlemesiyle yeniden ayağa kaldırılmıştır. Hanın duvarlarındaki yazıtlı taşlara bakın; belediye bu yazıtların çevrildiğini ve dönemin yaşamına dair bilgiler taşıdığını açıklamıştır. Showcaves'e göre obruk sözcüğü yalnızca Konya bölgesinde görülen bu nadir karst göllerini anlatmak için kullanılır. Ovadaki çöküntülerin çoğu kurudur; Kızören, suyunu hala koruyan büyük bir örnek olduğu için ayrı bir önem taşır. Sonra obruğun kenarındaki seyir noktasına geçin ve aşağıya bakmadan önce bir an durup çukurun biçimini kavrayın. Üst kısmı huni gibi genişleyen çöküntü, aşağıda dik kireçtaşı duvarlarla suya iner. Showcaves verilerine göre elips biçimli obruk yaklaşık yüz seksen metre uzunluğunda ve yüz elli metre genişliğindedir, suyun derinliği ise yüz kırk beş metreye ulaşır; Türkçe Vikipedi'de daha büyük ölçüler geçtiği için bu sayıları yaklaşık kabul edin. Su yüzeyi bugün ova düzeyinin yirmi metreden fazla altındadır ve bu fark yalnızca doğal bir oluşum değildir. Yer altı suyunun sulama için aşırı çekilmesi göl seviyesini düşürmüş, 1996 ile 2006 arasında seviyenin on metre kadar indiği belirlenmiştir. Bu yüzden gölden tarımsal ve evsel su çekimi durdurulmuştur. Göl ayrıca yıl içinde beş metreye varan seviye farkı gösterir. Jeolog Fetullah Arık'ın açıklamasına göre Kızören'in güneyinde Karapınar'a uzanan bölgede eski obrukların yanında yakın yıllarda oluşmuş çok sayıda yeni obruk bulunur. Suyun yüzeyine uzun uzun bakın; Vikipedi'ye göre yer altı sularıyla beslenen bu derin gölde herhangi bir canlının yaşadığı tespit edilememiştir. Göl ve çevresindeki yüz yirmi yedi hektarlık alan 2006'da Ramsar Sözleşmesi kapsamında uluslararası öneme sahip sulak alan olarak kaydedilmiştir. Ramsar kaydı, kurak bozkırın ortasındaki bu tatlı su gölünü bölgenin tek tatlı su kaynağı olarak tanımlar ve çevrede dokuz küresel tehdit altındaki bitki türünün yaşadığını belirtir. Obruğun kenarında korkuluksuz noktalara kesinlikle yaklaşmayın; kenarlar kaygan ve dökülgen olabilir, çocukları elinizden bırakmayın. Fotoğraf için en güzel ışık gün batımına yakın saatlerdir, güneş batıdan alçaldığında karşı duvar kızıla boyanır ve suyun yüzeyi parlar. Gölün bir yanından öbür yanına yürüyerek farklı açılardan bakın, çünkü çukurun derinliği ancak hareket ettikçe anlaşılır. Burası günün son durağıdır; hava kararmadan önce Aksaray yoluna çıkıp Konya'ya dönmek, ışıksız kırsal yollarda araç kullanmaktan daha güvenlidir.

Kaynak: Showcaves, Kızören Gölü; Ramsar Sites Information Service, Kizören Obrouk; Timeturk (AA), Obruk gölü manzaralı 800 yıllık han; Memurlar.net (AA), Obruk Han; Vikipedi, Kızören Gölü.

Kızören Obruğu, Konya'nın yaklaşık 70 kilometre kuzeydoğusunda, Karatay ilçesi sınırlarında, Konya-Aksaray yolunun birkaç kilometre kuzeyinde açılan dev bir çöküntü gölüdür. Düz bozkırın ortasında birden beliren dik kireçtaşı duvarlar ve dipteki koyu mavi su, ilk kez görene inanılması güç bir manzara sunar. Göl, Türkiye'nin bilinen en büyük obruğu olarak anılır. Obruk, karstik bir arazide yeraltındaki boşlukların tavanı çöküp yüzeye açılmasıyla oluşan dikey çukura verilen addır. Kızören Obruğu, pek çok obruğun bulunduğu ve bu yüzden Obruk Platosu adıyla anılan kalker düzlüğün üzerindedir. Platonun yüksekliği yaklaşık 1000 metredir ve çevrede tarlaya dönüşmüş step örtüsü uzanır. Bölgedeki obrukların çoğu kurudur; Kızören ise içinde hala büyük bir su kütlesi taşıyan ender örneklerdendir. Obruğun ölçüleri kaynaklarda farklı verilir ve bu fark ölçümün yapıldığı yıla bağlı olabilir. Türkçe Vikipedi çapı 228 metre, toplam derinliği 171 metre olarak verir ve bunun 145 metresinin su olduğunu yazar. Mağaralar üzerine yayın yapan Showcaves sitesi ise çukurun yaklaşık 180 metre uzunluğunda, 150 metre genişliğinde olduğunu, suyun yüzeyden yaklaşık 25 metre aşağıda ve 145 metre derinlikte olduğunu belirtir. Her iki kaynakta da ortak olan, suyun yüzeyin onlarca metre altında durduğu ve gölün çok derin olduğudur. Obrukta görülen su, aslında bölgedeki yeraltı suyunun seviyesini gösterir. Göl yeraltı sularıyla beslenir ve yıl içinde 5 metreye varan seviye farkı gösterir. Sulama için yapılan aşırı su çekimi göl seviyesini belirgin biçimde düşürmüştür; 1996 ile 2006 arasında düşüşün 10 metre kadar olduğu belirlenmiştir. Gölün suyu çevredeki en ucuz tatlı su kaynağı olduğu için Devlet Su İşleri bir dönem güney kıyısına pompa kurarak yöre halkına içme suyu sağlamıştır. Gölden tarımsal sulama ve evsel kullanım için su çekimi daha sonra durdurulmuştur. Dünyanın en eski yerleşimlerinden Çatalhöyük'ün buradan yalnızca 64 kilometre uzakta olması, bu ovada suyun binlerce yıldır yaşamın merkezinde durduğunu hatırlatır. Çevredeki yeraltı suyu çekildikçe, eskiden suyla dolu olan boşlukların duvarlarındaki basınç kalkar ve bu boşluklar çökebilir. Showcaves bu nedenle bölgede yeni çöküntülerin arttığını anlatır. Selçuk Üniversitesi'nden jeologlar da Kızören'in hemen güneyinden Karapınar'a kadar uzanan bölgede, Meyil ve Çıral gibi eski obrukların yanında yakın zamanda oluşmuş çok sayıda obruk bulunduğunu belirtir. Bu yüzden obruğun kenarına yaklaşırken açık yolları izleyin ve korkuluk olmayan yerlerde kenara kadar gitmeyin. Göl ve çevresindeki 127 hektarlık alan 2005'te Ramsar alanı ilan edilmiştir. Gölde herhangi bir canlının yaşadığı tespit edilememiştir; buna karşın etrafındaki yükselti ve mavi su kuşbakışı fotoğraflarda çarpıcı bir görüntü verir. Alan ayrıca kesin korunacak hassas alan olarak koruma altındadır. Obruğun batı kenarında, bir Anadolu Selçuklu kervansarayı olan Obruk Hanı durur. Kitabesi bulunmayan hanın yaptıranı ve mimarı bilinmez; uzmanlar onu 13. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirir. Han, adını yanı başındaki obruktan alır ve kullanıldığı dönemde suyunu buradan karşılamıştır. Kervansarayların kervanın bir günde alabileceği 30-40 kilometrelik aralıklarla dizildiği bu yolda, Obruk Hanı da Konya ile Aksaray arasındaki zincirin halkalarından biridir. Uzun süre bakımsız kalan hanın restorasyonu ve çevre düzenlemesi daha sonra tamamlanmıştır. Kızören'e en kolay Konya-Aksaray karayolundan özel araçla ulaşılır; obruk, Kapadokya'ya giden gezginlerin de uğradığı bir noktadır. Uzun süre durgun sanılan göl suyunun aslında yeraltından yavaşça başka göllere doğru aktığı bugün bilinmektedir. Bozkırda rüzgar sert olabilir, yanınıza kalın bir giysi ve su almayı unutmayın. Aynı yolda Konya'ya daha yakın olan Zazadin Hanı ile birlikte gezildiğinde, Selçuklu kervan yolunun hem mimarisini hem de suyun bu ovadaki değerini aynı gün içinde görmüş olursunuz.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirMeram, Konya
TürKültürel
Durak4
Tarih19 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat