Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Ceyhan Nehri Boyunca, Misis'ten Kurtkulağı'na
Kültürel4 Durak

Ceyhan Nehri Boyunca, Misis'ten Kurtkulağı'na

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Ceyhan Nehri Çukurova'nın iki büyük suyundan biri. Antik çağda Pyramos adıyla bilinen, Elbistan yakınlarında doğup yaklaşık 509 kilometre aktıktan sonra geniş bir deltayla denize ulaşan bu nehir, ovanın doğu yarısını binlerce yıl boyunca hem besledi hem de ikiye böldü. Onu geçmek isteyen herkes, kervan da ordu da tüccar da, birkaç sabit noktaya mecburdu. Bu rota o noktaların dördünü tek günde birbirine bağlıyor ve Adana'dan Suriye'ye uzanan tarihi yolun nehirle nasıl iç içe geçtiğini yerinde gösteriyor.

Rota batıda, Yüreğir'deki Misis'te başlıyor. Burada antik Mopsuestia kentinin höyüğünün dibinde, Roma döneminden kalan dokuz gözlü taş köprü hala ayakta ve hala kullanılıyor. Köprüden sonra eski Misis-Ceyhan yolunu izleyerek Ceyhan ilçesindeki Sirkeli'ye gidiyoruz. Orada nehir Misis Dağları'nın eteğinde dar bir geçitten akıyor ve geçidin batı kıyısındaki büyük höyükte Hitit kralı II. Muwatalli'nin kaya kabartması duruyor. Hemen karşı kıyıda, ovaya tek başına yükselen kayalık bir tepenin üstünde Orta Çağ'dan kalan Yılankale var. Gün, Ceyhan'ın güneydoğusunda eski Halep yolunun üstündeki Osmanlı menzil hanı Kurtkulağı Kervansarayı'nda bitiyor.

Sıra coğrafyayı izliyor, batıdan doğuya ve nehrin bir yakasından öbürüne. Ama her durak aynı yolun başka bir çağını açıyor: Misis'te Roma köprüsü, Sirkeli'de Tunç Çağı kabartması, Yılankale'de Orta Çağ kalesi, Kurtkulağı'nda Osmanlı hanı. Sirkeli'nin hemen güneyinden bugün Bağdat demiryolu ve otoyol geçiyor; yani üç bin yıl önce Hitit kralının kabartmasını oyduran geçit, bugün de Çukurova'yı doğuya bağlayan yolun kendisi.

Rota tümüyle araçla yapılıyor. Duraklar birbirine yakın, en uzun sürüş Yılankale ile Kurtkulağı arasında. Zamanın büyük kısmını Yılankale'ye ayırın; ana kapıdan zirveye kadar taş basamaklı dik bir tırmanış var ve tepe gölgesiz. Kaymayan ayakkabı, şapka ve bol su şart. Misis Köprüsü araç trafiğine açık olduğu için köprü üstünde kenardan yürüyün. Sirkeli'de kazı alanının sınırlarına uyun ve kabartmaya dokunmayın. Misis'in ünlü mozaiklerini yerinde aramayın, bugün Adana Müzesi'nde sergileniyorlar. Kale ve kervansarayın güncel ziyaret koşullarını gitmeden önce Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden kontrol edin. Çukurova yazında öğle sıcağı çok sert olduğu için en iyi mevsim ilkbahar ve sonbahar; sabah Misis'te başlayıp öğleden önce Yılankale'ye çıkmak günü rahatlatır.

Süre: 5-6 saat. En iyi zaman: Mart ile mayıs ve ekim ile kasım arası; Çukurova yazında Yılankale'nin gölgesiz yamacına öğle güneşinde tırmanmak çok yorucu olduğu için güne sabah erken başlayın.. Ulaşım: Rota araçla yapılır. Adana'dan Ceyhan'a giden araçlar Misis'e ulaşımı sağlar, ancak Sirkeli, Yılankale ve Kurtkulağı arasında toplu taşıma pratik değildir; kendi aracınızla ya da kiralık bir araçla dolaşın.

Kaynaklar

Yüreğir, Adana
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~4 sa
Yol ~28,9 km · 1 sa 7 dk
Toplam ~5 sa 7 dk
19 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Misis Köprüsü ve Mopsuestia

Misis Köprüsü ve Mopsuestia

~1 sa burada
Yakapınar (Misis), Yüreğir / Adana

Güne Misis'te, Adana'nın yaklaşık 27 kilometre doğusunda Ceyhan Nehri'ni dokuz gözle geçen taş köprünün başında başlayın. Köprü bugün de trafiğe açık olduğu için önce kıyıdan, biraz uzaktan bakmak en sağlıklısı; kemerlerin bütün dizilişini ancak oradan tek karede görürsünüz. Ortadaki en geniş göz yaklaşık on bir metre açıklıkta ve iki yana doğru dörder göz giderek küçülüyor. Bu simetri, köprünün 130 metreyi aşan boyunu kıyıdan bakınca kolayca okunur hale getiriyor. Kemerlerin sivri olduğuna dikkat edin, çünkü köprü Roma döneminde kurulsa da bugünkü görünümü yüzyıllar süren onarımların izini taşıyor. Kaynaklar yapımı farklı imparatorlara bağlıyor; Kültür Portalı köprüyü MS 4. yüzyılda II. Constantius'a bağlarken bazı araştırmacılar daha erken bir tarih öneriyor. Bizans İmparatoru Justinianus'un köprüyü 6. yüzyılda onardığı biliniyor. Osmanlı döneminde, 1736'da orta kemerin çökmesiyle köprü kullanılamaz hale gelmiş ve 1766'da yeniden onarılmış. TDV İslam Ansiklopedisi köprünün 1832'de bir kez daha tahrip edildiğini de kaydediyor. Bugün gördüğünüz yapı, 1998'de yapılan restorasyondan geçmiş halidir.

Ardından köprünün üstüne çıkıp bir uçtan öbürüne yürüyün, ama araç trafiği olduğu için kenardan ve dikkatle ilerleyin. Köprünün ortasından iki yöne bakınca Ceyhan'ın ovayı nasıl ikiye böldüğünü görürsünüz. Nehir Elbistan yakınlarında doğuyor ve yaklaşık 509 kilometre aktıktan sonra Çukurova'da geniş bir delta kurarak denize ulaşıyor. TDV'ye göre nehrin ağzı alüvyonla tıkanmadan önce gemiler Misis'e kadar çıkabiliyordu. Kilikya Ermeni hükümdarı II. Levon da Venedik ve Cenova tüccarlarına burada ticaret yapma izni vermişti. Yani üzerinde durduğunuz geçit, yüzyıllar boyunca hem kara yolunun hem de nehir ticaretinin kavşağıydı. Köprünün yöre halkının anlattığı bir de hikayesi var: Lokman Hekim'in ölümsüzlük ilacının formülünü yazdığı kağıdın burada elinden uçup nehre düştüğü söylenir.

Köprüden sonra yerleşimin arkasındaki tepeye, antik Mopsuestia'nın höyüğüne doğru bakın. Kentin kuruluşu efsanevi kahin Mopsos'a bağlanıyor ve adı "Mopsos'un yurdu" anlamına geliyor. Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, yerleşimin tarihinin muhtemelen Neolitik döneme uzanan bu höyükle başladığını yazıyor. Akropoldeki sur kalıntıları ve 1542'de yaptırılan Havraniye Kervansarayı, Misis'te ayakta kalan yapılar arasında sayılıyor. Evliya Çelebi 1671'de buradan geçtiğinde köprünün öbür yakasındaki hanın onarıldığını ve kervanların askerlerce korunduğunu anlatmış. Misis'in ünlü mozaiklerini burada aramayın; mozaik müzesi kapalı ve buluntular bugün Adana Müzesi'nde sergileniyor. Yüreğir ilçesine bağlı yerleşim 1960'tan sonra resmi olarak Yakapınar adını aldı, ama köprü ve antik kent hala Misis adıyla anılıyor. Fotoğraf için sabahın yumuşak ışığı kemerlerin taş dokusunu daha iyi çıkarır. Buradan eski Misis-Ceyhan yolunu izleyerek doğuya, Sirkeli'ye geçin; nehir yol boyunca yakınınızda kalıyor.

Kaynak: Kültür Portalı, Misis; TDV İslam Ansiklopedisi, Misis.

Misis Köprüsü, Ceyhan Nehri'nin Adana ovasından geçtiği yerde, bugün Yakapınar adını taşıyan Misis yerleşiminin yanında nehri dokuz gözle aşan taş bir köprüdür. Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yerleşimin kent merkezine uzaklığını 27 kilometre olarak verir. Köprünün durduğu yer, antik çağda Mopsuestia adıyla bilinen bir kentin nehir geçişidir ve yapıyı anlamak için önce bu kenti tanımak gerekir. Eski kaynaklar kentin adını Mopsuestia, Bizans ve Haçlı kaynakları Mamistra, Arapça kaynaklar Massisa olarak yazar; Türkçede ad Misis olmuş, 1960'tan sonra resmi olarak Yakapınar'a çevrilmiştir. Kentin kuruluşu efsanevi kahin Mopsos'a bağlanır ve ad da "Mopsos'un ocağı" diye yorumlanır. Yerleşimin geçmişi bununla da sınırlı değildir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne göre Misis'in tarihi, muhtemelen Neolitik döneme inen höyükle başlar; kent sonra Hitit, Asur, Makedon ve Selevkos egemenliklerini görmüş, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir merkez olmuştur. Selevkoslar döneminde kente bir süre Pyramos kıyısındaki Seleukeia adı verildiği, Roma imparatorları zamanında da Hadriana ve Decia gibi adlarla anıldığı bilinir. Ceyhan Nehri'nin antik adı Pyramos'tur ve nehir ağzı alüvyonla tıkanmadan önce denizden gelen gemilerin Misis'e kadar çıkabildiği aktarılır. TDV İslam Ansiklopedisi, Ortaçağ boyunca Bizans ile Arap ordularının sınır kenti olan Misis'in defalarca el değiştirdiğini, 1517'den sonra ise kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldığını anlatır. Köprünün yapım tarihi kaynaklarda tartışmalıdır. Kimi araştırmacılar yapıyı 3. yüzyılda İmparator Valerianus dönemine, yaygın görüş ise 4. yüzyılda II. Constantius dönemine bağlar; daha eskiye, 1. yüzyılda Vespasianus dönemine tarihleyen görüş de vardır. Adana Büyükşehir Belediyesi'nin rehberi de köprünün 4. yüzyılda yaptırıldığını yazar. 6. yüzyılda İmparator Iustinianos döneminde onarıldığı, Arap egemenliğinde 743'te ve 840'ta yeniden elden geçirildiği aktarılır. Osmanlı döneminde 1736'da orta kemeri yıkılarak kullanılamaz hale gelen köprü 1766'da onarılmış, bu onarımı anlatan kitabeye göre III. Mustafa'nın emriyle İbrahim Ağa tarafından ayağa kaldırılmıştır. Evliya Çelebi de 1671'de buradan geçtiğinde köprünün öbür yakasındaki hanın Köprülü Mehmed Paşa eliyle onarıldığını yazar. Bugün gördüğünüz yapı düzgün kesme taşlardan örülmüş, 132,80 metre uzunluğunda ve 6,45 metre genişliğinde bir köprüdür. Sivri kemerli dokuz gözü vardır ve 11 metre açıklığındaki orta gözden iki kıyıya doğru dörder göz, giderek küçülerek uzanır. Köprü 1998'de yeniden onarılmış ve hala yerleşimin iki yakası arasında kullanılmaktadır. Yörede anlatılan en bilinen hikaye, ölümsüzlük ilacını bulan Lokman Hekim'in reçeteyi yazdığı kağıdın bu köprünün üzerinde elinden uçtuğudur. Gezmeye köprünün kıyısından başlayın ve kemerleri önce aşağıdan, sudan yukarı doğru inceleyin. Orta gözün yanlara göre belirgin biçimde büyük olduğunu ve kemerlerin sivri formunu yan yana fark etmek için kıyıda biraz geri çekilmek yeterlidir. Ardından köprünün üzerinde yürüyerek iki yakayı birbirine bağlayan bu geçişin ovadaki konumunu görün; kuzey yönde Misis tepeleri yükselir. Kentin eski çekirdeği bu tepenin ve nehir kıyısının çevresine yayılır. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ayakta kalan eserler arasında akropoldeki surları, kent kalıntılarını, 1542'de yaptırılan Havraniye Kervansarayı'nı ve 1648 tarihli tek kubbeli kübik bir mescidi sayar. Belediye rehberi Misis kervansarayının restorasyonunun tamamlandığını, antik kentte kazıların ve diğer yapıların onarımının sürdüğünü belirtir. Bir uyarı da gerekir. 1959'da Misis'te çıkarılan mozaikler için yerinde bir müze binası açılmıştı, ancak Kültür Envanteri kaydına göre bu müze daha sonra kapatılmıştır. Misis'in en bilinen mozaiği, Adana'da kurtarılan ilk mozaik olarak anılan ve 1956'da bulunan Nuh Tufanı Mozaiği, bugün Adana Müze Kompleksi'nin mozaik salonunda sergileniyor. Mozaikleri görmek isterseniz kent merkezindeki müzeyi programınıza ekleyin, Misis'te kapalı bina için yol yapmayın. Misis'e kent merkezinden Ceyhan yönüne giden karayoluyla ulaşılır; İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Ceyhan'a giden her türlü taşıtla buraya gelinebildiğini belirtir. Köprü açık havadadır ve her mevsim görülebilir, ancak yazın öğle sıcağında kıyıda gölge azdır. Işık açısından sabah ve akşamüstü saatleri kemerlerin taş dokusunu daha iyi gösterir. Ceyhan Nehri boyunca gezinizi sürdürecekseniz yol sizi kuzeydoğuda Sirkeli Höyüğü'ne ve Yılankale'ye, oradan da güneydoğuda Kurtkulağı Kervansarayı'na götürür.
2
Sirkeli Höyüğü

Sirkeli Höyüğü

~45 dk burada
Sirkeli Mahallesi, Ceyhan / Adana

Sirkeli'de Ceyhan Nehri, Misis Dağları'nın, yani Nur Dağı'nın eteğine dayanıp dar bir geçitten akıyor ve höyük tam bu geçidin batı kıyısında yükseliyor. Araçtan inince önce höyüğün boyutuna bakın: tepe yaklaşık 400 metreye 300 metre büyüklüğünde ve 30 metre yüksekliğinde. Aşağı kentle birlikte yerleşimin yaklaşık 80 hektarlık bir alana yayıldığı ve Kilikya'nın en büyük höyüklerinden biri olduğu belirtiliyor. Nehrin iki yandan dolanması ve dağın sırtı tepeyi doğal olarak koruyor, tepeden ise nehir kıvrımının doğusundaki, batısındaki ve kuzeyindeki bütün ova izleniyor.

Asıl hedefiniz höyüğün kuzeydoğu kenarındaki kayalık, çünkü Hitit kralı II. Muwatalli'nin kabartması orada, nehre bakan kaya yüzüne oyulmuş. Kabartma su seviyesinin yaklaşık beş metre üstünde durduğu ve nehre döndüğü için ona en iyi kıyı tarafından bakılıyor. Kral uzun bir giysiyle ve elinde kıvrık uçlu bir tören asasıyla tasvir edilmiş. Sağındaki yazıt onu Büyük Kral Murşili'nin oğlu, Büyük Kral ve kahraman Muwatalli olarak tanıtıyor. II. Muwatalli'nin MÖ 13. yüzyılın ilk yarısında hüküm sürdüğü düşünülüyor ve bu kabartma kesin tarihlenebilen en eski Hitit kral kabartması kabul ediliyor. Aynı kral, Mısır firavunu II. Ramses ile Suriye'de ünlü Kadeş Savaşı'nda karşılaşan hükümdardır. Araştırmacılara göre Sirkeli, Suriye'ye giden yolda Ceyhan'ın en önemli geçiş noktalarından biriydi.

Muwatalli kabartmasının birkaç metre sağında ikinci bir kabartmanın izi var, ama onu çıplak gözle ancak güneşin uygun açıyla vurduğu saatlerde seçebilirsiniz. Bu ikinci tasvirin antik dönemde kasten kazındığı düşünülüyor. 2017'de yapılan üç boyutlu tarama, silinmiş yazıtın büyük olasılıkla Muwatalli'nin oğlu III. Murşili'yi andığını gösterdi. Silmenin, tahtı ondan alan III. Hattuşili ya da onun ardılları döneminde yapıldığı öne sürülüyor. İki kabartmanın arasında üçüncü bir tasvire ait olabilecek düzleştirilmiş bir yüzey de saptandı, ama bunun hiç tamamlanıp tamamlanmadığı belli değil. Kabartmaların üstündeki kaya düzlüğüne açılmış sığ çukurlar sıvı sunu törenleriyle ilişkilendiriliyor. Bu çukurlar, kabartmaların batısındaki bir yapıyla birlikte Hitit kralına ait bir kült düzeninin parçası olarak yorumlanıyor.

Höyükte ilk kazıyı 1936'da John Garstang yaptı, 1990'larda ise Münih ve Innsbruck üniversitelerinin ekipleri çalıştı. 2006'dan sonra Tübingen ile Çanakkale Onsekiz Mart üniversiteleri, 2011'den itibaren de Bern Üniversitesi kazıları sürdürdü. Bu çalışmalarda Hitit imparatorluk dönemine ait büyük bir tabya ve taş temelli Geç Tunç Çağı yapıları ortaya çıktı. Buluntular yerleşimin yaklaşık MÖ 5000'den Roma dönemine kadar kesintisiz yaşandığını gösteriyor. Araştırmacılar Sirkeli'nin, Hitit kraliçesi Puduhepa'nın doğup büyüdüğü kült kenti Lawazantiya olabileceğini düşünüyor. Höyüğün güney eteğinden Bağdat demiryolu ve modern otoyol geçiyor; binlerce yıllık yolun bugün de aynı geçitten aktığını görmek bu durağın asıl dersi. Kazı alanının sınırlarına uyun ve kabartmaya dokunmayın. Karşı kıyıdaki tepede gözünüze çarpan surlar bir sonraki durak Yılankale'nin surları; nehri geçip kalenin eteğine kısa bir sürüşle ulaşırsınız.

Kaynak: Hittite Monuments, Sirkeli; LMU Münih, Sirkeli projesi.

Sirkeli Höyüğü, Adana'nın yaklaşık 40 kilometre doğusunda, Ceyhan Nehri'nin Misis Dağları'nı (Nur Dağı) yararak ovaya açıldığı noktada yükselen büyük bir yerleşim tepesidir. Höyük, eski Misis-Ceyhan yolunun geçtiği Sirkeli Mahallesi'nde, nehrin batı kıyısındadır. Türkçe Vikipedi tepenin 400 metreye 300 metre boyutunda ve 30 metre yüksekliğinde olduğunu yazar; aşağı şehirle birlikte yerleşim alanının yaklaşık 80 hektara ulaştığı belirtilir. Kültür Envanteri onu Kilikya'nın en önemli höyüklerinden biri olarak tanımlar. Nehrin karşı yakasında, tepenin hemen üzerinde Ortaçağ'dan kalma Yılankale görünür. Höyüğün önemi konumundan gelir. Münih Ludwig-Maximilians Üniversitesi'nin proje sayfası burayı Kilikya'nın en önemli geçidi olarak tanımlar; yol doğuda Amanos geçidinden Suriye'ye, batıda Adana ve Tarsus üzerinden Kilikya Kapıları'na uzanır. Bağdat demiryolu ve bugünkü otoyol da höyüğün hemen güney kenarından geçer. Nehir tepeyi iki yandan dolanır ve dağlarla birlikte doğal bir koruma sağlar, tepeden ise nehir dirseğinin doğusu, batısı ve kuzeyindeki ova bütünüyle görülür. Jeomanyetik çalışmalar kuzeydeki aşağı şehirde bir nehir limanı olabileceğine işaret eder. Kazılar, yerleşimin yaklaşık MÖ 5000'den, yani Kalkolitik dönemden başlayarak Tunç ve Demir çağları boyunca, Roma döneminde MS 100 yıllarına kadar iskan edildiğini gösterir. İlk kazıyı 1936'da J. Garstang yapmış, 1951'de aynı ekipten M. V. Seton-Williams yüzey araştırmasıyla tepeyi incelemiştir. 1992-1996 arasında Münih Üniversitesi'nden Barthel Hrouda, 1997'de Innsbruck Üniversitesi'nden Horst Ehringhaus kazıları sürdürmüştür. 2006'da Tübingen Üniversitesi ile Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi kazıları yeniden başlatmış, 2011'den sonra çalışmalar Bern Üniversitesi ile ortak yürütülmüştür. 2006 ve 2007 kazılarında höyüğün kuzeybatısında Geç Tunç Çağı'nda yapılıp Demir Çağı'nda yeniden kullanılan büyük bir burç tahkimatı ortaya çıkarılmıştır. Buluntular kentin geniş bir ticaret ağının parçası olduğunu gösterir. Çanak çömlek arasında Suriye-Kilikya boyalıları olarak bilinen Orta Tunç Çağı kapları, gaga ağızlı Hitit testileri ve Kıbrıs'tan gelmiş Geç Tunç ve Demir çağı malları vardır. Kazı ekipleri bu buluntulara dayanarak Sirkeli'nin, antik kaynaklardan bilinen ticaret ve kült kenti Lawazantiya olabileceğini düşünür. Lawazantiya, Hitit kralı III. Hattuşili'nin eşi Kraliçe Puduhepa'nın memleketi olarak bilinir. Höyüğe gelenlerin asıl aradığı, tepenin kenarındaki kayalık çıkıntıya oyulmuş Hitit kabartmasıdır. Hittite Monuments sitesine göre kabartma nehre bakan bir kaya yüzünde, su seviyesinin yaklaşık 5 metre üzerindedir. Kabartma, uzun bir giysi içinde, elinde törensel bir asa taşıyan Hitit kralı II. Muvatalli'yi gösterir. Yanındaki yazıt onu Büyük Kral Murşili'nin oğlu, Büyük Kral ve kahraman Muvatalli olarak tanıtır. Muvatalli, Mısır firavunu II. Ramses ile Kadeş'te savaşan kraldır ve Sirkeli'deki kabartma, tarihlenebilen en eski Hitit kaya kabartması kabul edilir. Höyüğün yeri, Suriye'ye giden yolda nehrin önemli bir geçiş noktası olmalıdır. Kabartmanın birkaç metre sağında 1994'te ikinci bir kabartmanın izleri fark edilmiştir. Bu kabartma antik çağda bilerek kazınmış olabilir ve ancak güneşin uygun açıyla vurduğu saatlerde çıplak gözle seçilebilir. 2017'de yapılan ayrıntılı üç boyutlu tarama, kazınmış yazıtın büyük olasılıkla Muvatalli'nin oğlu III. Murşili'yi andığını göstermiştir. Kabartmaların üstündeki kaya platformunda içki sunularında kullanıldığı düşünülen üç yuvarlak çukur vardır ve bunlar kabartmaların batısındaki bir yapıyı da içeren daha büyük bir kült alanının parçasıdır. Gezmeye kabartmadan başlayın ve onu karşıdan, biraz geri çekilerek görün; figürün hatları ışık yandan vurduğunda belirginleşir. Ardından tepeye çıkarak nehrin dağları yarıp ovaya açıldığı dar geçidi ve karşı yakadaki Yılankale'yi izleyin. Kazı alanları açık çukurlardan oluşur; kazı ekibi çalışıyorsa alana izinsiz girmeyin ve duvarların üzerine basmayın. Yaz aylarında tepede gölge yoktur, sabah ya da akşamüstü gelmek daha rahattır. Höyüğe Ceyhan yönüne giden yoldan ulaşılır ve Yılankale ile aynı gün kolayca gezilir.
3
Yılankale

Yılankale

~1 sa 30 dk burada
Yılankale, Ceyhan / Adana

Yılankale, Ceyhan Nehri'nin doğu kıyısında ovaya tek başına yükselen kalker bir tepenin üstüne kurulmuş. Kale Sirkeli Höyüğü'ne yukarıdan bakıyor; bir önceki durakta karşı kıyıdan gördüğünüz surların içine şimdi giriyorsunuz. Tırmanışa kalenin güneyindeki ana kapıdan başlayın, buradan taş basamaklarla teraslara çıkılıyor. Yol dik ve yer yer düzensiz olduğu için kaymayan ayakkabı, su ve şapka bu durağın olmazsa olmazı. Kapıya yaklaşırken kapı açıklığının üstüne bakın; iki yanında şaha kalkmış aslanlar bulunan, oturan bir kral kabartması var. Bu kabartma uzun süre kaleyi yaptırdığı düşünülen Kral I. Levon'a bağlandı, ancak sonraki araştırmalar onun I. ya da II. Hetum'u gösterdiğini öne sürdü.

Kalenin yapım tarihi konusunda kaynaklar ayrışıyor. İngilizce ve Türkçe Vikipedi kaleyi 12. yüzyıl sonu ile 13. yüzyıl başına, Kilikya Ermeni Krallığı dönemine ve Kral I. Levon'a bağlıyor. Kültür Portalı ise kalenin Çukurova'nın Haçlı dönemi sırasında Bizanslılar tarafından yapıldığını yazıyor. Yapı üzerinde Bizans, Haçlı ve Ermeni dönemlerine ait onarım izleri görülüyor ve Ermeni onarımları pencere, pervaz ve kapı üstü tonozlarında belirginleşiyor. Duvarları yakından inceleyin: özenle kesilmiş, yüzü kabaca bırakılmış taşlar kalker kayanın kıvrımını izleyerek örülmüş. Kale üç avludan oluşuyor ve her avlunun tek bir giriş kapısı var. Alttaki iki avlu güneydoğu kanadını korumak için tasarlanmış, en geniş ve en iyi savunulan bölüm ise garnizonun yaşadığı üst kısım. Kale meydanına üç kapıdan geçerek ulaşılması ve kapıları birbirine bağlayan taşınabilir merdivenler, burayı ele geçirilmesi çok güç bir yer yapmış. Surlar boyunca dizilen at nalı biçimli burçlara ve aralarındaki mazgallara dikkat edin. En üst ve en kuzeydeki bölümde sarnıçların çoğu bulunuyor, çünkü tepede su toplamak uzun bir kuşatmaya dayanmanın şartıydı.

Zirveye vardığınızda ovaya dönün. Anavarza, Tumlu ve Kozan kaleleri de bu kalenin görüş alanı içinde sayılıyor. Aşağıda Ceyhan'ın kıvrımı, Sirkeli Höyüğü ve Misis Dağları tek bakışta okunuyor ve bu manzara kalenin neden buraya kurulduğunu kendiliğinden anlatıyor. Kalenin eski adı Kovara ya da Govara, bugünkü adını ise yöredeki Şahmeran efsanesinden alıyor. Evliya Çelebi 17. yüzyılda burayı Şahmeran'ın yaşadığı yer olarak anmış ve kale içindeki yılan sürülerinden söz etmiş. Halk arasında sütle beslenen yılanların bir gün sütsüz kalıp kaleden Misis'e ineceği de anlatılır. Kale Ramazanoğulları döneminde, 14. yüzyılın ortasında terk edilmiş. 19. yüzyılın sonunda kalenin çevresinde Kırım Savaşı'ndan sonra gelen Nogay göçmenlerinin yaşadığı biliniyor.

İngilizce Vikipedi, kalenin 2014 yazında yenilendiğini ve ziyarete açık olduğunu belirtiyor; güncel ziyaret koşullarını gitmeden önce Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden kontrol edin. Fotoğraf için ikindi ışığı güneye bakan taş yüzeylere sıcak bir ton verir, öğle saatlerinde ise tepe gölgesiz kaldığı için tırmanıştan kaçının. İnişi acele etmeden aynı yoldan yapın, çünkü surların kenarı yüksek ve dik. Buradan Ceyhan'ın yanından geçerek güneydoğudaki Kurtkulağı'na, rotanın son durağına gidiyorsunuz.

Kaynak: Kültür Portalı, Yılan Kale; Wikipedia, Yılankale.

Yılankale, Ceyhan Nehri'nin doğu kıyısında, ovanın ortasından birden yükselen sarp ve kayalık bir tepenin üzerine oturan Ortaçağ kalesidir. Adana Büyükşehir Belediyesi rehberi kalenin kent merkezine uzaklığını 45 kilometre olarak verir; Türkçe Vikipedi ise Ceyhan'a 13 kilometre, eski E-5 karayoluna 3 kilometre uzaklıkta olduğunu yazar. Otoyolda adını taşıyan Yılankale kavşağı da buradan gelir. Kale, Toros Dağları'nı aşıp Antakya'ya inen tarihi İpek Yolu güzergahını ve Çukurova ovasını tepeden gözeten bir konumdadır. Batısında, nehrin öbür yakasında Hitit kabartmalarıyla bilinen Sirkeli Höyüğü uzanır. Kalenin yapımı kaynaklarda farklı biçimlerde anlatılır. Kültür Portalı ve belediye rehberi yapıyı Haçlı seferleri döneminde Bizanslılara bağlar. Türkçe ve İngilizce Vikipedi ise kaleyi 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyıla tarihler ve Kilikya Ermeni Krallığı'nın kralı I. Levon'u olası kurucu olarak anar; Ermenice adı Levonkla, yani "Levon'un kalesi"dir. Yapının üzerinde Bizans, Haçlı ve Ermeni dönemlerine ait onarımların izleri görülür ve Ermeni onarımları kapı ve pencere üstlerindeki tonozlarda belirgindir. Bu onarımları belgeleyen bir Ermeni yazıtı da yapının üzerinde durur. Kale, Ramazanoğulları döneminde 14. yüzyılın ortasında terk edilmiştir. Kalenin eski adı Kovara ya da Govara olarak kaydedilir. 17. yüzyılda yöreden geçen Evliya Çelebi, Şahmeran efsanesinin burada geçtiğine inanıldığı için kaleye Şahmeran Kalesi adını vermiştir. Kültür Portalı, Seyahatname'de kalenin içinde sürüler halinde yılanlardan söz edildiğini aktarır. Yörede anlatılan bir başka hikayeye göre kale sütle beslenen yılanlarla doludur ve bu yılanlar bir gün sütsüz kalınca Misis'e inecektir. Bugünkü Yılankale adı bu anlatıların mirasıdır. Mimari açıdan kale, kayalık tepenin kıvrımlarına dikkatle uydurulmuş bir surlar ve burçlar dizisidir. Arkeolog Edwards'ın 1987'de yayımlanan çalışması planı üç avluya ayırarak inceler; alttaki iki avlu güneydoğu kanadını korumak için tasarlanmıştır. Duvarlar, at nalı biçimli burçlar ve tonozlu odalar özenle kesilmiş, yüzü kabaca işlenmiş taşlarla örülmüştür. Türkçe Vikipedi kalenin çevresini 700 metre olarak verir ve araları mazgallı, ikişer katlı sekiz burçtan söz eder. Kale meydanına üç kapıdan geçilerek ulaşılması ve kapıları birbirine bağlayan taşınabilir merdivenler, kaleyi ele geçirilmesi çok zor bir yapı haline getirmiştir. Ziyarete kalenin güneyindeki ana kapıdan başlanır. Kültür Portalı bu nizamiye kapısından itibaren taş basamaklı merdivenlerle teraslara çıkıldığını anlatır. Kapı bölümündeki tahtta oturan ve iki yanında şahlanmış aslanlar bulunan kral kabartmasına dikkat edin. Bu figürün uzun süre I. Levon olduğu düşünülmüş, ancak ikonografik ve arkeolojik bulgular onun I. ya da II. Hetum'u gösterdiğine işaret etmiştir. En üst bölümde garnizonun yaşadığı alan, sarnıçlar ve küçük bir şapel kalıntısı bulunur. Yukarıya çıktığınızda asıl ödül manzaradır. Kültür Portalı'na göre kale ovadaki Anavarza, Tumlu ve Kozan kalelerini de görüş alanı içine alır. Aşağıda Ceyhan Nehri'nin dağların arasından geçerek ovaya açıldığı dar geçidi, nehrin karşı yakasındaki Sirkeli Höyüğü'nü ve vadi boyunca uzanan yolu bir arada görürsünüz. Bu manzara, kalenin neden tam burada kurulduğunu tek bakışta anlatır. İngilizce Vikipedi kalenin halka açık olduğunu ve 2014 yazında onarıldığını belirtir. Yol yokuştur ve basamaklar düzensiz kayalar arasında ilerler; sağlam ayakkabı giyin ve yanınıza su alın. Çukurova yazında öğle saatleri tepede çok sıcak geçer, bu yüzden sabah erken ya da akşamüstü gelin. Güncel ziyaret koşullarını gitmeden önce il kültür ve turizm müdürlüğünden öğrenmeniz iyi olur. Kale, Ceyhan yönüne giden araçlarla ulaşılabilecek bir noktadadır ve aynı gün Sirkeli Höyüğü ile birlikte gezilebilir.
4
Kurtkulağı Kervansarayı

Kurtkulağı Kervansarayı

~45 dk burada
Kurtkulağı Mahallesi, Ceyhan / Adana

Rotanın son durağı Kurtkulağı Kervansarayı, Ceyhan'ın güneydoğusunda, eski Adana-Halep kervan yolunun üstündeki Kurtkulağı mahallesinde duruyor. Yapıya yaklaşırken önce dış duvarların kalınlığına bakın, kervansaray bir kale kadar sağlam örülmüş taş duvarlara sahip. Üç cephede saçak hizasına kadar yükselen güçlü payandalar duvarları destekliyor ve yapıya neredeyse askeri bir görünüm veriyor. Kervansaray yaklaşık 46 metreye 24 metrelik büyük bir dikdörtgen planlı ve girişi doğu cephesinde. Doğu cephesi klasik kervansaray düzeninden ayrılan çıkıntılarıyla öbür cephelerden farklı, bu yüzden fotoğrafa oradan başlayın. Doğu cephesi sabah güneşini aldığı için kapı fotoğrafı öğleden önce daha iyi çıkar.

Giriş kapısının üstündeki kitabe yerine bakın, çünkü yapının tarih sorusu tam orada düğümleniyor. Türkçe Vikipedi'ye göre Adana Müzesi'ndeki bir kitabe yapıyı 1659'da Hüseyin Paşa'ya, mimarını ise Mehmed Ağa'ya bağlıyor. Hayriye Akıl'ın 2006'da yayımlanan makalesi ise yapının kapısında kitabe yeri bulunduğunu ama kitabesinin olmadığını yazıyor. Akıl bu yüzden yapıyı III. Ahmed'in 1704 tarihli fermanına ve Karamort Külliyesi vakfiyesine dayanarak 1704 yılına tarihliyor. İngilizce Vikipedi kitabenin 1919 ile 1922 arasında yerinden söküldüğünü, bazı kaynakların 1693 tarihini verdiğini not ediyor ve yapının 1704'ten sonra olamayacağını vurguluyor.

İçeri girince avlusuz kervansaray tipinin ne demek olduğunu hemen anlarsınız, çünkü bütün yapı tek bir büyük örtülü salondan oluşuyor. Enine uzanan iki sıra paye birbirine sivri kemerlerle bağlanıyor ve boyuna uzanan beşik tonozlar bütün üst örtüyü oluşturuyor. Salonun ortasında durup tonozların uzunluğu boyunca bakın; payelerin ritmi bu planın bütün mantığını gösteriyor. Kervansaray Osmanlı döneminde bir menzil hanıydı, yani atların ve görevlilerin bulunduğu, yolcuların konakladığı ve haberlerin taşındığı bir duraktı. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün açıklamasına göre burası bir tür posta işletmesi işlevi de görüyordu. Kaynaklar yapının 1712'de onarıldığını ve buraya 50 kişilik bir muhafız birliği yerleştirildiğini aktarıyor. Türkçe Vikipedi yapının 2006'da restore edildiğini yazıyor, TRT Haber de restorasyonun Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yapıldığını bildiriyor. Restorasyondan sonra havuzu, çeşmesi, konaklama odaları ve geniş salonuyla turizme açılması için çevre düzenlemesine başlandı. Bahçede kısmen ayakta kalan sur parçalarını da gözden kaçırmayın. Kervansarayın yaklaşık yüz metre güneyinde, kitabesine göre 1601'de yapılmış Kurtkulağı Camisi bulunuyor.

Bu yapı, Misis'te başlayan günün mantıklı sonu. Misis'te nehri geçen, Sirkeli'de dağ geçidinden akan ve Yılankale'nin yukarıdan koruduğu yol, buradan Halep'e doğru devam ediyordu. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bu kervansarayı Yumurtalık'taki Marco Polo İskelesi'nden Tufanbeyli'ye uzanan tarihi İpek Yolu güzergahının durakları arasında sayıyor. Ziyaret koşulları düzenleme çalışmalarına göre değişebileceği için gitmeden önce güncel durumu il müdürlüğünden sorun. Dönüşte Ceyhan üzerinden otoyola çıkıp Adana'ya ulaşabilirsiniz.

Kaynak: DergiPark, Akıl 2006; TRT Haber, Kurtkulağı Kervansarayı.

Kurtkulağı Kervansarayı, Ceyhan'ın güneydoğusundaki Kurtkulağı Mahallesi'nde, Adana'yı Halep'e bağlayan eski kervan yolunun üzerinde duran bir Osmanlı menzil hanıdır. TRT Haber yapının Ceyhan ilçesine 12 kilometre uzaklıkta olduğunu yazar. Sanat tarihçisi Hayriye Akıl'ın Çukurova Üniversitesi dergisinde 2006'da yayımlanan makalesi bu yolun antik çağdan beri ordular, tüccarlar ve kervanlar tarafından aynı güzergahta kullanıldığını anlatır. Yol Misis'te nehri geçtikten sonra Kurtkulağı'ndan güneydoğuya, İskenderun Körfezi'ne ve oradan Suriye'ye uzanıyordu. Makaleye göre Kurtkulağı, Roma döneminin yol kayıtlarında Misis'ten 15 Roma mili uzaklıkta verilen bir yol istasyonuyla da eşleştirilir. Yapının tarihi ihtilaflıdır ve iki görüşü de bilmek gerekir. Türkçe Vikipedi, Adana Müzesi'nde bulunduğu belirtilen kitabeye dayanarak kervansarayın 1659'da Hüseyin Paşa tarafından yaptırıldığını ve mimarının Mehmed Ağa olduğunu yazar. Hayriye Akıl ise giriş kapısının üzerinde kitabe yeri bulunmasına karşın kitabenin yerinde olmadığını, köyün yaşlılarının onun Fransız işgali sırasında söküldüğünü anlattığını aktarır. Akıl, Adana şer'iye sicillerindeki Sultan III. Ahmed'in 1704 tarihli fermanına ve Karamort Külliyesi vakfiyesine dayanarak yapıyı 1704'e tarihler. Bu ferman, Kurtkulağı menzilinde bir kale ile kervansaray yaptırılmasını ve kervanların güvenliğinin sağlanmasını ister. Kurtkulağı, Osmanlı döneminde yol güvenliği için kurulan derbent ve menzil sisteminin bir halkasıydı. Akıl'ın aktardığına göre Çukurova'nın kapısı diye de anılan Kurtkulağı derbendi 1712'de devletçe onarılmaya başlanmış, muhafızlar için evler yapılmış ve yapıların çevresi kagir bir duvarla kuşatılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman 1535'te Bağdat seferinden dönerken ordugahını burada kurmuş, Evliya Çelebi de Adana'dan Şahmeran Kalesi üzerinden gelip Kurtkulağı Menzili'nde konakladığını yazmıştır. Kurtkulağı, 1812'ye kadar menzil olma özelliğini korumuştur. TRT Haber, menzil hanının at ve görevlilerin bulunduğu, haberleşmenin yapıldığı bir tür posta durağı işlevi gördüğünü anlatır. Kervansaray, avlusuz ve kapalı kervansaray tipindedir. Doğu cephesindeki çıkıntılar hariç 45,75 metreye 23,60 metre ölçüsündeki dikdörtgen yapı tümüyle kesme taştan, kale sağlamlığında örülmüştür. Kuzey, güney ve batı duvarları içten ve dıştan taş payandalarla desteklenir, bu da yapının dış görünüşüne kale havası verir. Giriş doğu cephesinin ortasında, dışa doğru sivri bir kemerle açılan taç kapıdandır. Giriş eyvanının iki yanında ocak, dolap nişleri ve tuvaleti olan, ikişer sivri kemerli pencereyle dışa açılan iki oda bulunur ve bunların konaklama için kullanıldığı düşünülür. İçeri girdiğinizde sizi yapının asıl mekanı olan büyük salon karşılar. Salon, iki sıra halinde dizilmiş on iki taş payeyle üç nefe ayrılır, payelerin üzerine yuvarlak kemerler oturur ve üst örtü boyuna uzanan beşik tonozlardır. Duvar diplerinde yolcuların ve eşyalarının kaldığı sekiler, payandaların arasında ise yaşmakları dışa taşan ocak nişleri sıralanır. Akıl batı duvarında yedi, kuzey ve güney duvarlarında altışar ocak nişi sayar. Işık yalnızca duvarların üst kısmındaki mazgallardan girdiği için iç mekan loştur; gözünüz alışınca tonozların ve payelerin düzeni belirginleşir. Süsleme çok sadedir, işlevsellik ön plandadır; yalnızca kapıların üzerindeki küçük sütunceler ve kemerler taş işçiliğini gösterir. Akıl, 18. yüzyıl başında, kervansaray yapımının azaldığı bir dönemde inşa edilen bu yapıyı Osmanlı kervansaray mimarisinin son örneklerinden biri olarak değerlendirir. Yapı 1976'da tescil edilmiş, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce koruma altına alınmış ve 1984'te onarılmıştır; Vikipedi 2006'da yeniden restore edildiğini yazar. TRT Haber, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün restorasyonundan sonra kervansarayın havuzu, çeşmesi, konaklama odaları ve geniş salonuyla turizme açılmak üzere düzenlendiğini aktarır. Kervansarayın yaklaşık 100 metre güneyinde, kitabesine göre 1601'de Haydar Ağa'nın yaptırdığı iki kubbeli bir cami de bulunur. Ziyarete yapıyı dışarıdan dolaşarak başlayın; payandaların ritmi ve taç kapının oranı en iyi bahçeden, biraz uzaktan görülür. Sonra içeri girip salonun ortasında durun ve gözünüzün loşluğa alışmasını bekleyin. Güncel ziyaret koşullarını ve açık olup olmadığını gitmeden önce il kültür ve turizm müdürlüğünden öğrenin. Kurtkulağı'na Ceyhan üzerinden karayoluyla ulaşılır ve Misis, Sirkeli Höyüğü ve Yılankale ile birlikte Ceyhan Nehri boyunca bir günlük gezinin son durağı olarak iyi bir seçimdir.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirYüreğir, Adana
TürKültürel
Durak4
Tarih19 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat