Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Kalekapısı'ndan Hıdırlık'a, Kaleiçi'nin Katmanları
Kültürel4 Durak

Kalekapısı'ndan Hıdırlık'a, Kaleiçi'nin Katmanları

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Kaleiçi'ni gezmenin bilinen yolu Hadrian Kapısı'ndan girip Yivli Minare'ye çıkmaktır. Bu rota başka bir kapıdan giriyor. Antalya'nın karaya açılan asıl kapısı yüzyıllar boyunca Kalekapısı'ydı; doğudan, batıdan ve kuzeyden gelen bütün yollar burada bitiyordu. Kapının kendisi Birinci Dünya Savaşı yıllarında yıkıldı, ama burcunun üstündeki saat kulesi hala şehrin en tanınan simgelerinden biri. Rota o kulenin dibinden başlıyor, Kaleiçi'nin dar sokaklarına dalıyor ve güneye doğru inerek surların denize ulaştığı noktada, Roma döneminden kalma Hıdırlık Kulesi'nde bitiyor.

Dört durağın sırası hem coğrafyaya hem de zamana göre kuruldu. Kalekapısı'nda bir Osmanlı saat kulesinin altında şehrin sur tarihini okuyorsunuz. Sonra Kocatepe Sokak'taki bir vakıf müzesine giriyorsunuz; burada bir Antalya evinin odalarında 19. yüzyıl Kaleiçi hayatı canlandırılıyor, bahçedeki eski kilise ise Çanakkale seramiklerine ayrılmış bir sergi salonu. Üçüncü durak Kesik Minare, tek yapıda Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı katmanlarını üst üste gösteren bir tarihi yapı. Günü Karaalioğlu Parkı'nın köşesinde, kara surlarının en güney ucundaki Hıdırlık Kulesi'nde bitiriyorsunuz. Yani kuzeyden güneye yürürken aslında Osmanlı'dan Roma'ya doğru geri gidiyorsunuz.

Yürüyüş kısa ve neredeyse düz; dört durak birbirine birkaç yüz metreyle bağlı. Asıl zaman Kaleiçi'nin sokaklarında geçer. Valilik sayfası bu dokuyu ikiye ayırır: Cumhuriyet Caddesi tarafı topografyaya göre organik gelişmiş, orta surdan Karaalioğlu Parkı'na uzanan güney bölüm ise ızgara planlı. Siz güneye indikçe sokakların düzenlendiğini fark edeceksiniz. Evler bir yüzüyle sokağa, öteki yüzüyle bahçeye bakar; üst katlardaki çıkmalar sokağın biçimini verir. Taş döşeli sokaklarda rahat ayakkabı giyin ve dar geçitlerde yerel halkın günlük hayatına saygı gösterin, burası bir açık hava müzesi değil yaşayan bir mahalle.

Kaleiçi 1972'de sit alanı ilan edildi ve 1984'te restorasyon çalışması uluslararası bir turizm ödülü aldı. Yine de her sokakta restore edilmiş bir evin yanında çöken bir ev görürsünüz; bu ikilik de mahallenin hikayesinin parçası. Durakların hiçbiri Kaleiçi'nin önceki rotasında yer almıyor, o yüzden Hadrian Kapısı'nı ve Yivli Minare'yi daha önce gördüyseniz bu yürüyüş şehrin size göstermediği tarafını açar.

Ulaşım için nostaljik tramvay en keyifli seçenek. Müze ile Zerdalilik arasında çalışan bu hat Kale Kapısı durağından geçer ve kuleye birkaç adımda ulaşırsınız; modern hatlardan geliyorsanız Müze durağında aktarma yaparsınız. Gün sonunda Hıdırlık'tan Karaalioğlu Parkı'na çıkıp kıyı yolunu yürüyebilir ya da aynı yoldan Kalekapısı'na dönebilirsiniz.

Süre: 3-4 saat. En iyi zaman: Sabah saatlerinde Kalekapısı'ndan başlayıp günü Hıdırlık Kulesi'nde gün batımına yakın bitirmek en güzelidir; yazın öğle sıcağından kaçının, müzenin kapalı gününü ve Kesik Minare'nin ziyaret düzenini gitmeden önce resmi kaynaklardan kontrol edin.. Ulaşım: Kalekapısı'na nostaljik tramvayla (Müze ile Zerdalilik arasında çalışan T2 hattı) Kale Kapısı durağında inerek ya da T1 ve T3 hatlarından Müze durağında aktarma yaparak ulaşılır; dört durak arası yürünür, dönüşte Karaalioğlu Parkı'ndan Cumhuriyet Caddesi'ne çıkan otobüsler ya da yine tramvay kullanılır.

Kaynaklar

Muratpaşa, Antalya
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~2 sa 30 dk
Yürüyüş ~0,8 km · 13 dk
Toplam ~2 sa 43 dk
15 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Antalya Saat Kulesi

Antalya Saat Kulesi

~20 dk burada
Kale Kapısı mevkii, Kaleiçi girişi, Muratpaşa, Antalya

Rotaya Kalekapısı meydanında, saat kulesinin tam dibinde başlayın. Nostaljik tramvayla geldiyseniz Kale Kapısı durağından inince kule zaten karşınızdadır. Önce birkaç adım geri çekilip kulenin neyin üstünde durduğuna bakın, çünkü asıl hikaye burada. Kule, Kaleiçi dış surunun kuzeydeki Kale Kapısı burcunun üzerine oturur ve bu burç şehrin karaya açılan ana kapısını koruyordu. Büyükşehir Belediyesi'nin tarih sayfasına göre doğudan, batıdan ve kuzeyden gelen yollar bu kapıda sonlanıyordu. İbn Bibi, 1207 ve 1216 kuşatmalarını anlatırken bu kapıdan söz eder; Evliya Çelebi ise onu Varoş Kapısı diye anar. Pazar Kapısı, Çarşı Kapısı ve Asitane Kapısı adları da aynı kapıya aittir. Kapının kendisi Birinci Dünya Savaşı yıllarında yıkıldı; bugün gördüğünüz, onun burcu ve üstündeki kuledir. Kaleiçi surlarının büyük bölümü 1920'lerde yıkıldı ve nihai yıkım 1930'ların ortasında tamamlandı, bu yüzden Valilik sayfası şehir içinde surlardan ancak Hıdırlık Kulesi, Hadrian Kapısı ve Saat Kulesi gibi parçaların kaldığını yazar.

Kulenin tarihi konusunda kaynaklar ikiye ayrılır ve bunu bilerek bakmak iyidir. Belediye sayfası kulenin 1921'de, İzmir'in işgalinden sonra Antalya'ya göçen İzmirlilerin girişimiyle belediye tarafından yaptırıldığını söyler. Vikipedi ve 2022'deki restorasyon haberleri ise 1901'i, yani II. Abdülhamid'in tahta çıkışının yirmi beşinci yılını verir; bu anlatıya göre saat o yıl dönümü için hediye edilen saatlerden biridir. Doğrusu, burcun eski olduğu, saat kulesine dönüşmesinin ise 20. yüzyılın başlarına rastladığıdır. Başınızı kaldırıp dört cepheye bakın; her yüzde yuvarlak bir kadran vardır ve bu kadranlar sonradan elektronik saatlerle yenilendi. En tepede bugün kurşun kaplı bir kubbe görürsünüz; eski fotoğraflar 1940'lara kadar kulenin kubbeli olduğunu gösterir ve bu kubbe 2022'de Valilik'in yürüttüğü restorasyonda yeniden yapıldı. Aynı restorasyonda özgün saat mekanizmasının çalınmış olduğu anlaşıldı, kulede yalnızca çan bulundu ve 1930 tarihli en eski fotoğrafta kadranın Osmanlı rakamlı olduğu görüldü. Kule 1930'da ve alt kısmındaki çökme nedeniyle 1967'de onarım gördü. Vikipedi kulenin yerden 14, surdan 8 metre yükseldiğini yazar.

Fotoğraf için sabah ışığı kulenin meydana bakan yüzüne düşer. Meydanın öbür tarafında Yivli Minare yükselir; o yapı önceki Kaleiçi rotasının durağıdır, bu rotada ona girmiyoruz, ama kadrajda ikisini birlikte almak güzeldir. Meydandaki banklar ya da sur dibi kısa bir mola için yeter. Kulenin dibinde sura açılan sokak sizi Kaleiçi'ne alır; buradan güneye doğru yürüyüp Kocatepe Sokak'taki müzeye birkaç dakikada varırsınız.

Kaynak: Antalya Büyükşehir Belediyesi; Antalya Valiliği; DHA; Vikipedi.

