Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Gülhane'den Cağaloğlu'na Kitap, Köşk ve Sokak
Kültürel5 Durak

Gülhane'den Cağaloğlu'na Kitap, Köşk ve Sokak

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Sarayburnu'nun ucundan Divanyolu'na inen bu yarım günlük yürüyüş, Tarihi Yarımada'nın en kalabalık kapılarının hemen yanındaki sakin köşeleri bir araya getiriyor. Rota beş durakta iki köşk, bir park, bir sokak ve iki kütüphane çevresinde kuruluyor; ortak paydası kitap, matbaa ve şehri okumak. Beş durağın tamamı birbirine yürüyerek bağlı; yalnızca son adımda Divanyolu'nun kalabalığına karışıyorsunuz.

Başlangıç noktası Sirkeci'nin sahil yolunda, Topkapı Sarayı'nın deniz surları üstünde duran Sepetçiler Kasrı. 1643'te Sultan İbrahim'in yaptırdığı yapı, sarayın kıyı köşklerinden günümüze ulaşan tek örnek; bugün bir kurumun genel merkezi olduğu için içeri girilmiyor, ama Haliç ağzına bakan cephesi dıştan rahatça incelenebiliyor. Oradan Kennedy Caddesi boyunca Sarayburnu'na yürüyüp Gülhane Parkı'na deniz tarafındaki kapıdan giriyoruz. Parkı çoğu ziyaretçi Alemdar Caddesi'ndeki ana kapıdan gezer; biz tersini yapıyor, Gotlar Sütunu'nun yanından başlayıp asırlık ağaçların altındaki yokuşu ana kapıya doğru çıkıyoruz. Böylece rota, Osmanlı sarayının dış bahçesinden şehrin sokağına doğru, tarihin de akış yönünde ilerliyor.

Ana kapının köşesindeki Alay Köşkü üçüncü durak. II. Mahmud'un 1819'da yeniden yaptırdığı köşk, padişahların surun üstünden esnaf alaylarını izlediği yerdi; 2011'den beri Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi olarak hizmet veriyor. Buradan sur boyunca Ayasofya'ya tırmanan Soğukçeşme Sokağı'na geçiyoruz. 1980'lerin ortasında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun yenilediği cumbalı evler, sokağa adını veren çeşme, Bizans sarnıcı ve Çelik Gülersoy'un şehre bıraktığı İstanbul Kitaplığı bu duraktaki adresler. Sokağın üst ucundan Sultanahmet Meydanı'na çıkıp Divanyolu boyunca batıya yürüyünce son durağa, 1865 tarihli Maarif Nezareti binasında 1988'den beri açık olan Basın Müzesi'ne varıyoruz. Türkiye'nin ilk basın müzesi olan yapı, İbrahim Müteferrika'nın matbaasının maketinden yirminci yüzyılın baskı makinelerine kadar basının teknik hikayesini anlatıyor.

Yürüyüş toplamda üç kilometre kadar; en dik parça Gülhane'nin yokuşuyla Soğukçeşme'nin Ayasofya'ya çıkan üst ucu. Rahat ayakkabı ve suyunuzu yanınıza alın; park içinde ve Divanyolu'nda oturacak bank çok, ama Soğukçeşme'de dinlenecek yer az. Sepetçiler Kasrı yalnızca dıştan görülür; Basın Müzesi'nin hafta içi öğleden sonraları açık olduğunu cemiyet yazıyor, gitmeden önce güncel bilgiyi kontrol edin. Kütüphaneler sessizlik ister, büyük çantalar bazı salonlara alınmaz. Rotanın en iyi ışığı sabah Sarayburnu'nda, öğleden sonra Soğukçeşme'de; bu yüzden sıra deniz kıyısından başlıyor.

Süre: yarım gün. En iyi zaman: Sabah erken Sarayburnu'nda başlayıp öğleden sonra Divanyolu'nda bitirmek için hafta içi bir gün; pazar günü Alay Köşkü'ndeki kütüphane kapalı olduğundan pazar seçilmez.. Ulaşım: Marmaray ya da T1 tramvayı ile Sirkeci'ye gelin; ilk durak istasyondan beş dakikalık yürüyüşle sahil yolunda. Dönüşte Basın Müzesi'nin önünden T1 tramvayının Çemberlitaş durağına binilir.

Kaynaklar

Fatih, İstanbul
Kültürel
5 Durak
Mekanlarda ~3 sa 45 dk
Yürüyüş ~1,7 km · 28 dk
Toplam ~4 sa 13 dk
30 Eylül 2026

Rota Durakları

1
Sepetçiler Kasrı

Sepetçiler Kasrı

~20 dk burada
Kennedy Caddesi No 3, Sarayburnu, Fatih/İstanbul

Sirkeci'den sahil yoluna, Kennedy Caddesi'ne çıkın ve yüzünüzü Sarayburnu yönüne dönün; Topkapı Sarayı'nın deniz surlarının üstünde, yolun sağında kalan taş kütle Sepetçiler Kasrı'dır. Kasır bugün Yeşilay'ın genel merkezi olarak kullanılıyor, bu yüzden bu durak yalnızca dıştan gezilir; kapıyı zorlamayın, cepheler zaten hikayenin tamamını anlatıyor. Yine de yapı, sarayın kıyı hayatından ayakta kalan tek parça olduğu için rotanın en doğru başlangıç noktası. Kasrı 1643'te Sultan İbrahim, Mimarbaşı Kasım Ağa'nın döneminde, Haliç'in ağzına bakan Bizans surlarının üstüne yaptırdı. On yedinci yüzyılda sarayın dış bahçesini çevreleyen surların kıyısında birkaç köşk daha vardı; bugün ayakta kalan tek yapı budur. Adı çevrede çalışan sepetçi esnafından geliyor; rivayete göre sepetçilik meraklısı padişaha yapım masrafına katkı sunmuşlar. Bir başka rivayet adı Edirne Sarayı'ndaki yüksek köşklere verilen sepetçi sözcüğüne bağlıyor; iki anlatı da kaynaklarda yan yana duruyor. Önce uzaktan, sonra yapıya yaklaşarak bakın: alt kattaki kemerler ve tonozlar üst katı taşıyor, yani köşk aslında surun içine gömülü bir kayıkhanenin üstüne oturuyor. Kayıkhanede saltanat kayıkları dururdu; padişah donanma alaylarını izlemeye buradan çıkar, harem halkının da törenleri üst katın pencerelerinden seyrettiği düşünülüyor. Alt kattaki kemerli açıklıklar bu kayıkhaneye aitti. Üst katın planı küp biçimli, kubbeli bir merkez mekan ve ondan dışarı taşan üç çıkmadan oluşuyor; girişin yanında da dikdörtgen bir oda var. Pencerelere dikkat edin: alt sırada dikdörtgen mermer söveler, üst sırada sivri kemerler; iki kat arasındaki bu fark uzaktan bile okunuyor. Yeşilay'ın yayımladığı bilgiye göre kırmızı mermer Darıca ve Rusçuk'tan, çiniler İznik'ten, demir işleri Samakov ve Selanik'ten getirilmiş. Yapının en iyi fotoğrafı sabah, güneş doğudan vururken çekilir; arkada Sirkeci Garı'nın çatısı, önde Haliç'e giren tekneler kadraja girer. Kasrın pencerelerinden Galata Köprüsü, Galata Kulesi ve Karaköy görünür; siz de aynı manzarayı kaldırımdan izleyebilirsiniz. Kaynaklara göre yapı 1739'da I. Mahmud döneminde bir kez daha elden geçirildi; sonraki iki yüzyıl ise ona iyi davranmadı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında tıbbiyenin ecza deposu olarak kullanıldı, 1960'larda ve 1980'de restore edildi, 1998'de Eminönü Hizmet Vakfı bir onarım daha yaptırdı. 1980'lerden 2011'e kadar Uluslararası Basın Merkezi, restoran ve Avrupa Kültür Başkenti proje ofisi olarak hizmet verdi; Haziran 2011'den beri Yeşilay burada. Bu durakta yirmi dakika yeter: sahil yolundaki geniş kaldırımdan cephe boyunca yürüyün, yapının surun üstüne nasıl bindirildiğine ve deniz tarafındaki çıkmalara bakın. Kadıköy ile Eminönü arasındaki vapurlar Sarayburnu'nu dönerken kasrın önünden geçer; denizden bakmak isterseniz o hattı aklınızda tutun. Sonra Kennedy Caddesi boyunca Sarayburnu'na doğru yürüyün; yol kıyıyı takip eder, solunuzda Haliç ve Galata, sağınızda sarayın surları ilerler. Sarayburnu'nun ucunda Marmara, Boğaz ve Haliç aynı noktada birleşir; birkaç dakika durup burnun neden yüzyıllarca sarayın yeri olarak seçildiğini görün. Kültür Portalı'na göre burnun ucundaki 1926 tarihli Atatürk anıtı Türkiye'nin ilk Atatürk anıtıdır. Buradan Gülhane Parkı'nın deniz tarafındaki kapısına birkaç adım kalır; bir sonraki durak o kapıdan başlıyor.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Sepetçiler Kasrı; Yeşilay; Kültür Portalı.

Sepetçiler Kasrı, Sarayburnu'nda, Haliç'in Boğaz'a açıldığı ağızda, Bizans deniz surlarının üstünde duran bir Osmanlı kasrıdır. Topkapı Sarayı'nın dış bahçesindeki kıyı köşklerinden günümüze ulaşan tek yapıdır; Yalı Köşkü ve İncili Köşk gibi çağdaşları yıkılıp gitmiştir. Bugün Yeşilay'ın genel merkezi olarak kullanılır ve bir müze değildir. Buna karşılık sahil yolundan, Galata Köprüsü'nden ve Eminönü ile Karaköy arasındaki vapurlardan bütün cephesiyle görülür. Tarih TDV İslam Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre kasır 1643'te Sultan İbrahim'in emriyle Mimarbaşı Kasım Ağa'nın gözetiminde yapıldı. Tarihçi Naima daha önce burada küçük bir köşk bulunduğunu, sonra yerine bu büyük kasrın kurulduğunu yazar. Adının kaynağı için iki açıklama vardır. Birincisine göre ad, çevrede çalışan sepetçi esnafından gelir; rivayete göre bu zanaatı seven Sultan İbrahim'e şükran olarak esnaf yapıma katkıda bulunmuştur. İkincisine göre ad, Edirne Sarayı'ndaki yüksek yapılara sepetçi ya da sultani denmesinden türemiştir. Kapı kemerinin üstündeki kitabe, yapının 1739'da I. Mahmud döneminde yenilendiğini söyler; Yeşilay'ın sayfasına göre 19. yüzyılın ortasında bir onarım daha görmüştür. Kasrın altındaki kayıkhanelerde saltanat kayıkları dururdu ve padişahlar denize buradan açılırdı. Fransız gezgin Grelot, 17. yüzyılda burada kayıklar ve küçük kadırgalar için beş altı kayıkhane gördüğünü yazar. Hünkar salonunda fasıllar yapılır, hanedan ve harem donanmanın sefere çıkışını ve dönüşünü buradan izlerdi. Mimari Kasır, deniz suru üzerinde üç çıkmalı bir plana sahiptir; ortada kubbeli bir hünkar salonu, bir sofa ve ona bitişik dikdörtgen bir mekan vardır. İngilizce Vikipedi yapıyı kalın duvarlı, yüksek ahşap kapılı, dört katlı bir taş yapı olarak tanımlar. Yeşilay'ın sayfasına göre kırmızı mermerler Darıca ve Rusçuk'tan, çiniler İznik'ten getirilmiştir. TDV maddesi kemerli tonozları, mermer kapı sövelerini ve kubbedeki yaldızlı madalyonlarla çiçek bezemelerini anlatır. Aynı kaynak iç mekanın bir zamanlar sedef kakmalı pencereler, ipek perdeler ve kristal fenerlerle döşendiğini aktarır. Alt katta surun üstünde sıralanan kemerler denize açılır; üst katta sivri kemerli pencereler ve geniş saçaklı çatı, kubbe ile birlikte kasrın siluetini oluşturur. Salonun pencereleri Galata Köprüsü'ne, Galata Kulesi'ne, Karaköy'e ve Boğaz'a bakar. Sonraki yüzyıllar Kasır 19. yüzyılda depo olarak kullanıldı; Cumhuriyet döneminde askeri ecza deposuna dönüştü ve sonra terk edildi. 1980'de Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün restorasyonundan sonra Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nün Uluslararası Basın Merkezi oldu. 1998'de Eminönü Hizmet Vakfı tarafından yeniden onarıldı ve bir süre restoran olarak işletildi. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti proje ofisi Haziran 2011'e kadar burada çalıştı. 2011'den beri Yeşilay'a tahsislidir ve derneğin genel merkezi olarak kullanılır. Gezi ve ulaşım Kasır bir kurum binası olduğu için içi turist ziyaretine açık değildir. Yapıyı dıştan görmek için en iyi noktalar Kennedy Caddesi'ndeki sahil yürüyüş yolu, Eminönü ile Karaköy arasındaki vapurlar ve Galata Köprüsü'nün Sarayburnu'na bakan tarafıdır. Denizden bakınca kasrın arkasında Topkapı Sarayı'nın Adalet Kulesi ve ağaçlık Sarayburnu yamacı, sağında Sirkeci Garı görünür. Sahil yolundan yürürken surun kemerlerini, üst kattaki pencere düzenini ve kubbeyi yakından görebilirsiniz. T1 tramvayının Sirkeci ve Gülhane durakları ile Marmaray Sirkeci istasyonu birkaç dakikalık yürüyüş mesafesindedir. Eminönü iskelelerinden sahil boyunca Sarayburnu'na doğru yürüyünce de kasra varılır. Gülhane Parkı'nın Sarayburnu çıkışına ve Alay Köşkü'ndeki Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi'ne yakın olduğu için aynı yürüyüşe eklenebilir.
2
Gülhane Parkı

Gülhane Parkı

~1 sa burada
Cankurtaran Mah., Kennedy Cd., Fatih

Gülhane Parkı'na bu kez ana kapıdan değil, Sarayburnu'ndaki deniz tarafı kapısından giriyoruz; bu giriş parkı çoğu ziyaretçinin gördüğü yönün tersinden, aşağıdan yukarıya doğru açar. Kapıdan girer girmez ağaçların arasında kalan tek parça mermer sütun Gotlar Sütunu'dur; yolun kenarında olduğu için hızla geçerken kolayca gözden kaçar. Sütun Roma dönemine, üçüncü ya da dördüncü yüzyıla tarihleniyor ve Prokonnesos yani Marmara Adası mermerinden tek blok olarak yontulmuş. Başlığı Korint düzeninde, akantus yapraklarıyla süslü; kaidesindeki Latince yazıt Gotlar üzerindeki bir zaferi kutluyor. Vikipedi bu anıtı Roma devrinden hiç değişmeden günümüze ulaşan en eski yapı olarak tanımlıyor; yazıtın hangi imparatorun zaferini andığı ise hala tartışmalı. Sütunun dibinde birkaç dakika durun ve kaideyi çevreleyip yazıtı bulmaya çalışın; harfler aşınmış ama sabah ışığında seçiliyor. Buradan yukarıya, ana kapıya doğru çıkan yol boyunca parkın gövdesini oluşturan ağaçların altından geçeceksiniz; İngilizce Wikipedia'ya göre bunların bir bölümü 1800'lerden kalma. Parkın alanı yaklaşık 9,7 hektar; Osmanlı döneminde burası Topkapı Sarayı'nın dış bahçesiydi ve halka kapalıydı. Sarayın Marmara'ya bakan dış bahçesinde cirit oynanan bir meydan ve onun üstünde Gülhane Kasrı vardı; Abdülmecid, 3 Kasım 1839'da Tanzimat'ı başlatan Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nun okunuşunu o kasırdan izledi. Kasır 1865'te Abdülaziz tarafından yıktırıldı, bugün yerinde bir iz göremezsiniz; ama parkın adı o gülhaneden, yani sarayın gül evinden geliyor. Bahçe 1912'de şehremini Cemil Paşa döneminde halka açıldı ve park oldu; 1926'da Türkiye'nin ilk Atatürk anıtı burnun ucunda dikildi. Valiliğin sayfasına göre Atatürk 24 Kasım 1928'de yeni harfleri halka ilk kez bu parkta tanıttı. Yokuşu çıkarken sağınızda, parkın batı kenarında uzun ve alçak bir yapı dizisi görünür; bunlar sarayın Has Ahırları ve 2008'den beri İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'ni barındırıyor. Aynı kenarda 2017'de açılan Prof. Dr. Fuat Sezgin Bilim Tarihi Kütüphanesi var; bu rotada ikisine de girmiyoruz, ama kapılarının önünden geçerken yapıların ahır olarak yapıldığını hatırlamak iyi. Parktaki havuzun çevresi en gölgeli oturma yeri; İngilizce Wikipedia parkta gri balıkçılların yaşadığını yazıyor, havuz kenarında ya da yüksek dallarda görebilirsiniz. Park 2001'de kapatılıp 2003'te kapsamlı bir yenilemeyle yeniden açıldı; bugünkü yollar ve çimenler o yenilemenin sonucu. Mevsime göre program değişir: nisanda laleler bütün yamacı kaplar, sonbaharda ise ağaçların altı yaprakla dolar. Yürüyüşü aceleye getirmeyin; bu durak bir saat sürüyor ve sürenin yarısı yavaş yürümeye, yarısı oturup bakmaya ayrılmalı. Ana kapıya yaklaştığınızda sağ köşede, surun üstünde yükselen mermer cepheli yapı Alay Köşkü'dür; parkın içinden geniş bir rampayla köşke çıkılır. Ana kapının kendisi de dikkate değer; İngilizce Wikipedia'nın deyişiyle sarayın büyük kapılarından biridir ve hemen dışında T1 tramvayının Gülhane durağı bulunur. Kapıdan çıkmadan önce dönüp aşağıya, Sarayburnu'na doğru bakın; parkın eğimini ve sarayın şehre karşı nasıl bir yüksekliğe yerleştiğini en iyi buradan anlarsınız. Sonraki durak birkaç adım ötede, aynı köşedeki köşkün içinde.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Gülhane Kasrı; İstanbul Valiliği; Vikipedi, Gotlar Sütunu.

Topkapı Sarayı'nın eski dış bahçesi, bugün Sultanahmet'in tek büyük yeşil alanı. Çınar ağaçlı yolları, Nisan'daki lale tarhları ve Sarayburnu ucundaki Boğaz manzaralı terası ile yoğun bir müze gününün nefes alma yeri. İçindeki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi de ziyaret edilebilir.
3
Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi (Alay Köşkü)

Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi (Alay Köşkü)

~1 sa burada
Alay Köşkü, Alemdar Caddesi, Gülhane Parkı girişi, Fatih/İstanbul

Alay Köşkü'ne parkın içinden, ana kapının hemen yanındaki geniş rampadan çıkılır; kapıdan dışarı çıkmayın, köşkün girişi sur tarafında değil park tarafındadır. Rampanın sonunda önce geniş bir odaya, oradan sofaya ve köşkün asıl mekanı olan yuvarlak hünkar salonuna geçersiniz. Bugün burası Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 12 Kasım 2011'de açtığı Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi; giriş bir halk kütüphanesine girer gibi serbest, ama sessizlik bekleniyor. Köşkün ilk hali on altıncı yüzyılın sonunda yapılmış ahşap bir yapıydı; bugünkü mermer bina II. Mahmud döneminde, bakanlığın verdiği tarihle 1819'da yeniden yapıldı. TDV İslam Ansiklopedisi tarihi kitabedeki beyitten hesaplayan araştırmacıların 1810 ile 1819 arasında bölündüğünü, üslubun ise Balyan ailesinden Krikor Amira Balyan'ı düşündürdüğünü yazıyor. Yapı Fatih'in saray ile şehri ayırmak için yaptırdığı surun köşe kulesinin üstüne oturuyor ve ampir üslupta, mermer kaplı bir cepheyle Alemdar Caddesi'ne bakıyor. Yuvarlak salonun yedi kavisli penceresi var; her birinin çerçevesi siyah mermer ve üstlerinde Keçecizade İzzet Molla'nın köşk için yazdığı tarih manzumesinden beyitler duruyor. Pencerelerin önünde durun ve caddeye bakın: tam karşınızda Bab-ı Ali'nin kapısı, altınızda tramvay yolu. Padişahlar aynı pencerelerden esnaf alaylarını, ordunun sefere çıkışını ve şehrin geçit törenlerini izlerdi; TDV'nin deyişiyle köşk sarayın şehirle doğrudan temas eden tek parçasıydı. Bakanlığın sayfası Evliya Çelebi'den aktarıyor: IV. Murad, Bağdat seferinden önce kırk beyaz deveyle geçen esnaf alayını buradaki köşkten seyretmiş. Tanzimat'tan sonra tören güzergahı Dolmabahçe'ye kaydı ve köşk işlevini yitirdi; 1855'te Telgrafhane oldu, 1926'da Atatürk'ün kararıyla Güzel Sanatlar Birliği'ne verildi, 1938'de Topkapı Sarayı'na bağlandı. Sonraki yıllarda Eminönü Halkevi ve eski eserleri koruma encümeni de burada çalıştı; kütüphaneden önce Topkapı Sarayı Müzesi'nin halk sanatları koleksiyonu sergileniyordu. Bugün salonlarda otuz üç yazara ait yüzü aşkın eşya ve belge sergileniyor; Tanpınar'ın ve Yahya Kemal Beyatlı'nın kişisel eşyaları bu vitrinlerin merkezinde. Sergiyi pencere sırasını takip ederek gezin, sonra sofadaki ve yan odalardaki okuma yerlerine geçin. Kütüphanenin rafları bini aşkın yazarın dokuz bin kadar kitabını taşıyor; Marmara bölgesinin yazarları, ödüllü Türk edebiyatı, Nobel ödüllü yazarlar ve Türk edebiyatının başka dillere çevrilmiş TEDA baskıları ayrı bölümlerde. Süreli yayınlar yalnız kütüphane içinde okunuyor; bir dergiyi alıp yuvarlak salonun pencere kenarına oturmak bu durağın en iyi yarım saatidir. Valiliğin sayfasına göre burada bir piyano da duruyor ve kütüphane Tanpınar Konferansları ile yılda onlarca söyleşi düzenliyor; girişteki panoya bakın, aynı gün bir etkinlik olabilir. Kütüphane adını taşıyan yazarın hayatı, yayınları, kişisel yazıları ve Varlık dergisindeki yazıları üzerine kaynakları ayrı bir bölümde tutuyor; yanınızda bir Tanpınar kitabı varsa okumaya en uygun yer burasıdır. Fotoğraf çekerken diğer okurları rahatsız etmeyin ve vitrinlerde flaş kullanmayın. Kütüphane pazar günleri kapalı; çalışma saatleri için gitmeden önce resmi sitesini kontrol edin. Bir saatlik bu durakta yirmi dakika sergiye, kalan süre okumaya ve pencereden bakmaya gider. Çıkışta rampadan tekrar parka inip ana kapıdan Alemdar Caddesi'ne çıkın ve sola, Sultanahmet yönüne dönün; birkaç adım sonra soldan, sur boyunca yükselen dar sokak Soğukçeşme Sokağı'dır ve bir sonraki durak orada başlar.

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Alay Köşkü; TDV İslam Ansiklopedisi, Alay Köşkü; Fatih Kaymakamlığı; İstanbul Valiliği.

Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi, Gülhane Parkı'nın Alemdar Caddesi'ndeki girişinde, Topkapı Sarayı'nın dış surunun köşesinde yükselen Alay Köşkü'nün içinde hizmet veren bir müze kütüphanedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın edebiyat müze kütüphaneleri ağının İstanbul ayağıdır ve 12 Kasım 2011'de açılmıştır. Köşk, Osmanlı hükümetinin merkezi olan Bab-ı Ali'nin tam karşısında durur. Köşkün tarihi Semavi Eyice'nin TDV İslam Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre bu köşede 16. yüzyılın sonunda ahşap bir köşk vardı ve yerin Fatih döneminden beri köşk için tasarlandığı düşünülür. Alay Köşkü adını işlevinden alır. Padişahlar Divanyolu'ndan geçen alayları, esnaf ve yeniçeri geçitlerini buradan izler ve selamlarını alırdı. Bugünkü yapıyı II. Mahmud yaptırdı; tarih ebced hesabıyla 1810 ya da 1819-20 olarak okunur ve ikinci tarih daha yaygın kabul görür. Eyice, tasarımın büyük olasılıkla Balyan ailesinden Krikor Amira Balyan'a ait olduğunu yazar. Köşk, surun köşe burcunun üstüne oturur; içinde yuvarlak bir hünkar salonu, bir sofa ve üç oda bulunur. Salonun üstünü dilimli, soğan biçimli bir kubbe örter. Yedi yarım daire pencerenin kemerlerinde siyah mermer üstüne Keçecizade İzzet Molla'nın on dört satırlık tarih manzumesi yazılıdır. Köşke Gülhane Parkı tarafından geniş bir rampayla çıkılır. Tanzimat'tan sonra alaylar başka güzergahlara kayınca köşk işlevini yitirdi ve 1855'te telgrafhane olarak kullanıldı. 1926'da Atatürk'ün emriyle Güzel Sanatlar Birliği'ne tahsis edildi; daha sonra Eminönü Halkevi'nin oyun salonu oldu. 1938'de Topkapı Sarayı Müdürlüğü'ne bağlandı ve kapsamlı bir onarım gördü. Uzun yıllar Kenan Özbel Halk Sanatları Koleksiyonu burada sergilendi. 2011'de köşk, tarihi kimliğine uygun biçimde yeniden işlevlendirilerek edebiyat müze kütüphanesi olarak açıldı. Koleksiyon Kütüphanenin amacı yazar, yayıncı, okur ve eleştirmeni aynı çatı altında buluşturmaktır. Bakanlığın sayfasına göre raflarda 1000'i aşkın yazarın eserleri ve edebiyat kuramı kitaplarıyla birlikte 7.500'den fazla kitap ile 107 edebiyat dergisinin basılı sayıları bulunur. İngilizce Vikipedi'ye göre yaklaşık elli İstanbullu yazar için ayrı köşeler düzenlenmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Orhan Pamuk ve Nedim'e ait özel koleksiyonlar vardır. Tanpınar'ın dostlarına yazdığı mektuplar da sergilenir. Salonlarda Nedim, Yahya Kemal Beyatlı, Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Aziz Nesin ve Orhan Pamuk gibi yazarların büstleri durur. Kütüphane yalnızca okuma yeri değildir; şiir okumaları, söyleşiler, yazı atölyeleri, ödül törenleri ve geçici sergiler düzenlenir. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün İstanbul sohbetleri de burada yapılır. Ziyaret Kütüphane hafta içi açıktır; güncel çalışma saatlerini Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'nün sayfasından kontrol edin. Yapının içinde ziyaretçiler için bir kafe hizmeti vardır. Yuvarlak hünkar salonuna girince önce pencerelerin üstündeki kitabeye ve kubbenin iç süslemesine bakın. Sonra pencerelerden Bab-ı Ali'nin kapısını ve Alemdar Caddesi'ni izleyin; alayların geçtiği yol tam aşağınızdadır. Köşkün dış cephesi, surun taş gövdesi üstündeki sarı badanalı üst kat ve yaldızlı pencere şebekeleriyle Alemdar Caddesi'nden en iyi sabah ışığında fotoğraflanır. Ulaşım ve çevre T1 tramvayının Gülhane durağı köşkün hemen önündedir. Sirkeci Garı ve Marmaray Sirkeci istasyonu birkaç dakikalık yürüyüş mesafesindedir. Gülhane Parkı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Çinili Köşk aynı kapıdan girilen komşulardır. Soğukçeşme Sokağı parkın öteki ucundan Ayasofya'ya çıkar. Kütüphaneden çıkıp parkın içinden Sarayburnu'na inerseniz yol sizi Sepetçiler Kasrı'nın önüne getirir.
4
Soğukçeşme Sokağı

Soğukçeşme Sokağı

~40 dk burada
Soğukçeşme Sokağı, Sultanahmet, Fatih/İstanbul

Gülhane'nin ana kapısından çıkınca Alemdar Caddesi'ni geçmeyin, sola dönün; kapının hemen ilerisinde soldan ayrılan, arabaya kapalı taş döşeli sokak Soğukçeşme Sokağı'dır ve Ayasofya'nın arkasına kadar sur boyunca yükselir. Sokağa adını veren mermer çeşme Gülhane ucundadır, yani yürüyüşe onunla başlarsınız; Vikipedi çeşmeyi III. Selim dönemine, 1800 dolayına tarihliyor. Sokağın kendisi ondan daha eski: on sekizinci yüzyılda biçimlendiği tahmin ediliyor ve 1784 tarihli tapu kayıtları burada evlerin bulunduğunu gösteriyor. Yokuşu çıkarken sol kolunuz boyunca Fatih'in yaptırdığı saray suru, ona yaslanmış cumbalı, kafesli, iki ve üç katlı on iki ahşap ev ve bir Bizans sarnıcı sıralanır. Evler on dokuzuncu ve yirminci yüzyıla ait dört ile on odalı Osmanlı evleriydi; 1980'lerin başında harap haldeydiler. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun başkanı Çelik Gülersoy 1985 ve 1986'da sokağı bütünüyle yeniletti ve trafiğe kapattı; bugün gördüğünüz düzen o projenin sonucudur. İngilizce Wikipedia yenilemenin ahşapla değil betonarmeyle yapıldığını, cephelerin ahşap kaplandığını yazıyor; İstanbul Kitaplığı'nın sitesi de en büyük binanın betondan yeniden yapılıp dışının ahşapla kaplandığını doğruluyor. Bunu bilerek bakın: cumbaların oranı, pencere kafesleri ve boyalar eski sokağın fotoğraflarına göre kurulmuş, ama malzeme yeni. Evlerin çoğu konaklama işletmesi olarak kullanılıyor; içlerine girilmez, sokak zaten dışarıdan gezmek için yapılmış. Tabelalara değil cephelere bakın; her evin kat sayısı ve cumba düzeni biraz farklıdır ve sokağın ritmi bu farktan doğar. Sokağın alt bölümünde, sur dibinde Bizans dönemine ait bir sarnıç var; Vikipedi ölçülerini yaklaşık 16 metreye 11 metre, yüksekliğini 12 metre olarak veriyor ve içinde altı mermer sütun bulunduğunu yazıyor. Sarnıç 1985 ile 1987 arasında onarılıp bir işletmeye verildi; kapısı açıksa sütunları görmek için eşikten bakabilirsiniz. Sokağın en büyük evi, üç katlı ve 775 metrekarelik yapı, Çelik Gülersoy'un kırk yılda topladığı İstanbul kitaplarını bağışladığı İstanbul Kitaplığı'dır; 24 Ocak 1990'da açıldı. Kitaplık yalnızca İstanbul üzerine kitap toplar: Roma, Bizans ve Osmanlı tarihi, seyahatnameler, gravürler ve fotoğraf albümleri on üç başlık altında sınıflanmış, görsel arşivde yaklaşık yirmi dört bin belge var. İngilizce Wikipedia koleksiyonu on binin üzerinde kitap olarak veriyor; okuma salonu araştırmacılara ve öğrencilere hizmet ediyor ve haftanın yalnızca belirli günlerinde açık, gitmeden önce vakfın sitesinden kontrol edin. Kapısı açıksa girin, gravür ve eski fotoğraf koleksiyonundan birkaç örneğe bakmak sokağın yenilenmeden önceki halini gösterir. Sokak İngilizce Wikipedia'ya göre altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün doğduğu yerdir; hangi ev olduğu kaynaklarda belirtilmiyor. Fotoğraf için en iyi saat öğleden sonradır; sabah sur gölgesi evlerin cephesini kapatır, güneş batıya döndüğünde cumbalar ve renkler ortaya çıkar. Sokağın üst ucunda sağa Ayasofya'nın arka duvarı, ileride Topkapı Sarayı'nın Bab-ı Hümayun kapısı ve III. Ahmed Çeşmesi'nin bulunduğu meydan açılır. Kırk dakikanın yarısını yokuşu yavaş çıkmaya, kalanını kitaplığa ve sarnıca ayırın; sokakta oturacak bank yok, dinlenmek için üst uçtaki meydanı bekleyin. Buradan Ayasofya'nın önünden Sultanahmet Meydanı'na geçin ve Divanyolu Caddesi boyunca batıya, tramvay hattını takip ederek yürüyün. Son durak olan Basın Müzesi, Çemberlitaş'a varmadan caddenin sağ tarafında, on dakikalık yürüyüş mesafesindedir.

Kaynak: Vikipedi, Soğukçeşme Sokağı; Çelik Gülersoy Vakfı İstanbul Kitaplığı; Wikipedia, Soğukçeşme Sokağı.

Soğukçeşme Sokağı, Sultanahmet'te Ayasofya ile Topkapı Sarayı'nın dış suru arasında uzanan, araç trafiğine kapalı, arnavut kaldırımlı dar bir sokaktır. Bir ucu Topkapı Sarayı'nın ilk kapısı Bab-ı Hümayun'un yanından başlar, öteki ucu Gülhane Parkı'na doğru iner. Adını, Gülhane tarafındaki ucunda duran ve III. Selim döneminden, 1800 yılından kalma mermer çeşmeden alır. Sokak boyunca on iki tarihi ev ve bir Roma dönemi sarnıcı sıralanır. Tarih Türkçe Vikipedi'ye göre sokak 18. yüzyılda biçimlenmiştir; en eski belge 1784 tarihli bir arsa satış kaydı, en eski tapu kaydı ise 1782 yılına aittir. İlk sakinleri saray ve Ayasofya çalışanları ile Naziki tekkesinin şeyhiydi. Zamanla İstanbul'un orta halli aileleri buraya yerleşti. Cumhuriyet'in altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk 1903'te bu sokakta doğdu ve doğduğu ev bugün de yerinde durur. Evler iki ya da üç katlı, cumbalı ve kafesli ahşap Türk evleridir; dört ile on oda arasında değişen büyüklüktedir. 1950'lerden 1980'lere kadar sokak hızla bozuldu. Kimi ahşap evler yıkılıp yerlerine beton yapılar kondu, bir bina oto tamirhanesine dönüştü, bir başkası matbaa kağıdı yığınlarıyla doldu. Restorasyon Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, dönemin genel müdürü Çelik Gülersoy'un öncülüğünde evleri 1985'te satın aldı ve 1985-1986 yıllarında sokağı baştan sona yeniledi. Kurumun kendi tarihçesine göre ahşap evler dizisinin restorasyonu 1986'da bitirilmiş ve evler pansiyon olarak hizmete açılmıştır. Türkçe Vikipedi'nin aktardığına göre Ayasofya ile saray suru arasındaki bütün yapılar yıkılıp yeni tasarımlara göre yeniden yapıldı. Yeni evler betonarme karkas üzerine ahşap kaplamadır ve cepheler 19. yüzyıl seyyahlarının anlattığı pastel renklere boyandı. Bu yöntem, sokağın görünümünü kurtardığı için övüldüğü kadar, özgün ahşap dokuyu yerinde korumadığı için de tartışıldı. Sarnıcın düzenlemesi Mustafa Pehlivanoğlu'na, kütüphane Hüseyin Başçetinçelik ile Hatice Karakaya'ya, dört pansiyon ise ayrı mimarlara aittir. Bugün Evlerin dokuzu bugün Turing'in mülkiyetinde kalan ve bir otel işletmesine kiralanan konuk evleri olarak kullanılır; evler çevrelerindeki çiçekli bitkilerin adını taşır. Sokağın sonundaki Roma dönemi sarnıcı üç metre yüksekliğinde ve on altı metre uzunluğundadır; bugün restoran olarak işletilir. 36 numaradaki İstanbul Kitaplığı, Çelik Gülersoy'un kırk yılda topladığı koleksiyonla 1990'da açılmış bir vakıf kütüphanesidir. Kütüphanede yalnızca İstanbul'a ilişkin eserler bulunur. 1994 sayımında 8.100 eser on üç ana başlık altında sınıflanmıştı; İngilizce Vikipedi bugün 10 binden fazla kitap sayar. Gravürler, şehrin ilk fotoğrafları ve kartpostallardan oluşan görsel koleksiyonu araştırmacılar için ayrıca değerlidir. Kitaplık haftanın belirli günlerinde açıktır; güncel günleri ve saatleri Çelik Gülersoy Vakfı'nın sayfasından kontrol edin. Gezi Sokak açık alandır ve her saat serbestçe yürünür. Bab-ı Hümayun tarafından girin; bir yanınızda Ayasofya, öbür yanınızda saray suru, aralarında pastel renkli cumbalı evler sıralanır. Sokağın kıvrımıyla Gülhane tarafına inerken cephelerin renklerinin sırayla değiştiğine, kafesli pencerelere ve ahşap saçaklara bakın. Çeşmenin önünde durup kitabesine bakın; sokağa adını veren yapı odur. Sabah erken saatlerde sokak boş olur ve gölgeli taraf fotoğraf için elverişlidir; öğleden sonra güneş evlerin cephesine vurur. Sokak, Sultanahmet'in kalabalığından birkaç adımda uzaklaşılan bir soluk alma noktasıdır ve Ayasofya'dan Gülhane Parkı'na inmenin en sessiz yoludur. Ulaşım T1 tramvayının Sultanahmet ve Gülhane durakları sokağın iki ucuna birkaç dakikalık yürüyüşle bağlanır. Marmaray Sirkeci istasyonundan Gülhane Parkı içinden yürüyerek de gelinebilir. Aynı yürüyüşte Alay Köşkü'ndeki Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi ve Gülhane Parkı birleştirilebilir.
5
Basın Müzesi (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti)

Basın Müzesi (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti)

~45 dk burada
Divanyolu Caddesi No 76, Çemberlitaş, Fatih/İstanbul

Divanyolu boyunca yürürken Çemberlitaş'a varmadan caddenin sağında, dört katlı ve simetrik cepheli neoklasik taş bina Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi'dir. Binayı 1865'te Maarif Nazırı Safvet Paşa yaptırdı; ilk kullanıcıları Maarif Nezareti ve İstanbul Darülfünunu, yani Osmanlı'nın eğitim bakanlığı ve üniversitesiydi. Vikipedi'ye göre 1 Temmuz 1875'te Türkiye'nin ikinci resim sergisi burada açıldı ve Şeker Ahmet Paşa'nın eserleri de sergide yer aldı. II. Abdülhamid döneminde bina sansür heyetine verildi; basının denetlendiği yerin bugün basın müzesi olması kaderin küçük bir ironisi. 1908'de İstanbul Belediyesi'ne geçti ve 1983'e kadar belediyenin çeşitli birimleri burada çalıştı. O yıl belediye ile Gazeteciler Cemiyeti binanın müze olmasında anlaştı; 1984'ten 1988'e süren restorasyonun ardından müze 9 Mayıs 1988'de açıldı. Vikipedi müzeyi Türkiye'nin ilk, dünyanın dördüncü basın müzesi olarak tanıtıyor. Önce cepheye bakın: pencere sıralarının düzeni, kat silmeleri ve taş işçiliği on dokuzuncu yüzyıl İstanbul'unun kamu binası anlayışını olduğu gibi taşıyor. Müze kapalıysa durak burada biter ve yapı dıştan görülür; cemiyet hafta içi öğleden sonraları açık olduğunu ve girişin ücretsiz olduğunu yazıyor, güncel bilgiyi gitmeden önce cemiyetin sitesinden kontrol edin. Açıksa içeride dört galeri sizi bekliyor ve gezi basın tarihi galerisiyle başlıyor. Galerinin ilk parçası İbrahim Müteferrika'nın 1729'da kurduğu matbaanın birebir ölçekli maketi; Osmanlı basınının ilk adımını üç boyutlu görmek için tek yer burası. Aynı katta 1828 tarihli Vekayi-i Mısriye gazetesi, II. Meşrutiyet dönemi ve Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına ait belgeler sergileniyor. Dizgi ve baskı makineleri katı müzenin en çok zaman isteyen bölümü: 1870 tarihli taşbaskı, 1892 tarihli tipo baskı makinesi, Leipzig yapımı ofset makinesi, klişehane ve Anadolu Ajansı'nın kullandığı makineler burada. Daktilolar, teleksler ve telefoto cihazları haberin gazeteye nasıl ulaştığını adım adım gösteriyor; makinelerin yanındaki açıklamaları okumadan geçmeyin. Anı eşyaları bölümünde Abdi İpekçi, Sedat Simavi, Burhan Felek ve İlhan Selçuk gibi gazetecilerin kişisel eşyaları var; Ahmet Mithat Efendi'nin çalışma masası da bağışlanan parçalar arasında. Portre galerisinde Türk basınında iz bırakmış yetmişten fazla gazetecinin yağlıboya ve karakalem portreleri asılı; öldürülen gazetecilere ayrılmış bir bölüm de bulunuyor. Müzenin kütüphanesinde otuz bin kitap ve 1923'ten bu yana çıkan gazete ve dergilerin basılı ve mikrofilm koleksiyonları saklanıyor; araştırma için başvuru gerekir. Binada konferans salonu, sergi alanları ve bir el sanatları galerisi de var; cemiyet burada panel ve sergiler düzenliyor, girişteki duyuruya bakın. Kırk beş dakikanın on beşini basın tarihi katına, yirmisini makinelere, kalanını portrelere ve anı eşyalarına ayırın. Grup halinde geliyorsanız cemiyet önceden başvuru istiyor. Müzeden çıkınca biraz ileride, batıda, caddenin ortasında Çemberlitaş yani Konstantin Sütunu yükselir; rotayı orada, şehrin en eski anıtlarından birinin dibinde bitirmek yerinde olur. Dönüş için T1 tramvayının Çemberlitaş durağı sütunun yanında; Sirkeci'ye ya da Kabataş'a birkaç durakta ulaşırsınız.

Kaynak: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Müzesi; Kültür Portalı; Vikipedi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi.

Basın Müzesi, Çemberlitaş'ta Divanyolu Caddesi üzerinde, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin işlettiği, ülkenin ilk basın müzesidir. Bina, uzun yıllar İstanbul basınının merkezi olan Cağaloğlu'nun hemen yanı başında, tramvay yolunun kıyısında yükselir. Müze 9 Mayıs 1988'de açılmıştır. Müzeyi işleten Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1946'da kurulmuş bir meslek örgütüdür ve müze, cemiyetin kuruluşunun kırk ikinci yılında kapılarını açmıştır. Cemiyet'in 2025 tarihli açıklamasına göre müze, kütüphanesiyle birlikte ziyaretçilerden büyük ilgi görmeye devam etmektedir. Bina Yapı 1865'te Maarif Nazırı Saffet Paşa tarafından neoklasik üslupta, dört katlı olarak yaptırıldı. İngilizce Vikipedi tasarımı İsviçreli mimar kardeşler Gaspare ve Giuseppe Fossati'ye bağlar; Türkçe kaynaklar mimar adı vermez. Bina önce Maarif-i Umumiye Nezareti'ne ve Osmanlı'nın ilk üniversitesi sayılan Darülfünun'a hizmet etti. II. Abdülhamid döneminde sansür heyetine tahsis edildi. 1908'de Şehremaneti'ne, yani İstanbul Belediyesi'ne devredildi ve 1983'e kadar belediyenin çeşitli birimleri tarafından kullanıldı. 1983'te dönemin Belediye Başkanı Abdullah Tırtıl ile Nezih Demirkent başkanlığındaki Gazeteciler Cemiyeti yönetimi, yapının basın müzesine dönüştürülmesine karar verdi. Bina 1984-1988 yılları arasında restore edildi ve 9 Mayıs 1988'de Basın Müzesi olarak açıldı. Cephesi, sıra sıra kemerli pencereleri ve köşe pilastrlarıyla Divanyolu'nun en gösterişli 19. yüzyıl yapılarından biridir. Koleksiyon Basın tarihi bölümü, 1729'da İbrahim Müteferrika'nın matbaasıyla başlayan hikayeyi bir matbaa maketiyle açar. Taşbaskı örnekleri, 1870 tarihli prova tezgahları ve 1828 tarihli Vekayi-i Mısriye gazetesi ilk vitrinlerdedir. Dizgi ve baskı makineleri katında 19. yüzyıldan kalma cilt presi, kabartma makinesi, düz baskı makinesi, 1892 tarihli tipo baskı makinesi, rotatif, kağıt giyotini ve Anadolu Ajansı'nın makineleri sergilenir. Radyofoto, telefoto ve teleks cihazları ile eski daktilolar, haberin bir zamanlar nasıl yolculuk ettiğini gösterir. Abdi İpekçi, Sedat Simavi, Burhan Felek ve Sabiha Sertel gibi gazetecilerin anı eşyaları ayrı vitrinlerde durur. Katlara dağılmış altmışı aşkın yağlıboya ve karakalem portre, Türk basınına emek verenleri hatırlatır. Öldürülen Gazeteciler Galerisi, görevi başında öldürülen 67 gazetecinin fotoğrafını görüş ayrımı gözetmeden bir araya getirir. İkinci kattaki Cevat Fehmi Başkut Sanat Galerisi altı salonuyla geçici sergilere açılır. Üçüncü katta kütüphane, arşiv ve dokümantasyon merkezi ile yüz kişilik Nezih Demirkent Salonu bulunur. Kütüphane 1998'den beri araştırmacılara hizmet verir ve Cemiyet'in 2025 tarihli açıklamasına göre gazetecilik ve iletişimle ilgili otuz bin kitap barındırır. 1830'dan bugüne uzanan gazete koleksiyonu ve 1870'lerden başlayan dergi arşivi, Türkiye'de basın araştırması yapan herkesin başvurduğu bir kaynaktır. Ziyaret Cemiyet'in sayfasına göre müze katı yalnızca hafta içi, öğleden sonra belirli saatlerde gezilebilir ve giriş ücretsizdir. Cemiyet'in Haziran 2025 tarihli duyurusu müzede bir koleksiyon sergisinin açıldığını bildirir; yani müze o tarihte ziyarete açık bir kurumdu. Müzenin bugün açık olup olmadığını ve güncel saatleri ziyaretten önce Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin sitesinden ya da telefonla mutlaka kontrol edin; sivil toplum kuruluşlarının işlettiği müzelerde ziyaret düzeni sık değişir. Grup ziyaretleri için önceden yazılı başvuru istenir. Kütüphane de hafta içi açıktır; yayınlar yerinde okunur, ödünç verilmez. Gezmeye basın tarihi bölümünden başlayın, sonra makine katına çıkın; yüz yıllık makinelerin yanında bugünün haber akışını düşünmek müzenin en güçlü etkisidir. Müze kapalı olsa bile bina Divanyolu'ndan görülür; cephesi tramvay yolunun karşı kaldırımından bütünüyle fotoğraflanır. Ulaşım ve çevre T1 tramvayının Çemberlitaş durağı binanın önündedir; Sultanahmet ve Beyazıt durakları da yürüme mesafesindedir. Çemberlitaş sütunu, Çemberlitaş Hamamı ve Kapalıçarşı birkaç dakikalık yürüyüşle ulaşılan komşulardır. Cağaloğlu yokuşundan inerek Alay Köşkü'ndeki Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi'ne ve Gülhane Parkı'na geçilebilir.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirFatih, İstanbul
TürKültürel
Durak5
Tarih30 Eylül 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat