Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Beyşehir Gölü Çevresi, Hitit Pınarından Selçuklu Sarayına
Kültürel4 Durak

Beyşehir Gölü Çevresi, Hitit Pınarından Selçuklu Sarayına

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Beyşehir Gölü Türkiye'nin en büyük tatlı su gölüdür ve kıyısındaki tarih, gölün kendisi kadar katmanlıdır. Bu rota bir günde üç ayrı çağa dokunur: Hitit İmparatorluğu'nun son yüzyılında bir pınarın üstüne kurulan taş anıta, Anadolu Selçuklu sultanının göl kıyısına yaptırdığı saraya ve Selçuklu'dan sonra bölgeyi yöneten Eşrefoğulları Beyliği'nin bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde duran ahşap direkli camisine. Ortak payda sudur. Hititler kaynağı bir havuzda topladı, Selçuklu sultanı sarayını gölün manzarasına göre kurdurdu, Eşrefoğulları kentlerini gölün ayağına yerleştirdi, Osmanlı'nın son döneminde de gölün çıkışına taş bir regülatör köprü yapıldı.

Gün Beyşehir ilçe merkezinde, Eşrefoğlu Camii'nde başlar. Kültür Portalı yapının göle yalnızca yüz metre kadar uzakta olduğunu yazar; bu yüzden ilk iki durak yürüyerek birbirine bağlanır. Ahşap tavanın altında Orta Çağ Anadolu'sunun ağaç ve çini işçiliğini gördükten sonra kıyıya iner, Taş Köprü'den gölü, sazlıkları ve adaları seyredersiniz. Öğleye doğru araçla kuzeye, Kültür Portalı'nın verdiği ölçüye göre Beyşehir'e yirmi iki kilometre uzaklıktaki Eflatunpınar'a gidersiniz. Günün son ve en uzun durağı, gölün güneybatı kıyısında, Anamas Dağları'nın eteğindeki Kubadabad Sarayı'dır; Konya Valiliği sarayı Beyşehir'in batısında yaklaşık altmış kilometre mesafede gösterir.

Sıra hem coğrafyadan hem de konudan gelir. Kent merkezindeki iki durak sabahın serinliğinde yürünür, açık ören yerleri ise öğleden sonraya kalır. Eflatunpınar'dan dönüşte yine Beyşehir'den geçilir ve Isparta yoluna sapılır, böylece gölün güney kıyısı da görülmüş olur. Konu sırası ise geriye doğru bir yolculuk değil, bir karşılaştırmadır: sabah gördüğünüz çinili mihrap ile akşamüstü Kubadabad'da bulunduğu yeri gördüğünüz saray çinileri aynı sanat geleneğinin iki ucudur. Kubadabad'ın figürlü çinileri bugün Konya'daki Karatay Medresesi'nde sergilenir; bu rotadan sonra o müzeyi gezmek resmi tamamlar.

Pratik notlar da önemlidir. Eşrefoğlu Camii ziyarete açık bir camidir, ziyaret adabına uyulur ve vakit aralarında girilir. Eflatunpınar ve Kubadabad açık alanlardır; gölgesi azdır, şapka, su ve rahat ayakkabı şarttır. Kubadabad'da kazılar yıllardır sürmektedir, bu yüzden alanın ziyarete açık bölümleri değişebilir. Bu rotada saat ve ücret rakamı vermiyoruz; gitmeden işleten kurumların güncel duyurularına bakın. Akşamı Beyşehir'de geçirecekseniz belediyenin dünyanın en güzelleri arasında saydığı göl gün batımını kıyıdan izlemeyi de plana ekleyin.

Süre: tam gün. En iyi zaman: Mayıs ile ekim arası, sabah erken Beyşehir'de başlayıp öğleden sonrayı göl kıyısındaki ören yerlerine ayırmak en rahatıdır; kışın göl yüzeyi kısmen donabilir, açık alanlarda rüzgar serttir.. Ulaşım: Konya'dan Beyşehir ilçe merkezine karayoluyla şehirlerarası otobüslerle gelinir; Eşrefoğlu Camii ile göl kıyısı arasında yürünür. Eflatunpınar ve Kubadabad'a bu rotayı tek günde bağlayan düzenli bir toplu taşıma bilinmediği için ikinci yarı özel ya da kiralık araç ister.

Kaynaklar

Beyşehir, Konya
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~4 sa 25 dk
Yol ~39 km · 1 sa 28 dk
Toplam ~5 sa 53 dk
19 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Eşrefoğlu Camii

Eşrefoğlu Camii

~50 dk burada
İçerişehir Mahallesi, Beyşehir / Konya

Eşrefoğlu Camii'ne kentin ana caddesinden, kuzeydoğu köşesi kırk beş derecelik bir açıyla kesilmiş ön cepheden yaklaşırsınız. TDV İslam Ansiklopedisi bu kesik cephenin binanın şehrin ana yolu üzerine yapıldığını ve cephenin yola uydurulduğunu gösterdiğini yazar. İçeri girmeden önce ön cepheye birkaç adım geriden bakın. Ön duvar kesme taştan, diğer duvarlar moloz taştan örülmüştür; taç kapının sol yanında duvarın üstünde süs amaçlı mazgal dişleri sıralanır. Taç kapının süslemesi Sivas'taki Gökmedrese ve Çifte Minareli Medrese kapılarıyla benzerlik gösterir. Minarenin kaidesindeki sivri kemerli nişe de bakın, çünkü buradaki sebilin su haznesini antik bir lahit oluşturur. Kapıdan girince önce firuze ve mor çinilerle kaplı bir ara mekana geçilir. Asıl salona açılan ikinci kapı sırlı tuğla ve mozaik çiniyle kaplıdır ve ansiklopedi bu düzeni Türk çini sanatında tek örnek olarak anar. Ziyaret adabına uyun, vakit aralarında girin, ayakkabılarınızı çıkarın ve içeride sessiz kalın. Salona girdiğinizde hemen ilerlemeyin, birkaç dakika gözünüzü loşluğa alıştırın. Düz ahşap tavanı kırk sekiz ahşap direk taşır ve direkler altı sıra halinde uzanır. Direk başlıkları mukarnaslıdır, konsollar ve kirişler kalem işleriyle süslüdür; bu boyamaların bir kısmı zamanla dökülmüştür. Ortadaki nef diğerlerinden daha geniş ve daha yüksektir, merkezdeki dört direğin üstü ise açık bırakılmıştır. Kültür Portalı bu açıklığın altındaki karlığı anlatır: kışın damda biriken kar buradan ortadaki havuza atılır ve nem, sobaların kurutacağı direklerin çatlamasını önlerdi. Karlığın üzeri 1965'te camla kapatılmış ve işlevini yitirmiştir. Ardından salonun dibindeki mozaik çinili mihraba yaklaşın; mihrap 4,58 metre genişliğinde ve 6,17 metre yüksekliğindedir. Beyşehir Belediyesi onu Konya çevresindeki bütün çinili mihraplardan daha büyük sayar. Hakim renk firuzedir ve ansiklopedi mukarnasların altındaki motiflerin Konya'daki Karatay Medresesi'nin kubbe içi motiflerine çok benzediğini belirtir. Yanındaki ceviz minber tutkal ve çivi kullanılmadan, parçaların birbirine geçirildiği kündekari tekniğiyle yapılmıştır. Güneybatı köşesindeki iki ahşap sütuna oturan yüksek mahfil de ceviz şebekelerle çevrilidir. Kubbenin önündeki ikinci ahşap mahfilin 1574-75'te bir Osmanlı veziri oğlu tarafından yaptırıldığı bilinir. İki kitabedeki tarihler 1296-97 ve 1299-1300'dür; yani bina en az üç yılda tamamlanmıştır. Yapı 2023'te Ortaçağ Anadolu'sunun ahşap hipostil camileri arasında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Listedeki öteki dört cami Afyonkarahisar, Sivrihisar, Ankara ve Kastamonu'dadır, Eşrefoğlu ise içlerinde ahşap direkli en büyük örnektir. Çıkışta caminin hemen yanındaki bedestene de bir göz atın; belediye onun da 1299'da caminin yanında tamamlandığını yazar. Oradan göl kıyısına inmek birkaç dakikalık bir yürüyüştür.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Eşrefoğlu Camii; Kültür Portalı, Beyşehir Eşrefoğlu Camisi; Beyşehir Belediyesi, Eşrefoğlu Camii ve Bedesten.

Eşrefoğlu Camii, Beyşehir'in kuzeyindeki İçerişehir Mahallesi'nde, gölün yaklaşık 100 metre uzağında duran ve Anadolu'daki ahşap direkli yapıların en büyüğü sayılan bir Beylikler dönemi eseridir. Kültür Portalı ve TDV İslam Ansiklopedisi yapının 1296 ile 1299 yılları arasında yapıldığını yazar. Yaptıran, Eşrefoğulları Beyliği'nin kurucusu Seyfeddin Süleyman Bey'dir ve beylik bu dönemde Beyşehir'i kendine merkez yapmıştır. Taç kapı üzerindeki kitabede 1296-97, çini mozaikle yazılmış ikinci kitabede 1299-1300 tarihleri okunur; TDV yapının bu yüzden en az üç yılda tamamlandığını belirtir. Vakfiye kitabesinden yapının bir han ve çifte hamamla birlikte bir yapı grubu olarak kurulduğu anlaşılır. Yapı 2023'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girmiştir. Listeye tek başına değil, "Anadolu'nun Orta Çağ Dönemi Ahşap Hipostil Camileri" adlı beş yapılık bir grubun parçası olarak alınmıştır. Aynı grupta Afyon Ulu Camii, Aslanhane Camii, Mahmut Bey Camii ve Sivrihisar Ulu Camii de yer alır. TDV bu grubun içinde Eşrefoğlu'nu ahşap direkli ve düz damlı yapıların en gelişmiş ve en büyük örneği olarak tanımlar. Dışarıdan bakıldığında yapı sağlam ve sade görünür. Ön cephe kesme taşla, öteki duvarlar moloz taşla örülmüştür. TDV'ye göre planın kuzeydoğu köşesi 45 derecelik bir açıyla kesilmiştir; cephe, şehrin eski ana yoluna uydurulmuştur. Taç kapı bu kesik köşededir ve süslemeleri Sivas'taki Gök Medrese ile Çifte Minareli Medrese kapılarıyla büyük benzerlik gösterir. Bazı araştırmacılar yapının ustasını Konya'daki İnce Minareli Medrese'nin mimarı sayılan Kaluyan'ın çevresine bağlar. Minarenin dibinde, su haznesi antik bir lahitten yapılmış küçük bir sebil bulunur. İç mekanın asıl etkisi ahşap direklerden gelir. Düz ahşap tavan, mukarnas başlıklı direklerin üzerindeki konsollara oturan kirişlerle taşınır. Direk sayısı kaynaklarda farklı verilir; Kültür Portalı kırktan fazla der, Vikipedi ve TDV ise daha yüksek sayılar yazar. TDV direklerin altı sıra halinde dizildiğini ve yaklaşık 7,5 metre yükseldiğini belirtir. Direklerde sedir ağacı kullanılmıştır ve sözlü geleneğe göre kerestenin kullanılmadan önce altı ay suda bekletildiği anlatılır. Direk başlıkları, konsollar ve kirişler kök boyalarla yapılmış kalem işleriyle süslüdür, bunların bir kısmı bugün dökülmüştür. Yapının ortasında karlık adı verilen bir kuyu vardır. Kültür Portalı'na göre kışın damda biriken kar, çatının ortasındaki açıklıktan bu kuyuya atılır, eriyen kar içerideki havayı nemlendirerek ahşabın kuruyup çatlamasını önlerdi. Karlığın üstü 1965'te camla kapatılmış ve bu işlevi sona ermiştir. Çatı da zamanla değişmiştir; özgün toprak dam 1941'deki onarımda eğimli çatıya çevrilmiş, 1956'da bakırla kaplanmıştır. Çini ve ahşap işçiliği yapının ikinci büyük zenginliğidir. Mihrap yaklaşık altı metre yüksekliğindedir ve tamamen çini mozaikle kaplıdır; hakim renk firuzedir. TDV mihrabın motiflerinin Konya Karatay Medresesi'nin kubbe içindeki motiflere çok benzediğini not eder. Ceviz ağacından yapılmış minber, kapı ve pencere kanatları, parçaları çivisiz ve tutkalsız birbirine geçiren kündekari tekniğiyle işlenmiştir. Kemerin iki yanındaki yazıdan ahşap ustasının adının İsa olduğu anlaşılır. Bazı özgün pencere kanatları bugün Konya'daki İnce Minareli Medrese Taş ve Ahşap Eserler Müzesi'nde sergilenir. Yapı bugün hem ziyarete hem ibadete açıktır, bu yüzden ziyaret ibadet saatleri dışında planlanmalıdır. İçeri ayakkabı çıkarılarak girilir; kadınların başlarını örtmesi, herkesin omuz ve dizleri kapatan giysiler giymesi beklenir. İç mekanda sessiz kalmak ve ibadet edenleri rahatsız etmeden fotoğraf çekmek gerekir. Direklerin arasından yürürken gözünüzü tavana kaldırın; kalem işleri ve gün ışığının kirişlerde oluşturduğu gölgeler en iyi buradan görülür. Yapı ilçe merkezinde, göl kıyısına ve Taşköprü'ye yürüme mesafesindedir; Konya'dan Beyşehir'e otobüsle gelinir.
2
Beyşehir Gölü Milli Parkı

Beyşehir Gölü Milli Parkı

~1 sa 30 dk burada

Camiden göle inince sizi ilk karşılayan yapı, gölün çıkışına kurulmuş Taş Köprü'dür. Beyşehir Belediyesi köprünün 1908 ile 1914 arasında bir regülatör baraj sistemi olarak yapıldığını yazar. Köprü 40,70 metre uzunluğunda ve 6,35 metre genişliğindedir, on dört ayağın taşıdığı on beş gözü vardır. Belediye onu Osmanlı Devleti'nin kurduğu ilk sulama projesi olarak anar ve kentin simgelerinden sayar. Köprünün üstünde yavaşça yürüyün ve iki yöne ayrı ayrı bakın. Bir yanda gölün açık suyu ve uzakta dağlar, öbür yanda gölün suyunu güneydoğuya taşıyan Çarşamba Çayı vardır. Vikipedi bu çayın gölün tek çıkışı olduğunu ve Konya ovasının sulanması için büyük bir regülatör yapıldığını belirtir. Ardından kıyı boyunca birkaç yüz metre yürüyüp sazlıkların başladığı yere gidin. Beyşehir Kaymakamlığı gölün güney ve kuzey kıyılarının sığ olduğunu, en derin yerinin ise on metreyi bulduğunu yazar. Yüzölçümü 651 kilometrekare, uzunluğu 45 kilometre, en geniş yeri 25 kilometredir. Bu sığ ve geniş su kütlesi kıyıda kurulu kasabanın hayatını yüzyıllardır belirlemiştir. Kaymakamlık gölde başta sazan olmak üzere levrek, kadife, akbalık ve aynalı sazan bulunduğunu sayar. Kıyıda dürbününüz varsa yanınıza almanız iyi olur, çünkü göl kuş gözlemciliği için önemli bir alandır. Belediyeye göre eylül ve ekim aylarında ördekler, bahriler, yalıçapkınları, sumrular, leylekler ve martılar on binleri aşan gruplar oluşturur. Ekim sonunda sakarmekeler ve kazların gelmesiyle göldeki toplam kuş sayısı elli bini geçer. Tepeli pelikanın bilinen ilk kuluçka kolonilerinin de bu gölün adalarında tespit edildiği belirtilir. Ufukta gördüğünüz adaları tanımaya çalışın; belediye gölde büyüklü küçüklü otuz üç ada sayar ve büyük adaların genellikle batıda olduğunu belirtir. En büyüğü üzerinde bir köy bulunan Mada Adası'dır, kızıl kumlu koylarıyla bilinen İğdeli Ada ise turizm yönünden en gözde adadır. Hacı Akif Adası'nda yüz metre uzunluğunda, sarkıt ve dikitli bir mağara bulunur. Çevredeki alan 20 Şubat 1993'te milli park ilan edilmiştir ve kaymakamlık milli park alanını 88.750 hektar olarak verir. Göl turları ya da adalara geçiş imkanı soruyorsanız güncel bilgiyi belediyeden alın. Kıyıda oturup dinlenmek için bu durak günün en uygun yeridir. Gün batımını izlemek isterseniz akşam bu kıyıya geri dönmeyi düşünün, çünkü belediye Beyşehir gün batımını renk ve batış süresi yönünden dünyanın sayılı manzaraları arasında anar. Sonra aracınıza dönüp kuzeye, Eflatunpınar yoluna çıkın.

Kaynak: Beyşehir Belediyesi, Taş Köprü, Beyşehir Gölü, Göl Adaları ve Günbatımı; Beyşehir Kaymakamlığı, Beyşehir Gölü; Vikipedi, Beyşehir Gölü.

Beyşehir Gölü, Göller Yöresi'nin doğu ucunda, Konya ile Isparta illerinin sınırında uzanan ve Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü olarak bilinen geniş bir su kütlesidir. Türkçe Vikipedi'ye göre gölün yaklaşık yüzde sekseni Konya, yüzde yirmisi Isparta topraklarındadır. Göl, batıda ve güneyde Toros Dağları, doğuda volkanik Erenler Dağı, kuzeybatıda Sultan Dağları ve Anamas Dağı ile çevrili tektonik bir çukura yerleşmiştir. Beyşehir Kaymakamlığı'nın tanıtımına göre çevresindeki dağların yüksekliği iki bin metreyi aşar. Gölün çevresi 20 Şubat 1993'te Bakanlar Kurulu kararıyla milli park ilan edilmiştir. Kaymakamlık ve Vikipedi milli park alanını 88.750 hektar olarak verir ve bu alan Türkiye'nin en geniş milli parkı olarak anılır. Gölün Isparta tarafında ise 1969'da kurulan ayrı bir koruma alanı, Kızıldağ Milli Parkı bulunur. Böylece Beyşehir Gölü, iki ayrı milli park içinde korunan tek su kaynağı özelliğini taşır. Ölçüler kaynaklara ve su seviyesine göre değişir; kaymakamlık yüzölçümünü 651 kilometrekare olarak verir. Göl kuzeybatı ile güneydoğu yönünde yaklaşık 45 kilometre boyunca uzanır. Vikipedi gölün en geniş yerini 24 kilometre, kaymakamlık ise 25 kilometre olarak yazar. Göl sığdır ve kaynakların ortak verdiği en derin nokta yalnızca 10 metredir. Su yüzeyi denizden yaklaşık 1.115 ile 1.123 metre yükseklikte durur ve bu fark ölçüm dönemine bağlıdır. Göl en yüksek seviyesine mayısta, en düşük seviyesine ekimde ulaşır. İngilizce Vikipedi son yıllardaki kuraklık nedeniyle kıyı çizgisinin yaklaşık 300 metre geri çekildiğini not eder. Gölde, su altında kalmış tepe uzantılarının oluşturduğu irili ufaklı 33 ada vardır. Valiliğin ve belediyenin tanıtımlarına göre büyük adalar daha çok gölün batı yarısında toplanır. En büyük ada Mada Adası'dır ve üzerinde bugün de bir köy yerleşimi bulunur. Hacı Akif Adası, yaklaşık 100 metre uzunluğunda, sarkıt ve dikitli bir mağarasıyla tanınır. İğdeli Ada kızıl kumlu kumsalları ve koyları nedeniyle turizm açısından en çok ilgi gören adadır. Çeçen Adası'nda ise tarihi yapı kalıntıları ve çinili bir hamamın izleri bulunur; valilik bu hamamın çinilerinin Konya'daki müzede sergilendiğini yazar. Göl kuş gözlemcileri için önemli bir alandır. Beyşehir Belediyesi'nin tanıtımına göre eylül ve ekim aylarında ördekler, bahriler, yalıçapkınları, sumrular, leylekler ve martılar on binlerce kuşluk gruplar oluşturur. Sakarmeke ve kazların gelişiyle ekim sonunda göldeki toplam kuş sayısı elli bini geçer. Adalar, av baskısından uzak oldukları için karabatak, balıkçıl ve yırtıcı kuşlara kuluçka alanı sağlar. Tepeli pelikanın bilinen ilk kuluçka kolonileri de bu adalarda kaydedilmiştir. Gölde başta sazan olmak üzere levrek, kadife, akbalık ve aynalı sazan yaşar. Gölün çevresi çok eski bir yerleşim alanıdır ve suyun yükselip çekilmesi bu yerleşimlerin kaderini belirlemiştir. Vikipedi, su çekildiğinde göl tabanından eski yerleşim izlerinin ortaya çıktığını ve Kuşluca gibi bazı höyüklerin ancak bu dönemlerde görülebildiğini aktarır. Selçuklu döneminde gölün güneybatı kıyısına Kubadabad Sarayı kurulmuş, karşısındaki küçük adaya da Kız Kalesi adıyla bilinen bir yapı yapılmıştır. Milli park bu nedenle doğa ile birlikte Selçuklu dönemine ait kültürel zenginlikleri de kapsar. Göle en kolay ulaşılan nokta Beyşehir ilçe merkezidir. Kasabanın içinden gölün tek çıkışı olan Çarşamba Çayı geçer ve bu kanalın üzerinde 1908 ile 1914 yılları arasında yapılan Taşköprü bulunur. İngilizce Vikipedi'ye göre bu yapı hem köprü hem de taşkınları düzenleyen bir bent olarak inşa edilmiş, bugün yalnızca yayaların kullandığı tarihi bir geçittir. Köprüden ve çevresindeki kıyıdan gölün açık suyu, sazlıklar ve arkadaki dağlar birlikte görülür. Milli parkın orman örtüsünü ardıç, karaçam, göknar, sedir ve meşe oluşturur; ağaçlar yer yer kıyıya kadar iner. Ziyaret için en kalabalık dönem mayıs ile ekim arasıdır; kuşları görmek isteyenler için sonbahar daha verimlidir. Kış aylarında göl yüzeyi kısmen ya da tamamen donabilir. Kıyı köylerine ve adalara ulaşım için yerel tekne seferleri mevsime göre değişir, güncel bilgiyi Beyşehir Belediyesi'nden almak gerekir. Konya merkezden Beyşehir'e düzenli otobüs seferleri vardır, ama gölün çevresini gezmek için özel araç çok daha elverişlidir.
3
Eflatunpınar Hitit Anıtı

Eflatunpınar Hitit Anıtı

~50 dk burada

Eflatunpınar, Kültür Portalı'nın verdiği ölçüye göre Beyşehir'e yirmi iki kilometre uzaklıkta, Sadıkhacı yakınındadır. Aracı bırakıp alana girdiğinizde önce havuzun kendisine bakın, çünkü anıtı anlamanın anahtarı sudur. Kültür Portalı yapının doğal bir su kaynağının üzerine kurulmuş büyük bir havuzdan ve suyu havuza akıtan yatay kanallardan oluştuğunu yazar. Hittite Monuments sitesi havuzu kabaca otuz dört metreye otuz metre ölçülerinde dikdörtgen bir alan olarak tarif eder. Kaynaklara göre anıt MÖ 13. yüzyılın son çeyreğine tarihlenir ve Büyük Kral IV. Tuthaliya dönemine ait olduğu düşünülür. Sonra havuzun kuzey kenarındaki yüksek kabartma duvarının karşısına geçin ve onu bir süre uzaktan izleyin. Duvar doğal kayaya oyulmamış, birbirine uyacak biçimde kesilmiş andezit blokların titizlikle birleştirilmesiyle kurulmuştur. Kültür Portalı onu Hitit uygarlığının öteki kaya anıtlarından ayıran şeyin bu özgün taş işçiliği ve kabartmalardaki düzen olduğunu belirtir. Ortada iki büyük figür ve her birinin üstünde kanatlı birer güneş kursu görülür. Bu figürlerin çevresinde güneş kurslarını taşıyan on yaratık, en tepede ise iri bir kanatlı güneş kursu vardır. Tabanda kısmen görülebilen beş dağ figürü sıralanır ve bunların ortadaki üçünde suyun çıktığı delikler bulunur. Bu düzen, sitenin yorumuna göre, gökle yer arasını bir sahne gibi kurgular. Kabartma yüzeyin ölçüsü kaynaklarda farklı verilir; Hittite Monuments taban figürleriyle birlikte yaklaşık yedi metreye yedi metre diye tarif eder. Ardından havuzun çevresinde yavaşça dolaşın ve duvarlara gömülü küçük figürleri arayın. Ana cephenin sağında ve solunda birer çift figür, güney duvarının havuz tarafında ise bir figür daha bulunur. Havuzun güneyinde, özgün yerinde olmayan üçlü bir boğa protomu durur; bu parça Roma döneminde yapılan bir bendin duvarında dolgu olarak kullanılmıştır. Kabartma duvarının birkaç metre gerisindeki kayada ise çok aşınmış bir aslan figürünün izleri seçilir. Alanda hiç yazıt bulunmadığını, tarihin çevredeki anıtlarla karşılaştırmaya dayandığını aklınızda tutun. Alanda 1996 ile 2002 arasında kurtarma kazıları, 2011-2012'de ise çevre düzenlemesi, restorasyon ve çit çalışmaları yapılmıştır. Anıt 2014'te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alındı. Gerekçe, akan suyun merkezi bir havuzda toplanıp gerektiğinde tasarrufla kullanıldığı ender su sistemlerinden biri olmasıdır. Fotoğraf için havuzdaki yansımayı kadraja almaya çalışın; kabartmalar yandan gelen ışıkta daha belirgin görünür. Alan açık ve gölgesizdir, bu yüzden şapka ve su yanınızda olsun. Buradan sonra Beyşehir'e dönüp Isparta yoluna saparak gölün güneybatı kıyısına, Kubadabad'a doğru yola çıkın.

Kaynak: Kültür Portalı, Beyşehir Eflatunpınarı Hitit Su Anıtı; Hittite Monuments, Eflatunpınar; Beyşehir Belediyesi, Eflatun Pınarı Anıtı.

Eflatunpınar, Beyşehir ilçe merkezinin yaklaşık 22 kilometre kuzeyinde, yerden kaynayan bir pınarın başına taş bloklarla kurulmuş bir Hitit su anıtıdır. Kültür Portalı anıtı MÖ 13. yüzyılın son çeyreğine tarihler ve Büyük Kral IV. Tuthaliya dönemine ait olduğunun düşünüldüğünü yazar. Anıt bugün Beyşehir Gölü Milli Parkı sınırları içindedir ve pınarın suyu Beyşehir Gölü'ne doğru akar. İngilizce Vikipedi, alanın Hattuşa'da bulunan bir bronz tablette geçen bir pınar havuzuyla eşleştirildiğini aktarır. Aynı kaynağa göre burası Hitit yayılımının en güneybatıdaki noktalarından biri sayılır. Adı yanıltıcıdır, çünkü anıt Antik Yunan filozofu Eflatun'dan yaklaşık bin yıl daha eskidir. Türkçe Vikipedi adın halk arasında bu şekilde yerleştiğini, İngilizce Vikipedi ise Selçuklu döneminden beri Konya ile Eflatun arasında kurulan bağdan geldiğini yazar. Yani ad, anıtın kendisinden değil sonraki yüzyılların yorumundan doğmuştur. Eflatunpınar'ı öteki Hitit anıtlarından ayıran şey yapım biçimidir. Kültür Portalı'na göre anıt doğal bir kaya yüzeyine oyulmamış, birbirine uygun kesilmiş andezit blokların titizlikle birleştirilmesiyle kurulmuştur. Hittite Monuments sitesi havuzun yaklaşık 34 metreye 30 metre boyutlarında, dikdörtgen bir alan olduğunu yazar. Havuzun kuzey kenarında, kabartmalı blokların oluşturduğu yüksek bir duvar yükselir. Bu ön yüz, alttaki figürlerle birlikte yaklaşık yedi metre eninde ve yedi metre yüksekliğindedir. Duvar, okunması kolay bir düzen içinde katman katman kurulmuştur. Merkezde, Hitit sanatının ikonografisine göre Fırtına Tanrısı ile Güneş Tanrıçası olarak yorumlanan iki oturan figür bulunur ve her birinin üstünde kanatlı bir güneş kursu vardır. Çevrelerinde, iki küçük güneş kursunu ve en tepedeki büyük kanatlı kursu taşıyan on melez yaratık sıralanır. En altta pul desenli eteklerle betimlenmiş beş dağ figürü yer alır; ortadaki üçünde suyun çıktığı delikler açılmıştır. Hittite Monuments bu düzeni yukarıda gök, aşağıda yer ve arada göğü taşıyan figürlerle kurulmuş bir evren sahnesi olarak yorumlar. Ana duvarın sağında ve solunda havuz duvarlarına yerleştirilmiş başka figürlü bloklar da vardır. Havuzun güney ve doğu kenarlarında da kabartmalı taşlar bulunur, ama bunların bir kısmı kırıktır. Havuzun güneyinde, özgün yerinde olmayan üçlü bir boğa protomu durur; bu parça sonradan Roma döneminde yapılan bir bendin duvarında dolgu taşı olarak kullanılmıştır. Ana duvarın birkaç metre gerisindeki büyük kaya bloğunda ise çok aşınmış bir aslan figürünün izleri seçilir. Anıtta hiçbir yazıt bulunmamıştır, bu yüzden tarih üslup ve çevredeki öteki Hitit anıtlarıyla karşılaştırma üzerinden verilir. Alanda 1996 ile 2002 arasında kurtarma kazıları ve temizlik yapılmış, 2011 ve 2012'de çevre düzenlemesi, onarım ve çit çalışması tamamlanmıştır. Kazılarda havuzun içinden yatan hayvan heykellerinin parçaları ve Hattuşa'dakilere benzeyen küçük adak kapları çıkmıştır. Anıt 2014'te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır. Kültür Portalı bunun gerekçesini, akan suyun merkezi bir havuzda toplanıp gerektiğinde tasarruflu kullanıldığı nadir su sistemlerinden biri olması diye açıklar. Alan küçük ve kolay gezilir; bir saat yeterli bir süredir. Önce havuzun karşı kıyısına geçip kabartmalı duvarın sudaki yansımasıyla birlikte bütününe bakın. Sonra duvara yaklaşıp alttaki dağ figürlerini ve sudan taşan kaynak deliklerini yakından izleyin. Öğleden önceki ışık kabartmaların kabarık yüzlerini daha iyi gösterir. Alanda gölge azdır, yaz aylarında şapka ve su almak gerekir. Eflatunpınar'a toplu taşımayla ulaşmak zordur, Beyşehir'den özel araçla gidilir. Ziyaret koşulları için güncel bilgiyi Konya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden almak gerekir.
4
Kubadabad Sarayı

Kubadabad Sarayı

~1 sa 15 dk burada
Gölyaka köyü sınırları, Beyşehir / Konya

Kubadabad'a Beyşehir'den Isparta yönüne giden yoldan sapıp beş kilometre kadar içeri girerek ulaşırsınız. Vikipedi alanı Gölyaka köyü sınırlarında, gölün güneybatı kıyısının orta kesiminde, Anamas Dağları'nın eteğindeki kayalık bir yarımadada gösterir. Kültür Portalı, Sultan I. Alaeddin Keykubad'ın Kayseri'den Antalya'ya giderken göl çevresinin güzelliğinden etkilendiğini ve buraya bir saray yapılmasını emrettiğini anlatır. TDV İslam Ansiklopedisi inşaatın 1226-1236 arasında yapıldığını ve aynı zamanda mimar ve nakkaş olan Emir Sadeddin Köpek tarafından yürütüldüğünü yazar. Selçuklu tarihçisi İbn Bibi, sultanın bir kroki çizerek odaların yerini bizzat belirlediğini aktarır. Alana vardığınızda önce yarımadanın yüksek noktasına doğru yürüyüp genel düzeni kavrayın. Ansiklopediye göre saray yerleşimi biri kıyıda, biri karşıdaki küçük adada olmak üzere sekiz dönümden geniş bir alana yayılır. Kıyıdaki bölüm 5.200, adadaki bölüm 3.000 metrekaredir ve adadaki kısım Kız Kalesi diye anılır. Sonra alçak bir surla çevrili alandaki iki ana yapıyı, Büyük Saray ile Küçük Saray'ı bulun. Büyük Saray yaklaşık elli metreye otuz beş metre boyutlarındadır ve önünde göle doğru açılan geniş bir teras uzanır. Ansiklopedi orta salonda, taht salonunu oluşturan eyvanın tabanını ayıran otuz beş santimetrelik bir setten söz eder. İbn Bibi'ye göre taht salonu kabul salonuna açılırdı ve törenlerde sultanı topluluktan ayıran bir perde çekilebilirdi. Kazılar kayıkhane, hamam, fırın, mutfak, depo ve asker barınağı gibi birimlerle büyük bir av parkının izlerini de ortaya koymuştur. Duvar diplerindeki kalın, masif zemin katlara dikkat edin, çünkü ansiklopedi göle bakan pencereli asıl yaşam katlarının bunların üstünde olduğunu tahmin eder. Yassı tuğlalarla örtülü kanal kalıntıları ise binalarda kanalizasyon sistemi kullanıldığını gösterir. Harabelerin Kubadabad olduğunu ilk kez 1949'da Konya Müzesi Müdürü Zeki Oral belirledi. İlk bilimsel kazılar 1965 ve 1966'da Katharina Otto-Dorn tarafından yapıldı, 1980'den itibaren Rüçhan Arık'ın yönetiminde yeniden başladı. Vikipedi 2017'den bu yana kazıların Muharrem Çeken başkanlığında sürdüğünü belirtir. Konya Valiliği kazılarda çok sayıda çini, seramik, alçı, cam ve sikke bulunduğunu yazar. Burada çini göremeyeceğinizi bilerek gelin; figürlü çiniler Konya'daki Karatay Medresesi'ndeki müzede sergilenir. Ansiklopedi bu çinilerin taht salonu ve odaların duvarlarını iki metre yüksekliğe kadar kapladığını belirtir. Yine de sarayın duvarlarına bakarken av sahnelerini, bağdaş kurmuş sultanı ve çift başlı kartalı bu odalarda hayal etmek mümkündür. Kazı alanı olduğu için çevrili bölümlerin dışına çıkmayın ve kalıntıların üstüne basmayın. Alanın ziyaret koşullarını gitmeden işleten kurumdan öğrenin. Dönüşte gölü bir kez daha seyrederek Beyşehir'e gidebilir, günü kıyıda kapatabilirsiniz.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Kubadabad Sarayı; Kültür Portalı, Beyşehir Kubad Abad Sarayı; Konya Valiliği, Kubad-Abad Sarayı; Vikipedi, Kubadabad Sarayı.

Kubadabad Sarayı, Beyşehir Gölü'nün güneybatı kıyısında, Anamas Dağları'nın eteğindeki kayalık bir yarımadada bulunan Anadolu Selçuklu saray külliyesidir. Kültür Portalı ve TDV İslam Ansiklopedisi onu günümüze ulaşabilmiş tek Selçuklu saray yapısı ve planı bilinen yegane Selçuklu saray külliyesi olarak tanımlar. Sarayı Sultan I. Alaeddin Keykubad yaptırmıştır. Kültür Portalı, sultanın Kayseri'den Antalya'ya giderken gölün çevresinden etkilendiğini ve buraya bir saray yapılmasını emrettiğini anlatır. Vikipedi'ye göre kalıntılar Beyşehir-Isparta yolu üzerinde, Gölyaka köyü sınırları içindedir. İnşaatın tarihi kaynaklarda biraz farklı verilir. TDV ve Vikipedi yapımın 1226 ile 1236 yılları arasında sürdüğünü yazar, Kültür Portalı ise sarayın 1236'da yapıldığını belirtir. İşi yürüten, hem mimar hem nakkaş olan ve sultanın av emirliğini de yapan Sadeddin Köpek'tir. Selçuklu tarihçisi İbn Bibi, sultanın sarayın planıyla yakından ilgilendiğini, hatta bir kroki çizerek odaların yerini kendisinin belirlediğini yazar. Sadeddin Köpek'in külliyenin içinde kendisi için de küçük bir saray yaptırdığı bilinmektedir. Saray yüzyıllarca unutulmuş, kalıntılarının Bizans döneminden kaldığı sanılmıştır. Konya Valiliği'ne göre İbrahim Hakkı Konyalı ve Osman Turan sarayın Beyşehir çevresinde olması gerektiğine işaret etmiş, Konya Müze Müdürü Zeki Oral da yerini 1949'da tespit etmiştir. İlk bilimsel kazıları 1965 ve 1966'da Katharina Otto-Dorn yapmış, sarayın ana birimleri bu kazılarla ortaya çıkmıştır. Kazılar 1980'den itibaren Rüçhan Arık'ın başkanlığında yeniden başlamış ve aralıksız sürmüştür. Vikipedi 2017'den bu yana kazı başkanlığını Muharrem Çeken'in yürüttüğünü not eder. Kazılar geniş bir yapı grubunu ortaya koymuştur. Alçak bir surla çevrili alanda Büyük Saray ve Küçük Saray adı verilen iki ana yapı ile yirmi kadar başka yapının kalıntısı vardır. TDV ve Vikipedi bunların arasında iki bölümlü bir kayıkhane, hamam, fırın, mutfak, depo ve asker barınakları bulunduğunu, külliyenin büyük bir av parkını da içerdiğini yazar. Büyük Saray yaklaşık 50 metreye 35 metre boyutlarındadır ve önünde göle doğru uzanan geniş bir teras bulunur. Ortadaki salonun göl tarafındaki yükseltilmiş bölümün taht eyvanı olduğu anlaşılmıştır. Kıyıdaki kısım yaklaşık 5.200 metrekare, karşıdaki küçük adada Kız Kalesi olarak bilinen kısım ise yaklaşık 3.000 metrekaredir. Sarayı ünlü yapan şey duvarlarını kaplayan çinilerdir. Kazılarda çinilerin taht salonu ve odaların duvarlarını iki metre yüksekliğe kadar kapladığı anlaşılmıştır. TDV bu koleksiyonu Anadolu Selçuklu çini sanatının en fazla figür çeşidine sahip topluluğu olarak niteler. Beyaz yıldız biçimli figürlü çiniler ile firuze haç biçimli çiniler birbirini izleyerek dizilmiştir. Çinilerde bağdaş kurarak oturan saray halkı, av sahneleri, gerçek ve hayali hayvanlar ve mitolojik yaratıklar görülür. Göğsünde "es-sultan" yazısı bulunan çift başlı kartal figürü en çok tanınan örneklerden biridir. Bu çinilerin ve kalıpla yapılmış alçı kabartmaların çoğu bugün Konya'daki Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi'nde sergilenir. Bugün alanda gördüğünüz şey bir kazı yeridir, ayakta duran bir saray değil. Temel duvarları, oda dizileri ve bazı bölümleri örten koruma çatıları göl kıyısındaki düzlükte birbirini izler. Kalıntıların arasında yürürken oda planlarını takip edin ve terasın göle bakan kenarına kadar gidin; sarayın neden bu kıyıya kurulduğu en iyi oradan anlaşılır. Kıyının hemen karşısındaki küçük adada ise sarayı korumak için kurulduğu düşünülen Kız Kalesi'nin kalıntıları vardır. Konya Valiliği kazıların hala sürdüğünü yazar, bu yüzden bazı bölümler ziyaretçiye kapalı olabilir. Ziyaret koşulları için güncel bilgiyi Konya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden almak gerekir. Konya Valiliği sarayın Beyşehir'in batısında yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta olduğunu yazar. Alana toplu taşımayla ulaşmak pratik değildir, özel araçla gitmek gerekir. Sarayı gezmeden önce ya da sonra Karatay Medresesi'ndeki çinileri görmek, kazı alanında eksik kalan resmi tamamlar.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirBeyşehir, Konya
TürKültürel
Durak4
Tarih19 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat