
Anadolu Yakasının Doğusunda Bahçe, Kale, Baraj ve Orman
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap
İstanbul'un Anadolu yakasında yaşayanlar için doğu, çoğu zaman otoyolun ve yeni sitelerin yönüdür. Ataşehir'den Sultanbeyli'ye, Çekmeköy'den Beykoz'a uzanan bu kuşak ise şehrin en az bilinen kültür ve doğa katmanlarını taşıyor. Bu rota o katmanları tek günde, batıdan doğuya ve sonra kuzeye doğru açıyor. Dört durağın her biri ayrı bir zamanı anlatıyor ama hepsini birleştiren tek bir şey var: kentin yayıldığı yerde toprağın, suyun ve ormanın nasıl korunduğu.
Gün Ataşehir'de, otoyol kavşağının ortasındaki Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde başlıyor. Yol yapımında bozulmuş bir toprak 1995'ten sonra ıslah edildi, onbinlerce ağaç ve çalı dikildi ve alan 2002'de halka açılan bir botanik bahçesine dönüştü. Sabahın serin saatinde adalar arasında yürümek günün en sakin bölümü.
İkinci durak Sultanbeyli'deki Aydos Kalesi. Deniz seviyesinden 325 metre yükseklikteki bu Bizans kalesi, Osmanlı'nın İstanbul tarafına doğru ilerlediği 14. yüzyılın başında bir sınır karakoluydu. 2010'da başlayan kazılardan sonra çevre düzenlemesi 2022'de tamamlandı, kazı buluntuları da 2026'da açılan küçük bir müzede sergileniyor. Kale tepesinden Marmara'ya ve Anadolu yakasının yeni mahallelerine bakmak, sabah gördüğünüz kavşağı başka bir ölçekte okumanızı sağlıyor.
Üçüncü durak Ömerli Barajı. Riva Çayı üzerinde kurulan ve 1972'de hizmete giren baraj, İSKİ'nin verilerine göre İstanbul'un en büyük su kaynağı ve Anadolu yakasının neredeyse tamamına su veriyor. Burada yapılacak iş kısa ama önemli: gölü kıyısından görmek, musluktan akan suyun nereden geldiğini yerinde anlamak.
Gün Polonezköy'de bitiyor. 1842'de Polonyalı göçmenlerin kurduğu köy ve çevresindeki tabiat parkı, akşamüstü uzun bir orman yürüyüşü için rotanın en geniş durağı. Sıra bilerek böyle kuruldu: önce düzenlenmiş bir bahçe, sonra taşın ve tarihin olduğu bir tepe, sonra şehrin suyu, en sonda da serbest bir orman.
Duraklar arası mesafeler uzun olduğu için rota yürüyüşten çok yolculuk ister. Toplu taşımayla ilk iki durak rahat bağlanır ama Ömerli ile Polonezköy arasında araç gerekir. Kalede ve ormanda kapalı ve sağlam ayakkabı giyin, yazın kene ve sivrisineğe karşı hazırlıklı olun. Bahçe, kale ve müzenin güncel ziyaret saatlerini çıkmadan önce resmi sitelerinden kontrol edin; bahçede bakım nedeniyle girişlerden biri ya da bir ada zaman zaman kapalı olabiliyor.
Süre: tam gün. En iyi zaman: Nisan ile haziran arası ya da ekim ve kasım; bahçede bahar ve güz çiçekleri açar, ormanda yaprak rengi değişir, Aydos Kalesi'ndeki müze pazartesi kapalı olduğu için rotayı salı ile pazar arasına koyun.. Ulaşım: Botanik bahçesinin Ataşehir girişine toplu taşıma tarifini bahçenin resmi sitesindeki ulaşım sayfası veriyor; Aydos Kalesi'ne M5 Üsküdar-Sultanbeyli metro hattının Sultanbeyli ucundan İETT otobüsü ya da taksiyle çıkılır. Ömerli ve Polonezköy arasında toplu taşıma seyrek olduğu için dört durağı bir günde bitirmek isteyen araçla gelmeli; güncel İETT hatlarını Mobiett'ten kontrol edin.
Kaynaklar
- Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Tarihçe, https://www.ngbb.org.tr/tarihce.html
- Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Gösteri Bahçeleri, https://www.ngbb.org.tr/gosteri2.html
- Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Ulaşım, https://www.ngbb.org.tr/ulasim.html
- Sultanbeyli Belediyesi, Aydos Kalesi Hakkında, https://aydoskalesi.sultanbeyli.bel.tr/aydos-kalesi-hakkinda/
- Sultanbeyli Belediyesi, Aydos Kalesi Restorasyon Çalışmaları, https://aydoskalesi.sultanbeyli.bel.tr/restorasyon-calismalari/
- Sultanbeyli Belediyesi, Aydos Müzesi Açıldı, https://www.sultanbeyli.bel.tr/haber/aydos-muzesi-acildi/
- İSKİ, Su Kaynakları, https://iski.istanbul/kurumsal/hakkimizda/su-kaynaklari/
- İSKİ, Ömerli İçme Suyu Arıtma Tesisleri, https://iski.istanbul/kurumsal/iski-tesisleri/icme-suyu-aritma-tesisleri/oemerli-icme-suyu-aritma-tesisleri
- Çekmeköy Belediyesi, Çekmeköy Tarihi, https://www.cekmekoy.bel.tr/icerik/cekmekoy/cekmekoy-tarihi
- Tarım ve Orman Bakanlığı DKMP, Tabiat Parkları, https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP/Menu/28/Tabiat-Parklari
- Vikipedi, Aydos Kalesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Aydos_Kalesi
- Vikipedi, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Nezahat_Gökyiğit_Botanik_Bahçesi
- Vikipedi, Ömerli Barajı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Ömerli_Barajı
- Vikipedi, Riva Deresi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Riva_Deresi
- Vikipedi, Polonezköy, https://tr.wikipedia.org/wiki/Polonezköy
- Vikipedi, Polonezköy Tabiat Parkı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Polonezköy_Tabiat_Parkı
Rota Durakları

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi
Güne bahçenin Ataşehir girişinden başlayın, çünkü bu giriş bahçeyi yürüyüşe en uygun sırayla açıyor. Kapıdan geçer geçmez otoyolun sesini duyacaksınız ve bu ses bahçenin hikayesinin ta kendisi. Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinden gelen otoyolların Ankara yönündeki otoyolla birleştiği kavşakta, anayollar ile bağlantı yollarının arasında kalan adaların üzerinde kurulu. Bahçenin resmi tarihçesine göre alan sekiz adadan oluşuyor ve Karayolları Genel Müdürlüğü ile ANG Vakfı arasındaki bir protokolle bu işe ayrılmış. Yürürken adalar arasındaki geçişlere dikkat edin; her ada bir başka bitki grubunu ya da bir başka bahçe fikrini taşıyor.
İlk iş olarak Merkez Ada'ya yönelin. Bahçenin gösteri bahçeleri büyük ölçüde burada toplanıyor: doğal ve kültür bitkilerinin birbirinin ardından büyüyerek desen kurduğu ardışık bitkilendirme alanı, saksılı tasarımlar ve her yıl başka bir renk birleşimiyle dikilen kanal boyu. Mevsimlik alanlar genellikle yılda iki kez değiştirildiği için aynı yere ilkbaharda ve sonbaharda gelen iki farklı bahçe görür. Bu bölümde acele etmeyin, her alanın önünde durup dikimin nasıl kurulduğuna bakın.
Merkez Ada'dan sonra Anadolu Adası'na geçin. Burada süs bitkilerinin kültür çeşitlerinin yıllara göre sergilendiği bir meydan ve aynı ardışık dikim tekniğinin yalnızca doğal türlerle denendiği bir alan var. İki alanı karşılaştırmak, bir bahçıvanın gözüyle bakmayı öğretiyor. Ardından adını İstanbul, Trakya ve Meşe'den alan adaların yürüyüş yollarına devam edebilirsiniz.
Bahçenin bugünkü görünüşüne bakarken başlangıcını aklınızda tutun. Alan 1995'te Ali Nihat Gökyiğit tarafından eşi Nezahat Gökyiğit adına bir hatıra parkı olarak kuruldu ve önce yol inşaatında aşırı bozulmuş toprak ıslah edildi. Resmi tarihçeye göre 46 hektarlık alana yaklaşık 50 bin ağaç ve çalı dikildi. Amaç sonradan değişti, alan 2002'de halka açıldı ve 2003'te bugünkü adını aldı. Bugün gördüğünüz koru, otuz yıl önce çıplak bir dolgu toprağıydı.
Mevsime göre neye bakacağınızı önceden seçin. Bahçenin galeri sayfası ilkbaharda kardelen, erguvan ve karayemiş gibi türleri, sonbaharda ise güz çiğdemi ve acı çiğdem gibi soğanlı bitkileri öne çıkarıyor. Ekimde gelirseniz çimenlerin kenarına ve ağaç diplerine eğilip çiğdemleri arayın.
Bahçe aynı zamanda bir araştırma kurumu. 2004'te kurulan herbaryum 2010'da uluslararası kayda girerek NGBB kodunu aldı ve Vikipedi'ye göre 8.500 kadar kurutulmuş bitki örneği saklıyor. Kurumun Türkiye florası üzerine yayınları da bahçenin bilimsel tarafını gösteriyor. Herbaryum ziyarete açık bir sergi değil; burada yapılacak şey, yürüdüğünüz yolların ardındaki bu çalışmayı bilmek.
Fotoğraf için sabahın yumuşak ışığını kullanın ve renkli mevsimlik alanları gölge düşmeden çekin. Bahçe içinde bitkilere basmadan, işaretli yollardan yürüyün. Çıkmadan önce bahçenin resmi sitesindeki duyuruya bakın; bakım nedeniyle Ümraniye girişi ya da adalardan biri geçici olarak kapalı olabiliyor. Buradan Aydos Kalesi'ne geçmek için güneydoğuya, Sultanbeyli yönüne gideceksiniz.
Kaynak: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Tarihçe ve Gösteri Bahçeleri; Vikipedi, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi.

Aydos Kalesi
Aydos Kalesi, Sultanbeyli'nin Mehmet Akif Mahallesi'nde, ormanla kaplı Aydos Dağı'nın kuzeydoğu yamacındaki bir tepenin üstünde duruyor. Kalenin resmi tanıtım sitesine göre tepe deniz seviyesinden 325 metre yüksekte, İstanbul şehir merkezinin 36 kilometre doğusunda ve Marmara Denizi'nin 8 kilometre kuzeyinde. Kale bir tepenin üstünde olduğu için son bölümde yokuş çıkmayı hesaba katın ve acele etmeyin. Tepeye vardığınızda önce durup çevreye bakın, kalenin neden burada kurulduğu manzaradan anlaşılıyor. Belediyenin metnine göre buradan vadinin büyük bölümü görülüyor ve kale Üsküdar'dan Anadolu'ya uzanan eski ordu yolunun üzerindeydi.
Kalenin adı Yunanca kartal anlamına gelen Aetos sözcüğünden geliyor ve bu ad küçük bir değişiklikle bugüne ulaşmış. Belediyenin tanıtım metnine göre yapıma 11. ile 12. yüzyıllarda başlandı, sonraki eklerle kale 13. ile 14. yüzyıllarda son halini aldı. Kazıda bulunan kalıntıların çoğu bu son döneme ait ve kalenin en yoğun kullanıldığı zamanı gösteriyor. Aynı kazıda İlk Tunç Çağı'na ait taş balta uçları ve çakmaktaşı yongalar da çıktı, yani tepe çok daha önce de kullanılmıştı.
Kapıdan girince dış surların içine alınmış geniş alanda dolaşın. Kale, dış duvarlarıyla birlikte yaklaşık 26 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor ve savunma iç ve dış iki sur halinde kademeli kurulmuş. Kalenin resmi sitesi, altısı iç ve altısı dış sura bağlı on iki burçtan söz ediyor. Vikipedi dış surda yedi burç saydığı için kaynaklar arasında küçük bir fark var. Yarım daire biçimli burçların horasan harcı, yerel taş ve yer yer tuğlayla örüldüğünü duvarlara yaklaşınca görebilirsiniz.
Rotanın en dikkatli bakılacak yeri birinci burç. Kalenin özgün kapısı bu burcun içinde ve örgüsü diğer duvarlardan farklı, Bizans döneminin kaset duvar tekniğiyle yapılmış. Bu teknik daha çok 13. ve 14. yüzyıllara özgü olduğu için burcun sonradan eklendiği düşünülüyor. Burca çıkan seğirdim merdiveninin bir bölümü ve askerlerin burcun tepesinde kullandığı sekinin kalıntıları da özgün haliyle duruyor.
Ardından kalenin su düzenine bakın. Kuzeydeki birinci sarnıç tuğla ve taşın sırayla örüldüğü almaşık teknikle yapılmış ve ölçümlere göre yaklaşık 300 metreküp su alıyor. Doğudaki ikinci sarnıç dikdörtgen planlı ve yaklaşık 450 metreküplük. Kuzeydoğuda ise dört bölümlü uzun bir yapı var; içinde karbonlaşmış buğday ve bakla kalıntıları bulunduğu için kazı ekibi onun bir tahıl ambarı olduğunu düşünüyor.
Kalenin hikayesi 1326 ile 1328 arasında Kocaeli Yarımadası'nın büyük bölümünün Osmanlı denetimine geçmesiyle düğümleniyor. O yıllarda iki devlet arasındaki sınırda yalnız Aydos kalmıştı ve Orhan Gazi'nin komutanlarından Abdurrahman Gazi kaleyi kuşattı. Aşıkpaşazade'nin tarihinde anlatılan rivayete göre tekfurun kızı taşa sarılı bir mektupla kuşatanlara yardım etti, sarkıttığı iple surlara tırmanılmasını sağladı ve kale bir gece baskınıyla alındı. Tarihçi Halil İnalcık Aydos'u İstanbul'un fethinin başladığı yer olarak niteler.
Gezinin sonunda Aydos Kalesi Tanıtım ve Sergi Salonu'na girin. Belediyenin duyurusuna göre burada kazı ve restorasyonda çıkan sütunlar, kaideler, kemer parçaları, kabartmalı levhalar ve demir kenetli taşlar sergileniyor. Eserler Erken ve Orta Bizans dönemlerine tarihleniyor; salonda on iki yıllık restorasyonun fotoğrafları ve kısa filmler de var. Müze pazartesi kapalı, güncel saatleri resmi sitesinden kontrol edin. Buradan kuzeye, Çekmeköy yönündeki Ömerli Barajı'na geçeceksiniz.
Kaynak: Sultanbeyli Belediyesi, Aydos Kalesi tanıtım sitesi ve Aydos Müzesi duyurusu.

Ömerli Barajı
Ömerli Barajı'na Çekmeköy'ün Ömerli Mahallesi tarafından yaklaşın. Ömerli, adını verdiği baraj gölüne kıyısı olan eski bir köy ve bugün Çekmeköy'e bağlı bir mahalle. Çekmeköy Belediyesi'nin ilçe tarihine göre köyün adı 1520'li yıllara ait mahkeme kayıtlarında geçiyor. Aynı metne göre adın, köyün toprağının Ömer adlı bir kişiye verilmesinden gelmiş olması muhtemel. 1832 tarihli nüfus defterinden yapılan hesapla köyde o yıl elli yedi kadar hane vardı.
Burada yapılacak iş gölü görmek ve onun şehir için ne anlama geldiğini yerinde anlamak. Baraj, Kocaeli'nin Gebze ilçesi yakınlarından doğup Karadeniz'e dökülen Riva Çayı'nın üzerinde kurulu. İSKİ'nin su kaynakları sayfasına göre 1972'de hizmete alındı ve yıllık 220 milyon metreküplük kapasitesiyle İstanbul'un en büyük su kaynağı. Anadolu yakasının neredeyse tamamı suyunu buradan alıyor. İSKİ'ye göre barajın havza alanı 621 kilometrekare. Vikipedi'ye göre toprak gövdeli barajın akarsu yatağından yüksekliği 52 metre ve göl alanı yaklaşık 23 kilometrekare.
Kıyıya vardığınızda gölün çevresindeki ormana dikkat edin. Baraj havzası bilerek yapılaşmadan uzak tutulan bir koruma alanı. Gördüğünüz yeşillik, içme suyunun temiz kalması için korunan bir yeşillik. Göl bir yüzme ya da piknik yeri değil, bir içme suyu deposu. Bu yüzden suya girmeyin, kıyıda ateş yakmayın ve çöpünüzü yanınızda götürün. Kıyıdaki uyarı tabelalarına ve yasak alan işaretlerine uyun.
Suyun gölden sonra nereye gittiğini de bilmek iyi olur. İSKİ'nin verilerine göre Ömerli'den yılda ortalama 600 milyon metreküp su Ömerli İçme Suyu Arıtma Tesisleri'ne alınıyor. Dört tesisten oluşan bu kompleks, günlük kapasitesiyle İstanbul'un en büyük arıtma tesisi. İlk tesis olan Orhaniye 1978'de hizmete girdi. Arıtılan su Anadolu yakasının ilçelerine, Avrupa yakasında da Fatih ve Bakırköy'ün bir kısmına, Zeytinburnu'na ve Beşiktaş ile Sarıyer'in sahil kesimine gidiyor. Yani sabah çay demlediğiniz su büyük olasılıkla bu gölden geliyor.
Göle uzaktan bakarken aynı derenin öbür ucunu da düşünün. Riva Çayı barajdan sonra ormanların arasından kuzeye akıyor ve Beykoz'un Çayağzı mahallesinde Karadeniz'e kavuşuyor. Bu durakta uzun kalmak gerekmiyor, kırk beş dakika gölü görmek ve fotoğraf çekmek için yeterli. Gölün gün batımı manzarası ünlüdür ama rota akşamüstünü Polonezköy'ün ormanına ayırdığı için burada öğleden sonra ışığıyla yetinin. Buradan kuzeybatıya, orman yollarından Beykoz'daki Polonezköy'e geçin.
Kaynak: İSKİ, Su Kaynakları ve Ömerli İçme Suyu Arıtma Tesisleri; Çekmeköy Belediyesi, Çekmeköy Tarihi.

Polonezköy
Polonezköy'e vardığınızda aracı uygun bir yere bırakın ve günün geri kalanını yürüyerek geçirin. Köy, Beykoz'un ormanlık tepelerinde, Vikipedi'ye göre Karadeniz kıyısından yaklaşık 20 ve Boğaz kıyısından yaklaşık 15 kilometre uzakta. Bu son durağa iki buçuk saat ayırmanın sebebi orman. Köyün çevresi Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 1994'te ilan edilen Polonezköy Tabiat Parkı'nın içinde kalıyor. Doğa Koruma ve Milli Parklar listesinde parkın ilan tarihi 15 Temmuz 1994 olarak geçiyor.
Önce köyün ana yolunda kısa bir tur atın ve bu yerin neden Polonya adı taşıdığını hatırlayın. Polonezköy, 1830 Polonya Ayaklanması'ndan sonra sürgüne giden Prens Adam Czartoryski'nin girişimiyle 1842'de kuruldu. Köyün eski adı Adampol, kurucusunun adından geliyor. Czartoryski'nin temsilcisi Michal Czajkowski, sonradan köyün kurulacağı ormanlık araziyi satın aldı. Vikipedi'ye göre köyde başta yalnız on iki kişi yaşıyordu ve en kalabalık döneminde bile sakin sayısı iki yüz yirmiyi geçmedi. İlk sakinler çiftçilik, hayvancılık ve ormancılıkla geçindi.
Köyün içinden geçerken Zofia Rizi Anı Evi'nin yerini öğrenin. Bu küçük ev, Ryży ailesine ait fotoğrafları, kitapları ve belgeleri ve eski iç döşemeyi saklıyor. Köyün kayıtlarına göre Polonezköy'ü ziyaret edenler arasında 1847'de besteci Franz Liszt ve 1850'de yazar Gustave Flaubert de var. 1938'de köy sakinleri Türk vatandaşlığına geçti, 1968'de ise işledikleri toprakların tapusunu aldılar. Bugün köyde her yaz Polonya ile bağları anlatan bir festival düzenleniyor.
Köyü gördükten sonra asıl işe, orman yürüyüşüne geçin. Vikipedi'ye göre tabiat parkı yaklaşık 3.004 hektarlık alanıyla İstanbul'un ilk ve en büyük tabiat parkı. Parkta yaklaşık beş kilometrelik bir yürüyüş, bisiklet ve koşu parkuru ile gözlem kuleleri bulunuyor. Parkuru kendi hızınızda yürüyün ve gözlem kulelerinden birinden ormanın tepesine bakın. Ağaçların arasında karaçam, sapsız meşe, Macar meşesi, kestane, doğu kayını, gürgen ve ıhlamur var. Sonbaharda kestane ve kayın yaprakları sararır, ilkbaharda orman zemini yeniden yeşerir.
Yürürken ormanın sakinlerini de gözleyin. Parkta alageyik, karaca, yaban domuzu, sincap ve sansar gibi memeliler ile şahin, keklik, karatavuk ve baykuş gibi kuşlar kayıtlı. Sessiz yürürseniz kuşları daha çok duyarsınız. Hayvanları beslemeyin ve parkurun dışına çıkmayın.
Ayakkabı ve donanım konusunda pratik olun. Orman yolları yağmurdan sonra çamurlu olabilir, kapalı ve kaymayan ayakkabı giyin. Yazın kene ve sivrisineğe karşı uzun paça ve kovucu sprey işe yarar. Akşamüstü ışığı ağaçların arasından yatay düştüğünde fotoğraf için en güzel saat başlar. Hava kararmadan parkurdan çıkın, ormanda yön bulmak karanlıkta zorlaşır. Dönüşte hafta sonları köy çıkışında araç yoğunluğu olabileceğini hesaba katın ve yola erken çıkın.
Kaynak: Vikipedi, Polonezköy ve Polonezköy Tabiat Parkı; Doğa Koruma ve Milli Parklar, Tabiat Parkları listesi.
