Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Ortahisar'dan Sobesos'a Ürgüp'ün Kalesi, Peribacaları ve Taş Köyü
Kültürel4 Durak

Ortahisar'dan Sobesos'a Ürgüp'ün Kalesi, Peribacaları ve Taş Köyü

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Kapadokya'yı çoğu ziyaretçi peribacaları ve kaya oyma yerleşimler üzerinden tanır. Bu rota aynı manzarayı Ürgüp çevresinde tek bir günde dört farklı katmanıyla okumayı önerir: insanların oyarak içinde yaşadığı dev bir kaya, doğanın aşındırarak biçimlendirdiği bir peribacası grubu, yüz yıl önce zenginleşmiş bir kasabanın taş konakları ve toprağın altından çıkarılan bir Roma kenti. Duraklar kuzeyden güneye dizilir ve her biri bir öncekinin sorusuna cevap verir.

Gün Ortahisar'da, kasabanın ortasından yükselen ve halkın Sivrikaya dediği kaya kalede başlar. Kaynaklara göre tüften oluşan bu doğal kütlenin içi odalar, merdivenler ve tünellerle oyulmuştur; kale çatlaklar nedeniyle 2003'te ziyarete kapatılmış, uzun bir izleme ve güçlendirme çalışmasından sonra yeniden açılmıştır. Kasabanın yamaçlarındaki kaya depoları ise Ortahisar'ın bugün de süren bir geleneğini, tüfün sabit serinliğinde ürün saklamayı gösterir.

İkinci durak, Nevşehir–Ürgüp yolu üzerindeki Üç Güzeller'dir. Halkın baba, anne ve çocuk diye adlandırdığı bu üç bitişik peribacası, Nevşehir Valiliği'nin anlattığı jeolojik süreci en açık biçimde gösteren yerlerden biridir: yumuşak tüf aşınırken üstteki dirençli başlık gövdeyi korur. Burada aynı zamanda bu oluşumların ne kadar kırılgan olduğunu da görürsünüz.

Üçüncü ve en uzun durak, eski adı Sinasos olan Mustafapaşa'dır. Köy, 19. yüzyılda kasaba dışında ticaretle zenginleşen ahalisinin yaptırdığı kesme taş konaklar, anıtsal kapılar, çeşmeler ve bir taş köprüyle tanınır; 1924 nüfus mübadelesinden sonra köye başka bir topluluk yerleşmiş ve köy bugünkü adını almıştır. Bu durağı aracı köyün girişinde bırakıp yürüyerek geçirin.

Gün, Şahinefendi köyündeki Sobesos'ta biter. 2002'de başlayan kazılarla ortaya çıkan bu Roma ve Bizans yerleşimi, kayaya oyulmuş Kapadokya köylerinin aksine açık araziye kurulmuş bir kenttir; mozaikli bir villa ve L biçimli bir hamam burada en çok dikkat çeken kalıntılardır. Rotanın sırası bu yüzden bilinçlidir: sabah kayanın içinde başlayan gün, akşamüstü taşın toprakta kurduğu bir kentte kapanır.

Duraklar arası sürüşler kısadır, yalnız Mustafapaşa'dan Sobesos'a giden yol daha uzundur. Üç Güzeller'den Mustafapaşa'ya geçerken Ürgüp merkezinden geçersiniz; Kültür Portalı Mustafapaşa'yı Ürgüp'ün yaklaşık beş kilometre güneyinde, Sobesos'un bulunduğu Şahinefendi köyünü ise Ürgüp'e yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta verir. Kalede basamaklar dar ve diktir, rahat ayakkabı giyin, yanınıza su ve şapka alın. Kalenin ve Sobesos'un giriş koşullarını, açık olup olmadıklarını yola çıkmadan işleten kurumların güncel duyurularından kontrol edin.

Süre: tam gün. En iyi zaman: İlkbahar ya da sonbaharın açık bir gününde sabah erken yola çıkın; kalenin basamaklarını serinlikte çıkar, Mustafapaşa'nın sokaklarını öğle sıcağından önce ya da ikindi ışığında yürürsünüz.. Ulaşım: Rota araçla gezilir: Ortahisar Nevşehir–Ürgüp yoluna yaklaşık bir kilometre, Mustafapaşa Ürgüp'ün yaklaşık beş kilometre güneyindedir, ama son durak Sobesos'un bulunduğu Şahinefendi köyü Ürgüp'e yaklaşık 25 kilometre uzaktadır ve oraya gitmek için kendi aracınız ya da kiralık bir araç gerekir. Duraklarda aracı bırakıp yürüyerek gezin.

Kaynaklar

Ürgüp, Nevşehir
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~5 sa 40 dk
Yol ~23,2 km · 39 dk
Toplam ~6 sa 19 dk
19 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Ortahisar Kalesi

Ortahisar Kalesi

~1 sa 15 dk burada
Kale Sokak, Ortahisar, Ürgüp / Nevşehir

Rotaya Ortahisar'da, kasabanın ortasından yükselen kaya kalenin dibinde başlayın. Kültür Portalı kasabanın Ürgüp–Nevşehir yoluna yaklaşık bir kilometre uzaklıkta olduğunu ve kalenin ana yoldan görülebildiğini yazar. Bu yüzden kasabaya girmeden önce yol kenarında güvenli bir yerde durup kaleyi, evlerin arasından yükselen tek bir kütle olarak uzaktan görmek iyi bir başlangıçtır. Kasabalılar bu kayaya Sivrikaya der; İngilizce Vikipedi kasabanın Bizans dönemindeki adının Potamia olduğunu da not eder. Kalenin yüksekliği kaynaklarda farklı verilir: Kültür Portalı elli metrenin üzerinde der, Küre Ansiklopedi ve Kapadokya Kültür Yolu yaklaşık 86 metre, İngilizce Vikipedi ise 90 metre yazar. Hangi rakamı alırsanız alın, kaya tüften oluşmuş doğal bir kütledir ve içi insan eliyle oyulmuş odalar, merdivenler ve tünellerle doludur. Kalenin ne zaman oyulmaya başlandığı kesin olarak bilinmez. Yerel kaynaklar ilk oymaları Hitit dönemine bağlar, Küre Ansiklopedi ise kesin tarihin bilinmediğini ve bölgede Roma ile Bizans dönemlerinin izlerine rastlandığını vurgular. Kültür Envanteri'nin aktardığı yerel anlatıya göre kale, 1470'te İshak Paşa'nın Karamanoğulları üzerine yürüdüğü seferde Uçhisar ve Başhisar kaleleriyle birlikte Osmanlı yönetimine geçti. Kaleye giden yokuşu yürüyerek çıkın, çünkü Vikipedi'nin anlattığı gibi Ortahisar'da evler kaleye doğru basamak basamak yükselir ve bu düzeni en iyi yürürken görürsünüz. Yolda eski taş evlerin dış merdivenlerine bakın. İngilizce Vikipedi bu evlerin üst katlarının çoğunlukla harçsız tüf bloklarla örüldüğünü ve üst kata tüf levhalardan yapılmış bir dış merdivenle çıkıldığını anlatır. Aynı kaynak daha yeni yapıların aynı taşın düzgün kesilmiş bloklarından yapıldığını ve dış duvarlarının beyaz kireçle kaplandığını da yazar. Kale girişine vardığınızda giriş koşullarını ve güncel ziyaret bilgisini Ortahisar Belediyesi'nin duyurularından kontrol edin. Kalenin bugün yeniden gezilebilmesi uzun bir koruma çalışmasının sonucudur. World Architecture Community'de yayımlanan proje tanıtımına göre kale, doğal çatlakların yarattığı kaya düşmesi ve göçme riski nedeniyle 2003'te ziyarete kapatıldı. Aynı tanıtıma göre 2011'de kayaya çatlak ölçerler, rüzgar, nem ve sıcaklık algılayıcıları ile ivme ölçerler yerleştirildi, daha önce ulaşılamayan bölümlere bir tırmanış ekibiyle ek algılayıcılar takıldı ve sesli ışıklı bir alarm sistemi kuruldu. Küre Ansiklopedi kalenin güvenlik önlemleri alındıktan sonra 2013'te yeniden turizme kazandırıldığını yazar. İçerideki basamaklar dar ve yer yer diktir; çıkarken ellerinizi boş tutun, fotoğrafı düzlüklerde durup çekin. Tepeye ulaştığınızda Küre'nin anlattığı panoramik manzara açılır ve çevredeki vadiler, peribacaları ve kasabanın damları ayaklarınızın altına serilir. Kültür Envanteri'nin birlikte andığı Uçhisar ve Başhisar adları, bu bölgede savunmanın neden hep böyle yüksek kayalara kurulduğunu hatırlatır. Kaleden inerken kasabanın vadilere bakan yamaçlarındaki kapılara dikkat edin, çünkü bunların bir kısmı Ortahisar'ın ünlü kaya depolarıdır. Vikipedi'ye göre neredeyse bütün vadilerin yamaçlarına oyulan bu depolarda yörede yetişen patates ve elmanın yanında Akdeniz Bölgesi'nden getirilen portakal ve limon saklanır. İngilizce Vikipedi tüf mağaraların yaz kış yaklaşık 10 derecede kaldığını ve ürünlerin burada dokuz aya kadar bekletildiğini yazar. Vikipedi'ye göre kasaba bu depolar nedeniyle Kapadokya'nın ambarı diye anılır ve 2026'da Uluslararası Cittaslow Birliği'ne katılarak bölgenin ilk sakin şehri olmuştur. Aynı kaynak depoların bir kısmının bugün konaklama ve yeme içme yeri olarak kullanıldığını da belirtir; kullanımdaki bir depoya izinsiz girmeyin, dışarıdan bakıp geçin. Kalenin fotoğrafını kasabanın alt sokaklarından, evlerin damlarını ön plana alarak çekin; tüfün rengi sabah ve ikindi ışığında daha sıcak görünür. Buradan Nevşehir–Ürgüp yoluna dönüp doğuya, Ürgüp girişine doğru kısa bir sürüş sizi bir sonraki durağa, Üç Güzeller'e götürür.

Kaynak: Kültür Portalı, Ortahisar Kalesi; Küre Ansiklopedi, Ortahisar Kalesi; World Architecture Community, Ortahisar Castle Conservation Project; Vikipedi, Ortahisar.

Ortahisar Kalesi, Ürgüp ilçesine bağlı Ortahisar beldesinin tam ortasında yükselen, içi insan eliyle oyulmuş dev bir tüf kayasıdır. Duvarları örülerek kurulmuş bir kale değildir; volkanik kayanın kendisi zamanla bir savunma ve barınma yapısına dönüştürülmüştür. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde yürütülen bir araştırma projesi onu Nevşehir bölgesinin en büyük peribacası olarak tanımlar. Kasabanın yerlileri kayaya Sivrikaya da der. Yüksekliği konusunda kaynaklar aynı rakamı vermez. Türkçe kaynakların çoğu yaklaşık seksen altı metreden söz eder, İngilizce Vikipedi doksan metre yazar, Kültür Portalı ise yalnızca elli metrenin üzerinde olduğunu söyler. Hangi rakam alınırsa alınsın, kaya kasabanın evlerinin üstünde tek başına bir kule gibi durur ve Ürgüp ile Nevşehir arasındaki yoldan uzaktan seçilir. Kalenin ne zaman oyulmaya başlandığı kesin olarak bilinmiyor. Kültür Portalı ve yerel kaynaklar ilk oyukların Hititler döneminde açıldığını düşünür; Küre Ansiklopedisi bölgede Roma ve Bizans dönemlerine ait izler bulunduğunu, kayanın Bizans döneminde savunma için kullanıldığını yazar. Yerel kaynaklara göre Fatih Sultan Mehmet'in komutanlarından İshak Paşa 1470 yılında Başhisar, Uçhisar ve Niğde kaleleriyle birlikte Ortahisar'ı da alarak bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı. Osmanlı döneminde kayanın eteğinde yerleşim yoğunlaştı ve bugünkü kasaba dokusu biçimlendi. Kayanın içi çok katlı bir yapı gibi çalışır. Odalar, dar merdivenler ve tüneller birbirine bağlanır; bu sistem hem barınmak hem de korunmak için kullanılmıştır. Tüfün yumuşaklığı kayayı oymayı kolaylaştırırken, kalın kaya kütlesi içerideki sıcaklık farklarını dengeleyen doğal bir yalıtım sağlar. Bu yüzden bazı odalar uzun süre depo olarak kullanıldı ve elma, patates, ayva gibi ürünler burada saklandı. Kalenin adı, bölgedeki üç kaya kalesine dair yerel bir anlatıyla birlikte anılır. Tr Vikipedi'nin Uçhisar maddesine göre halk arasında en uçtaki kaleye Uçhisar, ortadaki bölgeyi denetleyene Ortahisar, yönetim merkezine ise Başhisar dendiği anlatılır. Bu bir halk açıklamasıdır ve kaynaklar bunu kesin bir tarih bilgisi olarak sunmaz. Kasabanın kendisi de kaleyle birlikte okunmalıdır. Evler kaleye doğru basamak basamak yükselir ve eski yapıların üst katları çoğunlukla harçsız örülmüş tüf bloklarından yapılmıştır. Bu taş binaların bir bölümü eskiden yalnızca erzak saklamak için kullanılırdı ve üst kata çoğu zaman dışarıdaki taş merdivenle çıkılır. Çevredeki vadilerde kaya oyma yapılar da bulunur, ama Ortahisar'ı ayıran şey kayaya oyulmuş soğuk hava depolarıdır. Bu depolar Ortahisar'ı Kapadokya'nın ambarı yapan şeydir. Tüfe oyulmuş mağaralarda iç sıcaklık yaz ve kış yaklaşık on derece civarında sabit kalır. Burada patates, elma ve soğanın yanında Mersin'den getirilen portakal ve limon da aylarca enerji harcamadan saklanır. Kasaba 2026 yılında Uluslararası Cittaslow Birliği'ne katıldı ve bu doğal depolama geleneği üyeliğin gerekçeleri arasında öne çıktı. Kalenin yakın tarihi bir koruma hikayesidir. Kayadaki doğal çatlaklar ve kaya düşmesi riski nedeniyle kale 2003 yılında ziyarete kapatıldı. Ortahisar Belediyesi'nin başlattığı restorasyon projesi kapsamında 2011 yazında kayaya çatlak ölçerler, rüzgar, nem ve sıcaklık sensörleri yerleştirildi. Daha önce ulaşılamayan bölümlere dağcılardan oluşan bir ekiple çıkılarak ek ölçerler takıldı ve tepe noktasına titreşimi ölçen hassas ivme ölçerler kondu. Ölçümlere dayalı bir erken uyarı sistemi kuruldu, kayanın bilgisayar modeli de deprem davranışını incelemek için kullanıldı. Küre Ansiklopedisi kalenin güvenlik önlemleri alındıktan sonra 2013 yılında yeniden turizme açıldığını yazar. Bugün kaleye kasabanın içinden, Kale Sokak tarafından yaklaşılır ve tepeye çıkan patika ile merdivenler izlenir. Zirve, çevredeki vadileri, peribacalarını ve Ürgüp yönündeki ovayı geniş bir açıyla gösteren bir seyir terasıdır. Basamaklar dik ve yer yer dardır, bu yüzden tabanı kaymayan bir ayakkabı giymek ve küçük çocukların elinden tutmak yerinde olur. Kaleyi en iyi görmek için önce aşağıdan, kasabanın meydanından bakın. Kayanın yüzeyindeki oda ağızları ve pencere boşlukları sabah ışığında daha net seçilir. Ardından evlerin arasındaki sokaklarda dolaşıp taş depoların kapılarına ve dış merdivenlere bakmak, kasabanın kaleyle nasıl büyüdüğünü anlamayı kolaylaştırır. Ortahisar, Ürgüp'ün yaklaşık beş kilometre batısında, Nevşehir yoluna yakın konumdadır. Kültür Portalı kasabanın Ürgüp ile Nevşehir arasındaki ana yola bir kilometre uzaklıkta olduğunu belirtir. Kaleye giriş koşulları, açık olduğu günler ve ücret bilgisi değişebildiği için ziyaretten önce yerel belediyenin ve Kültür Portalı'nın güncel duyurularını kontrol edin. Kale, Ürgüp ve Uçhisar'la aynı gün içinde birleştirilebilecek kısa bir duraktır.
2
Üç Güzeller Peribacaları

Üç Güzeller Peribacaları

~40 dk burada
Nevşehir-Ürgüp yolu, Temenni Mahallesi, Ürgüp / Nevşehir

Ortahisar'dan Nevşehir–Ürgüp yoluna dönüp Ürgüp'e doğru ilerlediğinizde Üç Güzeller yol kenarında sizi karşılar. CNN Türk'ün haberi bu peribacası grubunun Nevşehir–Ürgüp yolunda bulunduğunu ve iki büyük ile bir küçük peribacasından oluştuğunu yazar. Anadolu Ajansı kaynaklı Haber7 haberine göre halk bu üç gövdeyi baba, anne ve çocuk olarak tanımlar ve birbirine bitişik durmaları onları bölgenin simgelerinden biri yapmıştır. Aracınızı düzenlenmiş alanda bırakın ve önce seyir noktasına çıkın; CNN Türk ziyaretçilerin Üç Güzeller'i seyir tepesinden izlediğini anlatır. Buradan peribacalarının arkadaki vadiyle birlikte nasıl tek bir manzara kurduğunu görürsünüz. Şimdi gözünüzü gövdelerin tepesindeki koyu renkli başlıklara çevirin, çünkü bu durağın asıl dersi jeolojidir. Nevşehir Valiliği'nin peribacaları sayfası, volkanik faaliyetlerle bölgeye yayılan tüf tabakalarının yağmur ve rüzgarla aşındığını ve farklı yükseklikte kaya sütunlarının bu yolla ortaya çıktığını anlatır. Aynı sayfaya göre bazı oluşumların üst kısmında daha dirençli kayaçlar korunur, konik gövdeler ve kaya başlıkları da bu yüzden belirginleşir. Üç Güzeller'de bu mekanizmayı ders kitabı açıklığında görürsünüz: sert başlık, altındaki yumuşak gövdeyi yağmura karşı bir şemsiye gibi korur. Başlığın gövdeye oturduğu çizgiye bakın, iki farklı kayacın renk ve doku farkı orada en açık biçimde okunur. Valilik bu oluşumların aşınmasının hala sürdüğünü ve peribacalarının değişen iklim koşulları ile insan faaliyetleri karşısında hassas bir miras olduğunu vurgular. Bu hassasiyetin izlerini Üç Güzeller'de çıplak gözle görmek mümkündür. CNN Türk'ün haberi bazı ziyaretçilerin gövdelere isim kazıdığını, kalp çizdiğini ya da sprey boyayla yazı yazdığını ve bunun binlerce yılda oluşan yapıları tahrip ettiğini aktarır. Gövdelere dokunmayın, üzerlerine tırmanmayın ve çevredeki yumuşak toprak sırtlarda yol dışına basmayın. Peribacalarının adıyla ilgili bir de halk anlatısı vardır. Bengütürk'ün aktardığı anlatıya göre bir kralın kızı halktan bir çobana aşık olur, ikisi saraydan kaçar ve yıllar sonra bir çocukları olur. Anlatı, peşlerine düşen askerler aileyi vadide bulduğunda üçünün birlikte peribacasına dönüştüğünü söyler. Bu bir efsanedir, ama gövdelere bakarken iki büyük ve bir küçük peribacasının neden bir aileye benzetildiğini anlamak zor değildir. Haber7'deki habere göre Ürgüp Belediyesi alanın çevresini düzenlemiş ve bölgenin güzel atlar diyarı adından esinlenerek alana at figürleri yerleştirmiştir. Bu figürler fotoğraf için kurulmuş bir dekordur; peribacalarını tek başına çekmek isterseniz birkaç adım yana çekilip kareyi yeniden kurun. Fotoğraf için sabahın ya da ikindinin yan ışığını seçin, çünkü alçak açılı ışık gövdelerin üzerindeki aşınma çizgilerini belirginleştirir. Haber7 alandaki ziyaretçi yoğunluğunun gün boyu sürdüğünü yazar; kalabalıksız bir kare için güne erken başlamanın faydası burada da görülür. Bu durakta uzun kalmanıza gerek yok, ama acele de etmeyin, çünkü sonraki iki durak doğanın biçimlendirdiği kayalardan insan eliyle kurulan taş yerleşimlere geçer. Üç Güzeller'den Ürgüp merkezine inip güneye, Kültür Portalı'na göre Ürgüp'ün yaklaşık beş kilometre güneyindeki Mustafapaşa'ya yönelin.

Kaynak: Nevşehir Valiliği, Peribacaları; CNN Türk; Haber7 (Anadolu Ajansı); Bengütürk.

Üç Güzeller, Nevşehir-Ürgüp yolu üzerinde, Ürgüp'e birkaç dakikalık mesafede yan yana duran peribacası grubudur. Kültür Portalı bu mevkiyi Üç Güzeller ya da Çatalkaya Seyir Tepesi adıyla tanıtır ve Kapadokya'nın simge yerlerinden biri sayar. Farklı boylardaki peribacalarının bir arada durması, onları bölgenin en çok fotoğraflanan manzaralarından biri yapmıştır. Grupta iki büyük ve bir küçük peribacası bulunur. Her birinin gövdesi açık renkli tüften oluşur, tepelerinde ise koyu renkli, yassı bir taş başlık durur. Bu başlıklar gövdelerden daha geniştir ve uzaktan bakıldığında sütunların üstüne konmuş şapkalar gibi görünür. Haber kaynakları bu üç sütunu halk arasında baba, anne ve çocuk olarak tanımlar. Peribacalarının oluşumu Kapadokya'nın volkanik geçmişine dayanır. Erciyes Dağı, Hasan Dağı ve Göllüdağ çevresindeki püskürmeler bölgeye kalın kül ve tüf katmanları bıraktı. Yumuşak tüfün üstünde kalan daha sert kayaç parçaları, altındaki gövdeyi yağmur ve rüzgardan korudu. Çevredeki malzeme aşınıp taşındıkça korunan bölümler sütun olarak ayakta kaldı. Şapkanın önemi burada açıkça görülür. Başlığını yitiren bir peribacası hızla aşınır ve zamanla yok olur. Üç Güzeller'in başlıklarının hala yerinde olması, sütunların bugünkü biçimini korumasını sağlar. Ancak doğal aşınma sürmektedir ve valilik peribacalarını iklim koşulları ile insan etkisi karşısında hassas bir miras olarak tanımlar. Üç Güzeller adı, sütunlar hakkında anlatılan halk hikayelerinden gelir. Bölgede anlatılan bir efsaneye göre birbirini seven bir çift, çocuklarıyla birlikte ayrılmamak için taşa dönüşür. Bu anlatı bir halk hikayesidir ve sütunlara baba, anne ve çocuk denmesinin de kaynağıdır. Tarihi bir olay olarak değil, yere bağlanmış bir masal olarak okunmalıdır. Mevkinin arkasında bir seyir tepesi bulunur. Kültür Portalı'na göre tepede ahşap bir yürüyüş alanı vardır ve buradan hem peribacaları hem de uzaktaki Erciyes Dağı görülür. Tepeden bakıldığında üç sütun ön planda, arkada ise Ürgüp çevresinin dalgalı kayalık yamaçları yer alır. Ürgüp Belediyesi bir dönem alanda çevre düzenlemesi yaptı. Belediye, Kapadokya için kullanılan güzel atlar diyarı adından esinlenerek alana at figürleri yerleştirdiğini ve yeni bir fotoğraf alanı oluşturduğunu açıklamıştı. Bu düzenleme mevkinin sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarla daha da tanınmasına katkı sağladı. Ziyaretçi yoğunluğu peribacaları için bir sorun da yarattı. Haberlerde bazı ziyaretçilerin kayalara isim kazıdığı, kalp şekli çizdiği ya da sprey boyayla yazı yazdığı bildirildi. Yumuşak tüfe açılan her çizik kalıcı bir izdir ve aşınmayı hızlandırabilir. Kayalara dokunmamak ve yalnızca belirlenmiş yollarda yürümek, bu simgenin korunmasına doğrudan katkıdır. Üç Güzeller'i görmek için en iyi zaman gün batımına yakın saatlerdir. Kültür Portalı da burayı gün batımını izlemek için önerir. Akşam ışığında tüf gövdeler sıcak bir renge döner, başlıklar ise gökyüzüne karşı koyu birer siluet oluşturur. Sabah saatlerinde alan daha sakindir ve fotoğraf için kalabalıktan uzak kareler bulmak kolaylaşır. Peribacalarını en iyi göstermek için onları tepeden ve yandan ayrı ayrı fotoğraflamayı deneyin. Yandan çekilen karede üç sütunun boy farkı belirginleşir, tepeden çekilen karede ise grubun vadiye göre konumu anlaşılır. Rüzgarlı günlerde seyir tepesinde dikkatli olun, çünkü zemin yer yer kumlu ve kaygandır. Mevki doğrudan Nevşehir-Ürgüp yolunun kenarında olduğu için özel araçla kolayca ulaşılır. Ürgüp merkezine yakınlığı, onu kasabadaki gezinin başına ya da sonuna eklenecek kısa bir durak yapar. Alana giriş ve otopark koşulları değişebileceği için güncel bilgiyi Ürgüp Belediyesi'nin duyurularından kontrol edin.
3
Mustafapaşa (Sinasos)

Mustafapaşa (Sinasos)

~2 sa 30 dk burada
Mustafapaşa, Ürgüp, Nevşehir

Mustafapaşa'ya vardığınızda aracınızı köyün girişinde bırakın, çünkü bu durak baştan sona yürüyerek gezilir. Kültür Portalı köyün Ürgüp'ün beş kilometre güneyinde olduğunu ve antik dönemdeki adının Sinasos olduğunu yazar. Vikipedi'ye göre köy çevresindeki beş tepenin eteklerine kurulmuştur; bu yüzden sokaklar sürekli inip çıkar ve her dönemeçte başka bir yamaç açılır. Gezmeye başlamadan köyün hikayesini aklınızda tutun, çünkü bugün gördüğünüz gösterişli taş evlerin büyük bölümü tek bir yüzyılın ürünüdür. Vikipedi 19. yüzyılda Sinasos'un Kapadokya'nın en zengin yerleşimlerinden biri olduğunu ve kasaba dışında ticaretle zenginleşen ahalinin memleketlerine büyük konaklar ve kamusal yapılar yaptırdığını anlatır. Aynı kaynağa göre kasaba bu dönemde Doğunun İncisi diye anılıyordu. Kapadokya Üniversitesi'nin Sinasos kapıları üzerine hazırladığı sayfa da 19. yüzyılın ve 20. yüzyıl başının kasabanın refah düzeyinin en yüksek olduğu dönem olduğunu, İstanbul'da ticaretle zenginleşenlerin dönüp ihtişamlı evler yaptırdığını yazar. Vikipedi'ye göre 1924 nüfus mübadelesiyle köyün Rum ahalisi ayrıldı ve köye bugünkü Yunanistan'daki Jerveni köyünden gelen aileler yerleştirildi. Küre Ansiklopedi köyün adını su sıkıntısını gidermek için çeşmeler yaptıran Seyyid Mustafa Paşa'dan aldığını ve bu adın 1966'da belediye kurulmasıyla resmileştiğini yazar. Yürüyüşe köyün merkezinden başlayın ve ilk olarak Mehmet Şakir Paşa Medresesi'nin taç kapısını bulun. Vikipedi medresenin 1899'da kurulduğunu yazar. Kapadokya Üniversitesi'nin sayfası ise bu taç kapının Osmanlı döneminde az rastlanan bir anıtsallıkta tasarlandığını, kademeli kemerleri, sütunceleri ve bitkisel ile geometrik kabartmalarıyla bölgedeki taş ustalarının bir baş yapıtı olduğunu anlatır. Kapının üzerindeki kitabenin bile süsleme programının bir parçası olarak ayrıca bezendiğine dikkat edin. Ardından sokaklara dağılın ve konakların giriş kapılarına tek tek bakın. Aynı sayfaya göre kapıların çoğunun kanatları ahşap ve çift kanatlıdır, taş kısımlarda en çok yuvarlak ve basık kemer görülür ve her kapı diğerinden farklı bir kompozisyonla kurulmuştur. Bazı kapılarda çarkıfelek motifi gibi yaygın süslemeler, bazılarında ise ev sahibinin kişisel zevkini yansıtan kabartmalar bulursunuz. Kapı tokmaklarını da arayın: sayfa, bugün Kapadokya Üniversitesi'nin idari binası olan Sultanidis Konağı'nın avlu kapısında bilekten itibaren tasvir edilmiş bir insan eli biçiminde tokmak bulunduğunu yazar. Vikipedi konakların kesme taştan, çoğunun iki katlı ve bezemeli balkonlu olduğunu ve Ürgüp Loncası'na bağlı farklı kökenlerden taş ustalarınca yapıldığını aktarır. Aynı kaynağa göre mübadele sırasında sayıları 700 kadar olduğu düşünülen konakların 120 kadarı bugün ayaktadır, Küre Ansiklopedi ise köyde 93 tescilli tarihi ev bulunduğunu yazar. Vikipedi konakların çoğunun iç mekanlarında duvar resimleri olduğunu da belirtir, ama bu yapılar bugün kullanımdadır; içeri yalnızca ziyarete açık olan yerlerde ve izinle girin. Yürüyüşün ortasında Maraşoğlu Köprüsü'ne inin; Vikipedi bu kesme taş köprünün köyün eski yapılarından olduğunu ve bugün iki mahalleyi birbirine bağladığını yazar. Vikipedi'ye göre köyde 12 çeşme bulunur ve bunların en eskisi 16. yüzyılın sonlarında yaptırılmış Gazi Sokak Çeşmesi'dir. Seyyid Mustafa Paşa'nın adını taşıyan iki çeşmenin yapım yılı aynı kaynakta 1804 olarak geçer; önlerinden geçerken kitabeleri arayın. Köyün çevresindeki vadilerde kaya oyma yapılar da vardır, ama bu rota Mustafapaşa'nın taş sivil mimarisine odaklanır. Mübadeleden hemen önce, 1924 yazında kasabanın bütün yapıları ve gündelik yaşamı profesyonel bir fotoğrafçıya belgeletilmiş ve bu fotoğraflar Atina'da bir albüm olarak basılmıştır. Vikipedi bu albümün 2007'de Türkiye'de de kitaplaştığını yazar; sokaklarda gördüğünüz cepheleri yüz yıl önceki halleriyle karşılaştırmak bu sayede mümkündür. Köy 1981'de turizm merkezi ilan edilmiş, 2021'de de Dünya Turizm Örgütü'nün en iyi turizm köyleri arasına girmiştir ve Kültür Portalı bu unvanı ayrıca anar. Vikipedi'ye göre merkezi Mustafapaşa'da olan Kapadokya Üniversitesi, köyün restorasyon ve cephe düzenleme projelerinde yerel halkla birlikte çalışmıştır. Vaktiniz kalırsa köyün yakınındaki Damsa Baraj Gölü'ne kısa bir sapma yapın; Kültür Portalı onu çam ağaçlarıyla kaplı bir mesire alanı olarak tanıtır. Mustafapaşa'dan güneye, Şahinefendi köyüne doğru devam edin, çünkü son durak Sobesos bu köyün sınırları içindedir.

Kaynak: Kültür Portalı, Mustafapaşa Köyü; Kapadokya Üniversitesi, Sinasos Kapıları; Küre Ansiklopedi, Mustafapaşa Köyü; Vikipedi, Mustafapaşa.

Mustafapaşa, Ürgüp'ün yaklaşık beş kilometre güneyinde, çevresindeki tepelerin eteklerine kurulmuş taş bir kasabadır. Yerleşimin eski adı Sinasos'tur ve bu ad 1476 tarihli kayıtlardan itibaren belgelerde geçer. Kasaba, 19. yüzyıldan kalan kesme taş konakları, çeşmeleri ve dar sokaklarıyla Kapadokya'nın sivil mimarisini en bütünlüklü gösteren yerlerden biridir. 1981 yılında turizm merkezi ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 2021 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü, Mustafapaşa'yı dünyanın en iyi turizm köylerinden biri olarak seçmiştir. Sinasos 19. yüzyılda nüfusunun çoğunluğu Ortodoks Rumlardan oluşan, Kapadokya'nın en tanınmış ve varlıklı yerleşimlerinden biriydi. Tarım arazisi sınırlı olduğu için erkeklerin önemli bir kısmı yılın büyük bölümünü kasaba dışında çalışarak geçirirdi. İstanbul'a giden Sinasoslu tüccarların bir kısmı Rusya'dan havyar getirip satarak, bir kısmı da gemilere erzak sağlayarak zenginleşti. Bu kazanç kasabaya geri döndü ve büyük konaklar, okullar ve kamusal yapılar olarak yerleşimin görünümünü değiştirdi. Bu dönemde kasaba "Doğu'nun İncisi" gibi sıfatlarla anılıyordu. Konaklar genellikle iki katlıdır, kesme taştan yapılmıştır ve bir kısmı avlu çevresinde kurulmuştur. Cephelerde bezemeli balkonlar, taş söveler ve kemerli pencereler dikkat çeker. Kaynaklar konakların Ürgüp loncasına bağlı, farklı kökenlerden taş ustaları tarafından yapıldığını yazar. Birçok evin iç mekanında duvar resimleri bulunur; bunların bir kısmı dönemin olaylarını ve önemli kişilerini konu alır. Mübadele sırasında sayısının 700 civarında olduğu düşünülen konaklardan bugün ayakta kalanların sayısı kaynaklara göre yüz civarındadır. Kasabada yürürken kapılara özellikle dikkat edin. Kesme taş cepheler içinde yuvarlak ya da basık kemerli açıklıklar, taş söveler ve çoğunlukla çift kanatlı ahşap kapılar görülür. Kanatlar demir menteşe, tokmak ve çivilerle güçlendirilmiştir. Bazı kapı üstlerinde tarih, geometrik ya da bitkisel bezemeler bulunur. Bu kapılar, yerleşimin mimari kimliğinin önemli bir parçası olarak kabul edilir. Kasabanın adı, köyün su sorununu çeşmeler yaptırarak büyük ölçüde çözdüğü anlatılan Seyyid Mustafa Paşa'dan gelir. Paşanın adının yazılı olduğu iki çeşme kitabesi bugün de durur. Mustafapaşa'da toplam on iki çeşme bulunur; en eskisi 16. yüzyılın sonlarına tarihlenen Gazi Sokak Çeşmesi'dir. İki mahalleyi birbirine bağlayan kesme taştan Maraşoğlu Köprüsü de köyün eski yapıları arasındadır. 1899'da kurulan Mehmet Şakir Paşa Medresesi ise kasabanın en önemli tarihi yapılarından biridir ve bugün Kapadokya Üniversitesi'nin kullanımındadır. Kasabanın tarihini değiştiren olay 1923 Lozan Antlaşması çerçevesinde yapılan Türk-Yunan nüfus mübadelesidir. Sinasos'un Rum halkı 1924'te kasabadan ayrıldı ve bir bölümü Yunanistan'da Nea Sinasos adıyla yeni bir yerleşim kurdu. Ayrılmadan önce, Temmuz 1924'te kasabanın yapıları ve günlük yaşamı tutulan bir fotoğrafçıyla belgelendi ve bu fotoğraflar Atina'da albüm olarak basıldı. Kasabaya bugünkü Yunanistan'ın Kesriye bölgesindeki Jerveni köyünden gelen göçmenler yerleştirildi. Mustafapaşa adı da mübadeleden sonra kullanılmaya başlandı. Kasabada ve çevredeki vadilerde kaya oyma ve taş yapılı eski ibadet yapıları da bulunur. 2005 yılında kurulan Kapadokya Üniversitesi'nin merkezi Mustafapaşa'dadır ve kaynaklar onu Türkiye'de bir köyde kurulan ilk üniversite olarak tanıtır. Üniversite yerel halkla birlikte konak onarımı, cephe düzenlemesi ve köy içi çevre düzenlemesi gibi projeler yürütmüştür. Kasabayı gezmek için merkezden başlayıp yamaçlara doğru tırmanan sokakları yürüyerek dolaşmak en iyisidir. Sokaklar dik ve yer yer arnavut kaldırımlı olduğu için rahat ayakkabı giyin. Mustafapaşa'ya Ürgüp'ten karayoluyla kısa sürede ulaşılır; yakınında Damsa Baraj Gölü ve Gomeda Vadisi bulunur.
4
Sobesos Antik Kenti

Sobesos Antik Kenti

~1 sa 15 dk burada
Şahinefendi Köyü, Örencik mevkii, Ürgüp, Nevşehir

Rotanın son durağı Sobesos, Kültür Portalı'na göre Ürgüp'e yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Şahinefendi köyünün sınırları içindedir. Kent, Damsa Vadisi'nin güneyinde, etrafını saran alçak tepelerin arasında yer alır. Vikipedi'ye göre köy çevresindeki bazı kalıntıların fark edilmesi üzerine burada bir antik kent olduğu anlaşıldı ve 2002'de Nevşehir Müze Müdürlüğü kazılara başladı. Küre Ansiklopedi kazıların 2002–2005 ve 2010–2011 yıllarında yürütüldüğünü yazar; Yeni Birlik'in haberine göre çalışmalar bugün Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden bir kazı başkanının yönetiminde sürmektedir. Bu durak, gün boyu gördüğünüz kaya oyma yerleşimlerle bilinçli bir karşıtlık kurar. Kazı başkanı aynı habere, kayaya oyulmuş yerleşimlerin aksine burada sivil ve kamusal mimarinin açık araziye yayıldığını ve Sobesos'un Tyana ile Mokissos gibi kentlerle birlikte değerlendirilebileceğini anlatır. Ziyaret koşullarını ve güncel bilgiyi yola çıkmadan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın duyurularından kontrol edin. Alana girdiğinizde kalıntıları koruyan çatının altına yürüyün; haberde ziyarete açık olan bölüm, aristokratlara ait olduğu tahmin edilen mozaikli villa olarak tanımlanır. Kültür Portalı'na göre yerleşimin bilinen en erken kalıntısı, başlangıçta yerel bir seçkine ait konut olan Villa I yapısıdır. Dikdörtgen planlı yapının erken evresinde dışta sütunlu bir portiko vardır, girişi kuzeydeki kapıdan sağlanır ve içte avluyu L biçiminde saran odalar bulunur. Yapıyı özel kılan, zemini kaplayan geometrik motifli mozaiklerdir; önce bunları yavaşça, bir uçtan öbürüne izleyerek inceleyin. Küre Ansiklopedi mozaiklerde yıldız, eşkenar dörtgen ve çiçek motiflerinin yanında bir keklik figürü de bulunduğunu yazar. Villa sonraki yüzyıllarda başka işlevlerle kullanılmaya devam etmiştir, ama Kültür Portalı genel planının ve mozaiklerinin büyük ölçüde korunduğunu belirtir. Ardından kentin kuzey ucundaki hamama geçin. Kültür Portalı hamamın Anadolu sıra tipli hamam geleneğinin bir çeşitlemesi olduğunu ve planının L biçiminde uzandığını anlatır. Batıdan doğuya sıcaklık, ılıklık ve iki soğukluk bölümü, kuzeyden güneye ise soyunma odası ile buhar odası sıralanır. Küre'ye göre hamamın ısıtması, zemin altında sıcak hava dolaştıran hypocaust tekniğiyle sağlanıyordu; bölümler arasında yürürken sıcaklığın tabandan yükseldiği bu düzeni aklınızda tutun. Hamamın en ünlü mozaiği, ikinci soğukluk bölümünün kapı girişindeki bir çift sandalet motifidir ve bunu bulmadan alandan ayrılmayın. Soyunma odasında ise kısmen tahrip olmuş olsa da giyoş motifiyle çevrili bir alanda daire biçimli panolara yerleştirilmiş geometrik ve bitkisel bezemeler görülür. Küre bu hamamın 7. yüzyıldan itibaren Arap akınlarıyla işlev değiştirdiğini ve bazı bölümlerinin konut ve işlik olarak kullanılmaya başladığını yazar. Kültür Portalı alanda ayrıca konut topluluğuna bağlı cadde ve sokak izleri ile özgün kapak tasarımlarıyla dikkat çeken çok sayıda mezar bulunduğunu anlatır. Mozaiklerin üzerine basmayın ve çatının dışında kalan duvar temellerine çıkmayın, çünkü bunlar hala süren bir kazının parçasıdır. Yeni Birlik'in haberine göre kazılarda Roma dönemi yapılarının yanında Neolitik ve Tunç Çağı'na uzanan yerleşim izlerine de rastlanmıştır ve kazı başkanı yerleşimin bugün görünenden daha büyük olabileceğini söylemektedir. Fotoğraf çekerken çatının gölgesinin mozaiklerde sert bir kontrast yaratabileceğini unutmayın; bulutlu bir gün ya da ikindi ışığı renkleri daha dengeli gösterir. Günü bitirirken etrafınızdaki açık araziye bir kez daha bakın: sabah içine girdiğiniz kayanın aksine burada kent toprağın üstüne kurulmuştur. Dönüşte aynı yoldan Mustafapaşa üzerinden Ürgüp'e çıkabilir ve günü Ürgüp merkezinde bitirebilirsiniz.

Kaynak: Kültür Portalı, Sobesos Antik Kenti; Küre Ansiklopedi, Sobesos Antik Kenti; Yeni Birlik; Vikipedi, Sobesos.

Sobesos, Kapadokya'yı kaya oyma yerleşimlerle tanıyan ziyaretçiye bambaşka bir yüz gösterir; burada yapılar kayaya oyulmamış, açık araziye taşla inşa edilmiştir. Antik kent, Ürgüp'ün yaklaşık 23 kilometre güneyinde, Şahinefendi köyünün hemen güneydoğusunda yer alır. Kalıntıların bulunduğu yer, Damsa Çayı'nın kaynağına yakındır ve köylüler burayı Örencik olarak adlandırır. Vikipedi alanı Soğanlı Vadisi'nin başlangıç noktasında, verimli topraklar üzerinde kurulmuş bir yerleşim olarak tanıtır. Kentin hikayesi 2002 yılında başlar. O yıl kaçak kazı yapan kişiler tesadüfen mozaikli bir yapıya rastladı ve ardından resmi kazılar başlatıldı. Kazılar 2002 ile 2005, 2010 ile 2011 yıllarında Nevşehir Arkeoloji Müzesi tarafından yürütüldü. Sonraki yıllarda çalışmalar Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi öğretim üyelerinin başkanlığında sürdürüldü. İlk bulunduğunda kalıntıların Kapadokya krallığının başkentine ait olduğu düşünülmüş, ancak bunu kanıtlayan bir bulgu çıkmadığı için bu görüşten vazgeçilmiştir. Sobesos adı yalnızca Bizans İmparatoru VI. Leon dönemine ait bir listede geçer ve sonraki listelerde görülmez. Alanı inceleyen sanat tarihçisi Can Erpek, kazı alanının Sobesos olduğunu doğrulayan yazılı bir belge bulunmadığını özellikle vurgular. Araştırmalara göre yerleşim MS 4. yüzyılda kurulmuştur ve ne zaman terk edildiği kesin olarak bilinmez. Bizans döneminde Mavrucan Deresi'nden Ürgüp'e ve oradan Kızılırmak'a uzanan bölgesel bir yol bu yerleşimden geçiyordu. Erpek'e göre bu yol bugünkü Taşkınpaşa üzerinden Ürgüp'e, oradan da Avcılar ve Göreme yönüne devam ediyordu. Kayseri ve Aksaray gibi büyük Roma kentlerinden bugüne neredeyse hiçbir şey ulaşmadığı için Sobesos, bölgenin geç antik çağına dair nadir verileri sağlayan bir alan olarak görülür. Kentin en çok ilgi gören bölümü mozaikli villadır. Bu iki katlı yapının, Kapadokya'nın varlıklı aristokratlarından biri tarafından yaptırıldığı düşünülür. Taban mozaikleri renkli taş ve cam parçalarıyla işlenmiştir ve meander, sekiz köşeli yıldız ve saç örgüsü gibi geometrik desenler içerir. Yapı sonraki bir evrede dini amaçla kullanılmış ve çevresinde bir mezarlık oluşmuştur. Mozaikler bugün koruma çatısı altında, yürüme yollarından görülebilir. Yerleşimin kuzey ucundaki hamam, Roma dönemine özgü sıra tipi hamamların "L" biçimli bir çeşitlemesidir. Ziyaretçiler soyunma odası, iki soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve buhar odasından oluşan bölümleri sırasıyla izleyebilir. Hamam, zemin altında sıcak hava dolaştıran hypocaust sistemiyle ısıtılıyordu. Soyunma odasının tabanındaki mozaiklerde örgü motifli bir çerçeve içinde daireler, yıldız, eşkenar dörtgen, keklik ve çiçek motifleri bulunur. Soğukluk bölümlerinden birinin kapısında ise bir çift sandalet motifi dikkat çeker. Hamamın bölümleri 7. yüzyıldan itibaren eklenen kapılar ve duvarlarla konut ve işlik olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kazı başkanının açıklamalarına göre Sobesos, sivil, kamusal ve dini mimarinin açık araziye yayıldığı klasik bir kent planı sunar ve bu yönüyle Nevşehir'de tek örnektir. Alanda yalnızca Roma dönemine değil, Neolitik ve Tunç Çağı'na uzanan yerleşim izlerine de rastlanmıştır. Kentin çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında da seramik parçaları ele geçmiştir. Kazı başkanı, ilerleyen yıllarda yeni bulguların bugünkü bilgileri önemli ölçüde değiştirebileceğini söyler. Ziyarete villa bölümündeki mozaiklerden başlayıp kuzeye doğru yürüyerek hamama ulaşmak doğal bir sıralamadır. Alan açık ve gölgesiz olduğundan yaz aylarında sabah erken ya da akşamüstü gelin. Güncel ziyaret koşullarını Ürgüp Müze Müdürlüğü ve Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarından kontrol edin. Sobesos'a Ürgüp'ten Şahinefendi yönüne giden karayoluyla araçla ulaşılır; yolu Mustafapaşa üzerinden kurmak mümkündür.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirÜrgüp, Nevşehir
TürKültürel
Durak4
Tarih19 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat