Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Yarımburgaz'dan Yalıköy'e Çatalca'da Sur, Mübadele ve Karadeniz
Rotalar6 Durak

Yarımburgaz'dan Yalıköy'e Çatalca'da Sur, Mübadele ve Karadeniz

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

İstanbul'u çoğumuz Boğaz'dan, tarihi yarımadadan ya da evimizle işimiz arasındaki metro hattından tanırız. Oysa şehrin batısında, Başakşehir'in son konutlarının bittiği yerden Karadeniz'e kadar uzanan geniş bir kırsal kuşak var ve İstanbul'un en eski hikayeleri tam da orada saklı. Bu rota o kuşağı tek bir günde, güneydoğudan kuzeybatıya doğru geçiyor.

Gün, Başakşehir'de Küçükçekmece Gölü'nün yukarısındaki Yarımburgaz Mağarası'nda başlıyor. Burası Türkiye'nin ve Avrupa'nın bilinen en eski insan izlerinden bazılarının bulunduğu yer; İstanbul'un insanlık tarihine açılan kapısı diyebiliriz. Oradan kuzeye, Şamlar Tabiat Parkı'nın fıstık çamları arasına çıkıyor ve 1820'lerin sonunda Sazlıdere'nin bir kolu üzerine yapılmış Şamlar Bendi'ni görüyoruz. Öğleye doğru Çatalca'nın ormanlık kuzeyinde, Bizans'ın başkenti dışarıdan gelen akınlara karşı korumak için Karadeniz'den Marmara'ya çektiği Anastasius Suru'nun ayakta kalan parçalarına varıyoruz. Ardından ilçe merkezine inip Türkiye'nin ilk göç temalı müzesi olan Çatalca Mübadele Müzesi'nde 1923 nüfus mübadelesinin insanlara dokunan yüzünü, çeyiz sandıklarından fotoğraf makinelerine uzanan eşyalar üzerinden okuyoruz. Günün ikinci yarısı Karadeniz'e ait. Çilingoz Tabiat Parkı'nda orman, dere ağzı, sazlık göl ve kumsal aynı koyda buluşuyor; rota da Yalıköy'ün uzun kumsalında, eski adıyla Podima'nın kıyısında gün batımıyla bitiyor.

Sıra hem zamanı hem coğrafyayı izliyor. Tarih öncesinden Bizans'a, oradan 20. yüzyılın göçlerine ve bugünün korunan doğasına doğru ilerliyoruz. Mağara ve bent sabah serinliğinde geziliyor, müze kapanmadan öğleden sonranın başında görülüyor, kıyıya ise ışığın en yumuşak olduğu saatte varılıyor. Anastasius Suru ile müze arasında güneye inip sonra yeniden kuzeye çıktığınızı fark edeceksiniz; surun ormanlık kuzey kesiminden ilçe merkezine, oradan Karadeniz'e giden yollar bu sırayı en akıcı hale getiriyor.

Pratik birkaç not: Rota tam gün sürüyor ve özel araç gerektiriyor; duraklar arasında orman yolları ve köy yolları var. Su, şapka ve rahat yürüyüş ayakkabısı alın. Mağara birinci derece sit alanı olduğu için içine girmeye çalışmayın, girişleri dışarıdan görün. Tabiat parklarına giriş ve kamp koşulları mevsime göre değişiyor, müzenin kapalı günü pazartesi; güncel bilgileri gitmeden önce resmi kaynaklardan kontrol edin. Karadeniz kıyısında deniz aniden derinleşebiliyor ve poyrazlı günlerde dalga yükseliyor; denize yalnızca sakin havada ve kıyıya yakın girin.

Süre: tam gün. En iyi zaman: Mayıs, haziran başı ve eylül; orman yolları kuru, Karadeniz kıyısı kalabalıktan uzak ve gün ışığı altı durağı bitirmeye yetiyor.. Ulaşım: Duraklar birbirinden uzak ve kırsal yollarla bağlı olduğu için rotayı özel araçla yapmak gerekir. Toplu taşımayla yalnızca parça parça gidilir: Çatalca merkezine Yenibosna'dan kalkan otobüsler, Yalıköy'e Yenibosna'dan ve Çatalca'dan otobüs bağlantısı var; güncel hat ve sefer bilgisini İETT'den kontrol edin.

Kaynaklar

Başakşehir, İstanbul
Rotalar
6 Durak
Mekanlarda ~7 sa 25 dk
Yol ~103,9 km · 2 sa 53 dk
Toplam ~10 sa 18 dk
15 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Yarımburgaz Mağarası

Yarımburgaz Mağarası

~40 dk burada
Altınşehir, Kayabaşı yolu, Başakşehir / İstanbul

Güne Başakşehir'in Altınşehir semtinin hemen kuzeyinde, Halkalı'dan Altınşehir'e gelen karayolunun yakınındaki kayalık tepede başlıyoruz. Mağara, Küçükçekmece Gölü'nün kuzey kıyısından yaklaşık bir buçuk kilometre içeride, Sazlıdere vadisine bakan bir yamaçta açılıyor. Aracı uygun bir yerde bırakıp tepenin eteğine yürüyün ve önce mağaranın genel duruşuna bakın. Kayalık, Eosen döneminden kalma kalkerden oluşuyor ve mağarayı bu kayanın içinden geçen yeraltı suyu oymuş. Karşınızda farklı yüksekliklerde iki ayrı ağız göreceksiniz. Üstteki ağız, yaklaşık on metre yüksekliğinde geniş bir salona açılan Yukarı Mağara'ya ait. Alttaki ağız ise kayanın derinliklerine kıvrılarak uzanan uzun bir tünel olan Aşağı Mağara'nın girişi. Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri projesinin kaydına göre alt tünel ağızdan yaklaşık iki yüz kırk metre sonra çatallanıyor ve kollardan biri daralarak sona eriyor. Bu durakta mağaranın içine girmeyi denemeyin, çünkü alan 2001'de birinci derece arkeolojik ve doğal sit ilan edildi. Ziyaretin asıl değeri, girişin önünde durup bu yerin neden bu kadar önemli olduğunu düşünmekte. Mağara 19. yüzyılın ortalarında bilim dünyasına tanıtıldı, ilk kazılar 1963'te Şevket Aziz Kansu'nun önderliğinde Kılıç Kökten'in yönetiminde yapıldı. 1986'da İstanbul Üniversitesi bir kurtarma kazısı yaptı, 1988 ile 1990 arasında ise aynı üniversite California Üniversitesi Berkeley ile ortak bir proje yürüttü. Bu kazılar mağaradaki en eski yerleşimin Alt Paleolitik Çağ'a uzandığını gösterdi. Alt mağarada mağara ayılarına ait binlerce kemikle birlikte çakmaktaşından yontulmuş aletler bulundu. Üst mağarada ise Neolitik, Kalkolitik ve Tunç çağlarına ait katmanlar var. Duvarlardaki hatıl deliklerinden üst salonun Bizans döneminde düzeltilerek bir yapı olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Buradan çıkan buluntuların bir kısmı bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergileniyor. Fotoğraf için sabahın yumuşak ışığı en iyisi, çünkü ağızlar güneye, vadiye bakıyor. Girişin önünden aşağıya, Sazlıdere vadisine ve göl yönüne doğru dönün; tarih öncesi insanın gördüğü manzaranın bugün konutlarla çevrili olduğunu fark edeceksiniz. Mağaranın çevresinde gölge az olduğu için yanınıza su alın. Bu tür yerlerde yarasa bulunduğu bilinir, ağızlara yakın yerlerde sessiz olun ve hiçbir taşı ya da toprağı yerinden oynatmayın. Durak kısa sürüyor ama günün geri kalanına zaman derinliği katıyor. Buradan kuzeye, Kayabaşı yönüne ilerleyerek Şamlar Tabiat Parkı'na geçiyoruz.

Kaynak: Başakşehir Belediyesi, TAY Projesi.

Yarımburgaz Mağarası, Başakşehir'in Altınşehir semtinde, Küçükçekmece Gölü'nün yaklaşık 1,5 kilometre kuzeyinde yükselen kayalık bir tepenin yamacına açılır. Başakşehir Belediyesi'nin tanıtımına göre İstanbul il merkezinin yaklaşık 22 kilometre kuzeybatısında, Altınşehir'in ise hemen kuzeyinde yer alır. Mağara, Eosen döneminden kalma kireçtaşının yeraltı suyuyla aşınmasıyla oluşmuştur ve ağızları Sazlıdere vadisine bakar. Birbirine bağlı iki bölümü vardır ve bunlar farklı yüksekliklerde açılan ayrı ağızlarla dışarıya çıkar. Yukarı Mağara yaklaşık 15 metreye 52 metre ölçülerinde, girişe yakın kesimde 10 metre kadar yüksekliğe ulaşan geniş bir salon görünümündedir. Aşağı Mağara ise önce galeri biçiminde başlar, sonra menderesler çizerek tepenin derinliklerine doğru tünel gibi ilerler. TAY Projesi kayıtlarına göre bu alt kol yaklaşık 600 metre sürer ve ağızdan 240 metre kadar içeride ikiye ayrılır. İki bölüm, girişe yakın bir noktada kısa ve eğimli bir geçitle birbirine bağlanır. Ağızlar Marmara Denizi seviyesinden yaklaşık 11 ile 18 metre yüksektedir. Kayalığın doğusunda Sazlıdere'ye dik uzanan kuru bir vadi, mağarayı oluşturan eski su yolunun izi olarak yorumlanır. Aşağı Mağara'da ana kayaya yalnızca ağız kesiminde ulaşılabildiği için mağaranın gerçek yüksekliği saptanamamıştır. Mağaranın bilim dünyasına girişi 19. yüzyılın ortalarına uzanır; ilk tanıtan kişi kaynaklarda Abdullah Bey olarak geçer. İlk kazılar 1963'te Şevket Aziz Kansu'nun önderliğinde, Kılıç Kökten yönetiminde Aşağı Mağara'nın girişinde yapıldı. 1964 ve 1965'te mağara karelere bölünerek daha sistemli biçimde kazıldı. 1986'da İstanbul Üniversitesi'nden Mehmet Özdoğan başkanlığında bir kurtarma kazısı gerçekleştirildi. 1988-1990 yıllarında ise İstanbul Üniversitesi ile Kaliforniya Üniversitesi (Berkeley) ortak bir proje yürüttü; kazıları Güven Arsebük yönetti, paleoantropolog F. Clark Howell da ekipteydi. Kazılar mağaradaki tortu birikiminin iki bölüm birlikte düşünüldüğünde 10 metreyi aştığını gösterdi. Yukarı Mağara'da yeniden eskiye doğru Bizans, Geç Roma, Kalkolitik, Neolitik ve daha eski evrelere ait katmanlar saptandı. Aşağı Mağara'da ise Paleolitik taş aletler, çok sayıda mağara ayısı kemiği ile birlikte bulundu. Bulunan aletler arasında çakmaktaşından yongalar, kuvarsit ve kuvarstan yapılmış parçalar vardır. Büyük memeli kalıntılarının çoğu ayılara aittir ve beş binden fazla fosil kemik ile diş ele geçmiştir. Yarımburgaz'ın yaşı için kaynaklar farklı rakamlar verir; Türkçe kaynaklar 400 bin yılı aşan bir geçmişten söz ederken, İngilizce Vikipedi'de özetlenen tarihleme çalışmaları Orta Pleistosen'in son evresine işaret eder. Kesin olan, mağaranın Trakya'da tabakalanmış Paleolitik buluntu veren ender yerlerden biri olmasıdır. Bizans döneminde Yukarı Mağara'nın duvarları düzeltilerek kilise olarak kullanıldı ve mağaranın dışında buna bağlı bir manastır yapısı bulunduğu belirtilir. Duvarlardaki hatıl delikleri, içeride kiremit örtülü bir çekme kat yapıldığını gösterir. Mağaradan çıkan bazı buluntular İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenmektedir. Mağara 2001'de 1. derece arkeolojik ve doğal sit alanı ilan edildi. 1988 kazısı sırasında, define arayıcılarına karşı her iki ağız demir parmaklıklarla kapatılmıştı. Bugün de ağızlarda parmaklık görülür ve mağaranın içine girilmez; ziyaret, kayalığın önündeki patikalardan dışarıdan yapılır. Koruma altındaki alanda kazı izlerine, kayalara ve parmaklıklara dokunmayın, zemindeki taşları yerinden oynatmayın. En iyi bakış, Aşağı Mağara'nın kemerli ağzının ve onun üstünde açılan Yukarı Mağara ağzının birlikte göründüğü yamaç dibidir. Kireçtaşı kayalığın biçimleri öğleden sonra yandan gelen ışıkta belirginleşir. Yağmurdan sonra yamaçtaki patikalar kayganlaşabileceği için tutunan bir ayakkabı tercih edin. Mağaraya Halkalı'dan Altınşehir'e uzanan karayolu üzerinden ulaşılır; güncel otobüs hatlarını İETT'den kontrol edin. Yakın çevrede Küçükçekmece Gölü kıyısı ile Sazlıdere vadisi, aynı günün ikinci yarısını doldurabilecek açık alanlardır.
2
Şamlar Tabiat Parkı

Şamlar Tabiat Parkı

~1 sa 15 dk burada
Şamlar Mahallesi, Başakşehir / İstanbul

Şamlar Tabiat Parkı'na Kayabaşı Mahallesi ile Şamlar Köyü'nden geçip Eski Edirne Yolu'nu Arnavutköy'e bağlayan güzergahtan ulaşılıyor. Başakşehir Belediyesi'nin tarifine göre Gaziosmanpaşa yoluyla Arnavutköy'e yaklaşırken Nokta mevkiinden sola inen asfalt yol parka götürüyor. Parkın altı giriş kapısı var; adresi belediye ve kaymakamlık kayıtlarında Başakşehir olarak geçse de kapılardan bazıları Arnavutköy sınırına yakın düşüyor. Alan, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün listesinde 11 Temmuz 2011 tarihinde tabiat parkı olarak yer alıyor. İçeri girdiğinizde ilk dikkatinizi çekecek şey fıstık çamlarının altında açılan geniş düzlükler olacak. Bu düzlüklerde yön levhaları, ahşap piknik masaları, çocuk oyun alanı, tuvalet ve lavabo gibi donatılar düzenlenmiş. Bu durakta piknik yapmak yerine kısa bir orman yürüyüşüne çıkmanızı öneririz. Yürüyüş yollarını izleyerek çamların arasından vadiye doğru inin ve suyun sesini takip edin. Parkın tarihi yapısı, Sazlıdere'nin en büyük kollarından biri olan Şamlar Deresi üzerindeki Şamlar Bendi. Başakşehir Kaymakamlığı'nın kaydına göre bent II. Mahmut döneminde, 1826 ile 1828 yılları arasında yapıldı. Yüksekliği on metreyi biraz aşıyor, tepe genişliği on iki metreyi, taban genişliği ise on beş metreyi geçiyor. Bendin önünde durup gövdenin tabana doğru nasıl genişlediğine bakın; suyu tutan duvarın kalınlığı aşağıda artıyor. İstanbul'un Osmanlı dönemindeki suyunun önemli bir bölümü bu tür bentlerle biriktirilip şehre iletiliyordu. Bu yüzden Şamlar, mağaradan sonra rotanın ikinci zaman katmanını, şehrin suyla kurduğu ilişkiyi temsil ediyor. Belediye sayfası ormanda tilki ve şahin gibi yabani hayvanların yaşadığını anlatıyor; yürürken gözünüz ağaç tepelerinde olsun. Fotoğraf için bendin gövdesini dere tarafından, suyun yansımasıyla birlikte çekmeyi deneyin. Hafta sonları alan aileler ve gruplarla kalabalıklaşıyor, bu yüzden sabah saatleri daha sakin. Parkta ateş yakma ve mangal kuralları alanın işletmesine bağlı; levhalara uyun ve çöpünüzü geri götürün. Gölgede kısa bir mola verip suyunuzu tazeleyin, çünkü sonraki durak uzun bir sürüş gerektiriyor. Belediye sayfası ormanın fıstık çamlarının yanında çok değişik ağaç türlerini barındırdığını belirtiyor. Bakanlık listesinde Şamlar, İstanbul'daki pek çok tabiat parkıyla aynı gün ilan edilmiş; rotanın beşinci durağı Çilingoz da aynı tarihi taşıyor. Yürüyüşün sonunda kapıya dönerken çam iğneleriyle kaplı zeminin sesini dinleyin, kent gürültüsünün burada ne kadar çabuk kaybolduğunu fark edeceksiniz. Buradan batıya, Çatalca'nın ormanlık kuzeyine doğru yola çıkıyor ve Anastasius Suru'nun ayakta kalan kesimine gidiyoruz.

Kaynak: Başakşehir Kaymakamlığı, Başakşehir Belediyesi, DKMP.

Şamlar Tabiat Parkı, Başakşehir'in kuzeyinde, Kayabaşı Mahallesi ile Şamlar arasından geçerek Eski Edirne Yolu'nu Arnavutköy'e bağlayan güzergahın üzerinde yer alan ormanlık bir mesire alanıdır. Belediye kaynaklarında Kayabaşı Şamlar Tabiat Parkı adıyla da geçer. Alan, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün tabiat parkları listesinde İstanbul'daki parklardan biri olarak yer alır ve 11 Temmuz 2011'de tabiat parkı ilan edilmiştir. Park adını sınırları içinde bulunduğu Şamlar Mahallesi'nden alır. Şamlar, 2013'ten önce köy olan ve komşuları Kayabaşı, Haraççı ve Hacımaşlı olan bir mahalledir. Sazlıdere baraj gölü ve Şamlar Ormanı da bu mahallenin sınırları içindedir. Barajın 1996'da tamamlanmasıyla köy topraklarının bir bölümü sular altında kaldı ve köy halkının bir kısmı yaklaşık 1 kilometre ötede kendilerine ayrılan yere yerleşti. Bu yüzden bugün Eski Şamlar ve Yeni Şamlar diye iki kesimden söz edilir. Mahalledeki eski köy camisinin 1839'da yapıldığı ve koruma altında olduğu belirtilir. Komşu Sazlıdere Barajı, içme suyu üretmek amacıyla 1991-1996 yılları arasında inşa edilmiştir. Bölgenin su tarihi de dikkate değer. Başakşehir Kaymakamlığı'nın tanıtımına göre Sazlıdere'nin en büyük kollarından Şamlar Deresi üzerindeki Şamlar Bendi, II. Mahmud döneminde, 1826-1828 yılları arasında yapıldı. Bent 10,14 metre yüksekliğinde olup tepe genişliği 12,22, taban genişliği ise 15,58 metredir. Ormanın ortasındaki derelerin vaktiyle şehrin suyunu besleyen bir havzanın parçası olduğunu bilerek yürümek, gezinin anlamını değiştirir. Parkın orman örtüsünde iğne yapraklı ağaçlar baskındır. Fıstık çamı, kızılçam ve karaçamın yanında tüylü meşe, mazı meşesi, dişbudak, kestane, gürgen ve kızılağaç da görülür. Alt katta funda, kocayemiş, laden, katırtırnağı, defne ve kuşburnu gibi çalılar yer alır. Alanda yapılan çalışmalarda toplam 95 farklı bitki saptandığı belirtilir. Kızıl sincap, tilki, tavşan, kirpi, çakal ve yaban domuzu ormanda yaşayan hayvanlar arasında sayılır. Belediye tanıtımı, fıstık çamlarının altındaki geniş düzlüklerde şahinlerin de görülebildiğini anlatır. Park, devlet ormanı statüsündeki bir alanda kuruludur ve doğal orman örtüsüyle yakındaki baraj gölü, flora ve fauna çeşitliliğini artırır. Hayvanları görme şansınızı artırmak için yollardan ayrılmadan ve sessizce yürüyün. Mesire alanının altı giriş kapısı vardır. İçeride yön levhaları, tuvaletler, lavabolar, mescit, çocuk oyun alanı ve ahşap piknik masaları bulunur. Hafta sonları aileler, arkadaş grupları ve dernekler burayı piknik ve yürüyüş için kullanır. Sakin bir yürüyüş isteyenler için hafta içi sabah saatleri daha uygundur. Ormanın içindeki toprak yollar çam iğneleriyle kaplıdır ve uzun yürüyüşlere elverişlidir. Kışın ve yağmurdan sonra yollar çamurlaşabileceği için su geçirmeyen bir ayakkabı faydalı olur. Ateş yakma, mangal ve kamp kuralları tabiat parkı yönetmeliğine bağlıdır; gelmeden önce güncel kuralları ve açık alanları işletmeden öğrenin. Orman yangını riskinin yüksek olduğu yaz aylarında özellikle dikkatli olun ve çöpünüzü geri götürün. Parka, Gaziosmanpaşa yönünden Arnavutköy'e giden yolda Nokta mevkiinden sola inen asfalt yolla ulaşılır. Belediyeye göre toplu taşıma araçlarıyla da gelinebilir; güncel hatları İETT'den kontrol edin. Aynı gün Yarımburgaz Mağarası'nı da görmek isteyenler için iki yer de Başakşehir'in kuzey ve güney ucunda, birbirine araçla kısa mesafededir.
3
Anastasius Suru (Uzun Duvar)

Anastasius Suru (Uzun Duvar)

~1 sa burada

Anastasius Suru'nun en iyi korunmuş kesimleri Çatalca'nın ormanlık kuzeyinde, Karacaköy çevresinde duruyor. İngilizce Vikipedi maddesi kalıntıların görülebildiği yerler olarak Karacaköy'deki Gümüşpınar kavşağını, Yalıköy'deki Hisartepe'yi, İhsaniye'de Pınarca'yı ve Kurfallı köyünü sayıyor. Bu durakta Karacaköy yakınındaki orman içi kesime yönelin, çünkü sur en iyi bu kuzey ormanlarında korunmuş. Aracı köy yolunda güvenli bir yere bırakıp kısa bir yürüyüşle duvara yaklaşın. Önce duvarın kesitine bakın; Türkçe kaynaklar dış yüzlerin kesme taşla kaplandığını, içinin ise horasan harçlı moloz dolguyla yapıldığını anlatıyor. Yer yer farklı malzeme ve teknik görülmesi, sonraki yüzyıllarda yapılan onarımların izi olarak kabul ediliyor. Kalınlık için kaynaklar üç metreyi biraz aşan değerler veriyor, korunmuş bir parçada yüksekliğin beş metreyi geçtiği ölçülmüş. Sur, Bizans imparatoru I. Anastasios'un adını taşıyor ve imparatorun 507 ile 512 arasında yaptırdığı ya da yenilediği kabul ediliyor. İngilizce kaynak, istihkamın daha önce, I. Leon ve Zenon dönemlerinde de var olduğuna dair izler bulunduğunu belirtiyor. Duvar Karadeniz kıyısındaki Evcik İskelesi'nden başlayıp Silivri'nin batısında Marmara kıyısına iniyordu. Uzunluğu için kaynaklar elli iki ile elli altı kilometre arasında değerler veriyor. Hattın merkezinde, Karacaköy yakınında iki yüz elli metreye üç yüz metrelik dikdörtgen bir ordugah bulunduğu biliniyor. Duvarın uzunluğu yüzünden az sayıda askerle korunmasının zor olduğu ve batıdan gelen akınların onu defalarca aştığı kaynaklarda ortak bir not. Evliya Çelebi de Seyahatname'de Silivri'den Terkos'a uzanan bu hattın burçlarını, temellerini ve hendeklerini hala görülebilir diye anlatır. Duvar boyunca birkaç yüz metre yürüyün ve kesilmiş taşların çevredeki köy yapılarında yeniden kullanıldığını hatırlayın; uzunluğun yarısından fazlasının bu yolla söküldüğü yazılıyor. Kalıntılar korumalı birer anıt, bu yüzden duvarın üstüne çıkmayın ve taşlara dokunmamaya özen gösterin. Ormanın gölgesinde fotoğraf için duvarın yüzeyine yandan vuran ışığı bekleyin. Orman yollarında yağmurdan sonra çamur olabilir, bot giymek işinizi kolaylaştırır. Yol kenarında hayvan otlatılan alanlardan geçerken kapıları kapalı bırakın. Kaynaklar sur boyunca geçit yerlerinde dikdörtgen planlı kapı tahkimatları bulunduğunu ve halkın bunlara bedesten dediğini aktarıyor. Türkçe Vikipedi, 1898'de iyi durumda olan bu kapı istihkamlarının sonradan yok edildiğini yazıyor. Çatalca Belediyesi ise suru Çin Seddi'nden sonra dünyanın en büyük savunma duvarı olarak tanıtıyor. Buradan güneye, Çatalca merkezine inerek Kaleiçi'ndeki Mübadele Müzesi'ne geçiyoruz.

Kaynak: Kültür Envanteri, Vikipedi.

Anastasius Suru, Bizans döneminde İstanbul'u Trakya yönünden gelen saldırılara karşı korumak için Karadeniz'den Marmara Denizi'ne kadar çekilmiş uzun bir savunma hattıdır. Altıncı yüzyıl yazarları ve sonraki kaynaklar ona Uzun Duvar adını verir. Sur adını, 491 ile 518 yılları arasında hüküm süren Bizans İmparatoru I. Anastasios'tan alır. Kaynaklara göre imparator duvarı 507 ile 512 arasında yaptırmış ya da yenilemiştir; Çatalca Kaymakamlığı ise tarih olarak 507 ile 511 yıllarını verir. İngilizce kaynaklar, bu hatta bir tahkimatın daha İmparator I. Leon döneminde 469'da ve Zenon döneminde 478'de var olduğuna dair izler bulunduğunu da not eder. Altıncı yüzyılda yazan Prokopios'a göre şehirden yaklaşık 65 kilometre uzakta yapılan duvar çok uzundu, aceleyle yapıldığı için yeterince güçlü değildi ve korunması büyük bir asker gücü gerektiriyordu. Duvarın uzunluğu konusunda kaynaklar farklı rakamlar verir. İngilizce Vikipedi duvarın başlangıçta yaklaşık 56 kilometre uzunluğunda olduğunu yazar. Feridun Dirimtekin'in hesabı ise yaklaşık 52 kilometredir. Çatalca Kaymakamlığı 45 kilometrelik bir uzunluk verir ve bunun 22 kilometrelik kısmının bugün de ayakta olduğunu belirtir. Sur, Karadeniz kıyısında Evcik İskelesi denilen yerden başlar, kısa bir mesafe batıya uzandıktan sonra güneybatıya döner ve Hisartepe'ye ulaşır. Oradan Karacaköy yakınından geçer, birkaç dereyi aşar ve Kurfallı ile Gümüşpınar arasındaki yolun kenarından güneye iner. Kurfallı'nın içinden geçen hat, Fener köyünün batısından ilerleyerek Silivri'nin batısında, Karınca Burnu'nda Marmara kıyısına ulaşır. İngilizce kaynaklar kalıntıların bugün Karacaköy'deki Gümüşpınar kavşağında, Yalıköy'deki Hisartepe'de, İhsaniye'deki Pınarca'da ve Kurfallı köyünde görülebildiğini belirtir. Duvarın kalınlığı 3,3 metre, yüksekliği ise 5 metrenin üzerindeydi. Dış yüzler kesme taşla kaplanmış, iç kısım horasan harcıyla bağlanan moloz dolguyla doldurulmuştu. Bazı yerlerde farklı teknik ve malzeme görülmesi, sonraki dönemlerde yapılan onarımların izi olarak kabul edilir. Hattın üzerinde burçlar, kapılar, kaleler, hendekler ve bir askeri yol bulunuyordu. Duvarda sürekli asker tutmak mümkün olmadığından gerisinde kışlalar ve ordugahlar kurulmuştu; Karacaköy yakınındaki ordugah yaklaşık 250 metreye 300 metre ölçüsündedir. Geçit yerlerinde dikdörtgen planlı kapı tahkimatları vardı ve dışarıdan içeri ancak bu küçük avlulardan geçilerek girilebiliyordu. Halk, köşelerinde kule bulunduğu anlaşılan bu kapı yapılarına bedesten adını vermiştir. Oldukça iyi korunmuş bir parça Arabacı Kapısı denilen yerde ölçülmüştür; orada yaklaşık 30 metrelik bir bölüm 5 metreden yüksek, 3,15 metre kalınlığında kalmıştır. Kaynaklar duvarın İstanbul'u korumada beklenen işi göremediğini, batıdan gelen akınların onu defalarca aştığını yazar. Uzun hattı sınırlı bir garnizonla tümüyle savunmak zordu ve aceleyle yapılan duvar yeterince sağlam değildi. İngilizce kaynaklar duvarın 7. yüzyılda bırakıldığını söylerken, Türkçe kaynak onarımların 10. ya da 11. yüzyıla kadar sürdüğünü aktarır. Yüzyıllar içinde taşlarının büyük bölümü çevredeki köylerde yeni yapılarda kullanıldı. Evliya Çelebi Seyahatname'de Silivri'den Terkos'a kadar burçların, temellerin ve hendeklerin hala seçilebildiğini, çevre köylerin han ve imaretlerinin bu duvarın taşlarıyla yapıldığını anlatır. Alman araştırmacı Schuchhardt'ın 1898'de iyi durumda gördüğü kapı tahkimatları sonradan yok olmuştur. Duvarın en iyi korunan kesimi bugün kuzeydeki ormanlık alanlardadır. Bugün duvarı görmek planlı bir gezi ister, çünkü kalıntıların büyük bölümü ormanın içinde ve köy yollarından uzaktadır. En kolay başlangıç noktası, kaynakların da işaret ettiği Karacaköy ve Gümüşpınar çevresidir. Burada duvarın iri kesme taşlardan örülmüş yüzü, sık bitki örtüsünün arasından izlenebilir. Kalıntılar korunması gereken bir tarihi yapı olduğu için duvara tırmanmamak ve taşlara zarar vermemek gerekir. Çatalca merkezine otobüsle gelip oradan köylere giden hatları kullanmak mümkündür, ancak kalıntılara ulaşmak çoğu zaman araç ve yürüyüş gerektirir. Ormanlık kesimlere kapalı ayakkabı, su ve çevrimdışı bir haritayla çıkmak, dikenli çalılara karşı uzun pantolon giymek doğru olur. Kaymakamlığın andığı Kurşun Germe ve Ballı Germe su kemerleri de Gümüşpınar yakınındadır ve aynı bölgede görülebilir. Kuzeyde Yalıköy ve Çilingoz'un Karadeniz kumsalları, duvarın denize kavuştuğu kıyıya yakın durur.
4
Çatalca Mübadele Müzesi

Çatalca Mübadele Müzesi

~1 sa burada
Kaleiçi Mahallesi, Bahar Sokak No. 4, Çatalca / İstanbul

Mübadele Müzesi, Çatalca'nın merkezinde, Kaleiçi Mahallesi'nde ilçe meydanına yakın duruyor. Lozan Mübadilleri Vakfı'nın sayfasına göre müze üç bölümden oluşuyor: ana bina, Mübadele Meydanı ve kültür evi. Ziyarete küçük meydandan başlayın ve ana binanın cephesine bakın. Vakfın aktardığına göre yapının 1913 ile 1923 arasında Rum bir işletmeci tarafından ticari bir yer olarak kullanıldığı söyleniyor. Mübadeleden sonra hazineye geçti, Ziraat Bankası şubesi oldu, 1961'de satıldı ve bir dönem biçki dikiş kursu olarak kullanıldı. 1967'de Ölçer ailesi binayı satın aldı ve yıllar sonra müze olarak kullanılmak üzere vakfa tahsis etti. Restorasyon projesi vakfın mimar üyeleri tarafından hazırlandı ve müze İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında, Çatalca Belediyesi ile birlikte kuruldu. Müze 20 Aralık 2010'da açıldı ve Türkiye'nin ilk göç temalı müzesi olarak anılıyor. İçeride vitrinleri sırayla gezin ve önce dokumalara bakın. Çeyizlik el dokuması çarşaflar, kanaviçe işli perdelikler, yastık kılıfları ve masa örtüleri koleksiyonun büyük bölümünü oluşturuyor. Müzik bölümünde Selanik doğumlu besteci Faiz Kapancı'ya ait bir ut, mandolin ve nota defteri sergileniyor. Mutfak ve ev eşyaları arasında bakır sahanlar, tepsiler, toprak küpler, demir ütüler ve gaz lambaları var. Fotoğraf ve belge bölümünde Girit'in ilk fotoğrafçılarından Hamza Rüstem Bey'in kullandığı fotoğraf makinesi ile negatif baskı camları dikkat çekiyor. Aynı bölümde mübadillere ait mal tasfiye talepnameleri ve Osmanlı dönemi haritaları da yer alıyor. Kültür Envanteri kaydı, Çatalca'dan giden Rumların bıraktığı etnografik eserlerle Yunanistan'dan gelip yerleşen mübadillerin getirdiği eşyaların birlikte sergilendiğini belirtiyor. Bu iki yönlü anlatım müzeyi bir savaş hikayesinden çok, evini değiştirmek zorunda kalan ailelerin hikayesine dönüştürüyor. Eşyaların yanındaki küçük etiketleri okumaya zaman ayırın; çoğu bir ailenin adını ve geldiği yeri taşıyor. Müze pazartesi günleri kapalı, diğer günlerin ziyaret saatlerini gitmeden önce vakfın sitesinden kontrol edin. Çıkışta Kaleiçi'nin dar sokaklarında kısa bir yürüyüş yapın; Vikipedi'ye göre Balkan Savaşı sırasında yangından kurtulan tek mahalle burasıydı. Kültür Portalı müzede aile büyüklerinin giyim eşyalarının, yazılı belgelerin ve anı eşyalarının sergilendiğini belirtiyor. Belgeler arasında 19. yüzyılın sonlarında yayımlanan Sabah gazetesinin nüshaları da bulunuyor. Vikipedi'ye göre mübadeleyle Çatalca'dan giden Rumlar Yunanistan'da Nea Çatalca adlı bir yerleşim kurdu. Müzeden sonra kuzeye, Karadeniz kıyısına doğru uzun bir sürüş başlıyor; yola çıkmadan önce ihtiyaçlarınızı merkezde tamamlayın.

Kaynak: Lozan Mübadilleri Vakfı, Kültür Portalı, Kültür Envanteri.

Çatalca Mübadele Müzesi, Çatalca'nın eski çekirdeği olan Kaleiçi Mahallesi'nde, ilçe meydanına çok yakın bir sokakta duran küçük ama yoğun bir müzedir. Türkiye'nin göç temalı ilk müzesi olarak tanıtılır ve 20 Aralık 2010'da ziyarete açılmıştır. Müzenin konusu, 1923'te Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak imzalanan sözleşmeyle Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan zorunlu nüfus değişimidir. Bu değişime tabi tutulan insanlara mübadil denir ve müzedeki eşyaların büyük kısmı onların ailelerinden gelir. Kaynaklara göre değişimin çok büyük bölümü 1923 ile 1924 yılları arasında yaşanmıştır. Çatalca bu hikayenin tam ortasında duran bir kasabadır. Çatalca Kaymakamlığı'nın ilçe tarihi sayfasına göre mübadeleden sonra Çatalca'daki Rum nüfus Yunanistan'a gitmiş ve orada Nea, yani Yeni Çatalca adını verdikleri bir yerleşim kurmuştur. Yunanistan'dan gelen çok sayıda aile ise Çatalca merkezine ve boşalan köylere yerleşmiştir. Aynı sayfa, ilçe halkının büyük bölümünün Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve mübadele dönemlerinde gelen insanlardan oluştuğunu da belirtir. Müze bu yüzden uzak bir tarihten çok, ilçenin bugünkü nüfusunun köklerinden söz eder. Müze fikri, 2001'de kurulan Lozan Mübadilleri Vakfı'nın en baştaki hedefleri arasındaydı. Vakıf, kuruluşundan sonraki yıllarda Çatalca Kaleiçi'ni bu iş için en uygun yer olarak gördü ve Çatalca Belediyesi ile ortak çalışma protokolü imzaladı. Proje Aralık 2008'de İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'na sunuldu ve uzun bir değerlendirmeden sonra Haziran 2010'da kabul edildi. Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini vakfın üyesi olan iki yüksek mimar hazırladı. Vakfın anlatımına göre inşaat, dekorasyon ve sergi düzeni için dört aya yakın bir süre kalmıştı ve çalışmalar 18 Aralık 2010'da tamamlandı. Kültür Portalı da müzenin Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları kapsamında, vakıf ile belediyenin işbirliğiyle açıldığını yazar. Müze ana bina, mübadele meydanı ve kültür evi olmak üzere üç bölümden oluşur. Ana bina, kırmızı tuğla duvarları ve taş çerçeveli yüksek kemerli pencereleriyle sokaktan kolayca seçilen tek katlı bir yapıdır. Vakfa göre yapı mübadeleden önce bir Rum işletmecinin elindeydi ve 1913 ile 1923 arasında bir işletme olarak kullanılıyordu. Mübadeleden sonra hazineye geçen bina bir dönem banka şubesi olarak hizmet verdi, 1961'de satıldı ve o yıllarda içinde biçki dikiş kursu açıldı. Yapı 1967'den beri aynı ailenin mülkündedir ve aile binayı müze olarak kullanılmak üzere vakfa tahsis etmiştir. Kültür Envanteri kaydı da binayı 20. yüzyıla ait, dükkan türünde bir yapı olarak sınıflar. Vitrinlerde en geniş yeri çeyizlikler tutar. El dokuması çarşaflar, kanaviçe işli perdelik kumaşlar, yastık kılıfları, masa örtüleri ve nakışlı süslemeler, ailelerin yanlarında getirebildiği en kıymetli eşyaların neler olduğunu gösterir. Müzik bölümünde Selanik doğumlu besteci Faiz Kapancı'nın udu ile bir mandolin, bir darbuka ve bir nota defteri sergilenir. Mutfak ve ev eşyaları arasında sedef saplı kaşıklar, bakır sahan ve tepsiler, ibrikler, porselen çay takımı, toprak küpler, demir ütüler ve gaz lambaları yer alır. Fotoğraf ve belge bölümünde Girit'in ilk fotoğrafçılarından sayılan Hamza Rüstem Bey'in adada kullandığı fotoğraf makinesi ve negatif baskı camları görülür. Aynı bölümde mübadele dönemine ait belgeler, mübadillerin mal tasfiye talepnameleri, Osmanlı dönemi haritaları, eski pullar ve 19. yüzyılın sonunda yayımlanmış bir gazetenin nüshaları bulunur. Kültür Envanteri, Çatalca'dan giden Rumlardan kalan etnografik eserlerin de mübadillerin getirdiği eşyalarla birlikte sergilendiğini not eder. Böylece müze, değişimin iki yönünü aynı küçük mekanda yan yana koyar. Bu müzeyi gezmenin en iyi yolu, eşyaların yanındaki açıklamaları acele etmeden okumak ve belgelerin tarihlerine tek tek bakmaktır. Sergi alanı küçük olduğu için tur kısa sürer, ama aile fotoğrafları ve talepnameler dikkatle incelendiğinde zaman kendiliğinden uzar. Vakfın sayfasına göre müze pazartesi günleri kapalıdır; güncel ziyaret saatlerini ve giriş koşullarını gitmeden önce vakfın sitesinden kontrol edin. Kültür Portalı, Çatalca'ya Yenibosna'dan kalkan otobüslerle ulaşılabileceğini belirtir; hat ve sefer bilgisini İETT'nin güncel kaynaklarından teyit etmek gerekir. Müzeden çıkınca Kaleiçi'nin dar sokaklarında ve ilçe meydanında kısa bir yürüyüş yapmak, mübadillerin yerleştiği kasabayı yerinde görmenin en kolay yoludur. Kaymakamlığın verdiği bilgiye göre Çatalca, yüzölçümü bakımından İstanbul'un en büyük ilçesidir ve il merkezine 56 kilometre uzaklıktadır. Gün planına ilçenin kuzeyindeki Anastasius Suru kalıntılarını ya da Karadeniz kıyısındaki Çilingoz Tabiat Parkı'nı eklemek, aynı gezide tarih ile doğayı birleştirir.
5
Çilingoz Tabiat Parkı

Çilingoz Tabiat Parkı

~2 sa burada
Binkılıç, Çatalca / İstanbul

Çilingoz Tabiat Parkı, Çatalca'nın Karadeniz kıyısında, Binkılıç'ın kuzeyinde bir koyda yer alıyor. İngilizce Vikipedi maddesine göre parka iki yönden gidiliyor: güneyden Binkılıç üzerinden orman yoluyla ya da doğudan Terkos Gölü, Ormanlı, Karacaköy ve Yalıköy hattını izleyerek. Yalıköy'den parka yaklaşık on kilometrelik bir yol var. Park, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün listesinde 11 Temmuz 2011 tarihiyle tabiat parkı olarak kayıtlı. Bölge zengin bitki ve hayvan varlığı nedeniyle 2005'te yaban hayatı koruma sahası ilan edildi, bu yüzden burada avlanmak sürekli olarak yasak. Girişte aracı bırakın ve koyun düzenini anlamak için önce kumsala yürüyün. Koyun kuzeyinde bin iki yüz metre uzunluğunda, ince kumlu bir plaj uzanıyor. Çilingoz Deresi kuzeye akarak denize dar bir kumlu ağızla kavuşuyor ve ağzın gerisinde sazlıklarla çevrili geniş bir göl oluşturuyor. Bu durağın en güzel yanı, orman, dere, göl ve denizin birkaç yüz metre içinde yan yana durması. Kumsaldan dere ağzına doğru yürüyün ve tatlı suyun tuzlu suyla buluştuğu çizgiye bakın. Ardından sazlık gölün kıyısında sessizce bekleyin; parkta karabatak, leylek, şahin ve ağaçkakan gibi kuşların yaşadığı kaydediliyor. Orman kenarına geçtiğinizde doğu kayını, kızılağaç, gürgen ve meşeyi, altlarında da ormangülü, defne, mersin ve kocayemişi göreceksiniz. Kumluk alanlarda yetişen bitkiler de ayrı bir topluluk oluşturuyor, kumulların üstüne basmamaya özen gösterin. Koyun iki yanındaki yarlar ve kayalıklar fotoğraf için iyi bir çerçeve sunuyor; öğleden sonra ışık denizin üzerinden geliyor. Park kamp, oltayla balık tutma, yürüyüş ve piknik için kullanılıyor; giriş ve kamp koşulları mevsime göre değiştiği için güncel bilgiyi gitmeden önce resmi kaynaklardan öğrenin. Denize girmek isterseniz yalnızca sakin havada, kıyıya yakın yüzün. Karadeniz'de poyraz çıktığında dalga hızla büyüyebiliyor ve akıntı tehlikeli hale gelebiliyor. Bu durağa iki saat ayırdık, çünkü kumsal yürüyüşü, dere ağzı ve orman kenarı acele etmeden gezildiğinde bu süreyi dolduruyor. Çöpünüzü geri götürün ve sazlık kıyısında yuva yapan kuşları rahatsız etmeyin. Vikipedi'ye göre kıyı sularında barbunya, istavrit, kefal ve palamut, dere ve gölün tatlı suyunda ise sazan ve yılan balığı yaşıyor. Parkın memelileri arasında karaca, tilki, sansar, sincap ve kirpi sayılıyor. Aynı kaynak parka en yakın konaklama seçeneklerinin Yalıköy'de olduğunu belirtiyor. Buradan doğuya, orman yolunu izleyerek rotanın son durağı Yalıköy'e geçiyoruz.

Kaynak: DKMP, Vikipedi.

Çilingoz Tabiat Parkı, Çatalca'nın Karadeniz kıyısında, Binkılıç'tan kuzeye uzanan orman yolunun sonunda açılan bir koyda yer alır. Park, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün tabiat parkları listesinde İstanbul'daki alanlardan biri olarak geçer. Listeye göre Çilingoz 11 Temmuz 2011'de tabiat parkı ilan edilmiştir ve bakanlığın 1. Bölge Müdürlüğü'ne bağlıdır. Parkı da içine alan bölge, zengin bitki ve hayvan varlığı nedeniyle 2005'te yaban hayatı koruma sahası ilan edilmiştir ve burada avlanmak sürekli olarak yasaktır. Parkın yüzölçümü için kaynaklar birbirini tutmayan rakamlar verdiği için burada bir alan ölçüsü yazmıyoruz. Parkı özel kılan, birkaç farklı doğal yapının tek bir koyda buluşmasıdır. Koyda plaj, orman, göl ve sazlık bir araya gelir. Kuzeyde yaklaşık 1.200 metre uzunluğunda ve 80 metre genişliğinde ince kumlu bir plaj uzanır. Çilingoz Deresi kuzeye doğru akar ve Karadeniz'e kavuştuğu yerde dar, kumlu bir ağız oluşturur. Derenin denize ulaşmadan önce yayıldığı yerde sazlıklarla çevrili geniş bir göl meydana gelir. Koyun iki yanında, ağaçlarla kaplı yamaçların altında açık renkli yarlar görülür. Bir gazete yazısı bu yarların, mağaraların, dere kenarlarının ve kumul üstündeki bitki örtüsünün sahile ayrı bir zenginlik kattığını anlatır. Ormanlık kesimde ağırlıklı olarak doğu kayını, doğu kızılağacı, gürgen ve Türkiye meşesi bulunur. Çalılar arasında ormangülü, tavşanmemesi, mersin, defne, funda ve koca yemiş sayılır. Kumlu alanlarda havacıva ve Onosma cinsinden altın çiçekli bir tür gibi kum bitkileri gözlenmiştir. Kaydedilen kuşlar arasında bıldırcın, karabatak, çulluk, şahin, puhu, ağaçkakan, karatavuk, leylek, saksağan ve saka vardır. Memeliler arasında karaca, tilki, sansar, çakal, sincap, kirpi ve tavşan sayılır; kaynaklar kurdu ve geyiği de listeler. Kıyı sularında barbunya, istavrit, kefal ve palamut, derenin tatlı sularında ise alabalık, sazan, tatlı su kefali ve yılan balığı yaşar. Kuş gözlemi için en verimli yer, sazlık gölün kıyısındaki sakin kesimdir. Park ziyaretçilere kamp, olta balıkçılığı, yürüyüş ve piknik imkanı sunar. Çadır ve karavan kampı için kiralanan alanlar vardır; kamp sezonu ve koşulları değişebildiği için güncel bilgiyi işletmeden öğrenmek gerekir. Parktaki ahşap bungalovlar orman teşkilatı personeline ayrılmıştır ve ziyaretçiye kiralanmaz. Parka ve plaja giriş ile araç girişi ücretlidir; tutarları gitmeden önce resmi kaynaklardan kontrol edin. Sahildeki kayalıklardan biri, yerel olarak Akvaryum diye anılan ve basamaklar halinde yükselen doğal bir kaya kütlesidir. Karadeniz kıyısında dalga ve akıntı çabuk değişir, bu yüzden denize girmeden önce parktaki uyarı levhalarına uymak gerekir. Doğal alanı korumak için çöpü geri götürmek ve sazlık kıyısında kuşları rahatsız etmemek ziyaretin temel kuralıdır. Parka iki yönden gidilir. Güneyden, Çatalca ya da Saray yönünden gelindiğinde Binkılıç'tan sonra orman yolu üzerinden yaklaşık 17 kilometre yol alınır. Doğu yönünden ise Terkos Gölü tarafından Ormanlı, Karacaköy ve Yalıköy üzerinden gelinir ve Yalıköy ile park arası yaklaşık 10 kilometredir. Binkılıç ve Yalıköy'e İstanbul'dan otobüsle gidilebilir, ancak oradan parka varmak için Binkılıç'tan taksi ya da Yalıköy'den kalkan dolmuşlar gerekir. Toplu taşımayla gelenlerin günün erken saatinde yola çıkması ve dönüş bağlantısını önceden planlaması akıllıca olur. Komşu Yalıköy Plajı ve daha güneyde Anastasius Suru'nun kuzey kesimi, aynı gün içinde birleştirilebilecek duraklardır. Sessiz bir gün için hafta içini, yürüyüş için ise sıcağın bastırmadığı bahar ve sonbahar sabahlarını seçmek akla yatkındır.
6
Yalıköy Plajı

Yalıköy Plajı

~1 sa 30 dk burada
Yalıköy, Çatalca

Rotanın son durağı Yalıköy, İstanbul'un Trakya'daki en uç kıyı yerleşimlerinden biri ve eski adı Podima. Köy, Istranca Dağları'nın devamı olan ormanlarla üç yanından çevrili bir kıyıda kurulmuş. İngilizce Vikipedi'ye göre burası tarihte Rumların yaşadığı bir kasabaydı ve 1923 nüfus mübadelesinde Yunanistan'dan gelen altmış kadar Türk ailesi buradaki boşalan evlere yerleştirildi. Böylece günün başında müzede okuduğunuz hikaye, burada bir köyün gerçek sokaklarında karşınıza çıkıyor. Aracı köyün içinde bırakıp kumsala yürüyün ve önce kıyının uzunluğuna bakın. Bir haber kaynağına göre köyün kumsalı yaklaşık on iki kilometre boyunca uzanıyor. Kumsalda Podima taşı diye anılan, dalgaların şekillendirdiği rengarenk çakıllar dikkat çekiyor. Aynı kaynak bu çakılların eskiden renklerine ve boylarına göre ayrılıp İstanbul'a taşındığını ve ev ve saray bahçelerinin döşemesinde kullanıldığını anlatıyor. Bölgenin kumu da ekonomik bir değer taşıyor; Vikipedi'ye göre Devlet Su İşleri Yalıköy kumunu su arıtmasında kullanıyor. Köyün başlıca geçim kaynakları ormancılık ve balıkçılık. Bu durakta önerimiz denize girmekten çok uzun bir kıyı yürüyüşü yapmak. Kumsal boyunca yürüyün, dalgaların kıyının girintilerine vuruşunu izleyin ve rüzgarın değişimini hissedin. Yazın başı ve sonu kıyının en sakin olduğu dönemler, gün batımına doğru ışık kumun üzerinde uzun gölgeler bırakıyor. Denize girmek isterseniz poyraz yoksa ve deniz sakinse kıyıya yakın yüzün; deniz bazı noktalarda aniden derinleşiyor. Yalıköy'ün Hisartepe kesiminde Anastasius Suru'nun kalıntıları da kaydediliyor; vaktiniz kalırsa sur hattının denize yakın ucunu gözünüzde canlandırın. Böylece öğlen ormanın içinde gördüğünüz duvarın Karadeniz'e ne kadar yakın bittiğini fark ediyorsunuz. Vikipedi mahallenin 2022 nüfusunu bin dört yüz seksen dört kişi olarak veriyor. Haber kaynağı köylülerin ince ve denize katman katman uzanan kumlarıyla övündüğünü anlatıyor. Yakındaki bir tesisin cam sanayisi için hammadde olarak silis çıkardığı da kaydediliyor. Kumsaldan çakıl toplamayın, çünkü kıyının dokusu bu taşlarla korunuyor. Dönüş yolu ormanlık ve karanlıkta dikkat isteyen bir yol, bu yüzden gün batımını izledikten sonra fazla oyalanmadan yola çıkın. Yalıköy'den Çatalca merkezine ve Yenibosna'ya otobüs bağlantısı da var; toplu taşımayla dönecekseniz son sefer saatini önceden İETT'den kontrol edin. Gün, şehrin en eski izinden Karadeniz'in kıyısına uzanan bir yolculukla burada tamamlanıyor.

Kaynak: CNN Türk, Vikipedi.

Çatalca'nın Karadeniz kıyısında, yaklaşık iki kilometre uzunluğunda bir plaj. Suyu temiz ama çok sığ değil ve çoğunlukla dalgalı. Kalabalıktan uzaklaşmak isteyenler için listedeki en geniş kumsal. Duş, soyunma kabini, tuvalet ve cankurtaran hizmeti bulunuyor.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirBaşakşehir, İstanbul
TürRotalar
Durak6
Tarih15 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat