
Gülhane'den Cağaloğlu'na Kitap, Köşk ve Sokak
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap
Sarayburnu'nun ucundan Divanyolu'na inen bu yarım günlük yürüyüş, Tarihi Yarımada'nın en kalabalık kapılarının hemen yanındaki sakin köşeleri bir araya getiriyor. Rota beş durakta iki köşk, bir park, bir sokak ve iki kütüphane çevresinde kuruluyor; ortak paydası kitap, matbaa ve şehri okumak. Beş durağın tamamı birbirine yürüyerek bağlı; yalnızca son adımda Divanyolu'nun kalabalığına karışıyorsunuz.
Başlangıç noktası Sirkeci'nin sahil yolunda, Topkapı Sarayı'nın deniz surları üstünde duran Sepetçiler Kasrı. 1643'te Sultan İbrahim'in yaptırdığı yapı, sarayın kıyı köşklerinden günümüze ulaşan tek örnek; bugün bir kurumun genel merkezi olduğu için içeri girilmiyor, ama Haliç ağzına bakan cephesi dıştan rahatça incelenebiliyor. Oradan Kennedy Caddesi boyunca Sarayburnu'na yürüyüp Gülhane Parkı'na deniz tarafındaki kapıdan giriyoruz. Parkı çoğu ziyaretçi Alemdar Caddesi'ndeki ana kapıdan gezer; biz tersini yapıyor, Gotlar Sütunu'nun yanından başlayıp asırlık ağaçların altındaki yokuşu ana kapıya doğru çıkıyoruz. Böylece rota, Osmanlı sarayının dış bahçesinden şehrin sokağına doğru, tarihin de akış yönünde ilerliyor.
Ana kapının köşesindeki Alay Köşkü üçüncü durak. II. Mahmud'un 1819'da yeniden yaptırdığı köşk, padişahların surun üstünden esnaf alaylarını izlediği yerdi; 2011'den beri Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi olarak hizmet veriyor. Buradan sur boyunca Ayasofya'ya tırmanan Soğukçeşme Sokağı'na geçiyoruz. 1980'lerin ortasında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun yenilediği cumbalı evler, sokağa adını veren çeşme, Bizans sarnıcı ve Çelik Gülersoy'un şehre bıraktığı İstanbul Kitaplığı bu duraktaki adresler. Sokağın üst ucundan Sultanahmet Meydanı'na çıkıp Divanyolu boyunca batıya yürüyünce son durağa, 1865 tarihli Maarif Nezareti binasında 1988'den beri açık olan Basın Müzesi'ne varıyoruz. Türkiye'nin ilk basın müzesi olan yapı, İbrahim Müteferrika'nın matbaasının maketinden yirminci yüzyılın baskı makinelerine kadar basının teknik hikayesini anlatıyor.
Yürüyüş toplamda üç kilometre kadar; en dik parça Gülhane'nin yokuşuyla Soğukçeşme'nin Ayasofya'ya çıkan üst ucu. Rahat ayakkabı ve suyunuzu yanınıza alın; park içinde ve Divanyolu'nda oturacak bank çok, ama Soğukçeşme'de dinlenecek yer az. Sepetçiler Kasrı yalnızca dıştan görülür; Basın Müzesi'nin hafta içi öğleden sonraları açık olduğunu cemiyet yazıyor, gitmeden önce güncel bilgiyi kontrol edin. Kütüphaneler sessizlik ister, büyük çantalar bazı salonlara alınmaz. Rotanın en iyi ışığı sabah Sarayburnu'nda, öğleden sonra Soğukçeşme'de; bu yüzden sıra deniz kıyısından başlıyor.
Süre: yarım gün. En iyi zaman: Sabah erken Sarayburnu'nda başlayıp öğleden sonra Divanyolu'nda bitirmek için hafta içi bir gün; pazar günü Alay Köşkü'ndeki kütüphane kapalı olduğundan pazar seçilmez.. Ulaşım: Marmaray ya da T1 tramvayı ile Sirkeci'ye gelin; ilk durak istasyondan beş dakikalık yürüyüşle sahil yolunda. Dönüşte Basın Müzesi'nin önünden T1 tramvayının Çemberlitaş durağına binilir.
Kaynaklar
- TDV İslam Ansiklopedisi, Sepetçiler Kasrı maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sepetciler-kasri
- TDV İslam Ansiklopedisi, Alay Köşkü maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/alay-kosku
- TDV İslam Ansiklopedisi, Gülhane Kasrı maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/gulhane-kasri
- Yeşilay, Sepetçiler Kasrı, https://www.yesilay.org.tr/tr/kurumsal/sepetciler-kasri
- İstanbul Valiliği, İstanbul'un Koru ve Parkları, Gülhane Parkı, https://www.istanbul.gov.tr/istanbulun-koru-ve-parklari-gulhane-parki
- Kültür Portalı, Gülhane Parkı, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/istanbul/gezilecekyer/gulhane-parki
- Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi, Alay Köşkü, https://ahtem.kutuphane.gov.tr/TR-201957/alay-kosku.html
- Fatih Kaymakamlığı, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi, https://fatih.gov.tr/ahmet-hamdi-tanpinar-edebiyat-muze-kutuphanesi
- İstanbul Valiliği, Yolu İstanbul'dan Geçen Yazarların Kütüphanesi, https://www.istanbul.gov.tr/yolu-istanbuldan-gecen-yazarlarin-kutuphanesi
- Çelik Gülersoy Vakfı İstanbul Kitaplığı, Hakkımızda, https://istanbulkitapligi.org.tr/hakkimizda-2/
- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Müzesi Tarihçe, https://www.tgc.org.tr/basin-muzesi/tarihce.html
- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Müzesi Galerileri, https://www.tgc.org.tr/basin-muzesi/muze-galerileri.html
- Kültür Portalı, Basın Müzesi, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/istanbul/gezilecekyer/basin-muzesi831003
- Vikipedi, Sepetçiler Kasrı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Sepetçiler_Kasrı
- Wikipedia, Basketmakers' Kiosk, https://en.wikipedia.org/wiki/Basketmakers'_Kiosk
- Vikipedi, Gülhane Parkı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Gülhane_Parkı
- Wikipedia, Gülhane Park, https://en.wikipedia.org/wiki/Gülhane_Park
- Vikipedi, Gotlar Sütunu, https://tr.wikipedia.org/wiki/Gotlar_Sütunu
- Vikipedi, Alay Köşkü, https://tr.wikipedia.org/wiki/Alay_Köşkü
- Vikipedi, Soğukçeşme Sokağı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Soğukçeşme_Sokağı
- Wikipedia, Soğukçeşme Sokağı, https://en.wikipedia.org/wiki/Soğukçeşme_Sokağı
- Vikipedi, İstanbul Kitaplığı, https://tr.wikipedia.org/wiki/İstanbul_Kitaplığı
- Vikipedi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Türkiye_Gazeteciler_Cemiyeti_Basın_Müzesi
Rota Durakları

Sepetçiler Kasrı
Sirkeci'den sahil yoluna, Kennedy Caddesi'ne çıkın ve yüzünüzü Sarayburnu yönüne dönün; Topkapı Sarayı'nın deniz surlarının üstünde, yolun sağında kalan taş kütle Sepetçiler Kasrı'dır. Kasır bugün Yeşilay'ın genel merkezi olarak kullanılıyor, bu yüzden bu durak yalnızca dıştan gezilir; kapıyı zorlamayın, cepheler zaten hikayenin tamamını anlatıyor. Yine de yapı, sarayın kıyı hayatından ayakta kalan tek parça olduğu için rotanın en doğru başlangıç noktası. Kasrı 1643'te Sultan İbrahim, Mimarbaşı Kasım Ağa'nın döneminde, Haliç'in ağzına bakan Bizans surlarının üstüne yaptırdı. On yedinci yüzyılda sarayın dış bahçesini çevreleyen surların kıyısında birkaç köşk daha vardı; bugün ayakta kalan tek yapı budur. Adı çevrede çalışan sepetçi esnafından geliyor; rivayete göre sepetçilik meraklısı padişaha yapım masrafına katkı sunmuşlar. Bir başka rivayet adı Edirne Sarayı'ndaki yüksek köşklere verilen sepetçi sözcüğüne bağlıyor; iki anlatı da kaynaklarda yan yana duruyor. Önce uzaktan, sonra yapıya yaklaşarak bakın: alt kattaki kemerler ve tonozlar üst katı taşıyor, yani köşk aslında surun içine gömülü bir kayıkhanenin üstüne oturuyor. Kayıkhanede saltanat kayıkları dururdu; padişah donanma alaylarını izlemeye buradan çıkar, harem halkının da törenleri üst katın pencerelerinden seyrettiği düşünülüyor. Alt kattaki kemerli açıklıklar bu kayıkhaneye aitti. Üst katın planı küp biçimli, kubbeli bir merkez mekan ve ondan dışarı taşan üç çıkmadan oluşuyor; girişin yanında da dikdörtgen bir oda var. Pencerelere dikkat edin: alt sırada dikdörtgen mermer söveler, üst sırada sivri kemerler; iki kat arasındaki bu fark uzaktan bile okunuyor. Yeşilay'ın yayımladığı bilgiye göre kırmızı mermer Darıca ve Rusçuk'tan, çiniler İznik'ten, demir işleri Samakov ve Selanik'ten getirilmiş. Yapının en iyi fotoğrafı sabah, güneş doğudan vururken çekilir; arkada Sirkeci Garı'nın çatısı, önde Haliç'e giren tekneler kadraja girer. Kasrın pencerelerinden Galata Köprüsü, Galata Kulesi ve Karaköy görünür; siz de aynı manzarayı kaldırımdan izleyebilirsiniz. Kaynaklara göre yapı 1739'da I. Mahmud döneminde bir kez daha elden geçirildi; sonraki iki yüzyıl ise ona iyi davranmadı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında tıbbiyenin ecza deposu olarak kullanıldı, 1960'larda ve 1980'de restore edildi, 1998'de Eminönü Hizmet Vakfı bir onarım daha yaptırdı. 1980'lerden 2011'e kadar Uluslararası Basın Merkezi, restoran ve Avrupa Kültür Başkenti proje ofisi olarak hizmet verdi; Haziran 2011'den beri Yeşilay burada. Bu durakta yirmi dakika yeter: sahil yolundaki geniş kaldırımdan cephe boyunca yürüyün, yapının surun üstüne nasıl bindirildiğine ve deniz tarafındaki çıkmalara bakın. Kadıköy ile Eminönü arasındaki vapurlar Sarayburnu'nu dönerken kasrın önünden geçer; denizden bakmak isterseniz o hattı aklınızda tutun. Sonra Kennedy Caddesi boyunca Sarayburnu'na doğru yürüyün; yol kıyıyı takip eder, solunuzda Haliç ve Galata, sağınızda sarayın surları ilerler. Sarayburnu'nun ucunda Marmara, Boğaz ve Haliç aynı noktada birleşir; birkaç dakika durup burnun neden yüzyıllarca sarayın yeri olarak seçildiğini görün. Kültür Portalı'na göre burnun ucundaki 1926 tarihli Atatürk anıtı Türkiye'nin ilk Atatürk anıtıdır. Buradan Gülhane Parkı'nın deniz tarafındaki kapısına birkaç adım kalır; bir sonraki durak o kapıdan başlıyor.
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Sepetçiler Kasrı; Yeşilay; Kültür Portalı.

Gülhane Parkı
Gülhane Parkı'na bu kez ana kapıdan değil, Sarayburnu'ndaki deniz tarafı kapısından giriyoruz; bu giriş parkı çoğu ziyaretçinin gördüğü yönün tersinden, aşağıdan yukarıya doğru açar. Kapıdan girer girmez ağaçların arasında kalan tek parça mermer sütun Gotlar Sütunu'dur; yolun kenarında olduğu için hızla geçerken kolayca gözden kaçar. Sütun Roma dönemine, üçüncü ya da dördüncü yüzyıla tarihleniyor ve Prokonnesos yani Marmara Adası mermerinden tek blok olarak yontulmuş. Başlığı Korint düzeninde, akantus yapraklarıyla süslü; kaidesindeki Latince yazıt Gotlar üzerindeki bir zaferi kutluyor. Vikipedi bu anıtı Roma devrinden hiç değişmeden günümüze ulaşan en eski yapı olarak tanımlıyor; yazıtın hangi imparatorun zaferini andığı ise hala tartışmalı. Sütunun dibinde birkaç dakika durun ve kaideyi çevreleyip yazıtı bulmaya çalışın; harfler aşınmış ama sabah ışığında seçiliyor. Buradan yukarıya, ana kapıya doğru çıkan yol boyunca parkın gövdesini oluşturan ağaçların altından geçeceksiniz; İngilizce Wikipedia'ya göre bunların bir bölümü 1800'lerden kalma. Parkın alanı yaklaşık 9,7 hektar; Osmanlı döneminde burası Topkapı Sarayı'nın dış bahçesiydi ve halka kapalıydı. Sarayın Marmara'ya bakan dış bahçesinde cirit oynanan bir meydan ve onun üstünde Gülhane Kasrı vardı; Abdülmecid, 3 Kasım 1839'da Tanzimat'ı başlatan Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nun okunuşunu o kasırdan izledi. Kasır 1865'te Abdülaziz tarafından yıktırıldı, bugün yerinde bir iz göremezsiniz; ama parkın adı o gülhaneden, yani sarayın gül evinden geliyor. Bahçe 1912'de şehremini Cemil Paşa döneminde halka açıldı ve park oldu; 1926'da Türkiye'nin ilk Atatürk anıtı burnun ucunda dikildi. Valiliğin sayfasına göre Atatürk 24 Kasım 1928'de yeni harfleri halka ilk kez bu parkta tanıttı. Yokuşu çıkarken sağınızda, parkın batı kenarında uzun ve alçak bir yapı dizisi görünür; bunlar sarayın Has Ahırları ve 2008'den beri İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'ni barındırıyor. Aynı kenarda 2017'de açılan Prof. Dr. Fuat Sezgin Bilim Tarihi Kütüphanesi var; bu rotada ikisine de girmiyoruz, ama kapılarının önünden geçerken yapıların ahır olarak yapıldığını hatırlamak iyi. Parktaki havuzun çevresi en gölgeli oturma yeri; İngilizce Wikipedia parkta gri balıkçılların yaşadığını yazıyor, havuz kenarında ya da yüksek dallarda görebilirsiniz. Park 2001'de kapatılıp 2003'te kapsamlı bir yenilemeyle yeniden açıldı; bugünkü yollar ve çimenler o yenilemenin sonucu. Mevsime göre program değişir: nisanda laleler bütün yamacı kaplar, sonbaharda ise ağaçların altı yaprakla dolar. Yürüyüşü aceleye getirmeyin; bu durak bir saat sürüyor ve sürenin yarısı yavaş yürümeye, yarısı oturup bakmaya ayrılmalı. Ana kapıya yaklaştığınızda sağ köşede, surun üstünde yükselen mermer cepheli yapı Alay Köşkü'dür; parkın içinden geniş bir rampayla köşke çıkılır. Ana kapının kendisi de dikkate değer; İngilizce Wikipedia'nın deyişiyle sarayın büyük kapılarından biridir ve hemen dışında T1 tramvayının Gülhane durağı bulunur. Kapıdan çıkmadan önce dönüp aşağıya, Sarayburnu'na doğru bakın; parkın eğimini ve sarayın şehre karşı nasıl bir yüksekliğe yerleştiğini en iyi buradan anlarsınız. Sonraki durak birkaç adım ötede, aynı köşedeki köşkün içinde.
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Gülhane Kasrı; İstanbul Valiliği; Vikipedi, Gotlar Sütunu.

Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi (Alay Köşkü)
Alay Köşkü'ne parkın içinden, ana kapının hemen yanındaki geniş rampadan çıkılır; kapıdan dışarı çıkmayın, köşkün girişi sur tarafında değil park tarafındadır. Rampanın sonunda önce geniş bir odaya, oradan sofaya ve köşkün asıl mekanı olan yuvarlak hünkar salonuna geçersiniz. Bugün burası Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 12 Kasım 2011'de açtığı Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi; giriş bir halk kütüphanesine girer gibi serbest, ama sessizlik bekleniyor. Köşkün ilk hali on altıncı yüzyılın sonunda yapılmış ahşap bir yapıydı; bugünkü mermer bina II. Mahmud döneminde, bakanlığın verdiği tarihle 1819'da yeniden yapıldı. TDV İslam Ansiklopedisi tarihi kitabedeki beyitten hesaplayan araştırmacıların 1810 ile 1819 arasında bölündüğünü, üslubun ise Balyan ailesinden Krikor Amira Balyan'ı düşündürdüğünü yazıyor. Yapı Fatih'in saray ile şehri ayırmak için yaptırdığı surun köşe kulesinin üstüne oturuyor ve ampir üslupta, mermer kaplı bir cepheyle Alemdar Caddesi'ne bakıyor. Yuvarlak salonun yedi kavisli penceresi var; her birinin çerçevesi siyah mermer ve üstlerinde Keçecizade İzzet Molla'nın köşk için yazdığı tarih manzumesinden beyitler duruyor. Pencerelerin önünde durun ve caddeye bakın: tam karşınızda Bab-ı Ali'nin kapısı, altınızda tramvay yolu. Padişahlar aynı pencerelerden esnaf alaylarını, ordunun sefere çıkışını ve şehrin geçit törenlerini izlerdi; TDV'nin deyişiyle köşk sarayın şehirle doğrudan temas eden tek parçasıydı. Bakanlığın sayfası Evliya Çelebi'den aktarıyor: IV. Murad, Bağdat seferinden önce kırk beyaz deveyle geçen esnaf alayını buradaki köşkten seyretmiş. Tanzimat'tan sonra tören güzergahı Dolmabahçe'ye kaydı ve köşk işlevini yitirdi; 1855'te Telgrafhane oldu, 1926'da Atatürk'ün kararıyla Güzel Sanatlar Birliği'ne verildi, 1938'de Topkapı Sarayı'na bağlandı. Sonraki yıllarda Eminönü Halkevi ve eski eserleri koruma encümeni de burada çalıştı; kütüphaneden önce Topkapı Sarayı Müzesi'nin halk sanatları koleksiyonu sergileniyordu. Bugün salonlarda otuz üç yazara ait yüzü aşkın eşya ve belge sergileniyor; Tanpınar'ın ve Yahya Kemal Beyatlı'nın kişisel eşyaları bu vitrinlerin merkezinde. Sergiyi pencere sırasını takip ederek gezin, sonra sofadaki ve yan odalardaki okuma yerlerine geçin. Kütüphanenin rafları bini aşkın yazarın dokuz bin kadar kitabını taşıyor; Marmara bölgesinin yazarları, ödüllü Türk edebiyatı, Nobel ödüllü yazarlar ve Türk edebiyatının başka dillere çevrilmiş TEDA baskıları ayrı bölümlerde. Süreli yayınlar yalnız kütüphane içinde okunuyor; bir dergiyi alıp yuvarlak salonun pencere kenarına oturmak bu durağın en iyi yarım saatidir. Valiliğin sayfasına göre burada bir piyano da duruyor ve kütüphane Tanpınar Konferansları ile yılda onlarca söyleşi düzenliyor; girişteki panoya bakın, aynı gün bir etkinlik olabilir. Kütüphane adını taşıyan yazarın hayatı, yayınları, kişisel yazıları ve Varlık dergisindeki yazıları üzerine kaynakları ayrı bir bölümde tutuyor; yanınızda bir Tanpınar kitabı varsa okumaya en uygun yer burasıdır. Fotoğraf çekerken diğer okurları rahatsız etmeyin ve vitrinlerde flaş kullanmayın. Kütüphane pazar günleri kapalı; çalışma saatleri için gitmeden önce resmi sitesini kontrol edin. Bir saatlik bu durakta yirmi dakika sergiye, kalan süre okumaya ve pencereden bakmaya gider. Çıkışta rampadan tekrar parka inip ana kapıdan Alemdar Caddesi'ne çıkın ve sola, Sultanahmet yönüne dönün; birkaç adım sonra soldan, sur boyunca yükselen dar sokak Soğukçeşme Sokağı'dır ve bir sonraki durak orada başlar.
Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Alay Köşkü; TDV İslam Ansiklopedisi, Alay Köşkü; Fatih Kaymakamlığı; İstanbul Valiliği.

Soğukçeşme Sokağı
Gülhane'nin ana kapısından çıkınca Alemdar Caddesi'ni geçmeyin, sola dönün; kapının hemen ilerisinde soldan ayrılan, arabaya kapalı taş döşeli sokak Soğukçeşme Sokağı'dır ve Ayasofya'nın arkasına kadar sur boyunca yükselir. Sokağa adını veren mermer çeşme Gülhane ucundadır, yani yürüyüşe onunla başlarsınız; Vikipedi çeşmeyi III. Selim dönemine, 1800 dolayına tarihliyor. Sokağın kendisi ondan daha eski: on sekizinci yüzyılda biçimlendiği tahmin ediliyor ve 1784 tarihli tapu kayıtları burada evlerin bulunduğunu gösteriyor. Yokuşu çıkarken sol kolunuz boyunca Fatih'in yaptırdığı saray suru, ona yaslanmış cumbalı, kafesli, iki ve üç katlı on iki ahşap ev ve bir Bizans sarnıcı sıralanır. Evler on dokuzuncu ve yirminci yüzyıla ait dört ile on odalı Osmanlı evleriydi; 1980'lerin başında harap haldeydiler. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun başkanı Çelik Gülersoy 1985 ve 1986'da sokağı bütünüyle yeniletti ve trafiğe kapattı; bugün gördüğünüz düzen o projenin sonucudur. İngilizce Wikipedia yenilemenin ahşapla değil betonarmeyle yapıldığını, cephelerin ahşap kaplandığını yazıyor; İstanbul Kitaplığı'nın sitesi de en büyük binanın betondan yeniden yapılıp dışının ahşapla kaplandığını doğruluyor. Bunu bilerek bakın: cumbaların oranı, pencere kafesleri ve boyalar eski sokağın fotoğraflarına göre kurulmuş, ama malzeme yeni. Evlerin çoğu konaklama işletmesi olarak kullanılıyor; içlerine girilmez, sokak zaten dışarıdan gezmek için yapılmış. Tabelalara değil cephelere bakın; her evin kat sayısı ve cumba düzeni biraz farklıdır ve sokağın ritmi bu farktan doğar. Sokağın alt bölümünde, sur dibinde Bizans dönemine ait bir sarnıç var; Vikipedi ölçülerini yaklaşık 16 metreye 11 metre, yüksekliğini 12 metre olarak veriyor ve içinde altı mermer sütun bulunduğunu yazıyor. Sarnıç 1985 ile 1987 arasında onarılıp bir işletmeye verildi; kapısı açıksa sütunları görmek için eşikten bakabilirsiniz. Sokağın en büyük evi, üç katlı ve 775 metrekarelik yapı, Çelik Gülersoy'un kırk yılda topladığı İstanbul kitaplarını bağışladığı İstanbul Kitaplığı'dır; 24 Ocak 1990'da açıldı. Kitaplık yalnızca İstanbul üzerine kitap toplar: Roma, Bizans ve Osmanlı tarihi, seyahatnameler, gravürler ve fotoğraf albümleri on üç başlık altında sınıflanmış, görsel arşivde yaklaşık yirmi dört bin belge var. İngilizce Wikipedia koleksiyonu on binin üzerinde kitap olarak veriyor; okuma salonu araştırmacılara ve öğrencilere hizmet ediyor ve haftanın yalnızca belirli günlerinde açık, gitmeden önce vakfın sitesinden kontrol edin. Kapısı açıksa girin, gravür ve eski fotoğraf koleksiyonundan birkaç örneğe bakmak sokağın yenilenmeden önceki halini gösterir. Sokak İngilizce Wikipedia'ya göre altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün doğduğu yerdir; hangi ev olduğu kaynaklarda belirtilmiyor. Fotoğraf için en iyi saat öğleden sonradır; sabah sur gölgesi evlerin cephesini kapatır, güneş batıya döndüğünde cumbalar ve renkler ortaya çıkar. Sokağın üst ucunda sağa Ayasofya'nın arka duvarı, ileride Topkapı Sarayı'nın Bab-ı Hümayun kapısı ve III. Ahmed Çeşmesi'nin bulunduğu meydan açılır. Kırk dakikanın yarısını yokuşu yavaş çıkmaya, kalanını kitaplığa ve sarnıca ayırın; sokakta oturacak bank yok, dinlenmek için üst uçtaki meydanı bekleyin. Buradan Ayasofya'nın önünden Sultanahmet Meydanı'na geçin ve Divanyolu Caddesi boyunca batıya, tramvay hattını takip ederek yürüyün. Son durak olan Basın Müzesi, Çemberlitaş'a varmadan caddenin sağ tarafında, on dakikalık yürüyüş mesafesindedir.
Kaynak: Vikipedi, Soğukçeşme Sokağı; Çelik Gülersoy Vakfı İstanbul Kitaplığı; Wikipedia, Soğukçeşme Sokağı.

Basın Müzesi (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti)
Divanyolu boyunca yürürken Çemberlitaş'a varmadan caddenin sağında, dört katlı ve simetrik cepheli neoklasik taş bina Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi'dir. Binayı 1865'te Maarif Nazırı Safvet Paşa yaptırdı; ilk kullanıcıları Maarif Nezareti ve İstanbul Darülfünunu, yani Osmanlı'nın eğitim bakanlığı ve üniversitesiydi. Vikipedi'ye göre 1 Temmuz 1875'te Türkiye'nin ikinci resim sergisi burada açıldı ve Şeker Ahmet Paşa'nın eserleri de sergide yer aldı. II. Abdülhamid döneminde bina sansür heyetine verildi; basının denetlendiği yerin bugün basın müzesi olması kaderin küçük bir ironisi. 1908'de İstanbul Belediyesi'ne geçti ve 1983'e kadar belediyenin çeşitli birimleri burada çalıştı. O yıl belediye ile Gazeteciler Cemiyeti binanın müze olmasında anlaştı; 1984'ten 1988'e süren restorasyonun ardından müze 9 Mayıs 1988'de açıldı. Vikipedi müzeyi Türkiye'nin ilk, dünyanın dördüncü basın müzesi olarak tanıtıyor. Önce cepheye bakın: pencere sıralarının düzeni, kat silmeleri ve taş işçiliği on dokuzuncu yüzyıl İstanbul'unun kamu binası anlayışını olduğu gibi taşıyor. Müze kapalıysa durak burada biter ve yapı dıştan görülür; cemiyet hafta içi öğleden sonraları açık olduğunu ve girişin ücretsiz olduğunu yazıyor, güncel bilgiyi gitmeden önce cemiyetin sitesinden kontrol edin. Açıksa içeride dört galeri sizi bekliyor ve gezi basın tarihi galerisiyle başlıyor. Galerinin ilk parçası İbrahim Müteferrika'nın 1729'da kurduğu matbaanın birebir ölçekli maketi; Osmanlı basınının ilk adımını üç boyutlu görmek için tek yer burası. Aynı katta 1828 tarihli Vekayi-i Mısriye gazetesi, II. Meşrutiyet dönemi ve Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına ait belgeler sergileniyor. Dizgi ve baskı makineleri katı müzenin en çok zaman isteyen bölümü: 1870 tarihli taşbaskı, 1892 tarihli tipo baskı makinesi, Leipzig yapımı ofset makinesi, klişehane ve Anadolu Ajansı'nın kullandığı makineler burada. Daktilolar, teleksler ve telefoto cihazları haberin gazeteye nasıl ulaştığını adım adım gösteriyor; makinelerin yanındaki açıklamaları okumadan geçmeyin. Anı eşyaları bölümünde Abdi İpekçi, Sedat Simavi, Burhan Felek ve İlhan Selçuk gibi gazetecilerin kişisel eşyaları var; Ahmet Mithat Efendi'nin çalışma masası da bağışlanan parçalar arasında. Portre galerisinde Türk basınında iz bırakmış yetmişten fazla gazetecinin yağlıboya ve karakalem portreleri asılı; öldürülen gazetecilere ayrılmış bir bölüm de bulunuyor. Müzenin kütüphanesinde otuz bin kitap ve 1923'ten bu yana çıkan gazete ve dergilerin basılı ve mikrofilm koleksiyonları saklanıyor; araştırma için başvuru gerekir. Binada konferans salonu, sergi alanları ve bir el sanatları galerisi de var; cemiyet burada panel ve sergiler düzenliyor, girişteki duyuruya bakın. Kırk beş dakikanın on beşini basın tarihi katına, yirmisini makinelere, kalanını portrelere ve anı eşyalarına ayırın. Grup halinde geliyorsanız cemiyet önceden başvuru istiyor. Müzeden çıkınca biraz ileride, batıda, caddenin ortasında Çemberlitaş yani Konstantin Sütunu yükselir; rotayı orada, şehrin en eski anıtlarından birinin dibinde bitirmek yerinde olur. Dönüş için T1 tramvayının Çemberlitaş durağı sütunun yanında; Sirkeci'ye ya da Kabataş'a birkaç durakta ulaşırsınız.
Kaynak: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Müzesi; Kültür Portalı; Vikipedi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi.