Antalya Saat Kulesi, Kaleiçi'nin karaya açılan ana kapısı Kalekapısı'nda, eski sur burcunun üstünde yükselir. Kentin modern merkezi ile tarihi çekirdeği tam bu noktada buluşur; tramvay ve otobüs hatlarından inen hemen herkes Kaleiçi'ne bu kulenin dibinden girer. Yapı, Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin envanterine göre Kale Kapısı burcunun üstüne oturur. Kale Kapısı, 1207 ve 1216 kuşatmaları dolayısıyla İbn Bibi'nin andığı, Pazar Kapısı, Çarşı Kapısı ve Asitane Kapısı adlarıyla da bilinen, Evliya Çelebi'nin Varoş Kapısı dediği kapıdır. Kapının kendisi I. Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde yıkılmıştı; bugün geriye burç ve üstündeki kule kalır. Burcun taşıdığı sur sistemi MÖ 2. yüzyıla kadar inen iki bin yıllık bir yapı tarihine sahiptir; Bizans döneminde Arap akınlarına karşı onarılmış, 1207'de Selçuklu egemenliğine girince iç surlar eklenmiştir. Surların üstünde altmıştan fazla kule bulunduğu bilinir; büyük bölümü 1920'lere gelmeden yıkılmış, kalanın yıkımı 1930'ların ortasında tamamlanmıştır. Antalya Valiliği'nin Kaleiçi sayfası, kent surlarından bugüne kalan parçalar olarak Hıdırlık Kulesi, Hadrian Kapısı ve Saat Kulesi'ni sayar; yani bu burç, yok olmuş bir savunma sisteminin görünür son halkalarından biridir. Kulenin yapım tarihi kaynaklara göre değişir ve bu çelişkiyi olduğu gibi aktarmak gerekir. Antalya Büyükşehir Belediyesi, kulenin İzmir'in işgali üzerine Antalya'ya göç eden İzmirlilerin girişimiyle, Antalya Belediyesi tarafından 1921'de yaptırıldığını yazar. Antalya Valiliği'nin 2022'deki restorasyonunu aktaran DHA haberi ve Türkçe Vikipedi maddesi ise kuleyi 1901'e, II. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. yılına bağlar. Bu anlatıya göre Alman İmparatoru Wilhelm, cülus yıl dönümü için Osmanlı kentlerine hediye saatler göndermiş ve Antalya'daki saat bunlardan biriydi. İki tarih arasındaki yirmi yıllık fark henüz tek bir kaynakta çözülmüş değil; biz de kuleyi 20. yüzyılın başında, Osmanlı'nın son yıllarıyla Cumhuriyet'in ilk yılları arasında bir yere koymakla yetiniyoruz. Mimarisi sade ve okunaklıdır. Alt gövde moloz ve kesme taştan örülmüş kare planlı burçtur; üstüne daha ince, düzgün kesme taşlı bir kat ve onun üstüne saat katı oturur. Türkçe Vikipedi maddesine göre kulenin yerden yüksekliği 14 metre, surların üstünden ölçülen yüksekliği 8 metredir. Dört cephesinin her birinde yuvarlak bir saat kadranı, en üstte ise bir çan bulunur. Belediye envanteri, 1942'ye kadar kulenin üstünün bir kubbeyle örtülü olduğunu, sonradan dört cepheli beşerli diş sırasının yapıldığını kaydeder. Kule 1930'da ve 1967'de onarım gördü; 1967 onarımı alt kısımda oluşan bir çöküntü yüzündendi. Saat kadranları ve mekanizma zamanla yenilendi; 1970'lerde elektronik saat takıldı. 2022'de Antalya Valiliği öncülüğünde başlayan restorasyon, kulenin hikayesine beklenmedik bir sayfa ekledi. Çalışma sırasında özgün mekanizmanın yıllar önce kaybolduğu, yerine plastik bir saatin takıldığı ortaya çıktı; yetkililerin bulabildiği tek özgün parça çan oldu. Antalya Müzesi arşivindeki 1930 tarihli fotoğraf, ilk kadranın rakamlarının Osmanlıca olduğunu gösterdi. Aynı fotoğraflar kulenin ilk halinde üstünde bir kubbe bulunduğunu doğruladı; sonradan eklenen dendanlar kaldırıldı ve projeye uygun, kurşun kaplı yeni bir kubbe yapıldı. Restorasyon ekibi, kaybolan mekanizmanın yerine dönemin tekniğiyle üretilmiş bir mekanizmayı Osmanlıca rakamlı kadranla birlikte kuleye yerleştirmeyi planladı. Kuleyi görmek için özel bir çaba gerekmez; Kalekapısı meydanında durup başınızı kaldırmanız yeter. En iyi fotoğraf açısı, kulenin hemen arkasında kubbeleriyle yükselen Tekeli Mehmet Paşa Camii'ni de kadraja alan güneydoğu açısıdır. Bu cami 1606-1617 arasında Tekeli Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır; merkezi büyük kubbesi doğu ve batıda ikişer yarım kubbeyle desteklenir ve Kaleiçi girişinin silüetini kuleyle birlikte oluşturur. Sabah erken saatlerde meydan sakindir ve kulenin taş dokusu yan ışıkta daha iyi görünür. Akşam aydınlatması açıldığında saat kadranları uzaktan seçilir. Kulenin dibinden Kaleiçi'ne giren sokaklar, Yivli Minare, Karatay Medresesi ve yat limanına iner. Kalekapısı aynı zamanda kent merkezinin ana aktarma noktasıdır; tramvay ve otobüs hatlarıyla buraya ulaşmak kolaydır. Kulenin içine girilmez; bu bir meydan yapısıdır ve her saat dışarıdan görülebilir. Kaleiçi'ne doğru yürümeden önce bir dakika durup kadranlara bakın; kent saatini yüzyılı aşkın süredir bu kuleden okuyor.
2
Suna ve İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi

Suna ve İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi

~1 sa burada
Barbaros Mahallesi, Kocatepe Sokak No: 25, Kaleiçi, Muratpaşa, Antalya

Müze Barbaros Mahallesi'nde, Kocatepe Sokak'ın 25 numarasındadır ve iki tescilli yapıyı birlikte kullanır. Kapıdan girer girmez yere bakın; girişin çakıl taşı mozaiği bitkisel ve geometrik desenlerle döşenmiştir ve bu, eski Antalya evlerinin tanıdık bir işçiliğidir. Vehbi Koç Vakfı ansiklopedisine göre Suna ve İnan Kıraç bu yapıları oldukça harap bir durumda satın aldı, 1993 ile 1995 arasında onardı ve müze özel müze statüsüyle ziyarete açıldı. Açılış yılı kaynaklarda 1996 ile 2000 arasında değişir; vakfın kendi metni 2000'i verir. Müze bugün Vehbi Koç Vakfı'nın Antalya'daki araştırma merkezi AKMED'e bağlıdır. İlk yapı 19. yüzyıla ait, dış sofalı, iki katlı tipik bir Antalya evidir. Üst kata çıkın; buradaki üç oda, Tekelioğlu Konağı'ndan esinlenen ahşap çıtalı tavanlar ve kalem işi bezemelerle düzenlenmiştir. Odalarda 19. yüzyılın ikinci yarısında bir Kaleiçi düğününün üç sahnesi canlandırılır: kahve ikramı, damat tıraşı ve kına gecesi. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bu düzenlemeyi özel efektlerle desteklenen bir etnografya sergisi olarak tanımlar. Sahneleri sırayla gezin, mankenlerin giysilerine ve odalardaki eşyaya yakından bakın, çünkü düğün adetleri Anadolu halk kültürünün belgelenmesi amacıyla seçilmiştir. Pencerelerden sokağa bakmayı ihmal etmeyin; sofa ve çıkma düzeni, özette anlatılan Kaleiçi ev tipinin içeriden görünüşüdür.

Sonra bahçeye çıkın ve ikinci yapıya geçin. Bu, Aya Yorgi adına yapılmış eski bir Rum Ortodoks kilisesidir; yapım tarihi kesin bilinmez, kitabesine göre 1863'te büyük bir onarım geçirmiştir. 1920'lerdeki nüfus mübadelesinden sonra cemaatini yitirmiş, uzun yıllar depo olarak kullanılmış ve özgün ahşap öğelerini kaybetmiştir. Onarımda dikdörtgen planlı, tek nefli ve tonoz örtülü biçimiyle aslına uygun kurulmuş; tavanı mavi tonlarında kalem işi ve alçı bezemelerle süslenmiştir. İçeri girince önce tavana, sonra vitrinlere bakın. Ana salonda Suna ve İnan Kıraç koleksiyonunun Çanakkale seramikleri sergilenir; Vikipedi bu koleksiyonda Türkiye haritası biçiminde bir çininin de bulunduğunu yazar. Üst kat bölge kültürleriyle ilgili kısa süreli tematik sergilere ayrılmıştır, o gün ne olduğunu girişte sorun. Yapı aynı zamanda konser ve sergi gibi etkinliklere ev sahipliği yapar.

Müzenin karşısında AKMED'in binası durur; alt katında araştırmacılara açık bir kütüphane, üst katında süreli yayınlar ve nadir kitaplar bölümü vardır. Araştırmacı değilseniz içeri girmenize gerek yok, ama binanın cephesi de Kaleiçi'nin onarılmış evlerinden biridir. Bahçe gölgeli ve sessizdir, oturup bir süre dinlenin. Açılış saatleri ve giriş koşulları için müzenin resmi sitesini kontrol edin. Buradan Kesik Minare'ye birkaç dakikalık bir yürüyüşle, güneye inen sokaklardan ulaşırsınız; yol boyunca evlerin cumbalarına ve bahçe kapılarına bakın.

Kaynak: Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Vehbi Koç Vakfı Ansiklopedisi; Antalya Büyükşehir Belediyesi; Vikipedi.

Suna ve İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi, Kaleiçi'nin Kocatepe Sokağı'nda, koruma altındaki iki tescilli yapının içine kurulmuş bir vakıf müzesidir. Vehbi Koç Vakfı'na bağlı Suna ve İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nin, kısa adıyla AKMED'in bir parçasıdır ve amacı geleneksel Anadolu halk kültürünü belgeleyip yeni kuşaklara aktarmaktır. Suna ve İnan Kıraç binaları oldukça harap bir durumda satın aldı; 1993-1995 arasında yürütülen özenli bir onarımın ardından yapılar müzeye dönüştürüldü. Açılış tarihi kaynaklara göre değişir; Türkçe Vikipedi müzenin 1996'da açıldığını, Vehbi Koç Vakfı ansiklopedisi ise 2000 yılında özel müze statüsüyle ziyarete açıldığını yazar. İki tarih birbirini dışlamaz; ilki kapıların açılmasını, ikincisi resmi statüyü anlatıyor olabilir. Müzenin ilk binası 19. yüzyıldan kalma, iki katlı, dış sofalı tipik bir Antalya evidir. Girişte çakıl taşlarıyla döşenmiş, bitkisel ve geometrik desenli geleneksel bir taban mozaiği sizi karşılar. Üst kattaki üç oda, Tekelioğlu Konağı'ndan esinlenen ahşap çıtalı tavanlar ve kalemişi bezemelerle süslenmiştir. Bu odalar 19. yüzyılın ikinci yarısında bir Antalya düğün evini canlandıracak biçimde düzenlenmiştir: kahve ikramı, damat tıraşı ve kına gecesi, boyutlu figürler ve özel efektlerle sahnelenir. Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bu bölümü bir etnografya müzesi olarak tanımlar. Odaların dışındaki sofaya çıkıp bahçeye bakın; dış sofalı evin mantığı, yani hayatın açık bir galeriden geçerek odalara dağılması, burada bir bakışta anlaşılır. Bahçedeki ikinci bina, Aya Yorgi adına yapılmış eski bir Rum Ortodoks kilisesidir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmez; kapı üstündeki Karamanlıca kitabeye göre 1863'te Antalyalı Hristiyanların yardımıyla esaslı bir onarım geçirmiştir. Büyükşehir Belediyesi'nin envanteri kilisenin 1922'ye kadar ibadete açık olduğunu kaydeder; mübadeleden sonra cemaatsiz kalan bina uzun süre depo olarak kullanıldı, özgün ahşap öğelerini yitirdi ve harap oldu. Restorasyonda aslına uygun olarak yenilendi. Dikdörtgen planlı, tek nefli ve tonoz örtülü mekanın tavanı mavinin tonlarında kalemişi ve alçı bezemelerle kaplıdır. Giriş kapısında Aya Yorgi'nin at üstünde ejderhayla dövüşünü ve iki meleği gösteren betimleme durur. Kadınlar galerisine çıkan özgün merdiven kaybolduğu için yerine modern tasarımlı bir merdiven yapılmıştır. Bugün bu salon müzenin ana sergi mekanıdır. Ortadaki ve duvar diplerindeki vitrinlerde Suna ve İnan Kıraç koleksiyonunun ağırlıklı olarak Çanakkale seramiklerinden oluşan parçaları sergilenir; sürahiler, tabaklar, hayvan biçimli kaplar ve sırlı figürler, 18. ve 19. yüzyıl Anadolu çömlekçiliğinin en renkli örnekleridir. Türkçe Vikipedi, koleksiyonda Atatürk'e armağan edilmiş çini bir Türkiye haritasının da bulunduğunu yazar. Üst kattaki galeride yöre kültürleriyle bağlantılı kısa süreli tematik sergiler açılır. Kilise salonu akustiğiyle konserlere ve sanat etkinliklerine de ev sahipliği yapar. Müzenin hemen karşısında AKMED'in kendisi vardır; 1993-1995'te yeniden yapılmış eski bir Antalya evinde kütüphane, süreli yayınlar ve nadir kitaplar bölümü yer alır. Enstitü konserler, konferanslar, paneller ve film gösterimleri düzenler. Bu yüzden Kocatepe Sokağı'ndaki ziyaret yalnızca iki eski binayı gezmek değil, Akdeniz arkeolojisi ve tarihi üzerine çalışan bir araştırma merkezinin kapısından içeri bakmaktır. Müzeyi gezmek için bir saat ayırın; evin odalarını dinlenerek, kilisenin vitrinlerini ağır ağır gezerek geçirilen süre bu kadardır. Önce evi, sonra bahçeden geçerek kiliseyi görmek, sergi kurgusunun doğal sırasıdır. Çanakkale seramiklerindeki hayvan figürlerini çocuklar özellikle sever. Fotoğraf çekmek için kilise tavanının mavi bezemelerini geniş açıyla alın. Açık günler, saatler ve giriş koşulları için güncel bilgiyi AKMED'in resmi sayfasından kontrol edin. Müze Kaleiçi'nin içinde, Hadrian Kapısı'na ve Kesik Minare'ye birkaç dakikalık yürüme mesafesindedir. Kalekapısı'ndan Kaleiçi'ne girip Hesapçı Sokak yönünde ilerleyen bir ziyaretçi, sokak tabelalarını izleyerek Kocatepe Sokağı'na kolayca ulaşır. Dar sokaklar araçla gezilmeye uygun değildir; müzeye yürüyerek gelin.
3
Kesik Minare (Korkut Camii)

Kesik Minare (Korkut Camii)

~30 dk burada
Hesapçı Sokak, Kaleiçi, Muratpaşa / Antalya

Hesapçı Sokak üzerindeki Kesik Minare'ye yaklaşırken önce uzaktan minareye bakın, çünkü yapının adı ve hikayesi ondan gelir. Bu tek yapı, Kaleiçi'nin iki bin yıllık tarihini üst üste okuyabileceğiniz ender yerlerden biridir. Valilik sayfasına göre yapı elemanları 2. yüzyıla kadar iner ve bulgular, 5. yüzyılda mevcut bir antik tapınağın üzerine bazilika yapıldığını gösterir. Belediye sayfası alanın Helenistik ve Roma dönemlerinde kent agorası olarak kullanıldığını, erken Bizans çağında ise içine Panhagia Kilisesi'nin inşa edildiğini yazar. TDV İslam Ansiklopedisi'ndeki maddesinde Semavi Eyice yapının en az dört beş kez elden geçtiğini anlatır: ortadaki taş ayaklı bölüm sonradan kare bir kuleye dönüştürülüp kubbeyle örtülmüş, ancak kubbenin kagir mi ahşap mı olduğu bilinmiyor. Vikipedi maddeleri Arap akınlarında zarar gördüğünü ve 9. yüzyılda onarıldığını ekler. Ortaçağın sonunda Antalya'nın Latin işgali sırasında Katolik kilisesi olarak kullanıldı; Vikipedi bu dönemi 1361'de Kıbrıs kralının şehri almasıyla ilişkilendirir. Türk hakimiyetinde camiye çevrildi. Yapının II. Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut tarafından camiye çevrilip minare eklendiği Valilik ve Belediye sayfalarında yazar; Eyice ise bu bağlantının kesin olmadığını, 1671'de şehri gezen Evliya Çelebi'nin andığı Hünkar Camii'nin bu yapı olabileceğini belirtir. Yerel ad Kesik Minare Camii'dir, Cumanun Camii adı da kaynaklarda geçer.

Adın kaynağı 19. yüzyılın sonundaki yangındır. Valilik sayfası minarenin ahşap bölümünün o yangında yandığını ve adın o günden beri yerleştiğini söyler; Belediye 1895'i, Vikipedi 1896'yı verir. Yangından sonra ahşap çatı yok olmuş ve yapı yüz yılı aşkın süre üstü açık bir harabe olarak kalmıştır; Eyice 2002'de yazdığı maddede yapıyı koruma duvarıyla çevrili bir harabe olarak tarif eder. Aynı maddeye göre 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında şehre gelen yabancı araştırmacılar yapıyı terk edilmiş buldu, 1960 dolayında batı tarafında başlanan küçük bir onarım tamamlanmadı ve 1998'de başlatılan restorasyon projesi uzun süre ilerlemedi. Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı'nın turizm sayfası yapının Osmanlı döneminde bir süre mevlevihane olarak da kullanıldığını ekler. Vikipedi'ye göre 2018'de başlayan restorasyonda 2019'da minarenin külahı ve şerefesi tamamlandı ve yapı 5 Mart 2021'de yeniden açıldı. Yapının çevresinde dolaşırken duvarlara yakından bakın; Eyice'nin dikkat çektiği devşirme antik taşlar, yani eski yapılardan alınıp duvara örülmüş bloklar, çıplak gözle seçilir. Batı tarafındaki basık kemerli kapı açıklığını ve güneybatı köşesindeki taş minareyi bulun; Valilik sayfası yapıyı aynı çatı altında antik, Bizans ve Selçuklu yapı unsurlarını birlikte gösteren ender bir kalıntı olarak tanımlar. Avluda sergilenen mimari parçalar ve sütunlar arasında da gezin. Bugün ibadete açık bir yapı olduğu için içeri girerken ayakkabınızı çıkarın, sessiz olun, ibadet saatlerinde ziyaretçi bölümünde kalın ve giriş düzenini görevliye sorun. Fotoğraf için minarenin güneş alan yüzünü öğleden sonra yakalarsınız. Yapı Kaleiçi'nin ızgara planlı güney bölümünde olduğu için sokaklar burada düzenlidir; aynı sokağı güneye doğru izleyin, birkaç dakika sonra sur hattının bittiği yerde Hıdırlık Kulesi'nin silindirik gövdesi karşınıza çıkar.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi; Antalya Valiliği; Antalya Büyükşehir Belediyesi; BAKA; Vikipedi.

Kaleiçi'nin ortasında, Hesapçı Sokak üzerinde yükselen Kesik Minare, Antalya'nın en çok katman taşıyan yapısıdır. Tek bir yapıda Roma, Bizans, Latin, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin izleri üst üste okunur; bu yüzden halk arasında yüz yılı aşkın süredir kullanılan "Kesik Minare" adı, resmi adı Şehzade Korkut Camii olan yapının yalnızca son bölümünü anlatır. Yapı 2019-2020 restorasyonundan sonra müze-cami anlayışıyla düzenlendi ve avlusu bir açık hava müzesine dönüştü. Yapının geçmişi MS 2. yüzyıla uzanır. Valilik ve Büyükşehir kaynaklarına göre burası Helenistik ve Roma dönemlerinde kent agorasının bir parçasıydı ve bir Roma tapınağının yerindeydi; restorasyon sırasında avludaki kaplamanın altından Roma dönemine ait yuvarlak planlı, sütunlu bir yapı çıkarıldı. 5. yüzyılda, Semavi Eyice'ye göre erken Hristiyanlık döneminde, bu alana bazilika planlı bir kilise yapıldı. Meryem'e adanan Panaghia Kilisesi Orta Bizans döneminden itibaren Pamphylia'nın en önemli kiliselerinden biri oldu. Sonradan orta bölüme büyük taş ayaklar eklenerek yapı kare bir kule biçimine getirildi ve üstü kubbeyle örtüldü; kubbenin kagir mi ahşap mı olduğu bilinmiyor. Duvar örgülerinde İlk Çağ yapılarından alınmış devşirme parçalar bugün de seçilir. Eyice, binanın mimarisinde en az dört ya da beş kez değişiklik yapıldığını belirtir. Bazı kaynaklara göre kilise 7. yüzyılda Arap akınları sırasında ağır hasar gördü ve 9. yüzyılda yeniden onarıldı. Kaynaklar sonraki birkaç yüzyılı farklı anlatır. Bazı kaynaklara göre yapı 13. yüzyılın başında Selçuklular Antalya'yı aldığında camiye çevrildi; 1361'de Kıbrıs Krallığı kenti ele geçirince Latinler tarafından Katolik kilisesi olarak kullanıldı. Kesin olan şudur: Sultan II. Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut, Teke valiliği sırasında yapıyı camiye çevirtti ve güneybatı köşesine taş bir minare ekletti. Evliya Çelebi 1671'de Kaleiçi'ndeki "Hünkar Camii"ni anar; Eyice bunun bu yapı olduğunu düşünür. Batı cephesinde basık kemerli bir kapı, içeride sade bir taş mihrap kalıntısı ve okunamayacak kadar silinmiş bir kitabe Türk dönemine ait izlerdir. Bu kapının söveleri tek parça taştan, kemer taşları ise birbirine geçmeli olarak işlenmiştir. Yapı pek çok yayında Cumanun Camii adıyla geçer; Eyice'ye göre bu ad, binanın bir dönem şehrin merkez camisi olduğunu gösterir. 19. yüzyılın sonundaki büyük yangın, kaynaklara göre 1895 ya da 1896'da, yapının ahşap çatısını ve minarenin ahşap külahını yok etti. Minare o günden sonra külahsız kaldığı için "Kesik Minare" adı yerleşti ve bu güdük siluet Kaleiçi'nin simgelerinden biri oldu. Yapı bir asırdan uzun süre onarılmadan bekledi; 1960 civarında batı tarafında küçük bir onarım denendi, 1974'te yalnızca bazı bölümleri sağlamlaştırıldı. 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında Antalya'da inceleme yapan yabancı araştırmacılar da burayı terk edilmiş bir harabe olarak gördü. 1998'de yeniden bir restorasyon projesi hazırlanmaya başlandı ama bu girişim de ilerlemedi. Eyice 2002'de yapıyı hala duvarla çevrili bir harabe olarak tanımlıyordu. Kapsamlı restorasyon 2017'de yapılan ihaleyle başladı. Çalışma sırasında 39 santimetre yana yatmış bir duvar söküldü ve tuğlaları numaralanarak yerine kondu; 2019'da minareye 123 yıl sonra yeniden ahşap külah takıldı. Yapı, her dönemin izini görünür bırakan müze-cami anlayışıyla tamamlandı ve kaynaklara göre 2021-2022'de yeniden ibadete açıldı. Vikipedi resmi açılış tarihini, Antalya'nın Selçuklularca fethinin yıl dönümü kabul edilen 5 Mart 2021 olarak verir. Bugün ziyaretçi, aynı duvar üzerinde Roma devşirmesini, Bizans tuğla örgüsünü ve Osmanlı onarımını yan yana görebilir. Ziyarette önce dışarıdan bakın. Hesapçı Sokak'tan gelirken minarenin kesme taş gövdesi ve kaidesindeki tuğla süslü kuşak dikkat çeker; en iyi fotoğraf açısı sokağın güney ucundan, sabah ışığındadır. Avluya girince yerdeki Roma kalıntısı ve duvarlardaki farklı taş örgüleri izleyin; duvarlardaki her renk değişimi ayrı bir yüzyıl demektir. Yapı bugün cami olarak kullanıldığı için içeriye namaz saatleri dışında, ayakkabı çıkararak ve sessizce girilir. Kesik Minare, Hadrian Kapısı ile Hıdırlık Kulesi'ni bağlayan Hesapçı Sokak'ın tam ortasındadır; Roma'nın ana caddesi olan bu sokaktan yürüyerek beş dakikada Hıdırlık'a, on dakikada yat limanına inilir. Kaleiçi'nin dar sokaklarında araçla dolaşmak zordur; tramvayla Kale Kapısı durağına gelip yürümek en kolay yoldur.
4
Hıdırlık Kulesi

Hıdırlık Kulesi

~40 dk burada
Karaalioğlu Parkı'nın Kaleiçi'ne bakan köşesi, Muratpaşa, Antalya

Rota, Kaleiçi'nin güneyde Karaalioğlu Parkı'na açıldığı köşede, kara surlarının denize ulaştığı noktada biter. Valilik sayfasına göre Hıdırlık Kulesi kara surlarının en güneydeki başlangıç noktasıdır; alt kısmı kare, üst kısmı silindir biçimindedir ve antik çağdan kalmadır. Önce kuleyi çepeçevre dolaşın ve iki parçalı gövdeyi okuyun: kare bir kaide, üstünde yuvarlak bir tambur. İngilizce Vikipedi, yapının 2. yüzyılda kare planla kurulup aynı yüzyıl içinde yuvarlak kuleye dönüştürüldüğünün düşünüldüğünü yazar. Valilik sayfası yapıyı son derece sağlam diye tanımlar ve içinde kare biçimli büyük bir kütle bulunduğunu belirtir. Belediye sayfası yapıyı 1. ya da 2. yüzyılda yapılmış anıtsal bir mezar olarak tanımlar. Doğu cephesindeki ana kapıyı bulun; kapının iki yanındaki on iki fasces, yani balta demeti kabartması, kulenin 1. yüzyılda Attaleia'da konsüllük yapmış Marcus Calpurnius Rufus ve ailesi adına yapıldığı görüşünün dayanağıdır. Belediyeye göre bu kapıdan uzun bir koridorla haç planlı bir alana geçilir ve bu alanın çevresinde nişler vardır. Başka kaynaklar başka işlevler sayar. DergiPark'ta yayımlanan bir makale kuleyi 2. yüzyıla tarihler, İmparator Hadrianus'un yaptırdığının düşünüldüğünü söyler ve işlevini deniz feneri ile körfeze gelen gemileri gözleyen bir kule olarak verir. Valilik de iç yapısı nedeniyle savunma ya da işaret ateşi yakılan bir yer olduğunun sanıldığını yazar. Anıt mezar mı, fener mi, gözetleme kulesi mi sorusu bu yüzden hala açıktır ve kulenin önünde durup her üç ihtimali de düşünmek gezinin keyfidir.

İçeri girilebiliyorsa alt kattaki küçük odaya bakın; makaleye göre duvarlarında yüzyıllar içinde su sızıntısıyla silinmekte olan fresk kalıntıları vardır ve bazı kaynaklar bu odayı bir kahraman mezarı sayar. Üst katta kalın bir duvar kütlesinin çevresinde dolaşılabilen bir alan bulunur. Bizans döneminde kule şehrin savunma sistemine katılmış ve surlarla birleştirilmiştir; İngilizce Vikipedi üst bölümlerin Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde onarıldığını ekler. Yükseklik kaynaklarda yaklaşık 14 metre olarak verilir. Ziyaret düzeni değişebildiği için kulenin içine girilip girilemediğini yerinde öğrenin ve gelecek kazı ya da onarım çalışmalarına göre bazı bölümlerin kapalı olabileceğini bilin.

Kulenin adı Hıdırellez geleneğine bağlanır; İngilizce Vikipedi bu adın bahar şenliğinin kutlandığı yerlerden geldiğini yazar. Kulenin dibi aynı zamanda şehrin en iyi gün batımı noktalarından biridir. Arkanızda kalan mahalleye bir kez daha bakın; Valilik sayfasına göre orta surdan bu kuleye kadar uzanan bölüm Kaleiçi'nin ızgara planlı, düzgün dikdörtgen adalı kesimidir ve az önce yürüdüğünüz sokaklar o planın parçasıdır. Karaalioğlu Parkı'nın bu köşesi falezin üstündedir; batıya baktığınızda körfez, karşıda Konyaaltı kıyısı ve arkasında Beydağları uzanır. Akşam ışığında kulenin taşı sıcak bir renge döner, fotoğrafı o saatte çekin. Park banklarında oturup dinlenebilir, sonra Kaleiçi'nin surlarının bittiği bu noktada rotanın hikayesini toparlayabilirsiniz: Osmanlı saat kulesinden başladınız, 19. yüzyıl evinde ve eski kilisede dolaştınız, Roma'dan Osmanlı'ya katmanlı bir yapı gördünüz ve bir Roma kulesinde bitirdiniz. Dönüş için parkın içinden Cumhuriyet Caddesi yönüne çıkıp otobüse binebilir ya da aynı sokaklardan Kalekapısı'na yürüyüp nostaljik tramvaya dönebilirsiniz.

Kaynak: Antalya Büyükşehir Belediyesi; Antalya Valiliği; DergiPark; Vikipedi.

Hıdırlık Kulesi, Kaleiçi'nin güney ucunda, kara surlarının deniz surlarıyla buluştuğu noktada, Karaalioğlu Parkı'nın köşesinde durur. Antalya falezlerinin üstünde iki bin yıldır ayakta olan bu yapı, kentin Roma dönemine ait en sağlam anıtıdır. Kare bir kaide ve onun üstüne oturan yuvarlak bir gövdeden oluşur; iki katlı yapının yüksekliği 14 metre kadardır. Kesme taş bloklardan örülmüş cephelerde harç izi arayan göz, Roma işçiliğinin düzgün derzlerini hemen fark eder. Yapının ne amaçla inşa edildiği uzun süredir tartışılır. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin Kaleiçi envanterine göre kule MS 1. ya da 2. yüzyılda yapılmış bir anıt mezardır. Ana kapının iki yanındaki on iki fasces, yani balta demeti motifi, bu yorumun dayanağıdır; fasces Roma'da yüksek devlet görevinin simgesiydi. Belediyenin aktardığı kabul, yapının MS 1. yüzyılda Attaleia'da konsüllük yapmış Marcus Calpurnius Rufus ve ailesi adına yükseltildiği yönündedir. Başka kaynaklar ise kuleyi 2. yüzyıla, İmparator Hadrianus dönemine bağlar ve körfeze giren gemileri gözetleyen bir fener ya da gözetleme kulesi olarak tanımlar. Kerem Yiğit'in Bilim Armonisi dergisinde yayımlanan yazısı bu iki yorumu yan yana koyar; kesin bir cevap yoktur ve bu belirsizlik yapının cazibesinin bir parçasıdır. İçeriye doğu cephesindeki ana kapıdan girilir. Uzun bir koridor sizi haç planlı küçük bir mekana götürür; bu mekanın çevresinde nişler sıralanır. Alt kattaki odanın duvarlarında bir zamanlar freskler vardı; yüzyıllar boyunca süren su sızıntıları bu resimleri büyük ölçüde silmiştir, ama dikkatli bakınca renk izleri hala seçilebilir. Üst kat, kalın bir duvar kütlesinin çevresini dolaşan bir gezinti alanıdır; dar bir merdiven koridordan buraya çıkar. Üst bölümde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılmış onarımların izleri görülür. Bizans döneminde kule kentin savunma sistemine katıldı; surlarla birleştirildi ve bir burç olarak kullanıldı. Antalya Valiliği'nin Kaleiçi sayfası, kentin dış surlarının tam bu kulede sonlandığını söyler. Kalekapısı'ndan Hıdırlık'a uzanan Hesapçı Sokak, antik Attaleia'nın ana caddesinin üstünde yürür; bu sokağın altında Roma yolu kalıntıları bulunmuştur. Yani kuleye Hadrian Kapısı'ndan başlayıp Hesapçı Sokak boyunca yürüyerek gelmek, antik kentin omurgasını baştan sona katetmek demektir. Kulenin adı da yerel bir izi taşır; İngilizce Vikipedi maddesine göre Hıdırlık, bahar bayramı Hıdırellez'in kutlandığı yer anlamına gelir. Kulenin çevresi 2020'de başlayan arkeolojik kazılarla yeniden okundu. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin yürüttüğü, Antalya Müze Müdürlüğü ve KUDEB denetiminde ilerleyen kazılarda bir anıt mezar, erken Bizans döneminde şapel olarak kullanılmış yapılar, yunus figürlü yazıtlı bir mozaik, iki hamam, sütunlu bir yapı ve Hadrian Kapısı'na kadar uzandığı düşünülen Roma dönemi sütunlu caddesi ortaya çıktı. Bu katmanların üstünde Cumhuriyet döneminden kalma bir buz fabrikasının temel ve duvar kalıntıları da bulundu. Haberlerde anıt mezarın tarihlendirmesi belediye envanterinden farklı verilir; bu yüzden tarih sorusunu açık bırakmak doğrudur. Kazı alanı ve falez üstüne kurulan seyir terası, Temmuz 2026'da ziyarete açıldı. Ziyaret için en iyi saat sabahın erken saatleri ya da gün batımından önceki bir saattir; kulenin taşı alçak güneşte altın rengine döner. Karaalioğlu Parkı tarafından yaklaşırken yapının önce kare kaidesini, sonra yuvarlak gövdesini görürsünüz; bu açı fotoğraf için en iyi açıdır. Kapının iki yanındaki fasces kabartmalarını kaçırmayın; yapının mezar olduğu tezini taşıyan tek somut iz onlardır. Seyir terasından bakınca falezlerin yaklaşık 40 metre yükseklikte denize indiğini, batıda Konyaaltı'na kadar uzanan kıyıyı ve açık havada Beydağları'nı görürsünüz. Kazı alanının gezilebilen bölümleri, hamam ve mozaik kalıntıları terasın hemen yanındadır. Kule Kaleiçi'nin yürüme mesafesindedir; Hadrian Kapısı'ndan Hesapçı Sokak boyunca on beş dakikalık bir yürüyüşle ulaşılır. Karaalioğlu Parkı'nın içinden gelirseniz Atatürk Caddesi tarafındaki girişi kullanın. Giriş düzeni, açık saatler ve kuleye girilip girilemediği değişebilir; güncel bilgiyi işleten kurumun, Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin sayfasından kontrol edin. Kuleyi, aynı rotada Karaalioğlu Parkı ve yat limanındaki Antalya Oyuncak Müzesi ile birleştirmek yarım günlük rahat bir program verir.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirMuratpaşa, Antalya
TürKültürel
Durak4
Tarih15 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat