Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Amorium'dan Sultan Dağları'na, Doğu Afyon'un Eski Yolu
Kültürel4 Durak

Amorium'dan Sultan Dağları'na, Doğu Afyon'un Eski Yolu

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Afyonkarahisar denince akla önce kara kayanın üstündeki kale ve kentin çevresi gelir. Bu rota ise ilin doğusuna, Emir Dağları ile Sultan Dağları arasındaki geniş ovaya uzanır ve bu toprakların yüzyıllar boyunca bir geçit olduğunu anlatır. Dört durak, Bizans'ın en önemli kentlerinden birinden Selçuklu kervan yoluna kadar aynı ovada yaşanmış bir tarihi sırayla gösterir. Gün Emirdağ'ın doğusundaki Hisarköy'de, Amorium antik kentinin höyüğünde başlar. Bizans döneminde bir ordu karargahı ve tahta imparator veren bir kent olan Amorium, 838'deki büyük kuşatmadan sonra bir daha eski gücüne kavuşmamıştır. İkinci durak Bolvadin yakınında, Akarçay'ın üzerindeki Kırkgöz Köprüsü'dür; 1150'de bir Bizans imparatorunun yaptırdığı, on altıncı yüzyılda Mimar Sinan'ın uzattığı köprü, İstanbul'u güneye bağlayan eski yolun geçişiydi. Üçüncü durak Akarçay'ın döküldüğü Eber Gölü'dür; kamışları, yüzen adacıkları ve kuşlarıyla ovanın suyunu anlatır. Gün, Sultandağı ilçe merkezindeki İshaklı Kervansarayı'nda, 1249 tarihli Selçuklu hanının avlusunda biter.

Sıra coğrafyadan gelir. Amorium rotanın en kuzeyindedir; oradan güneye, Bolvadin'e inilir. Kırkgöz ile Eber aynı Akarçay hattının üstündedir ve nehrin aktığı yönü izlemek, köprüden göle doğal bir geçiş sağlar. Sultandağı ise gölün güneydoğusunda, dağın eteğindedir. Böylece yol geri dönmeden tamamlanır. Konu da aynı sırayı izler: Amorium yerleşmeyi ve savunmayı, Kırkgöz ve İshaklı ise yolu ve yolculuğu anlatır; Eber ikisinin ortasında ovanın kendisini gösterir. Kırkgöz'ün üstünden geçen yol, Roma döneminden beri İstanbul'u güneye bağlayan kervan yoluydu ve Osmanlı döneminde hac kervanları da onu kullandı. İshaklı Kervansarayı ise Afyon ile Akşehir üzerinden Konya'ya giden Selçuklu yolunun konaklama yerlerinden biriydi. Amorium'un kalıntıları ise yüzyıllarca unutuldu ve yeri ancak on dokuzuncu yüzyılda bir gezginin araştırmalarıyla yeniden belirlendi.

Rota uzun bir araç günüdür. Kırkgöz Bolvadin'e yedi kilometre kadar uzaklıktadır, Eber de ilçeye aynı ölçüde yakındır. Sultandağı, Afyon ile Konya arasındaki karayolunun altmış sekizinci kilometresindedir ve dönüş bu yoldan yapılır. Her durakta yürüyüş vardır ama hiçbiri uzun bir patika değildir. Amorium'da açık kazı alanında, gevşek ve engebeli zeminde yürünür; köprünün üstünde korkuluk alçaktır; göl kıyısı çamurlu olabilir.

Dikkat edilecek birkaç nokta var. Eber Gölü'nün su seviyesi yıldan yıla çok değişir; kuraklık yıllarında gölün tamamen kuruduğu haber verilmiştir, bu yüzden göl durağını su durumunu öğrenerek planlayın. Amorium'da gölge neredeyse yoktur. Kazı alanlarında kalıntıların üzerine basılmaz, devşirme taşlar yerinden oynatılmaz. Rahat ayakkabı, şapka, su ve kuşlar için bir dürbün yanınızda olsun.

Süre: tam gün. En iyi zaman: İlkbahar ve sonbaharda, sabah erken Amorium'da başlayıp öğleden sonra İshaklı Kervansarayı'nda bitirmek en rahatıdır; Eber Gölü'nün su durumunu ve yapıların ziyaret koşullarını yola çıkmadan resmi kaynaklardan kontrol edin.. Ulaşım: Duraklar kırsalda ve birbirinden uzak olduğu için rota özel araç ister; duraklar arasında rotayı tek günde bağlayan düzenli bir toplu taşıma yoktur. Emirdağ, Bolvadin ve Sultandağı ilçe merkezlerine Afyonkarahisar'dan gidiş seçeneklerini yola çıkmadan kontrol edin.

Kaynaklar

Emirdağ, Afyonkarahisar
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~3 sa 35 dk
Yol ~66 km · 1 sa 50 dk
Toplam ~5 sa 25 dk
19 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Amorium Antik Kenti

Amorium Antik Kenti

~1 sa 15 dk burada
Hisarköy Mahallesi, Emirdağ / Afyonkarahisar

Güne rotanın en kuzeyindeki Amorium'da, Emirdağ'ın on üç kilometre kadar doğusundaki Hisarköy'de başlayın. Kültür Portalı kentin Afyonkarahisar'ın yaklaşık yetmiş kilometre kuzeydoğusunda olduğunu yazar. Kazı alanının ziyaret koşullarını yola çıkmadan il kültür ve turizm müdürlüğünden ya da müze müdürlüğünden öğrenin. Köye vardığınızda önce manzaraya bir bakın; ovanın ortasında yükselen tepe, kentin Yukarı Şehir denilen höyüğüdür. Bu höyük alandaki en eski yerleşimin merkezidir ve kenarlarında Bizans dönemi sur duvarlarının izleri hala seçilebilir. Aşağı Şehir ise bütün kenti kuşatan ikinci bir sur hattıyla çevriliydi. Yürüyüşe höyüğün eteğinden başlayıp sur izini takip etmek, kentin iki katmanlı planını anlamanın en kolay yoludur. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kentin Hitit döneminde Aura diye anıldığını, Amorium adının ise Klasik çağa ait olduğunu belirtir. Hellenistik ve Roma dönemlerinden alanda neredeyse hiç kalıntı görülmez; bu dönemlerin en açık izi kentin kendi adına bastırdığı sikkelerdir. Kültür Portalı'na göre Amorium, Roma Senatosu'nun bölgede kendi parasını basma izni verdiği ilk şehirler arasındaydı. Kentin parlak çağı ise Bizans dönemidir. İmparator Zenon döneminde, beşinci yüzyılın sonunda kentin surları yapıldı. 640'tan sonra Amorium Bizans ordusunun Anadolu'daki karargahı, ardından Anadolikon Theması'nın merkezi oldu. Dokuzuncu yüzyılda Bizans tahtına üç imparator veren hanedan da bu kentten çıktı; il müdürlüğü bu sülalenin Frig Sülalesi olarak bilindiğini yazar. Ama aynı ün kentin sonunu da hazırladı ve 838'de Abbasi Halifesi Mutasım'ın ordusu kenti kuşatıp aldı. TDV İslam Ansiklopedisi kentin 931'de Tarsus emiri tarafından yeniden tahrip edildiğini, bundan sonra giderek önemini yitirdiğini anlatır. Halk sonraki yüzyıllarda buraya Hergan Kale dedi ve kalıntıların yeri ancak on dokuzuncu yüzyılda gezgin William Hamilton'ın araştırmalarıyla yeniden belirlendi. Kazılarda açılan yapıları gezerken bilgi panolarını izleyin. Kültür Portalı'na göre Aşağı Şehir'deki Büyük Mekan denilen alanda 2001 yılında altıncı ile dokuzuncu yüzyıllar arasına tarihlenen bir Bizans hamamı ve döşemesiz bir sokak açığa çıkarıldı. Kazılar 1987'de Oxford'dan R. Martin Harrison'ın yüzey araştırmasıyla başladı, 1993 ile 2009 arasında Chris Lightfoot tarafından sürdürüldü. 2014'ten bu yana çalışmalar Anadolu Üniversitesi'nden Zeliha Demirel Gökalp başkanlığında yürütülüyor. Açık kazı alanlarında zemin gevşek ve engebelidir; çukurların kenarına yaklaşmayın ve kalıntıların üzerine basmayın. Fotoğraf için höyüğün üstünden Aşağı Şehir'e doğru bakan geniş bir açı, kentin büyüklüğünü en iyi anlatır. Sabah ışığı ovayı yandan aydınlattığı için duvar izleri daha belirgin görünür. Alanda gölge yok denecek kadar azdır, şapkanızı ve suyunuzu araçta bırakmayın. Buradan güneye, Bolvadin yönüne inip Akarçay üzerindeki Kırkgöz Köprüsü'ne geçin.

Kaynak: Kültür Portalı, Amorium Antik Kenti; Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Antik Kentler; TDV İslam Ansiklopedisi, Ammuriye.

Amorium, Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde, bugünkü Hisarköy'ün altında ve çevresinde uzanan antik bir kenttir. Kültür Portalı kentin Ankara'nın yaklaşık 170 kilometre güneybatısında, Afyonkarahisar'ın yaklaşık 70 kilometre kuzeydoğusunda ve Emirdağ'ın yaklaşık 12 kilometre doğusunda olduğunu belirtir. Adı Yunanca kaynaklarda Amorion, Arap ve İslam kaynaklarında Ammuriye olarak geçer. Osmanlı döneminde ise yer halk arasında Hergen Kale ya da Hergan Kale diye anılmıştır. Kent, İstanbul'dan Çukurova'ya uzanan eski Bizans askeri yolunun üzerindeydi. Yerleşimin geçmişi Erken Tunç Çağı'na kadar iner. Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, kentin Hititler döneminde Aura diye adlandırıldığını, Amorium adının ise Klasik çağa ait olduğunu yazar. Kültür Portalı yerleşimin Hitit, Frig, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kesintisiz sürdüğünü belirtir. Masallarıyla tanınan Ezop'un bir rivayete göre Amoriumlu olduğu da anlatılır, ancak doğum yeri tartışmalıdır. Kentin MÖ 1. yüzyıl civarından MS 3. yüzyıla dek kendi sikkelerini basması, o dönemde gelişmiş ve önemli bir yer olduğunu gösterir. Kültür Portalı, Roma Senatosu'nun bölgede kendi parasını basma izni verdiği ilk kentler arasında Amorium'un da bulunduğunu yazar. Kent asıl önemini Bizans döneminde kazandı. Sur duvarları İmparator Zenon döneminde, 5. yüzyılın sonlarında yapıldı. 640'lardan itibaren Amorium Bizans ordusunun Anadolu'daki karargahlarından biri, ardından Anatolikon temasının, yani eyaletinin başkenti oldu. 7. yüzyılın ortasından 9. yüzyılın ortasına uzanan dönemde Arap akınlarına karşı Bizans topraklarını koruyan güçlü bir kale işlevi gördü. 820'de tahta çıkan II. Mihail Amoriumlu olduğu için onun kurduğu hanedan Amorion Hanedanı adıyla anılır. 838'de Abbasi Halifesi Mutasım'ın ordusu kenti kuşatıp ele geçirdi ve büyük ölçüde yıktı. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre kent yeniden kurulduysa da 931'de Tarsus emiri tarafından bir kez daha tahrip edildi. Kazı bulguları kentin 10. ve 11. yüzyıllarda askeri önemini yeniden kazandığını gösterir. 1116'da Amorium'un Selçukluların elinde olduğu bilinir. Osmanlı kayıtlarında yer 1516'dan itibaren Hisarcık adıyla geçer ve bugünkü Hisarköy 1892'de kurulmuştur. Kentin yeri uzun süre bilinmedi; İngiliz jeolog William Hamilton 1836'da Hisarcık höyüğünü ziyaret ederek kalıntıları tanımladı. Bilimsel çalışmalar 1987'de Oxford Üniversitesi'nden R. Martin Harrison'un yüzey araştırmasıyla başladı ve 1988'de kazıya dönüştü. Kazılar 1993'ten 2009'a kadar Chris Lightfoot başkanlığında sürdü. 2013'ten itibaren çalışmalar Afyonkarahisar Müzesi Başkanlığı'nda, 2014'ten bu yana da Anadolu Üniversitesi'nden Zeliha Demirel Gökalp başkanlığında yürütülmektedir. Kent iki bölümden oluşur. Yukarı Şehir, en erken yerleşimin merkezi olan höyüktür ve kenarlarında Bizans dönemi sur duvarlarının izleri hala görülür. Aşağı Şehir ise bütün kenti kuşatan ikinci bir sur duvarıyla çevrilidir. Kazılarda Aşağı Şehir'de büyük bir bazilika ve çevresindeki yapılar, kentin güneyinde Büyük Bina adı verilen Geç Roma ve Erken Bizans dönemine ait bir yapı ortaya çıkarıldı. 2001'de sitin ortasındaki Büyük Mekan alanında 6. ile 9. yüzyıllar arasına tarihlenen bir Bizans hamamı ve bir sokak bulundu. Vikipedi, alan koruma altına alınmadan önceki yıllarda definecilerin kazılarıyla ciddi zarar gördüğünü de not eder. Ziyarete höyükten başlayın; Yukarı Şehir'in tepesinden düz ovaya ve Aşağı Şehir'in yayıldığı alana bakmak, kentin ölçeğini anlamanın en kolay yoludur. Ardından kazılmış Aşağı Şehir yapılarına inip duvar dizilerini, sütun parçalarını ve sur hattını izleyin. Kalıntıların bir kısmı köy evlerinin altında ve çevresinde kaldığı için kazı alanının sınırlarına ve uyarı levhalarına dikkat edin. Ova açık ve gölgesiz olduğundan şapka, su ve sağlam ayakkabı işinizi kolaylaştırır. Kazı dönemlerinde ve sonrasında ziyaret koşulları değişebildiği için gitmeden önce Afyonkarahisar Müzesi'nden ya da İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden güncel bilgi alın.
2
Kırkgöz Köprüsü (Bolvadin)

Kırkgöz Köprüsü (Bolvadin)

~45 dk burada
Akarçay üzerinde, Bolvadin ilçe merkezinin yaklaşık 7 kilometre dışında, Bolvadin / Afyonkarahisar

Kırkgöz Köprüsü, Bolvadin ilçe merkezinin yedi kilometre kadar dışında, Eber Gölü'ne akan Akarçay'ın üzerindedir. Kaynaklar mesafeyi altı ile yedi kilometre arasında verir ve köprüye ilçe merkezinden kısa bir araç yolculuğuyla ulaşılır. Köprü bugün ana yolun dışında kaldığı için çevresi sakindir ve uzunluğunu acele etmeden yürüyerek görebilirsiniz. Önce köprünün başında durup bütün uzunluğuna bakın. CNN Türk'ün haberine göre köprü iki yüz metre kadar uzunluğundadır. Adı kırk göz der, ama göz sayısı yüzyıllar içinde değişmiştir. Anadolu Ajansı'na göre köprü 1150'de Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos tarafından kırk gözlü olarak yaptırıldı. On altıncı yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman'ın seferleri sırasında Mimar Sinan köprüyü kuzey yöne uzatarak altmış dört göze çıkardı. Bugün ayakta kalan göz sayısı kaynaklarda elli yedi olarak verilir. Vikipedi bazı gözlerin nehir yatağı düzenlemesi sırasında kaldırıldığını, bir kısmının da toprak altında kaldığını yazar. Bu yüzden gözleri saymaya kalkarsanız farklı bir sonuca varmanız şaşırtıcı değildir. Yürürken kemerlerin biçimine dikkat edin. Ortadaki kemerler daha geniş ve sivridir, uçlara doğru ise küçülür ve basıklaşır. Taşlar da köprünün katmanlarını ele verir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü güney bölümün mermer ve yontulmuş bazalttan yapıldığını, kuzey bölümün ise Sinan'ın eklemesi olduğunu belirtir. Ayaklarda Hellen, Roma ve Bizans dönemlerinden kalma devşirme mimari parçalar, hatta mezar taşları görülür. Bu parçaları aramak, köprüyü küçük bir açık hava arşivine çevirir. Vikipedi'ye göre Osmanlı dönemine ait kuzey kısımda taş işçiliği daha düzenlidir; iki ucu karşılaştırarak bu farkı kendiniz görün. Sinan köprüye bir namazgah ve suya inmek için mermer bir merdiven de ekletmişti. Köprünün kitabesi bugün yerinde değildir; Vikipedi kitabenin bir dönem nehre düştüğünü, sonra bulunarak müzeye taşındığını anlatır. Anadolu Ajansı'na konuşan tarihçi Mustafa Güler, köprünün Roma döneminden beri İstanbul'dan güneye uzanan kervan yolunun önemli geçişlerinden biri olduğunu söyler. Güler'e göre Osmanlı döneminde aynı yol hac kervanlarının da güzergahıydı ve köprü sürekli hareketli bir geçiş noktasıydı. Fotoğraf için köprüyü yan açıdan, kemer dizisini bir çizgi gibi uzatarak çekin; öğleden sonra ışığı taşların rengini ısıtır. Köprünün üstünde yürürken korkuluğun tek sıra ve alçak olduğunu unutmayın, kenara fazla yaklaşmayın. Taşlara tırmanmayın ve devşirme parçaları yerinden oynatmayın, çünkü köprü define arayanların açtığı tahribatı zaten taşıyor. Buradan Akarçay'ın aktığı yönü izleyerek Eber Gölü'nün kıyısına geçin.

Kaynak: Anadolu Ajansı, Mimar Sinan'ın elinin değdiği köprü Kırkgöz; CNN Türk, Kırkgöz Köprüsü; Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Köprüler; Vikipedi, Kırkgöz Köprüsü.

Kırkgöz Köprüsü, Bolvadin ilçe merkezinin yaklaşık 7 kilometre dışında, Eber Gölü'ne akan Akarçay üzerinde uzanan çok kemerli tarihi bir köprüdür. Kaynaklar köprünün ilk bölümünün 1150 yılında Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos tarafından yaptırıldığını yazar. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre köprü ilk yapıldığında kırk gözlüydü ve adını bu sayıdan alır. Mermer, andezit ve bazalt taşlarla inşa edilmiştir. Yapı Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin izlerini aynı gövdede taşıdığı için Akarçay havzasının en çok katmanlı anıtlarından biridir. Köprü, Roma döneminden beri kullanılan ve İstanbul'dan güneye uzanan kuzey güney kervan yolunun önemli geçiş noktalarından biriydi. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nden tarihçilerin değerlendirmesine göre Selçuklu döneminde ana yol güzergahı olarak kullanılmış, Osmanlı döneminde de hac ve ticaret kafilelerinin geçtiği hareketli bir durak olmuştur. Bölge Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde onarımlar görmüştür. 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman'ın Bağdat ve İran seferleri sırasında köprü Mimar Sinan tarafından onarılmış ve kuzey yönünde uzatılmıştır. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Sinan'ın köprüyü 64 göze kadar uzattığını ve bir kitabe eklediğini belirtir. Köprünün kaç gözlü olduğu kaynaklarda farklı verilir; bunun nedeni gözlerin zamanla azalmasıdır. Vikipedi'ye göre Akarçay'ın yatağını değiştirmek için yapılan çalışmalarda sekiz göz yıkılmış, bazı gözler de toprak altında kalmıştır. Bugün kaynakların çoğu ayakta kalan göz sayısını 57 olarak verir. Uzunluk için de farklı rakamlar dolaşır; CNN Türk 200 metreden söz ederken Vikipedi 400 metre gibi bir değer verir, bu yüzden en doğrusu köprüyü kendi adımlarınızla ölçmektir. Kurtuluş Savaşı sırasında hasar gören köprünün Sinan dönemine ait kitabesinin nehre düştüğü, sonradan bulunarak müzeye taşındığı aktarılır. Yapıyı ilginç kılan, üç ayrı dönemin taş işçiliğini yan yana görebilmenizdir. Güney bölümü Bizans dönemine aittir; kuzey bölümü Osmanlı eklemesidir ve daha düzenli bir taş örgüsü taşır. Kemerler ortada daha geniş ve sivri, uçlara doğru ise daha küçük ve basıktır. Gövdenin içi kireç harçlı moloz dolguyla, dışı kesme taşla örülmüştür; üst tarafta tek sıra korkuluk vardır. Köprü ayaklarında Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden kalma devşirme mimari parçalar görülür. Suya yakın yerlerde aşınmaya dayanıklı bazalt ve mermer, üst bölümlerde ise gözenekli tüf taşı kullanılmıştır. Gezerken köprünün bir ucundan başlayıp diğer ucuna kadar korkuluk boyunca yürüyün ve kemerlerin boyunun nasıl değiştiğine dikkat edin. Ardından köprüden inip yandaki tarlalardan gövdeye yandan bakın; renk farkıyla ayrılan onarım bölümleri ve devşirme taşlar bu açıdan daha iyi seçilir. Ayaklardaki eski yapı parçalarını yakından incelerken taşlara basmayın ve hiçbir parçayı yerinden oynatmayın. Vikipedi, kaçak define kazıları ve köprüden yapı taşı sökülmesi yüzünden gövdenin yer yer zarar gördüğünü belirtir; bu yüzden yapıya özenle yaklaşmak her ziyaretçinin sorumluluğudur. Köprü bugün ana yolun dışında kaldığı için çevresi sessizdir; zaman zaman köprüden sürüleriyle geçen çobanlara rastlayabilirsiniz. Fotoğraf için en iyi zaman güneşin alçakta olduğu sabah ve akşam saatleridir; yan ışık kemerlerin sırasını ve taşların dokusunu belirginleştirir. Köprü açık havadadır ve ayrıca bir giriş düzenlemesi yoktur. Çevresi tarla ve çayırlıktır; yağmurdan sonra yollar çamurlu olabileceği için uygun ayakkabı giyin. Gölgelik bir alan bulunmadığından yaz aylarında su ve şapka yanınızda olsun. Kırkgöz Köprüsü'ne Bolvadin'den kendi aracınızla ulaşmanız gerekir; Afyonkarahisar'dan Bolvadin'e karayolu ve şehirlerarası otobüslerle gidilir. Köprünün üzerinde durduğu Akarçay, birkaç kilometre sonra Eber Gölü'ne ulaşır. Bu yüzden köprü ziyaretini göl kıyısındaki köylere uzanan bir gezintiyle birleştirmek doğal bir rota oluşturur. Aynı nehrin Afyonkarahisar kent merkezindeki tarihi geçidi ise Anadolu Ajansı'na göre 1209'da yaptırılan ve adını altı kemerinden alan Altıgöz Köprüsü'dür.
3
Eber Gölü

Eber Gölü

~45 dk burada
Bolvadin ilçesinin güneydoğusu, Bolvadin / Afyonkarahisar

Akarçay'ın son durağı olan Eber Gölü, Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçelerinin arasında uzanır. Vikipedi gölün Bolvadin'e yedi kilometre uzaklıkta olduğunu yazar. Göl, Akarçay Havzası denilen kapalı bir çöküntü alanının içindedir; kuzeyinde Emir Dağları, güneyinde Sultan Dağları yükselir. Gölün yüzeyi denizden yaklaşık 967 metre yüksektedir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yüzölçümünü 150 kilometrekare olarak verir, Vikipedi ise 125 kilometrekare yazar; aradaki fark gölün yıldan yıla değişen alanından gelir. Buraya gelmeden önce su durumunu mutlaka araştırın. Hürriyet Daily News, gölün bir kuraklık döneminde tamamen kuruduğunu haber verdi. İngilizce Vikipedi ise suyun 2020 itibarıyla göle geri döndüğünü belirtir. Yani göreceğiniz manzara mevsime ve o yılın yağışına göre çok değişebilir. Kıyıya vardığınızda ilk göreceğiniz şey genellikle su değil, kamıştır. Vikipedi'ye göre yüzeyin büyük kısmı beş altı metreye ulaşan kırmızı kamışlarla kaplıdır, bu yüzden göl uzaktan bir çayırlık gibi görünür. Yerli halkın kopak dediği yüzen adacıklar da bu kamışların topraktan ayrılan köklerinden oluşur. Kamış ve hasırotu yüzyıllardır çevre köylerin geçim kaynağıdır ve hasır, yastık ile kağıt yapımında kullanılır. İl müdürlüğüne göre gölde sazan ve turna balığı yaşar. Eber aynı zamanda önemli bir kuş alanıdır. İngilizce Vikipedi, BirdLife International'ın gölü 1989'da Önemli Kuş Alanı olarak tanımladığını aktarır. Türkçe madde göle gelen türler arasında küçük karabatak, kaşıkçı, Dalmaçya pelikanı ve erguvani balıkçılı sayar. Dürbününüzü sazlığın açık suyla buluştuğu kenarlara çevirin, çünkü su kuşları en çok bu sınırda görünür. Kuşları ürkütmemek için sessiz olun ve kamışların arasına girmeyin. Göl 1992'de birinci derece doğal sit alanı ilan edildi. İl müdürlüğü gölün kirlilikten zarar gördüğünü de açıkça yazar; kıyıda hiçbir şey bırakmamak bu yüzden daha da önemlidir. Su belli bir düzeyi aştığında fazlası bir kanalla daha alçakta kalan Akşehir Gölü'ne aktarılır. Fotoğraf için sabah erken ya da gün batımına yakın saatleri seçin; açık havada sazlığın arkasında Sultan Dağları'nın sırtı görünür. Kıyı zemini çamurlu ve yumuşak olabilir, uygun ayakkabı giyin ve sağlam zeminden ayrılmayın. Buradan güneydoğuya, Sultan Dağları'nın eteğindeki Sultandağı ilçe merkezine geçin.

Kaynak: Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Göller; Hürriyet Daily News, Lake Eber dries up; Vikipedi, Eber Gölü; Wikipedia, Lake Eber.

Eber Gölü, Afyonkarahisar'ın doğusunda Çay, Bolvadin ve Sultandağı ilçelerinin arasında kalan, kamışlıklarıyla tanınan bir tatlı su gölüdür. Afyonkarahisar Valiliği gölün Bolvadin ilçe merkezinin yaklaşık 8 kilometre güneydoğusunda başladığını belirtir. Su yüzeyi deniz seviyesinden yaklaşık 967 metre yüksektedir. Kuzeyinde Emir Dağları, güneyinde Sultan Dağları yükselir; bu iki sıradağın arasındaki çöküntü alanı gölün yatağını oluşturur. Göl, kuzeybatı ile güneydoğu arasında uzanan ve Akarçay Havzası adını taşıyan kapalı bir tektonik çanağın parçasıdır. Son buzul çağının sonunda bu çanakta tek ve büyük bir göl oluştuğu, sular çekildikçe bunun Eber ve Akşehir gölleri olarak ikiye ayrıldığı kabul edilir. Bugün iki göl arasında yaklaşık 10 kilometrelik bir kara parçası vardır. Eber'in sularının bir bölümü Eber kanalı denen bir kanalla güneydoğudaki Akşehir Gölü'ne aktarılır. Gölün adının bölgede yaşamış Avşar Türkmenlerinin Eber obasından geldiği aktarılır. Bizans döneminde aynı su kütlesinin Kırk Şehitler Gölü anlamına gelen Tessarakonta Martyron adıyla anıldığı da kaynaklarda yer alır. Gölü besleyen başlıca su Afyonkarahisar kentinin içinden geçerek gelen Akarçay ile Sultan Dağları'ndan inen kaynak sularıdır. Bu yüzden yüzölçümü yıldan yıla, hatta mevsimden mevsime değişir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü gölün alanını 150 kilometrekare olarak verirken Vikipedi ortalama alanı 125 kilometrekare dolaylarında gösterir. Kayıtlara göre en yüksek seviye Mayıs 1969'da, en düşük seviye ise Ekim 1991'de ölçülmüştür. Ekim 2018'de yaşanan kuraklıkta gölün tamamen kuruduğu basına yansımış, sonraki yıllarda suyun yeniden toplandığı bildirilmiştir. Bu nedenle ziyaret öncesinde güncel su durumunu yerel kaynaklardan öğrenmeniz iyi olur. Eber'i ilk bakışta bir göl değil, uçsuz bucaksız bir sazlık gibi görürsünüz. Yüzeyin büyük bölümünü boyu beş altı metreye ulaşabilen kırmızı kamışlar ve hasırotu kaplar. Kamış köklerinin topraktan kopup üzerinde rüzgarla toprak birikmesiyle oluşan yüzen adacıklara yöre halkı kopak der. Bazı kopakların balıkçıların ve kamışçıların barınak kurabileceği kadar büyüdüğü anlatılır. Kamış ve hasır otu çevredeki köylerin geçim kaynaklarından biridir; kıyıda kayıklarda istiflenmiş kamış demetlerine rastlamanız olasıdır. Göl kuşlarıyla da tanınır. Valilik sayfası küçük karabatak, kaşıkçı, tepeli pelikan, balaban, alaca balıkçıl ve erguvani balıkçılı burada görülen türler arasında sayar. Sakarmeke, dikkuyruk ve pasbaş patka da kaynaklarda anılan türlerdendir. BirdLife International gölü 1989'da Önemli Kuş Alanı olarak tanımlamıştır. Gölde sazan ve turna balığı yaşar. Eber sarısı adıyla bilinen ve yalnızca bu çevrede yetiştiği belirtilen endemik bir bitki de göle özgü değerler arasında anılır. Eber Gölü, 22 Haziran 1992 tarihli koruma kurulu kararıyla birinci derece doğal sit alanı ilan edilmiştir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, kentin ve sanayinin atıklarının gölü uzun yıllar boyunca kirlettiğini açıkça yazar. Bu yüzden göle bir dinlenme parkı gibi değil, korunması gereken hassas bir sulak alan olarak yaklaşın; kuşların yuva kurduğu kamışlığa girmeyin ve geride çöp bırakmayın. Valilik, gölün en canlı olduğu dönem olarak ilkbaharı, yazı ve sonbaharı gösterir. Kuşları görmek için sabahın erken saatleri ile gün batımı en verimli zamanlardır; sabah ışığında kalkan sürüler ve akşam üstü dönüşleri gölün en etkileyici görüntüleridir. Dürbün ve uzun odaklı bir objektif yanınızda olsun, çünkü kuşların çoğu kamışlığın derinliklerinde kalır. Kıyıda yürüyüş yapılabilir ve çevrede kamp kurmak mümkündür; kayıkla gezinti için yerel balıkçılarla konuşmak gerekir. Çayırpınar gibi güney kıyısındaki köylerden göle ve arkasındaki Sultan Dağları'na geniş bir bakış yakalanır. Göle en kolay ulaşım Bolvadin üzerindendir; Afyonkarahisar'dan Bolvadin'e karayolu ve şehirlerarası otobüslerle gidilir, göl kıyısındaki köylere ise kendi aracınızla ulaşmanız gerekir. Kıyıdaki toprak yollar yağışlı dönemlerde çamurlaşabilir. Aynı gün Akarçay üzerindeki tarihi Kırkgöz Köprüsü'nü ve Sultandağı'ndaki İshaklı Kervansarayı'nı da gezerek Akarçay havzasını tamamlayabilirsiniz.
4
İshaklı Kervansarayı

İshaklı Kervansarayı

~50 dk burada
Sultandağı ilçe merkezi, Afyon-Akşehir-Konya yolu üzeri, Sultandağı / Afyonkarahisar

Rotanın son durağı İshaklı Kervansarayı, Sultandağı ilçe merkezinin tam ortasındadır. Sultandağı'nın eski adı İshaklı'dır ve kervansaray adını oradan alır; yapı Sahip Ata Hanı diye de anılır. TDV İslam Ansiklopedisi yapının Akşehir ile Çay arasındaki yol üzerinde, Akşehir'e yirmi beş kilometre uzaklıkta olduğunu yazar. Kervansarayı uzun ve kalın taş duvarlarından hemen tanırsınız. Ansiklopediye göre kalın kuşatma duvarları ve üstlerindeki dayanak kuleleri yapıyı neredeyse bir kale gibi tahkim eder. İçeri girmeden önce cephede biraz oyalanın. Dış duvarlar kare ve yarım silindir biçimli payandalarla desteklenmiştir. Avluya açılan ana taçkapı yedi sıra mukarnaslı bir kavsarayla örtülüdür, tepesi ise bugün yıkıktır. Taçkapının iki yanındaki çokgen nişlere ve üst köşelerdeki istiridye kabuğu biçimli küçük tromplara bakın. Kitabeler hanın ne zaman ve kimin eliyle yapıldığını anlatır. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre iki taçkapıdaki kitabelerden yapının Eylül 1249'da, Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'un saltanatının ilk yıllarında Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırıldığı anlaşılır. Ansiklopedi bu hanı Sahip Ata'nın yaptırdığı, tarihi bilinen en eski yapı olarak tanıtır. Sahip Ata Selçuklu döneminin en çok eser yaptıran devlet adamlarından biriydi; turkishhan.org onun Konya'daki İnce Minareli Medrese'yi ve Sivas'taki Gök Medrese'yi de yaptırdığını yazar. Avluya girince ortadaki küçük, yerden yükseltilmiş köşk mescide bakın. Kültür Portalı bu yapının, avlu ortasında bağımsız duran Selçuklu köşk mescitlerinin son örneği olduğunu belirtir. Dikkatli bakarsanız köşk mescidin hanın ana eksenine göre çarpık durduğunu görürsünüz, çünkü kıble yönüne göre yerleştirilmiştir. Ansiklopedi batı duvarının bazı yerlerinde Roma ve Bizans lahitlerinden devşirme parçalar kullanıldığını yazar. Avlunun karşısında kışlık denilen kapalı bölüm durur. Bu bölüm beşik tonozlarla örtülü beş nefli, kareye yakın bir salondur ve kemerleri on altı taş ayağa oturur. Ortadaki nef ötekilerden daha geniş ve yüksektir, tonozunun ortasındaki aydınlık kubbesi salona ışık veriyordu. İçerisi loştur; gözleriniz alışana kadar kapıda biraz bekleyin, sonra ayakların dizilişini izleyin. Yapı yüzyıllar içinde birçok onarım geçirdi. Ansiklopedi hanın 1885 dolaylarında tamir edildiğini, 1925'e kadar ambar olarak kullanıldığını ve 1964'te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edildiğini yazar. Kültür Portalı avlu çevresindeki mekanların 1960'ların ortasında büyük ölçüde yıkıldığını, 2003'teki kazılarda bu odaların izlerinin tespit edildiğini belirtir. Fotoğraf için hanın batıya bakan cephesi öğleden sonra ışık aldığında en iyi görünür. Ziyaret koşullarını gitmeden kontrol edin. Gün burada biter; Afyonkarahisar'a dönüş, Sultandağı'nın üzerinde bulunduğu Afyon ile Konya arasındaki karayolundan yapılır.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, İshaklı Kervansarayı; Kültür Portalı, İshaklı Han; turkishhan.org, Sahip Ata Han.

İshaklı Kervansarayı, Sultandağı ilçe merkezinde, eski Afyon, Akşehir ve Konya yolunun kenarında duran bir Anadolu Selçuklu hanıdır. Sultandağı ilçesinin eski adı İshaklı olduğu için yapı bu adla anılır; yaptıranın adından dolayı Sahip Ata Hanı da denir. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre han Akşehir'e yaklaşık 25 kilometre uzaklıktadır. Taçkapıların üzerindeki kitabelerden, Eylül 1249'da, Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'un saltanatının ilk yıllarında yapıldığı anlaşılır. Hanı yaptıran Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali, Selçuklu döneminde çok sayıda yapı yaptırmış bir devlet adamıdır. TDV İslam Ansiklopedisi, İshaklı Kervansarayı'nın onun yaptırdığı tarihi bilinen en eski yapı olduğunu belirtir. Vikipedi, mimarları olarak Kölük bin Abdullah ve Kaluyan el-Konevi'nin adlarını verir. Han 1885 dolaylarında onarılmış, sonra 1925'e kadar ambar olarak kullanılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1964'te yapıyı onarmış; Kültür Portalı'na göre onarımlar 1975'e kadar sürmüş ve yakın geçmişte yeniden ele alınmıştır. Yapı, sultan hanları denen tipin önemli bir örneğidir: önde yazlık olarak kullanılan bir avlu, arkada kışlık olarak kullanılan kapalı bir bölüm. Kalın dış duvarlar köşe kuleleri ve yarım silindir biçimli payandalarla desteklenmiş, bu yüzden han dışarıdan neredeyse bir kale gibi görünür. Vikipedi dış duvar kalınlığını 1,60 metre, toplam alanı yaklaşık 1800 metrekare olarak verir. Kareye yakın avlunun ölçüleri ansiklopedide 36 metreye 34 metre olarak geçer. Avluya doğu yönüne bakan anıtsal taçkapıdan girilir. Kapının çevresi farklı genişlikte silmelerle çerçevelenmiş, üstü yedi sıralı mukarnaslı bir kavsarayla örtülmüştür. Kapı açıklığının iki yanında mukarnaslı birer niş vardır. Üç satırlık kitabe mukarnaslarla kapı kemerinin arasına yerleştirilmiştir. Taçkapının üst kısmı yıkık olsa da köşelerdeki istiridye kabuğu biçimli küçük tromplar ve rozet dizisi hala seçilebilir. Avlunun ortasında, dört kemer ayağı üzerinde yükselen küçük bir köşk mescit durur. Kültür Portalı bu yapının Selçuklu dönemi hanlarında avlunun ortasına bağımsız olarak yerleştirilmiş köşk mescitlerin son örneği olduğunu belirtir. Mimari açıdan dikkat çekici olan, yapının hanın ana eksenine değil, farklı bir açıya göre yerleştirilmiş olmasıdır. Duvarlarında Roma ve Bizans dönemlerinden kalma devşirme taşlar görülür. Avlunun kuzey kenarında revaklı bir galerinin izleri, 2003 kazılarında da avlu çevresindeki odaların temelleri ortaya çıkarılmıştır. Kapalı bölüm avlunun gerisinde yer alır ve kendi taçkapısından girilir. İçerisi kareye yakın bir plana sahiptir ve on altı taş ayakla, sivri beşik tonozlarla örtülü beş sahna ayrılmıştır. Ortadaki sahın diğerlerinden daha geniş ve yüksektir. Ortasında yükselen sekizgen kasnaklı piramit külah, dışarıdan hanın en tanıdık siluetidir. İç mekan loştur; ışık bu aydınlık kubbesinden ve batı duvarındaki dar mazgal pencerelerden süzülür. Ziyarette önce hanın çevresinde dolaşıp kale görünümlü dış duvarları ve payandaları izleyin, sonra taçkapının süslemelerine yakından bakın. Avluda köşk mescidin ayaklarını ve devşirme taşları inceledikten sonra kapalı bölüme geçin ve gözünüzün loşluğa alışmasını bekleyin. Batıdan çekilen fotoğraflarda hanın taş cephesi ve kubbe külahı aynı karede toplanır. Han ilçe merkezinde olduğu için kolayca bulunur; içeriye giriş koşulları ve güncel ziyaret saatleri için yerel kaynakları ya da İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nü kontrol edin. Sultandağı'na Afyonkarahisar'dan Akşehir ve Konya yönüne giden karayoluyla ve bu güzergahtaki şehirlerarası otobüslerle ulaşılır. Han, Eber Gölü ve Bolvadin'deki Kırkgöz Köprüsü ile aynı gün gezilebilecek mesafededir. Güneyde yükselen Sultan Dağları, hanın arka planında bölgenin coğrafyasını da hatırlatır.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirEmirdağ, Afyonkarahisar
TürKültürel
Durak4
Tarih19 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat