Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Akköprü'den Yumurtatepe'ye Yenimahalle'nin Sekiz Yüz Yılı
Kültürel5 Durak

Akköprü'den Yumurtatepe'ye Yenimahalle'nin Sekiz Yüz Yılı

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Yenimahalle, Ankara'nın en kalabalık yaşam ilçelerinden biri; bugün apartmanların, bulvarların ve metro hatlarının ilçesi olarak bilinir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın il sayfasına göre ilçenin planlı kuruluşu 1925'te Atatürk Orman Çiftliği'nin kurulmasıyla başlar, 1940'ların sonunda çiftliğin karşısındaki yamaçlar dar gelirli memurlara konut için dağıtılır ve semt 1957'de ilçe merkezi olur. Ama toprağın tarihi çok daha eskidir. Bu rota, aynı ilçenin içinde sekiz yüz yılı, hatta Tunç Çağı'na kadar uzanan katmanları bir öğleden sonraya sığdırmayı deniyor.

Sıra kuzeydoğudan başlayıp güneye, sonra batıya ve yeniden kuzeye dönen bir halka çiziyor. İlk durak Akköprü, Ankara Çayı üzerinde 1222 tarihli kitabesiyle şehrin ayakta kalan en eski köprüsü; buraya metroyla gelinir ve köprünün üzerinde yürünür. İkinci durak Tandoğan'daki MKE Sanayi ve Teknoloji Müzesi; II. Abdülhamid döneminin süvari kışlasının yerindeki binada, Osmanlı tophanesinden Cumhuriyet fabrikalarına uzanan bir üretim hikayesi anlatılır ve rotanın en uzun durağıdır. Üçüncü durakta Beşevler'e geçip Mimar Kemaleddin'in son eseri sayılan Gazi Eğitim Enstitüsü binasının, bugünkü Gazi Üniversitesi Rektörlüğü'nün cephesini okuyorsunuz. Dördüncü durak Atatürk Orman Çiftliği'nin içindeki Atatürk Evi, Selanik'teki doğum evinin aynı plan ve ölçülerle kurulmuş örneği. Son durak Yumurtatepe Tümülüsü; Frig mezar tepesi sanılan, kazıda Eski Tunç Çağı'na tarihlenen ve anılarda Hatıralar Tepesi adıyla geçen yeşil bir tepe.

Rotanın ortak ipliği toprağın kendisi. Gazi binasının arsası çiftlikten alınmıştı, çiftliğin arazisi zamanla müzeye komşu kurumlara, yollara ve konutlara bölündü, tümülüs ise çiftliğin ana yolunun ağzında kaldı. Bu yüzden duraklar arasındaki yolculuk da gezinin parçasıdır; pencereden bakarken bir zamanlar çorak bir ova olan yerin nasıl şehre dönüştüğünü görürsünüz. Bir de küçük bir oyun önerelim: Akköprü 1927-1937 arasında dolaşan beş liralık banknotun arka yüzündeydi, Gazi binası ise 2009'dan beri yirmi liralık banknotun arka yüzünde. Paranın iki yüzü bu rotada aynı gün içinde görülür.

Toplam yolun hepsini yürümek mümkün olsa da duraklar arası mesafeler iki kilometreyi bulabildiği için metro, Ankaray ve kısa taksi yolculuklarıyla birleştirmek daha akıllıcadır. Gazi Üniversitesi çalışan bir kampüs, MKE müzesi bir kurum yerleşkesinin içinde ve Yumurtatepe birinci derece arkeolojik sit alanı; üçünde de görevlilerin ve tabelaların uyarılarına uyun. Saatleri ve kapalı günleri gitmeden resmi sitelerden kontrol edin, yanınıza su ve rahat ayakkabı alın.

Süre: 4-5 saat. En iyi zaman: Pazartesi ile cumartesi arasında aydınlık bir sabah; Kültür Portalı'na göre MKE müzesi pazar ve resmi tatillerde, Atatürk Evi ise bayramlarda kapalı olabildiği için çıkmadan iki kurumun güncel duyurularına bakın.. Ulaşım: Başlangıç için M1 Kızılay-Batıkent metrosunun Akköprü istasyonunda inin, köprü istasyonun hemen kuzeyindedir. MKE müzesine yakın istasyon Ankaray'ın Anadolu/Anıtkabir istasyonudur ve bir durak batıdaki Beşevler istasyonu Gazi yerleşkesine iner; Atatürk Evi ile Yumurtatepe arasındaki geçişler için kısa bir taksi ya da otobüs yolculuğu gerekir, dönüşte tümülüsten M1'in Demetevler istasyonuna yürüyebilirsiniz.

Kaynaklar

Yenimahalle, Ankara
Kültürel
5 Durak
Mekanlarda ~3 sa 40 dk
Yürüyüş ~6,9 km · 1 sa 55 dk
Toplam ~5 sa 35 dk
15 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Akköprü

Akköprü

~30 dk burada
Varlık Mahallesi, Yenimahalle / Ankara

Akköprü istasyonundan çıkınca kuzeye yönelin; köprü birkaç dakikalık yürüyüşle karşınıza çıkar. Önce köprünün üzerine çıkmayın, kıyıdan, yandan bakabileceğiniz bir nokta bulun. Gövdeyi bütün olarak görmenin tek yolu budur, çünkü üzerindeyken kemerleri göremezsiniz. Kaynaklar köprünün yedi sivri kemerli olduğunu yazar, dördü büyük, üçü küçük gözdür. Türkçe Vikipedi'ye göre güney uçtaki iki göz belediyenin düzenlemesi sırasında toprak dolgunun altında kalmıştır, bu yüzden bugün yedi gözün hepsini göremeyebilirsiniz. Ortadaki en yüksek gözü bulun; TDV İslam Ansiklopedisi bu gözün açıklığını on metre olarak verir ve diğer gözlerin iki uca doğru alçalıp küçüldüğünü anlatır. Köprünün uzunluğu aynı kaynağa göre yetmiş yedi metre, genişliği yedi metredir.

Sonra köprünün batı yüzüne geçin, çünkü iki kitabe bu taraftadır. Birinin okunamayacak kadar silindiği, diğerinin de hasar gördüğü yazılır; yine de Arapça kitabenin yerini görmek köprünün yaşını kavramayı kolaylaştırır. TDV kitabeye göre köprünün 1222'de, Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırıldığını söyler. Kültür Envanteri ve Vikipedi ise yapıyı sultan adına, dönemin Ankara valisi Kızıl Bey'in yaptırdığını belirtir; iki anlatım birbirini tamamlar gibi okunabilir. Taşlara yakından bakın ve aralarda başka bir yapıdan gelmiş, üzeri işlemeli ya da yazılı blokları arayın. TDV, inşaatta İlkçağ'dan kalma devşirme taşlar da kullanıldığını not eder. Malzeme konusunda kaynaklar ayrışır; TDV ve Türkçe Vikipedi andezit, Kültür Envanteri ve İngilizce Vikipedi bazalt der, siz de rengin ve dokunun hangisine benzediğine kendiniz karar verebilirsiniz.

Ardından köprünün üzerinde karşıya yürüyün, yapı bugün yalnız yayalara açıktır. Zemindeki betonu ve metal korkulukları fark edeceksiniz; kaynaklar bunların sonradan eklendiğini, 1960'larda Karayolları onarımında beton dolgu kullanıldığını yazar. Bu katmanlar, köprünün yüzyıllar boyunca kullanılan bir yol olduğunun izidir. TDV, köprünün birkaç kez onarıldığını ve 1970'teki onarımda eski görünüşüne bir ölçüde döndürülmeye çalışıldığını yazar. Yapı 8 Ağustos 1959'da tescil edilmiştir. Kültür Envanteri köprünün İncesu, Hatip ve Çubuk çaylarının birleştiği yerde durduğunu söyler; suyun akış yönüne bakıp bu kavşağı haritada eşleştirmeyi deneyin. Eski Bağdat ticaret yolu buradan geçerdi ve Osmanlı döneminde askere ya da hacca gidenler bu köprüden uğurlanırdı. Fotoğraf için kıyıda, kemerlerin bütün olarak kadraja girdiği bir nokta seçin. Durağı bitirince istasyona dönüp güneye, Tandoğan yönüne geçin.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Akköprü; Kültür Envanteri, Akköprü; Vikipedi, Akköprü (köprü).

Akköprü, Yenimahalle'nin Varlık Mahallesi'nde, Ankara Çayı'nın üzerinde duran ve şehrin bugüne ulaşmış en eski köprüsü sayılan Selçuklu yapısıdır. Köprünün Arapça kitabesi yapım tarihini 619 yılının Rebiülahir ayı olarak verir; bu da 1222 yılına karşılık gelir. Bugün metro durağına adını veren, etrafı geniş caddeler ve yeni yapılarla çevrili bu taş köprü, Ankara'nın kervan yollarına bağlı olduğu yüzyılların sessiz bir tanığıdır. Kim yaptırdı Kaynaklar köprünün banisi konusunda iki farklı vurgu yapar. Semavi Eyice'nin TDV İslam Ansiklopedisi maddesi, kitabeye dayanarak köprünün Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırıldığını yazar. Kültür Envanteri ve Vikipedi ise yapıyı, sultan adına dönemin Ankara valisi Kızıl Bey'in yaptırdığını belirtir. İki bilgi birbirini dışlamaz; kitabe sultanın adını taşır, inşaatı ise şehrin Selçuklu yöneticisi üstlenmiştir. Kültür Envanteri'ndeki kayda göre üç satırlık kitabe yapıyı Sultan Keyhüsrev oğlu Ebu'l Feth Keykubad adına anar. Köprünün üzerinde ikinci bir kitabe daha vardır, ancak Eyice'ye göre o yazıt okunamamıştır. Eyice'nin kaynakçası, kitabenin 1928'de Mübarek Galib'in Ankara kitabeleri üzerine yayımladığı eserde ele alındığını gösterir. Köprü, Gönül Öney'in 1971 tarihli Ankara'da Türk Devri Yapıları kitabında da Selçuklu döneminin şehirdeki yapıları arasında incelenmiştir. Yol ve su Köprü, Ankara'yı öteki şehirlere bağlayan eski kervan yolunun, kaynakların deyişiyle Bağdat ticaret yolunun Ankara kavşağında kurulmuştur. Kültür Envanteri yapının İncesu, Hatip ve Çubuk çaylarının birleştiği noktada durduğunu kaydeder; bu suların birleşmesiyle oluşan akarsu bugün Ankara Çayı adıyla anılır. Osmanlı döneminde köprü yalnızca kervanların değil, askere ve hacca gidenlerin de uğurlandığı ve yola çıktığı yer olarak bilinirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Yenimahalle tanıtımı da köprüyü ilçenin en büyük akarsuyu üzerinde, kentin tarihine tanıklık eden bir yapı olarak öne çıkarır. Adı Türkçede beyaz köprü anlamına gelir ve İngilizce Vikipedi'ye göre çevresindeki semt de köprüden ötürü Akköprü diye anılır. Kültür Envanteri'nde köprünün 1925, 1927 ve 1935 yıllarında çekilmiş eski fotoğrafları ile 1931 tarihli bir çizimi yer alır; bu görüntüler köprünün henüz kır manzarası içinde durduğu yılları gösterir. Erken Cumhuriyet yıllarında köprünün resmi, 1927 ile 1937 arasında dolaşımda kalan beş liralık banknotun arka yüzüne basılmıştı. Taş ve kemerler Eyice'nin verdiği ölçülere göre köprü yedi gözlüdür, 77 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindedir. Ortadaki en büyük ve en yüksek göz 10 metre açıklığa sahiptir, öteki gözler iki uca doğru gittikçe alçalır ve küçülür. Kemerlerin hepsi sivridir. TDV maddesi ve Türkçe Vikipedi ana malzemeyi düzgün yontulmuş andezit olarak tanımlar; Kültür Envanteri ise kesme bazalt ve Ankara taşından söz eder, yani iki koyu renkli volkanik taş arasında kaynaklar ayrışır. Örgünün arasında İlkçağ'dan kalma, üzeri işlemeli ya da yazılı devşirme taşlar da kullanılmıştır; yakından bakarken taşların renk ve yüzey farkını izlemek bu yüzden ilginçtir. Batı yüzünde, biri büyük ölçüde silinmiş iki yazıt bulunur. Onarımlar Yapı 8 Ağustos 1959'da tescil edilmiştir. Köprü yüzyıllar içinde birçok kez onarıldığı için özgün biçimi zaman zaman bozulmuş, Eyice'ye göre 1970'teki onarımda bir ölçüde eski görünüşüne döndürülmeye çalışılmıştır. Türkçe Vikipedi 1960'lı yıllarda Karayolları Genel Müdürlüğü'nün yaptığı onarımda beton dolgu kullanıldığını ve köprünün taşıt trafiğine kapandığını yazar. Aynı kaynağa göre güney ucundaki iki göz sonraki düzenlemelerde toprak dolgu altında kalmış, gövde taşları büyük oranda yenilenmiş ve üstü betonla kaplanmıştır. Metal korkuluklar da sonradan eklenmiştir. Nasıl gezilir Köprü bugün yalnızca yayalara açıktır, bu yüzden üzerinden bir uçtan öbürüne yürüyerek geçmek ziyaretin en doğal yoludur. Önce kıyıdan, kemerleri yandan görebileceğiniz bir noktaya gidin; sivri kemerlerin ortadan uçlara doğru alçalışı en iyi buradan okunur. Ardından köprünün batı yüzüne geçip yazıtların yerini arayın. Fotoğraf için yumuşak öğle sonrası ışığı taşın sıcak tonunu öne çıkarır. Akköprü, Ankara Metrosu'nun M1 (Kızılay ile Batıkent arası) hattındaki Akköprü istasyonunun hemen yanındadır; istasyon 29 Aralık 1997'de hizmete girmiştir. Köprü kamusal bir alanda durduğu için giriş ya da bilet gerekmez. Yakın çevrede, Tandoğan yönünde MKE Sanayi ve Teknoloji Müzesi ile Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası aynı gün içinde gezilebilir.
2
MKE Sanayi ve Teknoloji Müzesi

MKE Sanayi ve Teknoloji Müzesi

~1 sa 15 dk burada
MKE Genel Müdürlüğü Tandoğan Yerleşkesi, Emniyet Mahallesi, Yenimahalle / Ankara

Müze, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu'nun Tandoğan'daki genel müdürlük yerleşkesinin içindedir; Ankaray'ın Anadolu/Anıtkabir istasyonundan birkaç yüz metrelik yürüyüşle varılır. Kurum yerleşkesi olduğu için girişte görevlilerin yönlendirmesine uyun. Kültür Portalı müzenin 22 Mayıs 2013'te açıldığını ve girişin ücretsiz olduğunu yazar; güncel saatleri yine de kurumun duyurularından kontrol edin. İçeri girmeden önce binanın kendisine bir dakika ayırın. Türkçe Vikipedi'ye göre bu yerde II. Abdülhamid döneminde yapılmış bir süvari kışlası vardı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul'dan Anadolu'ya kaçırılan askeri teçhizat burada saklandı. Bina 20 Kasım 1922'de çıkan yangında tamamen yandı. Aynı kaynak Atatürk'ün yangından sonra buraya geldiğini ve "Türk, öğün, çalış, güven" sözünü burada söylediğini anlatır. Bugünkü bina yangından sonra yeniden yapılmış ve 2013'e kadar kurumun çeşitli müdürlüklerine hizmet etmiştir.

Gezmeye girişteki portre dizisiyle başlayın; Küre Ansiklopedisi burada kurumun yöneticilerinin portrelerinin sergilendiğini yazar. Portrelerin önünde kurumun soy ağacını kafanızda kurun. Küre'ye göre kurumun kökeni Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulan Tophane-i Amire'ye uzanır, 1921'de Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü olur ve 1950'de bugünkü adını alır. Salonlarda Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi silahları, mühimmat, torna tezgahları, matkaplar ve pres makineleri sergilenir. Bu makinelerin önünde biraz yavaşlayın, çünkü müzenin asıl konusu silahtan çok üretimin kendisidir. Fişek üretim makinelerini ve kurumun sivil ürünlerini, yani pilleri, elektrik sayaçlarını ve gaz ocaklarını yan yana görmek, bir fabrikanın savaş sonrasında ev eşyası üretimine nasıl yöneldiğini gösterir.

Vikipedi'nin en dikkat çekici parça olarak andığı Gazi Kovan'ı mutlaka bulun. Kaynağa göre bu top kovanı Kurtuluş Savaşı'nda bir buçuk yıl içinde sekiz kez doldurulmuş ve dokuz cephede kullanılmıştır. Duvarlardaki Kurtuluş Savaşı fotoğraflarına ve kurum gazetesinin kupürlerine de zaman ayırın. Sonra açık hava sergisine çıkın; Vikipedi bu alanı on bin metrekare olarak verir. Burada deniz mayınları, maden ocakları için üretilmiş lokomotif ve vagonetler, traktör, iş makineleri ve bir uçaksavar durur. Küre'nin özellikle andığı parça, Yavuz zırhlısının top namlusundan alınmış bir kesittir; kesitin içine bakıp namlunun et kalınlığını görmek ölçeği anlamanın en kolay yoludur. Vikipedi müzenin üç boyutlu olarak da gezilebildiğini not eder, gelmeden önce bir göz atabilirsiniz. Çıkışta yeniden Ankaray'a dönün; Gazi yerleşkesi bir durak batıdaki Beşevler istasyonundan yürüme mesafesindedir.

Kaynak: Kültür Portalı, MKE Sanayi ve Teknoloji Müzesi; Küre Ansiklopedi, MKEK Sanayi ve Teknoloji Müzesi; Vikipedi, MKE Sanayi ve Teknoloji Müzesi.

MKE Sanayi ve Teknoloji Müzesi, Tandoğan'daki Makina ve Kimya Endüstrisi yerleşkesinin içinde, Türkiye'nin savunma ve makine sanayisinin gelişimini anlatan bir müzedir. 22 Mayıs 2013'te açıldı. Kültür Portalı müzenin amacını, kurumun sanayi tarihine ve yeni kurumların doğuşuna yaptığı katkıyı görünür kılmak, bu alandaki eser ve belgeleri toplayıp korumak ve sergilemek olarak tanımlar. Son yıllarda yayımlanan haberlerde müze MKE İmalat-ı Harbiye Müzesi adıyla anılmaktadır. Daily Sabah'ın haberine göre müze kapsamlı bir restorasyondan sonra 2023'te ziyaretçilere yeniden açılmıştır. Tophane'den MKE'ye Kurumun kökeni, Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulan Tophane-i Amire'ye uzanır. Bu yapı zaman içinde 1832'de Tophane-i Amire Müşirliği, 1908'de Tophane-i Amire Nazırlığı, 1909'da İmalat-ı Harbiye Müdüriyet-i Umumiyesi ve 1921'de Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü adlarını aldı. Kurum 1950'de Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu adını kazandı. Kurtuluş Savaşı yıllarında tüfek, namlu, mühimmat, kılıç ve kasatura üretti ve silah onarımı yaptı. Sonraki dönemde elektrik sayacı, gaz ocağı, pil ve tarım aletleri gibi sivil ürünler de üretti ve başka sanayi kuruluşlarının kurulmasında ortak olarak rol aldı. Bina ve yangın Müzenin bulunduğu yerde II. Abdülhamid döneminde süvari kışlası olarak yapılmış bir bina vardı. Bina Kurtuluş Savaşı sırasında silah atölyesi olarak ve İstanbul'dan Anadolu'ya kaçırılan askeri malzemenin saklandığı yer olarak kullanıldı. Vikipedi'ye göre 20 Kasım 1922'de çıkan büyük bir yangın binayı kül etti. Atatürk'ün eşi Latife Hanım'la yangın yerini ziyaret ettiği ve "Türk, öğün, çalış, güven" sözünü burada söylediği anlatılır. Kaynaklar binanın durumunu farklı anlatır: Vikipedi müzenin yangından sonra yeniden yapılan binada olduğunu yazar, Türkiye Turizm Ansiklopedisi ise yangında harap olan binanın onarıldığını ve açılışına Mustafa Kemal'in katıldığını belirtir. Yapı 1920'den 2013'e kadar kuruma bağlı çeşitli müdürlüklerin hizmet binası olarak kullanıldı. Vikipedi'ye göre müzenin 4.500 metrekare kapalı ve 10.000 metrekare açık kullanım alanı vardır. Salonlarda neye bakılır Türkiye Turizm Ansiklopedisi koleksiyonu 1.268 kalem olarak verir; eserler kişiler, objeler, künyeler ve yayınlar başlıkları altında sergilenir. Girişte kurumda görev yapmış yöneticilerin portreleri karşılar. Sağ kanattaki salonda Kanuni dönemi kılıç ve yatağanlar, Avrupa ve Türk yapımı toplar ve mermiler, mavzer modelleri, torna tezgahları, matkaplar, pres makineleri ve çalışır durumdaki bir fişek üretim makinesi bulunur. Aynı salonda binanın Kurtuluş Savaşı yıllarındaki üretimini gösteren siyah beyaz fotoğraflar da sergilenir. Sol kanat, 1940'larda yerli bir tank için üretilen dişli örneklerinin yanında piller, gaz ocakları, telefonlar, elektrik sayaçları ve daktilolar gibi sivil ürünleri bir araya getirir. Müzenin en çok anılan parçası Gazi Kovan'dır; Vikipedi'ye göre bu top kovanı Kurtuluş Savaşı sırasında sekiz kez doldurulup dokuz cephede kullanılmıştır. Daily Sabah ise kovanı Mart 1921'deki İnönü çarpışmalarıyla ilişkilendirir ve kullanılan kovanların yeniden doldurulmak üzere fabrikaya geri gönderildiğini anlatır. Aynı haber koleksiyonu 2.352 eser olarak verir, yani yenilenen sergide sayı eski kaynaklardakinden yüksektir. Sergide, Birinci Dünya Savaşı'nda halkın orduya altın, gümüş ve demir çivi bağışladığı kampanyayı belgeleyen Hatıra-i Celadet Şehadetnamesi de yer alır. 2024 tarihli bir habere göre müze müdürü sahra toplarını barındıran tek askeri müze olduklarını söylemiş, sergide o döneme ait ahşap kağnılar ve binanın atölyesinde yapılmış saatler de anılmıştır. Açık hava sergisi Bahçedeki açık hava alanında deniz mayınları, kurumun maden ocakları için ürettiği lokomotif ve vagonetler, traktör, inşaat makineleri, uçaksavar, yol silindiri ve büyük demir çelik işleme makineleri durur. Buradaki en dikkat çekici obje, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı donanmasında yer alan Yavuz (Goeben) zırhlısının top namlusundan alınmış bir kesittir. Büyük makinelerin ölçeğini anlamak için bahçeyi salonlardan önce, aydınlık saatlerde gezin. Ziyaret ve ulaşım Kaynaklar müzenin pazar günleri ve resmi tatillerde kapalı olduğunu, girişin ücretsiz olduğunu yazar; ancak ziyaret saatleri kaynaklar arasında farklı verildiği için gitmeden önce güncel bilgiyi kurumdan teyit edin. Müze bir kurum yerleşkesinin içinde olduğu için girişte kimlik istenebileceğini göz önünde bulundurun. Kültür Portalı, Tandoğan yönüne giden toplu taşıma araçlarıyla ulaşılabileceğini belirtir. Ankaray'ın Anadolu/Anıtkabir istasyonu, eski adıyla Tandoğan istasyonu, müzeye yürüme mesafesindedir. Aynı gün kuzeydeki Akköprü'ye ve batıdaki Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası'na kısa bir yolculukla geçebilirsiniz.
3
Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası (Gazi Eğitim Enstitüsü)

Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası (Gazi Eğitim Enstitüsü)

~40 dk burada
Emniyet Mahallesi, Yenimahalle / Ankara

Beşevler istasyonundan çıkıp Gazi Üniversitesi'nin merkez yerleşkesine yürüyün; ana bina yerleşkenin en göze çarpan yapısıdır. Bu bir müze değil, rektörlüğün, Gazi Eğitim Fakültesi dekanlığının ve laboratuvarların çalıştığı canlı bir binadır. Bu yüzden durağın büyük kısmını dışarıda, cepheyi okuyarak geçirmeyi planlayın. Önce binayı karşıdan, ana eksenin üzerinden görebileceğiniz bir noktaya geçin. Küre Ansiklopedisi Mimar Kemaleddin'in Osmanlı mimarisinden kemer, çini, geniş saçak ve simetrik giriş düzeni gibi öğeleri çağdaş yapı programlarında kullandığını anlatır. Bu öğeleri sırayla cephede arayın: girişin simetrisini, kemerli açıklıkları ve saçağın gölgesini. Kemaleddin'in bu üslubu daha sonra Birinci Ulusal Mimarlık Akımı adıyla anılmıştır ve bina bu akımın son büyük örneklerinden sayılır.

Binanın hikayesinin en çarpıcı yanı bir tarih çakışmasıdır. Gazi Üniversitesi maddesine göre temel 8 Ağustos 1927'de atılmıştır; Kemaleddin ise aynı yılın temmuz ayında Ankara'da ölmüştür. Yani mimar, son eseri sayılan binanın temel törenini göremedi. İngilizce Vikipedi binanın iki buçuk yılda tamamlandığını ve beş yüz yatılı öğrenci için tasarlandığını yazar. Aynı kaynağa göre arsa, Atatürk Orman Çiftliği'nden simgesel bir bedelle alınmış üç yüz altmış dekarlık bir alandı. O yıllarda yerleşke Ulus'a dört kilometre kadar uzaktaydı ve çevresi çorak bir araziydi; ağaçlandırma için artezyen kuyuları açıldı. Bugün çevrenizdeki yeşili bu bilgiyle birlikte görmek, bir okulun bozkırda nasıl kurulduğunu gözünüzde canlandırır. Yerleşkede 1930'da açılan spor salonunu Ernst Egli tasarlamıştır, 1960 sonrasında eklenen bazı yapıların ise ana binanın karakterini bozduğu yazılır.

Bina Orta Muallim Mektebi olarak kurulan, 1929'da Gazi adını alan ve 1976'da Gazi Eğitim Enstitüsü olan okulun evidir. İngilizce Vikipedi, okulun otuz binden fazla ortaokul öğretmeni yetiştirdiğini belirtir. Burada ders verenler arasında edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar ve müzik eğitimcisi Eduard Zuckmayer vardır, mezunları arasında Rıfat Ilgaz ve Fakir Baykurt sayılır. Binada 1979'da kurulan Resim Heykel Müzesi ile Mimar Kemaleddin Müzesi bulunur; ziyaret koşullarını üniversiteden önceden sorun. Çatıda bir gözlemevi olduğu, ancak bugün çalışmadığı yazılır. Cebinizde yirmi liralık banknot varsa arka yüzüne bakın; 2009'dan beri bu binanın ve Kemaleddin'in portresinin orada olduğunu göreceksiniz. Bir sonraki durak batıdaki Atatürk Orman Çiftliği içindedir, oraya kısa bir taksi yolculuğuyla geçebilirsiniz.

Kaynak: Vikipedi, Gazi Üniversitesi; Wikipedia, Gazi Eğitim Enstitüsü; Küre Ansiklopedi, Mimar Kemaleddin Bey.

Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası, Beşevler'deki yerleşkenin ana yapısıdır ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında öğretmen yetiştirmek için kurulan Gazi Eğitim Enstitüsü'nün evi olarak yapılmıştır. Bina, Birinci Ulusal Mimarlık akımının öncüsü Mimar Kemaleddin'in son eseri olarak bilinir. Bugün içinde üniversitenin rektörlüğü, Gazi Eğitim Fakültesi'nin dekanlığı ve kütüphanesi bulunur. Konya'dan Beşevler'e Okul, Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü adıyla açıldı. İngilizce Vikipedi ve Bilkent Üniversitesi'ndeki bir tarih projesi okulun 1 Mart 1927'de Konya'da kurulduğunu yazar; Türkçe Vikipedi ise kuruluşu 1926 yılına verir. Bilkent çalışmasına göre okul 25 Mart 1927'de Ankara'ya taşındı. İngilizce Vikipedi'ye göre ilk öğrenciler, Türk dili ve edebiyatı bölümünde okuyan on altı yatılı öğrenciydi. Kurum Ankara'da önce Milli Eğitim Bakanlığı binasına, ardından Dışişleri Bakanlığı'nın boşalttığı yetersiz bir binaya geçti; bunun sebebi bakanlık binasının Afganistan Kralı Amanullah Han'ın resmi ziyaretinde konuk ağırlamak için ayrılmasıydı. Okul 1929'da Atatürk'ün "Gazi" unvanını adına aldı, 1976'da Gazi Eğitim Enstitüsü oldu ve 1982'de yeni kurulan Gazi Üniversitesi'ne bağlandı. Kalıcı bina için Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati'nin girişimiyle Atatürk Orman Çiftliği'nden sembolik bir bedelle 360 dönümlük arazi alındı. Temel 8 Ağustos 1927'de bir törenle atıldı. Kemaleddin Bey Temmuz 1927'de, Ankara Palas'ın şantiyesinde hayatını kaybettiği için yapının yükselişini göremedi. Basın Yayın arşivindeki bir fotoğrafın açıklamasına göre bina 1930'da tamamlandı ve projeye sonradan, aldığı talimat gereği Ernst Egli de bazı müdahalelerde bulundu. İngilizce Vikipedi inşaatın iki buçuk yılda bittiğini, maliyetin yaklaşık 1,746 milyon lira tuttuğunu ve binanın 500 yatılı öğrenci için tasarlandığını yazar. Yerleşke o zaman Ulus'tan yaklaşık dört kilometre uzakta, çıplak bir arazideydi ve yeşillendirme ancak artezyen kuyuları açıldıktan sonra mümkün oldu. Mimari Bina, Osmanlı ve Anadolu Selçuklu mimarisinin klasik öğelerini çağdaş bir kamu yapısında birleştiren Birinci Ulusal Mimarlık üslubundadır. Ön cephede merdivenle çıkılan, sütunlu ve kemerli bir giriş revakı bulunur; cephenin ortasında küçük bir kubbe yükselir, iki yandaki kanatlar ise saçaklı kulelerle sonlanır. Kültür Envanteri yapıyı Mimar Kemalettin yapıları ve Birinci Ulusal Mimarlık teması altında kaydeder. Bilkent çalışması, binanın bu akımın son ürünlerinden biri olması nedeniyle mimarlık tarihi açısından önemli olduğunu vurgular. Sonraki yıllarda yerleşkeye Egli'nin tasarladığı ve 1930'da açılan spor salonu ile beden eğitimi ve müzik binaları eklendi. İngilizce Vikipedi'ye göre 1960'tan sonra eklenen bazı yapılar ana binanın mimari karakteriyle uyuşmaz. Okulun izi Enstitü otuz binden fazla ortaokul öğretmeni, ilköğretim müfettişi ve okul yöneticisi yetiştirdi. Kadrosunda edebiyat dersleri veren Ahmet Hamdi Tanpınar ve müzik eğitimci Eduard Zuckmayer gibi isimler vardı. Rıfat Ilgaz ve Fakir Baykurt gibi yazarlar da bu okulun öğrencileri arasındaydı. İngilizce Vikipedi'ye göre Behçet Necatigil'in yazarlar sözlüğünde yer alan ve 1900'den sonra doğan 94 yazarın yarısından fazlası bu enstitüden mezundu. Cumhuriyet döneminin ilk kadın lise öğretmeni olarak anılan Fatma Refet Angın da mezunları arasındadır. Enstitü kuruluşundan itibaren kız ve erkek öğrencileri birlikte okutan yatılı bir okuldu. 1946'ya kadar atanan 31 köy enstitüsü müdürünün 24'ü de buradan mezun olmuştu. Türkçe Vikipedi'ye göre binada bugün bir fen ve tabiat bilimleri müzesi ile Gazi Resim ve Heykel Müzesi de yer alır. Ziyaret Bina etkin bir üniversite yönetim binasıdır; içeriye girişin koşullarını ve müzelerin açık olup olmadığını önceden Gazi Üniversitesi'nden öğrenin. Cephenin bütününü görmek için girişin karşısından, merdivenlerin önünden bakmak en iyisidir. Akşamüstü cephedeki aydınlatma kemerli revakı belirginleştirir. Ankaray'ın Beşevler istasyonu binaya yaklaşık bir kilometre uzaklıktadır. Aynı gün Akköprü ve MKE Sanayi ve Teknoloji Müzesi de kısa bir yolculukla gezilebilir.
4
Atatürk Evi (AOÇ)

Atatürk Evi (AOÇ)

~45 dk burada
Atatürk Orman Çiftliği içi, Gazi Mahallesi, Yenimahalle

Atatürk Evi, Atatürk Orman Çiftliği arazisinin içindedir ve çiftlik müdürlüğü tarafından işletilir. Çiftliğin resmi sitesi girişin ücretsiz olduğunu belirtir; ancak bayramlarda ve bakım dönemlerinde kapandığına dair duyurular da yayınlar, bu yüzden gelmeden siteye bakın. Bu durakta binayı dışarıdan başlayarak katman katman okumayı öneriyoruz. Önce karşısında durup cepheye bakın: ev üç katlıdır ve pembe renktedir. Resmi siteye göre ev, Selanik'teki doğum evinin aynı plan ve ölçülerle yapılmış bir örneğidir ve 10 Kasım 1981'de törenle ziyarete açılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ilçe sayfası ise 19 Mayıs 1981 tarihini verir; Vikipedi bu tarihin temel atma günü olduğunu yazar. Bu ayrıntı, kopyanın doğumun yüzüncü yılı için bir yıl içinde kurulduğunu gösterir.

Taş merdivenli kapıdan girdiğinizde zemin katta taşlığı, kileri ve hizmetçi odasını görürsünüz. Burada biraz durup evin işleyişini düşünün; eşyanın saklandığı ve günlük işin görüldüğü bölüm burasıdır. İkinci kata çıkınca sofa, mutfak, oturma odası ve misafir odası karşınıza çıkar. Sofanın odaları birbirine bağlayan bir hol gibi çalıştığına dikkat edin. Üçüncü katta yine bir sofa, Atatürk Odası ve Müze Odası vardır. Resmi site Atatürk Odası'nın ölçülerini 3,86 metreye 2,82 metre olarak verir; içeri girdiğinizde odanın ne kadar küçük olduğunu hissedeceksiniz. Zeminde kırmızı üzerine beyaz, yeşil ve siyah çiçekli bir kilim serilidir. Girişin sağındaki duvar boyunca bir kaide üzerinde tunçtan bir büst durur. Odanın ortasındaki kaideli Selanik mangalına, duvar boyunca dizilmiş hasır sandalyelere ve tavana asılı pirinç gaz lambasına bakın. Ziyaretçilerin görüşlerini yazdığı defter de bu odadadır, isterseniz bir not bırakabilirsiniz.

Müze Odası'nda kişisel eşyalar sergilenir. Resmi site gri bir takım elbiseyi, kasketi, frak takımını, silindir şapkayı, mareşal kasketini, atkıyı, kahve fincanını ve bastonu sayar. Bu eşyaları önceki duraktaki Gazi binasıyla aynı yıllara ait bir gündelik hayatın parçaları olarak düşünmek ilginçtir. Evden çıktıktan sonra bahçede biraz oturup çiftliğin manzarasına bakın. Vikipedi çiftliğin 1925'te kurulduğunu ve Ankara'nın en büyük yeşil alanı olduğunu yazar. Burada, rotanın başından beri söz ettiğimiz arazinin ne kadar geniş olduğunu kendi gözünüzle görürsünüz. Son durak Yumurtatepe kuzeydedir; kısa bir taksi yolculuğuyla Çamlıca yönüne geçin.

Kaynak: Atatürk Orman Çiftliği, Atatürk Evi; Vikipedi, Ankara Atatürk Evi Müzesi; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yenimahalle.

Ankara Ticaret Odası 1981'de Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin ölçü ölçü kopyasını çiftliğin içine yaptırdı; odalar dönem mobilyası ve fotoğraflarla döşenmiş. Kısa ama dokunaklı bir ziyaret, AOÇ gezinize yarım saat ekliyor. Çevresindeki çam korusu ve çay bahçesi yaz öğlenlerinde serin; dondurmanızı burada yiyin.
5
Yumurtatepe Tümülüsü

Yumurtatepe Tümülüsü

~30 dk burada
Çamlıca Mahallesi, Yenimahalle / Ankara

Yumurtatepe, Çamlıca Mahallesi'nde apartmanların arasında yükselen yuvarlak, yeşil bir tepedir. İlk bakışta bir park tümseği sanılabilir, ama burası birinci derece arkeolojik sit alanıdır. Ali Cengizkan'ın yazısına göre tepe 1972'de tescil edilmiş, 5 Mart 1991'de birinci derece arkeolojik sit olarak kayda geçmiştir. Bu yüzden tepenin üzerine çıkmadan önce çevredeki tabelalara ve uyarılara bakın; çıkışa izin verilmeyen bir yer varsa tepeyi kaldırımdan dolaşarak görmek de yeterlidir. Önce tepenin çevresinde yavaşça bir tur atın ve biçimini farklı açılardan izleyin. Adındaki yumurta benzetmesini en iyi yandan bakınca anlarsınız. Kültür Envanteri tepenin 1967'de ODTÜ'nün Frig nekropolü kurtarma projesinde yirmi numaralı tümülüs olarak belirlendiğini yazar.

Bu tepenin hikayesi bir yanılgının düzeltilmesidir, durağın keyfi de bunu yerinde düşünmekten gelir. Türkçe Vikipedi'ye göre belediyenin tepe üzerinde imar çalışması başlatması üzerine 1986 ile 1987 arasında Anadolu Medeniyetleri Müzesi kurtarma kazısı yaptı. Kazıda yüzeyin yarım metre altında oval planlı bir yapı kalıntısı bulundu. Vikipedi bu yapının yaklaşık yetmiş santimetre yüksekliğinde korunduğunu yazar. Tepenin zirvesine yakın durduğunuzda bu kalıntının ayağınızın hemen altında kaldığını düşünün. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü elektromanyetik yöntemle mezar odası aradı ve merkezin batısında on ila on beş metre derinlikte uygun bir boşluk olabileceğini saptadı, ancak kazı bir sonuç vermedi. Kültür Envanteri'ne göre vardılan sonuç, tepenin bir Frig tümülüsü olmadığı, burada Eski Tunç Çağı'na tarihlenen stratejik bir merkez bulunduğudur. Vikipedi de yerin büyük bir yerleşim olmadığını, bir karakol gibi kullanılmış olabileceğini yazar. Cengizkan ise yazısında tepeyi Frig dönemine bağlar; yani tarihleme bugün de tartışmalıdır.

Tepenin bir de anı tarafı var. Cengizkan'ın aktardığı Münir Hayri Egeli anılarına göre Atatürk çiftliğin ana yolunun karşısındaki bu küçük tepe için bir gün şöyle der: "Şu küçük tepede bana küçük ve güzel bir mezar yapılabilirdi." Tepe bu yüzden anılarda Hatıralar Tepesi adını alır. Aynı yazıya göre Ernst Egli'nin çiftlik planında bu çevre Şehitler Tepesi olarak adlandırılmıştır. Cengizkan, Ankara'da otuzdan fazla tümülüs bilindiğini, Beştepe adının da çiftlikteki beş tümülüsten geldiğini hatırlatır. Uygun bir yerden kuzeye bakarsanız Çamlıca'nın ve Demetevler'in apartmanlarını görürsünüz. Rotayı bitirmek için M1 metrosunun Demetevler istasyonuna yürüyün; kuş uçuşu bir buçuk kilometre kadardır.

Kaynak: Kültür Envanteri, Yumurtatepe; Vikipedi, Yumurtatepe Tümülüsü; Ali Cengizkan, Yetkin Report.

Yumurtatepe, Yenimahalle'de Çamlıca ile Demetevler mahallelerinin arasında, Atatürk Orman Çiftliği arazisinin kuzey ucuna yakın yükselen, adını yumurtaya benzeyen biçiminden alan yapay bir tepedir. Çevresindeki apartman bloklarının ortasında birdenbire beliren bu yeşil tümsek, Ankara'nın şehir dokusunun içinde kalmış eski höyük ve tümülüslerinden biridir. Hikayesi ise iki ayrı katmandan oluşur: biri arkeolojinin, öbürü erken Cumhuriyet'in hatıralarının katmanı. Tümülüs mü, yerleşim mi Ankara'nın batısındaki tümülüsler uzun süre Frig dönemi gömü tepeleri olarak bilindi ve kayıtlar Yumurtatepe'yi de bu grubun içinde saydı. Kültür Envanteri'ne göre tepe, 1967'de ODTÜ Frig Nekropolü Kurtarma Projesi kapsamında 20 numaralı tümülüs olarak belirlenmişti. Yenimahalle Belediyesi alanda imar çalışması başlatınca, 1986 ile 1987 arasında Anadolu Medeniyetleri Müzesi bir kurtarma kazısı yaptı. Kazıda tepenin en üst kısmında, yüzeyin yaklaşık yarım metre altında, oval planlı ve 70 santimetre yüksekliğinde bir yapı kalıntısı bulundu. Mezar odasını aramak için Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü elektromanyetik yöntemle bir araştırma yaptı. Bu araştırma, tepenin merkezinin batısında, 10 ila 15 metre derinlikte mezar odasına uygun bir boşluk olabileceğini gösterdi, ancak kazılardan bir sonuç alınamadı. Bu çalışmaların sonucunda araştırmacılar burasının bir Frig tümülüsü olmadığı, Eski Tunç Çağı'na ait küçük bir merkez olduğu yorumuna vardı. Kültür Envanteri bu merkezi Eski Tunç Çağı III dönemine tarihlenen stratejik bir yer olarak tanımlar, Vikipedi ise büyük bir yerleşim değil bir karakol olarak kullanılmış olabileceğini yazar. ODTÜ'den Ela Alanyalı Aral ve arkadaşlarının Ankara batı tümülüsleri üzerine 2023 tarihli makalesi de ODTÜ haritasındaki yirmi tümülüsten Yumurtatepe'nin tümülüs olmadığının tespit edildiğini not eder. Buna karşılık mimarlık tarihçisi Ali Cengizkan, 2024'te yayımlanan yazısında tepeyi literatürdeki 20 numaralı Frig tümülüsü olarak ele alır. Kısacası adındaki "tümülüs" sözcüğü kalmış, ama bilimsel yorum kaynaklara göre değişmektedir. Ankara'nın batı tümülüsleri Yumurtatepe'yi anlamak için çevresindeki tümülüs ağına bakmak gerekir. Tümülüsler toprak yığılarak yapılan anıt mezar tepeleridir ve Alanyalı Aral'ın makalesine göre bu gelenek Trakya'dan göç eden Friglerle Anadolu'ya taşınmış, sonraki kültürlerce de sürdürülmüştür. Aynı makale Ankara'nın MÖ 8. yüzyılda Frigler tarafından kurulduğunun düşünüldüğünü ve batı tümülüslerinin ilk kez 1910'da İngiliz arkeolog Reginald Campbell Thompson'ın bir makalesinde krokiyle ele alındığını yazar. Bilinen yirmi tümülüsün on dokuzu kent merkezinin batısında, biri kuzeybatısındadır. Bunlardan yalnızca 9 ve 10 numaralı tümülüsler, çevrelerinden geçen yollarla zedelenmiş olsalar da biçimlerini bugün hala okutabilecek durumdadır. Araştırmacılar bu tepelerin antik yolları izleyerek Engürü Ovası'ndan Atatürk Orman Çiftliği, Beşevler ve Bahçelievler yönüne uzanan bir dizi oluşturduğunu düşünür. Cengizkan da Atatürk Orman Çiftliği'ndeki merkez yükseltinin Beştepe adını oradaki beş tümülüse borçlu olduğunu hatırlatır. Yumurtatepe tümülüs olmasa bile bu dizinin kuzey ucunda, aynı manzaranın parçası olarak durur. Hatıralar Tepesi Cengizkan'ın yazısı tepenin ikinci bir adını hatırlatır. Münir Hayri Egeli'nin anılarına göre Atatürk, Orman Çiftliği'nin idare odasında yeni yapılar konuşulurken, Ankara ile İstanbul yolunu çiftliğe bağlayan yolun karşısındaki küçük tepe için bir tesis önerisini geri çevirmiş ve burada kendisi için sade bir kabir düşlediğini anlatmıştı. Egeli'ye göre tepe bundan sonra Hatıralar Tepesi diye anıldı. Cengizkan, çiftliğin planlamasında görev alan Ernst Egli'nin 1930'ların ortasındaki planında bu tepeleri ve çevresini Şehitler Tepesi adıyla koruma altına aldığını da aktarır. Bu anlatı, Anıtkabir'in sonradan Rasattepe'de yapılmasından önceki düşüncelerin ilginç bir izidir. Koruma ve ziyaret Cengizkan'ın aktardığına göre tepe 14 Ocak 1972'de tescil edilmiş, 5 Mart 1991'de birinci derece arkeolojik sit olarak kayda geçmiştir. Tepeyi en iyi çevredeki yollardan, alçak bir açıdan görmek mümkündür. Commons'taki eski bir fotoğrafın açıklamasına göre tepenin üstünden Çamlıca, Urankent ve Demetevler'in yapıları geniş bir açıyla izlenebiliyordu. Birinci derece sit alanı olduğu için tepenin yamaçlarına tırmanmayın, toprağı kazımayın ve yerden bir şey toplamayın. Tepeye çıkışa izin verilip verilmediğine dair resmi bir duyuru bulamadık; bu konuda güncel bilgiyi Yenimahalle Belediyesi'nden ya da koruma kurulundan almak en doğrusudur. Fotoğraf için öğleden sonranın yan ışığı tepenin yumuşak hatlarını belirginleştirir. Ankara Metrosu M1 hattının Demetevler istasyonu tepeye kuş uçuşu yaklaşık bir buçuk kilometre uzaklıktadır. Yumurtatepe'yi Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Atatürk Evi ile aynı gezinin içine koymak, çiftliğin kuruluş yıllarıyla bu hatırayı yan yana düşünmenizi sağlar.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirYenimahalle, Ankara
TürKültürel
Durak5
Tarih15 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat