Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Falezlerden Hıdırlık'a Muratpaşa Sahili
Rotalar4 Durak

Falezlerden Hıdırlık'a Muratpaşa Sahili

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Antalya kent merkezi denize doğrudan değil, yüksekliği yer yer 40 metreyi bulan falezlerin üstünden bakar. Bu rota o falez hattını doğudan batıya izliyor: Lara'da Düden Çayı'nın kayadan denize döküldüğü noktadan başlıyor, falezin üstüne kurulmuş erken Cumhuriyet parkına geçiyor, surların denize kavuştuğu köşedeki Roma kulesine çıkıyor ve Kaleiçi sokaklarından yat limanındaki oyuncak müzesine iniyor. Antik kentler ve Alanya ile anılan Antalya'nın gündelik yüzü bu hattadır; dört durağın hepsi Muratpaşa ilçesinde ve hepsi kentlinin hafta sonu gittiği yerler.

Sıra coğrafyadan geliyor. Aşağı Düden kent merkezine 8 kilometre uzakta olduğu için güne orada başlamak, kalan üç durağı birbirine yürüyerek bağlamayı mümkün kılıyor. Karaalioğlu Parkı'nın güneybatı köşesinde Hıdırlık Kulesi duruyor, yani ikinci duraktan üçüncüye geçiş birkaç dakikalık bir yürüyüş. Kuleden yat limanına ise Kaleiçi'nin dar sokaklarından inilir; bu iniş rotayı denizin üstünden deniz kıyısına indiren son parça. Şelaleyi sona bırakmak hem dönüş yolunu uzatır hem de günün en görkemli manzarasını yorgun saate denk getirirdi.

Düden Çayı'nın denize döküldüğü yeri Kültür Portalı Karpuzkaldıran adıyla da anıyor; su yaklaşık 40 metreden iniyor ve dökülme noktasının üstünde bir sis bulutu asılı duruyor. Şelale ve çayın bulunduğu alan 2020'de Cumhurbaşkanı kararıyla kesin korunacak hassas alan ilan edildi. Karaalioğlu Parkı 1935'te başlayıp 1940'ların ortasında tamamlanan, Vali Haşim İşcan'ın öncülüğünde mimar Necmettin Ateş'e çizdirilen bir Cumhuriyet parkı; üç paralel aks denize doğru uzanıp üç seyir terasında bitiyor. Hıdırlık Kulesi 2. yüzyıla tarihlenen, kare kaide üstünde silindir gövdeli, 14 metre yüksekliğinde bir Roma yapısı; anıt mezar mı, fener mi, gözetleme kulesi mi olduğu bugün de tartışılıyor ve çevresindeki kazı alanı 2026 yazında seyir terasıyla birlikte ziyarete açıldı. Yat limanındaki Oyuncak Müzesi ise 23 Nisan 2011'de Büyükşehir Belediyesi tarafından eski bir liman yapısında açıldı.

Toplam yürüyüş Karaalioğlu'ndan yat limanına yaklaşık iki kilometre, ancak Hıdırlık'tan limana iniş kaldırım taşı döşeli ve eğimli; kaymayan ayakkabı giyin. Falez kenarlarında korkulukların dışına çıkmayın, özellikle Düden Park'ta ıslak zemin kaygandır. Kent merkezinde raylı sistemin üç hattı var: AntRay T1 Fatih ile Havalimanı ve Expo arasında, T3 Varsak ile Müze arasında çalışır; Müze ile Zerdalilik arasındaki nostaljik tramvay 2026 yazında araçların bakımı için durduruldu ve aynı güzergahta otobüs çalıştırılıyor, güncel durumu Antalya Ulaşım'ın sitesinden kontrol edin. Müze giriş ücreti ve saatleri için belediyenin resmi duyurularına bakın; Oyuncak Müzesi pazartesi günleri kapalı.

Süre: yarım gün. En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar en rahat mevsim; yazın güne sabah erken başlayın ve Hıdırlık'a gün batımına yakın varacak şekilde saatleri kaydırın.. Ulaşım: Aşağı Düden'e kent merkezinden Lara yönüne giden belediye otobüsleriyle gidilir; Düden Park'tan Karaalioğlu Parkı'na dönüş de aynı yolu izleyen otobüslerledir (hat ve saat için Antalya Ulaşım'ın güzergah sorgusuna bakın). Karaalioğlu'ndan Hıdırlık'a ve Kaleiçi sokaklarından yat limanına kadar kalan bölüm yürünür; dönüşte Kale Kapısı durağından AntRay ve nostaljik tramvay hattına çıkılır.

Kaynaklar

Muratpaşa, Antalya
Rotalar
4 Durak
Mekanlarda ~3 sa 25 dk
Yol ~8,3 km · 22 dk
Toplam ~3 sa 47 dk
15 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Aşağı Düden Şelalesi

Aşağı Düden Şelalesi

~45 dk burada
Çağlayan Mahallesi, Lara Caddesi No:457, Muratpaşa / Antalya

Güne Lara Caddesi üzerindeki Düden Park'ın girişinde başlayın. Kent merkezinden Lara yönüne giden belediye otobüsleri caddeden geçer; indiğiniz durak parkın kapısına birkaç adımdır. Buraya gelmeden önce bir karışıklığı giderin: Antalya'da iki Düden Şelalesi var ve Kepez'deki Yukarı Düden bir ormanın içinde, kaynak havzasına dökülüyor. Sizin bakacağınız Aşağı Düden ise çayın yolculuğunun son noktası, suyun falezden doğrudan Akdeniz'e atladığı yer. Kültür Portalı bu şelaleyi Karpuzkaldıran adıyla da kaydediyor ve dökülme yüksekliğini yaklaşık 40 metre olarak veriyor.

Parkın içinde yolu denize doğru izleyin ve önce falezin kenarındaki korkuluklu seyir terasına gidin. Buradan şelaleyi tam karşıdan değil, yandan ve yukarıdan görürsünüz; suyun kayadan ayrılıp boşluğa düşüşü ve dibinde oluşan sis bulutu en iyi bu açıdan izlenir. Rüzgar denizden esiyorsa sis terasa kadar yükselir, fotoğraf makinenizin merceğini sık sık silmeniz gerekir. Sabah saatlerinde güneş arkanızda kalır ve sisin içinde gökkuşağı yakalama şansınız artar; öğleden sonra ışık düzleşir, akşama doğru ise deniz tarafı parlar ve şelale gölgede kalır. Fotoğraf için en iyi zaman bu yüzden sabahtır ve rotanın buradan başlamasının bir nedeni de budur.

Terastan sonra parkın geri kalanını gezin. Düden Park falezin üstünde ağaçlı bir yürüyüş alanı; banklar ve kıyıya paralel patikalar var, kıyı kenarında zemin sudan ve sisten ıslak olabilir, korkulukların dışına kesinlikle çıkmayın. Şelalenin biraz doğusunda Kültür Portalı'nın seyir noktası olarak önerdiği Gençlik Parkı yer alıyor; piknik alanı ve otoparkı olan bu park, şelaleye karşıdan bakmak için ikinci bir açı sunuyor. Zamanınız varsa oraya da uzanın, çünkü suyun denize kavuştuğu bütün yüksekliği ancak karşı kıyıdan görebilirsiniz.

Şelaleyi aşağıdan görmek isteyenler için üçüncü yol deniz. Kaleiçi yat limanından kalkan tekne turları falez boyunca ilerleyip şelalenin önüne kadar geliyor ve Düden, Antalya'da tekneden izlenebilen tek şelale. Bu seçeneği günün sonuna, yat limanına vardığınızda da değerlendirebilirsiniz; sefer düzeni ve ücretler için işletmelerin güncel bilgisine bakın. Düden Çayı ve şelalesinin bulunduğu alan 2020'de kesin korunacak hassas alan statüsü aldı; parkta bitki örtüsüne ve kaya yüzeylerine zarar vermeyin, çöpünüzü yanınızda götürün.

Burada 45 dakika yeterli. Çıkışta aynı caddeden kent merkezine dönen otobüse binin; Düden Park ile Karaalioğlu Parkı arası yaklaşık 8 kilometre ve yol Lara Caddesi'nden falezin üstündeki mahalleleri geçerek merkeze iner. Yürümek isteyenler için kıyı boyunca parklar var, ama bu mesafe rotanın kalan saatlerini yer; otobüsle yarım saati aşmayan yolculuğu tercih edin ve Karaalioğlu'nun doğu girişine yakın bir durakta inin.

Kaynak: Kültür Portalı; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı; Vikipedi.

Antalya'da "Düden" denince iki ayrı yer kastedilir ve ikisini karıştırmamak gerekir. Kepez'deki Yukarı Düden, Düdenbaşı'nda yeryüzüne çıkan çayın mesire alanı içinde döküldüğü, çevresi parkla düzenlenmiş ve Büyükşehir iştiraklerince işletilen şelaledir. Aşağı Düden ise aynı çayın şehrin içinden geçip Lara yolunda doğrudan Akdeniz'e döküldüğü noktadır. Yerel adıyla Karpuzkaldıran Şelalesi, kent merkezine yaklaşık sekiz kilometre uzaklıkta, Çağlayan Mahallesi'nde, Lara Caddesi'nin hemen kıyısındadır. Düden Çayı, Bıyıklı düdeninde yer altına giren ve on sekiz kilometre sonra Kepez'de, Düdenbaşı'nda yeniden yüzeye çıkan karstik bir akarsudur. Yukarı Düden'den sonra şehrin içinden geçerek Lara'ya ulaşır ve burada falezin kenarından kırk metre yükseklikten denize boşalır. Antalya falezleri ortalama kırk metre yüksekliğinde tufa kayalardan oluşur ve Düden, Büyükşehir Belediyesi'nin deyişiyle bu falezlerden denize dökülen en önemli şelaledir. Suyun denize çarpmasıyla yüzeyde sürekli bir sis bulutu oluşur; rüzgarlı günlerde bu serpinti seyir terasına kadar gelir. Şelalenin döküldüğü yüksek kıyıyı anlamak için falez kelimesine bakmak yeter. Falez, dalga aşındırmasının oluşturduğu dik ve yüksek kıyı demektir; Antalya'da şehrin güneyinde Konyaaltı'ndan Lara Plajı'na kadar yaklaşık yirmi kilometre boyunca sürer. Falezleri oluşturan traverten tabakası kuzeyde otuz kilometre ötedeki Beydağları'na kadar uzanır ve 620 kilometrekarelik bir alana yayılır. Aşağı Düden'de bu tabakanın kesitini, suyun yıllar içinde oyduğu yarığın iki yanında gözle izleyebilirsiniz. Şelalenin tarihi adı da bilinir. Antik Çağ'da Düden Çayı "Kataraktes" adıyla anılırdı ve kentin sikkelerinde nehir tanrısı olarak betimlendi. Büyükşehir Belediyesi'nin şelaleler rehberine göre şelalenin bulunduğu Karpuzkaldıran bölgesinde antik Magydos kenti yer alıyordu ve kentin tatlı su ihtiyacı Düden'den su kemerleriyle karşılanıyordu. Antik kentin kalıntılarının bir bölümü bugün yan taraftaki askeri dinlenme tesisinin içinde kaldığı için serbestçe gezilemez. Aynı rehber, Yukarı Düden çevresinde de Helenistik dönemde zeytinyağı üretimiyle bilinen 2200 yıllık Lyrboton Kome yerleşiminin kalıntılarına rastlandığını yazar. Yukarı Düden'e İskender Şelalesi de denir; Büyük İskender'in bölgeden geçerken atlarını burada suladığı anlatılır. Oradaki mesire alanı 1970-1972 yıllarında Devlet Su İşleri tarafından düzenlendi ve bugün şelaleyi Kepez 1 Hidroelektrik Santrali'nden kanalla gelen su besler. Ziyaretin merkezi, falez üstündeki Düden Park'tır. Park ücretsiz ve gün boyu açıktır; Kültür Portalı aynı seyir noktasını Gençlik Parkı adıyla anar. Şelale, kıyıdaki ahşap korkuluklu terastan ve parkın batı ucundaki çıkıntıdan izlenir. En iyi açı, suyun döküldüğü yarığın sağından, yani Lara yönünden bakıldığında yakalanır; sabah saatlerinde güneş arkanızda kalır ve suyun üstünde gökkuşağı görmek olasıdır. Parkta piknik alanı, otopark ve kafeterya bulunur. Aşağı Düden'in Yukarı Düden'den en büyük farkı denizden izlenebilmesidir. Kıyıdan kalkan tur tekneleri falez boyunca ilerler ve şelalenin tam önüne gelir; suyun denize kırk metreden düşüşü ancak bu açıdan bütünüyle görülür. Tekne turunun saatleri ve ücreti mevsime göre değişir, güncel bilgiyi tur işletmelerinden ya da belediyeden alın. Düden Şelalesi ve Çayı, Kepez ve Muratpaşa sınırları içinde 2020'de Resmi Gazete'de yayımlanan kararla "Kesin Korunacak Hassas Alan" olarak tescil edildi. Böylece alanın önceki doğal sit statüsü daha sıkı bir koruma kategorisine çevrilmiş oldu. Çayın suyu şehir içinden geçtiği için yağışlı aylarda bulanık, yaz sonunda ise azalmış olabilir; en gür akış genellikle kış sonu ve ilkbahardadır. Ulaşım kolaydır. Lara Caddesi üzerindeki şelaleye kent merkezinden toplu taşıma araçlarıyla ve Lara yönüne giden otobüslerle gidilir; durak parkın hemen önündedir. Araçla gelenler için parkın kendi otoparkı vardır. Sahil yolundan yürüyerek gelmek isteyenler, Karaalioğlu Parkı'ndan başlayıp falez üstü yoldan doğuya yürüyebilir; bu yürüyüş uzundur, su ve şapka alın. Şelaleyi gördükten sonra aynı caddeden doğuya devam edince Lara kumsalına, batıya dönünce Kaleiçi'ne varılır.
2
Karaalioğlu Parkı

Karaalioğlu Parkı

~1 sa burada
Kaleiçi'nin güneyi, falezlerin üstü, Muratpaşa, Antalya

Parka doğu tarafından, Atatürk Caddesi'nin bittiği yerden girin. Girişte önce ne gördüğünüze dikkat edin: düz çizgiler, simetrik çiçeklikler ve karşılıklı gidiş geliş olarak çizilmiş geniş yürüyüş aksları. Bu düzen rastlantı değil. Parkın yapımına 1935'te başlandı ve bugüne ulaşan planı 1940 ile 1945 arasında Vali Haşim İşcan'ın öncülüğünde mimar Necmettin Ateş'e hazırlatıldı; Engin ve Erdoğan'ın 2020 tarihli makalesi tasarımın Barok ve Rönesans bahçelerinden ilham alan geometrik anlayışını anlatıyor. Büyükşehir Belediyesi parkın ilk adının İnönü Parkı olduğunu kaydediyor. Deniz düzeyinden 35 ile 40 metre yüksekteki falezin üstüne kurulan park, kentin en eski parkı sayılıyor.

Planın omurgası üç paralel aks. Üçü de doğu batı yönünde denize doğru uzanıyor ve her biri falezin kenarında bir seyir terasında bitiyor. En iyi gezme biçimi aksların birinden denize kadar yürüyüp terasları kıyı boyunca birbirine bağlamak, sonra başka bir akstan geri dönmek. Teraslara makalenin de kullandığı adla mirador deniyor; fıskiyeli havuzlar, pergolalar ve merdivenler erken Cumhuriyet parklarının ortak diliyle kurulmuş. Teraslardan Antalya Körfezi, batıda Konyaaltı kıyısı ve arkasında Beydağları görünür; açık bir günde dağların kar tuttuğu aylarda deniz ile karın aynı karede durduğu nadir manzaralardan birini çekersiniz.

Heykelleri aramak için terasları kullanın. Büyükşehir'in listesine göre Mehmet Aksoy'un 1970'lerin sonunda yaptığı İşçi ve Çocuğu ikinci terasta, Kuzgun Acar'ın El heykeli üçüncü terasta, Cahvar Göktaş'ın Don Kişot'u ise ikinci ve üçüncü teraslar arasında duruyor. Parkın kuzeyinde 1965'te açılan Atatürk Stadyumu'nun yerini 2016'daki yıkımdan sonra düzenlenen açık alan aldı; bugün Büyükşehir Belediyesi'nin binası ve kentin tiyatrosu da park sınırları içinde. Eski ipek böcekçiliği evi ve ziraat evi gibi Cumhuriyet dönemi yapıları makalede korunması önerilen öğeler arasında anılıyor; onları gördüğünüzde parkın yalnızca bir yeşil alan değil, bir dönemin planlama belgesi olduğunu hatırlayın.

Işık öğleden sonra teraslardan yana. Güneş batıya döndükçe falezin yüzü aydınlanır ve Konyaaltı yönüne bakan kadrajda deniz koyulaşır; gün batımında parkın güneybatı köşesi en kalabalık yerdir. Oturup dinlenmek için ağaçların altındaki banklar ve çim alanlar yeterli; parkın çay bahçeleri de var, ancak rotanın kalanı için zamanı burada fazla harcamayın. Çocuklu geziyorsanız oyun alanları aksların arasındaki bölümlerde.

Bir saatin sonunda parkın güneybatı köşesine doğru yürüyün. Falez kenarındaki yol sizi doğrudan bir sonraki durağa, surların denize kavuştuğu köşede yükselen Hıdırlık Kulesi'ne götürür. Kule parkın bitişiğinde olduğu için geçiş birkaç dakikadır; yolda falez kenarından kuleye ve Kaleiçi'nin çatılarına bakan kadrajı almayı unutmayın, kuleyi bütün olarak en iyi bu taraftan görürsünüz.

Kaynak: Engin ve Erdoğan 2020, Bartın Orman Fakültesi Dergisi; Antalya Büyükşehir Belediyesi; Vikipedi.

Karaalioğlu Parkı, Kaleiçi'nin hemen güneyinde, denizden 35-40 metre yükseklikteki falezlerin üstüne kurulmuş, Antalya'nın en eski kent parkıdır. Erken Cumhuriyet döneminin ilk parklarından biridir ve kentte tarihsel değer taşıyan tek park olma özelliğini korur. Alanı 20. yüzyılın başında mesire yeri olarak kullanılıyordu; Akdeniz Üniversitesi'nden Esat Furkan Engin ve Reyhan Erdoğan'ın Bartın Orman Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan çalışmasına göre parkın yapımına 1935'te başlandı. Bugünkü görünümünü veren proje 1940-1945 arasında, Vali Haşim İşcan'ın öncülüğünde ve Antalya'yı Güzelleştirme Cemiyeti'nin katkısıyla mimar Necmettin Ateş'e yaptırıldı. Park başlangıçta İnönü Parkı adını taşıyordu; İsmet İnönü 1943'te parkı ziyaret etti. İnşaat üç yıl sürdü ve bittiğinde park Türkiye çapında ün kazandı. Park, dönemin ulusal park anlayışının ders kitabı gibi bir örneğidir. Erken Cumhuriyet parklarının karakteristik öğeleri, yani ortasında fıskiye olan geometrik havuzlar, düzgün çiçek tarhları, düzenli dikilmiş ağaçlar ve banklar burada bir arada görülür. Tasarım önce su kanallarının ve yürüyüş yollarının açılmasıyla başladı; sonra havuzlar, promenadlar, bitki parterleri, açık çim alanlar, koruluk ve miradorlar eklendi. Yürüyüş yolları keskin ve düz hatlar çizer; ana akslar karşılıklı gidiş ve geliş biçiminde tasarlanmıştır. Kuzeybatı girişinden başlayarak su kanalları yürüyüş akslarının ortasında ilerler ve aksların ikiye ayrıldığı yerde büyük fıskiyeli havuz durur. Parkta geçmişte yedi havuz yapılmış, çimen ve çiçeklikler için on binlerce metreküp toprak getirtilmişti. Büyükşehir Belediyesi'nin envanterine göre parkın içinde denize doğru doğu-batı yönünde uzanan, birbirine paralel üç cadde vardır ve bu caddeler kıyıda üç seyir terasıyla sonlanır. Seyir terasları, yani miradorlar, parkın asıl ödülüdür. Kıyı boyunca sıralanan bu teraslardan Antalya Körfezi'nin tamamı, batıda Konyaaltı ve arkasındaki Beydağları, altta falezlerin dibindeki deniz görülür. Falezler üstünde yürümek için teraslar arasındaki promenadı izleyin; korkuluklar ve basamaklar 2002'deki ulusal yarışmanın ardından tarihi dokuya uyularak yenilendi. Parkın Kaleiçi tarafındaki köşesinde Roma dönemine ait Hıdırlık Kulesi yükselir; parkın yürüyüş yollarından biri doğrudan kulenin dibine çıkar. Parkın heykelleri de Cumhuriyet dönemi sanat anlayışının izlerini taşır. İkinci seyir terasında Mehmet Aksoy'un 1970'lerin sonunda yaptığı İşçi ve Çocuğu heykeli, üçüncü terasta Kuzgun Acar'ın El heykeli, iki teras arasında Cahvar Göktaş'ın Don Kişot heykeli durur. İngilizce Vikipedi maddesine göre parkta 2010'da, ölümünün 47. yılında dikilen bir Nazım Hikmet anıtı ve kurbağa heykelleri de vardır. Heykelleri sırayla görmek, terastan terasa yürüyen ziyaretçi için parkın doğal güzergahını oluşturur. Bitki örtüsü, parkı kent merkezinde küçük bir botanik koleksiyonuna dönüştürür. Engin ve Erdoğan'ın çalışması kuruluştan bu yana yaşayan anıtsal ağaçları sayar: arokarya, kızılçam, fıstık çamı, doğu çınarı, çitlembik, erguvan, hurma, manolya, Washingtonia palmiyesi, Toros sediri, Akdeniz servisi ve zeytin. Nisan ayında erguvanlar çiçek açtığında ve yaz aylarında manolyalar koktuğunda park en güzel halindedir. Büyükşehir Belediyesi parkın kuşları ve ağaçları üzerine ayrı yayınlar hazırlamıştır; sabah erken gelen biri servilerin arasında kuş seslerini yalnız başına dinleyebilir. Park hiçbir zaman donmuş bir anıt olmadı. 1950'lerde alanın içine Atatürk Stadyumu yapıldı ve stadyum 2016'da yıkıldı. 2002'de Büyükşehir Belediyesi parkın yeniden düzenlenmesi için ulusal bir mimarlık yarışması açtı; birinciliği Hüseyin Kahvecioğlu ve Nurbin Paker Kahvecioğlu'nun projesi kazandı ve ilk etap 2003-2004'te uygulandı. 2017'de belediye yeni binasına taşınınca eski belediye binası ve stat alanı için kent müzesini de içeren yeni bir düzenleme gündeme geldi. Parkın alanı kaynaklara göre farklı verilir; Engin ve Erdoğan 48 bin metrekareden, Büyükşehir Belediyesi 140 bin metrekareden söz eder; fark, stadyum ve belediye alanının hesaba katılıp katılmamasından kaynaklanıyor olmalı. Park her saat açık ve ücretsizdir; giriş için koşul yoktur. Kaleiçi'nden Hıdırlık Kulesi'ni geçerek ya da Atatürk Caddesi tarafındaki kapılardan girilir. Kent merkezinden yürüyerek ya da tramvayla kolayca ulaşılır. Yazın öğle sıcağında ağaçların gölgesi, kış akşamlarında miradorlardan günbatımı parkın iki ayrı yüzüdür. Çocuk oyun alanları parkın kuzeybatı bölümündedir; terasların korkuluk kenarında küçük çocukları elinizden bırakmayın.
3
Hıdırlık Kulesi

Hıdırlık Kulesi

~40 dk burada
Karaalioğlu Parkı'nın Kaleiçi'ne bakan köşesi, Muratpaşa, Antalya

Kuleye parkın köşesinden yaklaşırken önce uzaktan bakın. Kare bir kaide üstünde silindir biçimli bir gövde; toplam yükseklik 14 metre. Bu iki parçalı biçim yapının bütün tartışmasını özetliyor. Büyükşehir Belediyesi kuleyi 1. ya da 2. yüzyıla tarihlenen bir anıt mezar olarak tanıtıyor ve üstündeki on iki balta demeti kabartmasından yola çıkarak Attaleia'da konsüllük yapmış Marcus Calpurnius Rufus ailesine bağlıyor. Yiğit'in 2022 tarihli makalesi ise kulenin körfeze gelen gemileri gözetlemek için fener ve gözetleme kulesi olarak kullanıldığını, alt odadaki fresk kalıntıları nedeniyle bazı kaynakların onu kahraman mezarı saydığını yazıyor. Kaideyi dolaşırken kesme taş sıralarına bakın; silindir gövdenin kaideden farklı bir dönemde yükseltildiği görüşü kaynaklarda yer alıyor.

Ana giriş doğu yüzünde. Büyükşehir'in tarifine göre kapıdan uzun bir koridor geçiliyor ve nişli, haç planlı küçük bir mekana varılıyor; alt kattaki bu odanın duvarlarında yüzyıllar süren su sızıntısıyla silinmeye yüz tutmuş fresk izleri var. Üst kata dehliz içinden bir merdiven çıkıyor ve orada kalın duvar kütlesinin çevresinde bir gezi alanı bulunuyor. İç mekanın ziyarete açık olup olmadığı dönem dönem değişiyor; girişte görevliye sorun, kapalıysa dış çevre ve kazı alanı zaten en az kulenin içi kadar anlatıyor. Antalya Valiliği surların bugün kentte Hıdırlık Kulesi, Hadrian Kapısı ve Saat Kulesi gibi parçalarıyla izlenebildiğini yazıyor; kulenin kara surlarının deniz surlarıyla buluştuğu köşede durması bundandır.

Kulenin sonraki hayatı taşlara işlemiş. Bizans döneminde sağlam gövdesi nedeniyle kent savunmasına katıldı ve surlara bağlandı; DHA'nın Ağustos 2026 tarihli haberine göre Selçuklular döneminde kasr, Osmanlı döneminde askeri depo olarak kullanıldı. Adı da bir kat daha ekliyor: Hıdırlık, bahar bayramı Hıdırellez'in kutlandığı yer demek ve Anadolu'nun pek çok kentinde aynı adı taşıyan tepeler var.

Asıl yenilik kulenin çevresinde. Büyükşehir Belediyesi'nin Müze Müdürlüğü denetiminde yürüttüğü kazı ve seyir terası projesi tamamlandı ve alan 2026 Temmuz'unda ziyarete açıldı. Kazıda MÖ 2. yüzyıla tarihlenen ve bir bölge valisi için yapıldığı düşünülen bir anıt mezar, erken Bizans döneminde şapel olarak kullanıldığı değerlendirilen yapılar, iki hamam, Hadrian Kapısı'na kadar uzandığı düşünülen Roma dönemi sütunlu caddesi ve yunus figürlü yazıtlı bir mozaik ortaya çıktı. En şaşırtıcı buluntu ise 1927'de kulenin yanına kurulan buz fabrikasının makine dairesi ve depo temelleri; aynı kazı alanında Roma mozaiğiyle Cumhuriyet'in buz fabrikası yan yana duruyor. Kalıntılar üstlerinden bakılacak şekilde düzenlendi; işaretli yolların dışına çıkmayın ve mozaiklere basmayın.

Falezin üstüne yapılan seyir terası gün batımı için kentin yeni adresi. Güneş batıya, Konyaaltı ve Beydağları yönüne batar; akşama yakın gelirseniz kule gövdesi sıcak bir renge döner ve deniz tarafındaki kadraj karşı ışık olur, kuleyi fotoğraflamak için park tarafından, manzara için terastan çekin. Kırk dakika kuleyi dolaşmaya, kazı alanını okumaya ve terasta oturmaya yetiyor. Buradan yat limanına inmek için kulenin önünden kuzeye uzanan Hesapçı Sokak'a girin; bu sokak Hadrian Kapısı'na kadar gider ama siz birkaç sokak sonra sola, batıya dönüp Kaleiçi'nin eğimli taş sokaklarından limana inin. Yürüyüş on beş dakikayı geçmez, zemin kaygan taş olduğu için acele etmeyin.

Kaynak: Antalya Büyükşehir Belediyesi; Yiğit 2022, Bilim Armonisi; DHA 28.08.2026; Antalya Valiliği.

Hıdırlık Kulesi, Kaleiçi'nin güney ucunda, kara surlarının deniz surlarıyla buluştuğu noktada, Karaalioğlu Parkı'nın köşesinde durur. Antalya falezlerinin üstünde iki bin yıldır ayakta olan bu yapı, kentin Roma dönemine ait en sağlam anıtıdır. Kare bir kaide ve onun üstüne oturan yuvarlak bir gövdeden oluşur; iki katlı yapının yüksekliği 14 metre kadardır. Kesme taş bloklardan örülmüş cephelerde harç izi arayan göz, Roma işçiliğinin düzgün derzlerini hemen fark eder. Yapının ne amaçla inşa edildiği uzun süredir tartışılır. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin Kaleiçi envanterine göre kule MS 1. ya da 2. yüzyılda yapılmış bir anıt mezardır. Ana kapının iki yanındaki on iki fasces, yani balta demeti motifi, bu yorumun dayanağıdır; fasces Roma'da yüksek devlet görevinin simgesiydi. Belediyenin aktardığı kabul, yapının MS 1. yüzyılda Attaleia'da konsüllük yapmış Marcus Calpurnius Rufus ve ailesi adına yükseltildiği yönündedir. Başka kaynaklar ise kuleyi 2. yüzyıla, İmparator Hadrianus dönemine bağlar ve körfeze giren gemileri gözetleyen bir fener ya da gözetleme kulesi olarak tanımlar. Kerem Yiğit'in Bilim Armonisi dergisinde yayımlanan yazısı bu iki yorumu yan yana koyar; kesin bir cevap yoktur ve bu belirsizlik yapının cazibesinin bir parçasıdır. İçeriye doğu cephesindeki ana kapıdan girilir. Uzun bir koridor sizi haç planlı küçük bir mekana götürür; bu mekanın çevresinde nişler sıralanır. Alt kattaki odanın duvarlarında bir zamanlar freskler vardı; yüzyıllar boyunca süren su sızıntıları bu resimleri büyük ölçüde silmiştir, ama dikkatli bakınca renk izleri hala seçilebilir. Üst kat, kalın bir duvar kütlesinin çevresini dolaşan bir gezinti alanıdır; dar bir merdiven koridordan buraya çıkar. Üst bölümde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılmış onarımların izleri görülür. Bizans döneminde kule kentin savunma sistemine katıldı; surlarla birleştirildi ve bir burç olarak kullanıldı. Antalya Valiliği'nin Kaleiçi sayfası, kentin dış surlarının tam bu kulede sonlandığını söyler. Kalekapısı'ndan Hıdırlık'a uzanan Hesapçı Sokak, antik Attaleia'nın ana caddesinin üstünde yürür; bu sokağın altında Roma yolu kalıntıları bulunmuştur. Yani kuleye Hadrian Kapısı'ndan başlayıp Hesapçı Sokak boyunca yürüyerek gelmek, antik kentin omurgasını baştan sona katetmek demektir. Kulenin adı da yerel bir izi taşır; İngilizce Vikipedi maddesine göre Hıdırlık, bahar bayramı Hıdırellez'in kutlandığı yer anlamına gelir. Kulenin çevresi 2020'de başlayan arkeolojik kazılarla yeniden okundu. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin yürüttüğü, Antalya Müze Müdürlüğü ve KUDEB denetiminde ilerleyen kazılarda bir anıt mezar, erken Bizans döneminde şapel olarak kullanılmış yapılar, yunus figürlü yazıtlı bir mozaik, iki hamam, sütunlu bir yapı ve Hadrian Kapısı'na kadar uzandığı düşünülen Roma dönemi sütunlu caddesi ortaya çıktı. Bu katmanların üstünde Cumhuriyet döneminden kalma bir buz fabrikasının temel ve duvar kalıntıları da bulundu. Haberlerde anıt mezarın tarihlendirmesi belediye envanterinden farklı verilir; bu yüzden tarih sorusunu açık bırakmak doğrudur. Kazı alanı ve falez üstüne kurulan seyir terası, Temmuz 2026'da ziyarete açıldı. Ziyaret için en iyi saat sabahın erken saatleri ya da gün batımından önceki bir saattir; kulenin taşı alçak güneşte altın rengine döner. Karaalioğlu Parkı tarafından yaklaşırken yapının önce kare kaidesini, sonra yuvarlak gövdesini görürsünüz; bu açı fotoğraf için en iyi açıdır. Kapının iki yanındaki fasces kabartmalarını kaçırmayın; yapının mezar olduğu tezini taşıyan tek somut iz onlardır. Seyir terasından bakınca falezlerin yaklaşık 40 metre yükseklikte denize indiğini, batıda Konyaaltı'na kadar uzanan kıyıyı ve açık havada Beydağları'nı görürsünüz. Kazı alanının gezilebilen bölümleri, hamam ve mozaik kalıntıları terasın hemen yanındadır. Kule Kaleiçi'nin yürüme mesafesindedir; Hadrian Kapısı'ndan Hesapçı Sokak boyunca on beş dakikalık bir yürüyüşle ulaşılır. Karaalioğlu Parkı'nın içinden gelirseniz Atatürk Caddesi tarafındaki girişi kullanın. Giriş düzeni, açık saatler ve kuleye girilip girilemediği değişebilir; güncel bilgiyi işleten kurumun, Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin sayfasından kontrol edin. Kuleyi, aynı rotada Karaalioğlu Parkı ve yat limanındaki Antalya Oyuncak Müzesi ile birleştirmek yarım günlük rahat bir program verir.
4
Antalya Oyuncak Müzesi

Antalya Oyuncak Müzesi

~1 sa burada
Kaleiçi Yat Limanı, Muratpaşa, Antalya

Kaleiçi sokaklarından inip yat limanına vardığınızda önce limanın kendisine bakın. Büyükşehir Belediyesi bu yarım daire biçimli doğal limanın Helenistik dönemde kurulduğunu, girişinin 110 metre olduğunu ve bugünkü mendireklerin büyük olasılıkla Helenistik sur kalıntılarının üstüne oturduğunu yazıyor. Girişin iki yanında eskiden kuleler yükseliyor, aralarında bir zincir geriliyordu; 1472'de bir papalık donanması o zinciri ganimet olarak Roma'ya götürdü. Antalya Valiliği'nin aktardığına göre antik Attaleia kurulmadan önce de burada Korykos adıyla bir korsan limanı vardı. Oyuncak Müzesi işte bu limanın kıyısındaki eski bir liman yapısında.

Müze 23 Nisan 2011'de Büyükşehir Belediyesi tarafından, İstanbul Oyuncak Müzesi'nin kurucusu Sunay Akın'ın danışmanlığında açıldı; Türkiye'nin üçüncü oyuncak müzesi. Yaklaşık 650 metrekarelik bina on bölüme ayrılmış ve oyuncaklar vitrinlerde dönemlere ve temalara göre diziliyor. Koleksiyonun büyüklüğünü kaynaklar farklı veriyor: Valilik 1.500 parçadan, Büyükşehir 3.000 oyuncaktan söz ediyor; üretim yılları için de 1800'lerin ortasından 1980'lere uzanan bir aralık anılıyor. Oyuncakların Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Japonya ve Türkiye gibi ülkelerden geldiğini bilerek gezin; aynı oyuncağın ülkeden ülkeye nasıl değiştiğini görmek koleksiyonun asıl eğlencesi.

Gezme sırası için girişten başlayıp vitrinleri numara sırasıyla izlemek en iyisi, çünkü bölümler kabaca kronolojik ilerliyor. Sanayi devriminin ilk fabrika yapımı oyuncakları ve bebek evleri en eski kısımda; teneke arabalar, kurmalı hayvanlar ve tren maketleri orta bölümlerde. Türkiye'de üretilmiş oyuncaklara ve Nasreddin Hoca, Keloğlan, Temel Reis gibi tanıdık kahramanlara ayrılan köşe, yetişkin ziyaretçinin kendi çocukluğunu bulduğu yer; burada daha uzun kalacaksınız. Vitrin camları yansıma yapar, fotoğraf için flaşı kapatın ve cama yaslanmadan hafif açıyla çekin.

Müzenin yanındaki iki katlı atölye binasında üç yaş üstü çocuklar için ahşap oyuncak boyama, maske, origami, kil ve drama atölyeleri düzenleniyor; program değiştiği için ziyaret öncesinde belediyenin duyurularına bakın. Alanda 500 kişilik bir tiyatro da var. Müze 2021'de Tarihi Kentler Birliği'nin müze yarışmasında yaşam kültürü müzeleri dalında ödül aldı. Pazartesi günleri kapalı; güncel saatleri ve giriş koşullarını Büyükşehir Belediyesi'nin sitesinden kontrol edin.

Bir saat müzeye ve limana yetiyor. Çıkışta limanda bir süre oturun; sabah şelaleyi yukarıdan gördüyseniz, buradan kalkan teknelerle onu aşağıdan görmek rotayı tamamlayan bir seçenek. Dönüş için limandan yukarı, Kale Kapısı'na çıkan yokuşu tırmanın; orada AntRay ve nostaljik tramvayın durakları var, nostaljik hattın güncel durumu için Antalya Ulaşım'a bakın. Akşam limanın ışıkları yanınca falezlerin altındaki bu çanağın kente nasıl saklandığını bir kez daha görürsünüz; günün son fotoğrafı bu olsun.

Kaynak: Antalya Büyükşehir Belediyesi; Antalya Valiliği; Vikipedi.

Antalya Oyuncak Müzesi, Kaleiçi'nin yat limanında, eski bir han binasının içinde kurulmuş bir belediye müzesidir. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin projesi olarak, Türkiye'nin ilk oyuncak müzesini kuran araştırmacı ve yazar Sunay Akın'ın danışmanlığında hazırlandı ve 23 Nisan 2011'de, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda açıldı. Hazırlık çalışmaları Eylül 2010'da belediyenin Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından başlatılmıştı. Türkçe Vikipedi maddesine göre müze Türkiye'deki üçüncü oyuncak müzesidir ve Oyuncak ve Çocuk Müzeleri Birliği'nin üyesidir. 2021'de Tarihi Kentler Birliği'nin Müze Özendirme Yarışması'nda yaşam kültürü müzeleri dalında ödül aldı. Açılış için Çocuk Bayramı'nın seçilmesi tesadüf değildir; müzenin kuruluş fikri, oyuncağı çocuğun kültürel mirasının bir parçası olarak korumaktır. Antalya Valiliği'nin sayfası, koleksiyonu, tasarımı, binası ve eğitim çalışmalarıyla müzeyi Avrupa'nın seçkin oyuncak müzeleri arasında sayar ve her yaş grubundan ziyaretçinin keyifle gezdiğini belirtir. Bina liman kıyısındaki eski depo ve han yapılarından biridir; taş duvarların arasına yerleştirilen vitrinler, limanın gürültüsünden kopuk sessiz bir iç mekan oluşturur. Büyükşehir Belediyesi'nin envanterine göre müze yaklaşık 650 metrekarelik bir alanı kaplar ve oyuncaklar on ayrı bölümde sergilenir; Vikipedi 11 salon ve 44 vitrinden söz eder. Koleksiyonun büyüklüğü kaynaklara göre değişir: belediye ve Vikipedi yaklaşık üç bin oyuncaktan, Antalya Valiliği'nin sayfası yaklaşık 1500 parçadan söz eder; vitrinlerde aynı anda sergilenen parça sayısı daha azdır. Oyuncakların tarih aralığı da benzer biçimde 1860'lar ile 1990'lar arasında verilir; çekirdek koleksiyon 1870-1980 arasında üretilmiş parçalardan oluşur. Vitrinlerde Almanya, ABD, Rusya, Japonya ve Türkiye başta olmak üzere pek çok ülkeden oyuncak vardır. Alman yapımı teneke oyuncaklar, kurmalı atlıkarıncalar ve trenler, Japon yapımı plastik robotlar ve bebekler, Türkiye'nin yerli oyuncak üretiminden örnekler yan yana durur. Nasreddin Hoca'dan Keloğlan'a, Temel Reis'ten Red Kit'e kadar çizgi ve masal kahramanlarının figürleri ayrı bir bölüm oluşturur. Anadolu'nun çeşitli yörelerinin geleneksel kıyafetlerini taşıyan bebekler de sergilenir. Her vitrin bir dönemi ve bir üretim geleneğini anlatır; yetişkinler kendi çocukluklarının oyuncaklarını bulur, çocuklar hiç görmedikleri mekanik oyuncakları keşfeder. Kurmalı atlıkarıncaların boyalı ahşap vagonlarına ve içlerindeki küçük figürlere yakından bakın; bir yüzyıl önceki oyuncak ustalığı en iyi bu ayrıntılarda görülür. Müze yalnızca bakılan bir yer değil, yapılan bir yerdir. Atölyeler için iki katlı ayrı bir binası ve 500 kişilik bir tiyatrosu bulunur. Üç yaş üstü çocuklar bireysel olarak, aileleriyle ya da sınıflarıyla atölyelere katılabilir; tahta oyuncak boyama, maske yapımı, origami, yapboz, kilden heykelcik, kum boyama, resim ve drama çalışmaları düzenlenir. Okul gruplarının yoğun olduğu hafta içi sabahlarında vitrinlerin önü kalabalık olabilir; sakin bir gezi için öğleden sonrayı tercih edin. Valilik sayfasına göre müze pazartesi günleri kapalıdır; açık saatler, giriş koşulları ve atölye takvimi için güncel bilgiyi Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin sayfasından kontrol edin. Müzenin bulunduğu liman, Kaleiçi'nin en eski parçasıdır. Hemen yakında, Türkiye denizlerinde yaşayan yaklaşık 500 tür deniz canlısının sergilendiği Antalya Deniz Biyolojisi Müzesi vardır; iki müze aynı yarım güne rahatça sığar. Limanın doğusundaki surun içinden inen Kırk Merdivenler'in Venedikliler tarafından yapıldığı tahmin edilir ve limanın bu bölümü Osmanlı döneminde Merdivenli İskele adıyla anılırdı. Kıyıdaki altıgen planlı İskele Mescidi 1903'te yaptırılmıştır. Limanda bir süre oturup tekneleri ve surların üstündeki Kaleiçi evlerini seyretmek, çocuklu bir günün en sakin anıdır. Ulaşım yürüyerek ya da toplu taşımayla yapılır; limanın içinde otopark yoktur. Kalekapısı'ndan Kaleiçi sokaklarıyla aşağı inmek, yokuşu hesaba katarak on beş dakika sürer. Nostaljik tramvay hattı ve kent merkezinden geçen otobüsler limanın üst tarafındaki duraklarda durur. Çocuk arabasıyla gelenler için Kaleiçi'nin parke sokakları zorludur; limana araçla inen yolu kullanmak daha rahattır. Müzeyi Hıdırlık Kulesi ve Karaalioğlu Parkı ile aynı rotaya koymak, Muratpaşa sahilinin tamamını bir günde görmenizi sağlar.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirMuratpaşa, Antalya
TürRotalar
Durak4
Tarih15 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat