Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Anadolu Yakasının Doğusunda Bahçe, Kale, Baraj ve Orman
Rotalar4 Durak

Anadolu Yakasının Doğusunda Bahçe, Kale, Baraj ve Orman

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

İstanbul'un Anadolu yakasında yaşayanlar için doğu, çoğu zaman otoyolun ve yeni sitelerin yönüdür. Ataşehir'den Sultanbeyli'ye, Çekmeköy'den Beykoz'a uzanan bu kuşak ise şehrin en az bilinen kültür ve doğa katmanlarını taşıyor. Bu rota o katmanları tek günde, batıdan doğuya ve sonra kuzeye doğru açıyor. Dört durağın her biri ayrı bir zamanı anlatıyor ama hepsini birleştiren tek bir şey var: kentin yayıldığı yerde toprağın, suyun ve ormanın nasıl korunduğu.

Gün Ataşehir'de, otoyol kavşağının ortasındaki Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde başlıyor. Yol yapımında bozulmuş bir toprak 1995'ten sonra ıslah edildi, onbinlerce ağaç ve çalı dikildi ve alan 2002'de halka açılan bir botanik bahçesine dönüştü. Sabahın serin saatinde adalar arasında yürümek günün en sakin bölümü.

İkinci durak Sultanbeyli'deki Aydos Kalesi. Deniz seviyesinden 325 metre yükseklikteki bu Bizans kalesi, Osmanlı'nın İstanbul tarafına doğru ilerlediği 14. yüzyılın başında bir sınır karakoluydu. 2010'da başlayan kazılardan sonra çevre düzenlemesi 2022'de tamamlandı, kazı buluntuları da 2026'da açılan küçük bir müzede sergileniyor. Kale tepesinden Marmara'ya ve Anadolu yakasının yeni mahallelerine bakmak, sabah gördüğünüz kavşağı başka bir ölçekte okumanızı sağlıyor.

Üçüncü durak Ömerli Barajı. Riva Çayı üzerinde kurulan ve 1972'de hizmete giren baraj, İSKİ'nin verilerine göre İstanbul'un en büyük su kaynağı ve Anadolu yakasının neredeyse tamamına su veriyor. Burada yapılacak iş kısa ama önemli: gölü kıyısından görmek, musluktan akan suyun nereden geldiğini yerinde anlamak.

Gün Polonezköy'de bitiyor. 1842'de Polonyalı göçmenlerin kurduğu köy ve çevresindeki tabiat parkı, akşamüstü uzun bir orman yürüyüşü için rotanın en geniş durağı. Sıra bilerek böyle kuruldu: önce düzenlenmiş bir bahçe, sonra taşın ve tarihin olduğu bir tepe, sonra şehrin suyu, en sonda da serbest bir orman.

Duraklar arası mesafeler uzun olduğu için rota yürüyüşten çok yolculuk ister. Toplu taşımayla ilk iki durak rahat bağlanır ama Ömerli ile Polonezköy arasında araç gerekir. Kalede ve ormanda kapalı ve sağlam ayakkabı giyin, yazın kene ve sivrisineğe karşı hazırlıklı olun. Bahçe, kale ve müzenin güncel ziyaret saatlerini çıkmadan önce resmi sitelerinden kontrol edin; bahçede bakım nedeniyle girişlerden biri ya da bir ada zaman zaman kapalı olabiliyor.

Süre: tam gün. En iyi zaman: Nisan ile haziran arası ya da ekim ve kasım; bahçede bahar ve güz çiçekleri açar, ormanda yaprak rengi değişir, Aydos Kalesi'ndeki müze pazartesi kapalı olduğu için rotayı salı ile pazar arasına koyun.. Ulaşım: Botanik bahçesinin Ataşehir girişine toplu taşıma tarifini bahçenin resmi sitesindeki ulaşım sayfası veriyor; Aydos Kalesi'ne M5 Üsküdar-Sultanbeyli metro hattının Sultanbeyli ucundan İETT otobüsü ya da taksiyle çıkılır. Ömerli ve Polonezköy arasında toplu taşıma seyrek olduğu için dört durağı bir günde bitirmek isteyen araçla gelmeli; güncel İETT hatlarını Mobiett'ten kontrol edin.

Kaynaklar

Ataşehir, İstanbul
Rotalar
4 Durak
Mekanlarda ~6 sa 15 dk
Yol ~41,2 km · 1 sa 9 dk
Toplam ~7 sa 24 dk
15 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

~1 sa 30 dk burada
Atatürk Mahallesi, Rıfat Danışman Sokak Yan Yolu, Ataşehir / İstanbul

Güne bahçenin Ataşehir girişinden başlayın, çünkü bu giriş bahçeyi yürüyüşe en uygun sırayla açıyor. Kapıdan geçer geçmez otoyolun sesini duyacaksınız ve bu ses bahçenin hikayesinin ta kendisi. Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinden gelen otoyolların Ankara yönündeki otoyolla birleştiği kavşakta, anayollar ile bağlantı yollarının arasında kalan adaların üzerinde kurulu. Bahçenin resmi tarihçesine göre alan sekiz adadan oluşuyor ve Karayolları Genel Müdürlüğü ile ANG Vakfı arasındaki bir protokolle bu işe ayrılmış. Yürürken adalar arasındaki geçişlere dikkat edin; her ada bir başka bitki grubunu ya da bir başka bahçe fikrini taşıyor.

İlk iş olarak Merkez Ada'ya yönelin. Bahçenin gösteri bahçeleri büyük ölçüde burada toplanıyor: doğal ve kültür bitkilerinin birbirinin ardından büyüyerek desen kurduğu ardışık bitkilendirme alanı, saksılı tasarımlar ve her yıl başka bir renk birleşimiyle dikilen kanal boyu. Mevsimlik alanlar genellikle yılda iki kez değiştirildiği için aynı yere ilkbaharda ve sonbaharda gelen iki farklı bahçe görür. Bu bölümde acele etmeyin, her alanın önünde durup dikimin nasıl kurulduğuna bakın.

Merkez Ada'dan sonra Anadolu Adası'na geçin. Burada süs bitkilerinin kültür çeşitlerinin yıllara göre sergilendiği bir meydan ve aynı ardışık dikim tekniğinin yalnızca doğal türlerle denendiği bir alan var. İki alanı karşılaştırmak, bir bahçıvanın gözüyle bakmayı öğretiyor. Ardından adını İstanbul, Trakya ve Meşe'den alan adaların yürüyüş yollarına devam edebilirsiniz.

Bahçenin bugünkü görünüşüne bakarken başlangıcını aklınızda tutun. Alan 1995'te Ali Nihat Gökyiğit tarafından eşi Nezahat Gökyiğit adına bir hatıra parkı olarak kuruldu ve önce yol inşaatında aşırı bozulmuş toprak ıslah edildi. Resmi tarihçeye göre 46 hektarlık alana yaklaşık 50 bin ağaç ve çalı dikildi. Amaç sonradan değişti, alan 2002'de halka açıldı ve 2003'te bugünkü adını aldı. Bugün gördüğünüz koru, otuz yıl önce çıplak bir dolgu toprağıydı.

Mevsime göre neye bakacağınızı önceden seçin. Bahçenin galeri sayfası ilkbaharda kardelen, erguvan ve karayemiş gibi türleri, sonbaharda ise güz çiğdemi ve acı çiğdem gibi soğanlı bitkileri öne çıkarıyor. Ekimde gelirseniz çimenlerin kenarına ve ağaç diplerine eğilip çiğdemleri arayın.

Bahçe aynı zamanda bir araştırma kurumu. 2004'te kurulan herbaryum 2010'da uluslararası kayda girerek NGBB kodunu aldı ve Vikipedi'ye göre 8.500 kadar kurutulmuş bitki örneği saklıyor. Kurumun Türkiye florası üzerine yayınları da bahçenin bilimsel tarafını gösteriyor. Herbaryum ziyarete açık bir sergi değil; burada yapılacak şey, yürüdüğünüz yolların ardındaki bu çalışmayı bilmek.

Fotoğraf için sabahın yumuşak ışığını kullanın ve renkli mevsimlik alanları gölge düşmeden çekin. Bahçe içinde bitkilere basmadan, işaretli yollardan yürüyün. Çıkmadan önce bahçenin resmi sitesindeki duyuruya bakın; bakım nedeniyle Ümraniye girişi ya da adalardan biri geçici olarak kapalı olabiliyor. Buradan Aydos Kalesi'ne geçmek için güneydoğuya, Sultanbeyli yönüne gideceksiniz.

Kaynak: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Tarihçe ve Gösteri Bahçeleri; Vikipedi, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi.

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Anadolu Yakası'nda Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinden gelen otoyolların Anadolu Otoyolu ile birleştiği kavşakta kurulmuş bir botanik bahçesidir. Bahçe, kavşağın ana yolları ile bağlantı yolları arasında kalan toprak parçalarına yayılır ve bu yüzden sekiz adadan oluşur. Alan, Karayolları Genel Müdürlüğü ile Ali Nihat Gökyiğit Vakfı arasında yapılan bir protokolle bu işe ayrılmıştır. Bahçenin resmi adresi Ataşehir'de olsa da kavşak Ümraniye sınırına dayanır ve bahçenin Ümraniye tarafında da bir ziyaretçi girişi vardır. Bahçenin tarihçesi 1995'te başlıyor. Ali Nihat Gökyiğit o yıl eşi Nezahat Gökyiğit adına bir hatıra parkı kurmak için çalışmaları başlattı. Yol inşaatı nedeniyle yapısı ağır biçimde bozulmuş toprak önce ıslah edildi, ardından 46 hektarlık park alanına yaklaşık 50.000 ağaç ve çalı dikildi. Sonra amaç değişti ve alan bir botanik bahçesi olarak yeniden planlandı. Bahçe 2002'de halkın ziyaretine açıldı ve 2003'te bugünkü adını aldı. 2004'te kurulan herbaryumu 2010'da uluslararası Index Herbariorum kaydına NGBB koduyla girdi ve yaklaşık 8.500 bitki örneği barındırıyor. Bahçenin kendini yalnızca bir gezinti yeri olarak değil, bir araştırma, eğitim ve öğretim merkezi olarak tanımladığını bilerek gezmek ziyareti zenginleştirir. Merkez Ada, soğanlı bitkiler koleksiyonu, kaya bahçesi, kaktüs ve etli bitkiler serası, nilüfer havuzları ve kuraklığa dayanıklı türlerin toplandığı bölümlerle bahçenin en yoğun koleksiyonlarını taşır. Kaya bahçesinde hem sıcak ve kurak ortamı hem de nemli ortamı seven kaya bitkileri yan yana yetiştiriliyor. Çitli bahçede ise Türkiye'de doğal olarak yaşayan kayın gibi türlerin çit bitkisi olarak kullanılıp kullanılamayacağı deneniyor. İstanbul Adası, 2010'da tamamlanarak ziyarete açıldı ve 18. yüzyıl İstanbul konak bahçelerinin yapısını yansıtacak biçimde tasarlandı. Adada bir konak bahçesi, iris kabartmalı traverten bir mahalle çeşmesi, Boğaz'ın köprüleri ve kuleleriyle küçültülmüş bir minyatürü ve dört yüz kişilik bir amfitiyatro bulunuyor. Bahçenin aktardığına göre İstanbul'un doğasında 2.512 takson saptanmış ve bunların bir kısmı yalnızca İstanbul'da yetişen endemik bitkilerdir. Adadaki İstanbul bitkileri koleksiyonu, kentleşmeyle kaybolma tehlikesi altındaki bu türleri korumak için oluşturulmuş. Aynı adadaki bir sergi, servi, çınar ve erguvan gibi İstanbul'un simgesi olmuş ağaçları sarıçiçekli atkestanesi ve lale ağacı gibi ender türlerle birlikte fotoğraflarla tanıtıyor. Amfitiyatronun sahnesinde bahçenin sloganlarından biri olan Betona inat, doğal hayat yazısı okunur. 9 Nisan 2011'de açılan Arboretum Adası, Türkiye'nin doğal ağaç ve çalılarının tümünü bir araya getirmeyi amaçlıyor. Bahçenin bilgisine göre ülkenin 723 doğal odunsu türü 2009'dan bu yana bilimsel araştırma gezileriyle buraya taşınıyor. Ada, Türkiye'nin bitki coğrafyasına uygun olarak Avrupa-Sibirya, İran-Turan ve Akdeniz olmak üzere üç bölüme ayrılmış. Bu adada 9 ile 14 yaş arası çocuklar için hazırlanmış rehbersiz bir etkinlik olan Teşhis Yolu Oyunu'nda çocuklar ipuçlarını izleyerek bir yaprağın hangi ağaca ait olduğunu bulmaya çalışıyor. Mini kaya bahçesinin yanındaki alan ise botanikçi Faik Yaltırık anısına düzenlenmiş. Bahçenin en büyüğü olan Anadolu Adası'nda kuzey yamaçlar Karadeniz ormanlarını, güney yamaçlar Akdeniz'i, ortadaki düzlük ise bozkırı anlatır. Bu adadaki kaya bahçesinde gökyiğit soğanı, karaca soğanı ve koyuncu soğanı gibi Türkiye'ye özgü türler görülebilir. Volkanik toprak ve kayalarla kurulan temsili Hasan Dağı ile beş nilüfer havuzlu sulak bölüm de bu adadadır. Adalar kavşağın yolları arasında dağıldığı için gezinizi Ataşehir girişinden başlayıp adaları sırayla dolaşacak biçimde planlayın. Ziyaretçi kurallarına göre kılavuz köpek dışında evcil hayvan bahçeye alınmıyor ve otoyol üzerindeki Merkez Ada kapısından ziyaretçi kabul edilmiyor. Bahçe içinde yiyecek, içecek, fidan ya da tohum satılmadığı için suyunuzu yanınızda getirin. Bahçe zaman zaman bakım ya da altyapı çalışmaları için kısmen kapatılabildiğinden hangi girişin açık olduğunu ve güncel ziyaret saatlerini resmi siteden kontrol edin. Toplu taşımayla gelecekler İBB'nin yolculuk planlayıcısında Ataşehir girişini hedef göstermeli, çünkü kavşağın çevresi yaya için karmaşıktır. Her mevsim farklı bir yüz gösteren bahçeye ilkbaharda soğanlı bitkiler, yazın nilüferler, sonbaharda ise Arboretum Adası'nın renkleri için gelinir.
2
Aydos Kalesi

Aydos Kalesi

~1 sa 30 dk burada
Mehmet Akif Mahallesi, Orman Caddesi No. 180, Sultanbeyli / İstanbul

Aydos Kalesi, Sultanbeyli'nin Mehmet Akif Mahallesi'nde, ormanla kaplı Aydos Dağı'nın kuzeydoğu yamacındaki bir tepenin üstünde duruyor. Kalenin resmi tanıtım sitesine göre tepe deniz seviyesinden 325 metre yüksekte, İstanbul şehir merkezinin 36 kilometre doğusunda ve Marmara Denizi'nin 8 kilometre kuzeyinde. Kale bir tepenin üstünde olduğu için son bölümde yokuş çıkmayı hesaba katın ve acele etmeyin. Tepeye vardığınızda önce durup çevreye bakın, kalenin neden burada kurulduğu manzaradan anlaşılıyor. Belediyenin metnine göre buradan vadinin büyük bölümü görülüyor ve kale Üsküdar'dan Anadolu'ya uzanan eski ordu yolunun üzerindeydi.

Kalenin adı Yunanca kartal anlamına gelen Aetos sözcüğünden geliyor ve bu ad küçük bir değişiklikle bugüne ulaşmış. Belediyenin tanıtım metnine göre yapıma 11. ile 12. yüzyıllarda başlandı, sonraki eklerle kale 13. ile 14. yüzyıllarda son halini aldı. Kazıda bulunan kalıntıların çoğu bu son döneme ait ve kalenin en yoğun kullanıldığı zamanı gösteriyor. Aynı kazıda İlk Tunç Çağı'na ait taş balta uçları ve çakmaktaşı yongalar da çıktı, yani tepe çok daha önce de kullanılmıştı.

Kapıdan girince dış surların içine alınmış geniş alanda dolaşın. Kale, dış duvarlarıyla birlikte yaklaşık 26 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor ve savunma iç ve dış iki sur halinde kademeli kurulmuş. Kalenin resmi sitesi, altısı iç ve altısı dış sura bağlı on iki burçtan söz ediyor. Vikipedi dış surda yedi burç saydığı için kaynaklar arasında küçük bir fark var. Yarım daire biçimli burçların horasan harcı, yerel taş ve yer yer tuğlayla örüldüğünü duvarlara yaklaşınca görebilirsiniz.

Rotanın en dikkatli bakılacak yeri birinci burç. Kalenin özgün kapısı bu burcun içinde ve örgüsü diğer duvarlardan farklı, Bizans döneminin kaset duvar tekniğiyle yapılmış. Bu teknik daha çok 13. ve 14. yüzyıllara özgü olduğu için burcun sonradan eklendiği düşünülüyor. Burca çıkan seğirdim merdiveninin bir bölümü ve askerlerin burcun tepesinde kullandığı sekinin kalıntıları da özgün haliyle duruyor.

Ardından kalenin su düzenine bakın. Kuzeydeki birinci sarnıç tuğla ve taşın sırayla örüldüğü almaşık teknikle yapılmış ve ölçümlere göre yaklaşık 300 metreküp su alıyor. Doğudaki ikinci sarnıç dikdörtgen planlı ve yaklaşık 450 metreküplük. Kuzeydoğuda ise dört bölümlü uzun bir yapı var; içinde karbonlaşmış buğday ve bakla kalıntıları bulunduğu için kazı ekibi onun bir tahıl ambarı olduğunu düşünüyor.

Kalenin hikayesi 1326 ile 1328 arasında Kocaeli Yarımadası'nın büyük bölümünün Osmanlı denetimine geçmesiyle düğümleniyor. O yıllarda iki devlet arasındaki sınırda yalnız Aydos kalmıştı ve Orhan Gazi'nin komutanlarından Abdurrahman Gazi kaleyi kuşattı. Aşıkpaşazade'nin tarihinde anlatılan rivayete göre tekfurun kızı taşa sarılı bir mektupla kuşatanlara yardım etti, sarkıttığı iple surlara tırmanılmasını sağladı ve kale bir gece baskınıyla alındı. Tarihçi Halil İnalcık Aydos'u İstanbul'un fethinin başladığı yer olarak niteler.

Gezinin sonunda Aydos Kalesi Tanıtım ve Sergi Salonu'na girin. Belediyenin duyurusuna göre burada kazı ve restorasyonda çıkan sütunlar, kaideler, kemer parçaları, kabartmalı levhalar ve demir kenetli taşlar sergileniyor. Eserler Erken ve Orta Bizans dönemlerine tarihleniyor; salonda on iki yıllık restorasyonun fotoğrafları ve kısa filmler de var. Müze pazartesi kapalı, güncel saatleri resmi sitesinden kontrol edin. Buradan kuzeye, Çekmeköy yönündeki Ömerli Barajı'na geçeceksiniz.

Kaynak: Sultanbeyli Belediyesi, Aydos Kalesi tanıtım sitesi ve Aydos Müzesi duyurusu.

Aydos Kalesi, Sultanbeyli'de Aydos Tepesi'nin deniz seviyesinden 325 metre yükseklikteki bir uzantısına kurulmuş bir Bizans kalesidir. Halk arasında Keçi Kalesi adıyla da anılır ve çevresiyle birlikte birinci derece arkeolojik sit alanı olarak korunur. Belediyenin tanıtım sitesine göre kale İstanbul şehir merkezinin yaklaşık 36 kilometre doğusunda, Marmara Denizi'nin ise 8 kilometre kadar kuzeyinde duruyor. Adı, Yunancada kartal anlamına gelen Aetos sözcüğünden gelir ve bu ad küçük bir değişiklikle bugüne ulaşmıştır. Kalenin yapımına 11. ya da 12. yüzyılda başlandığı, sonraki eklerle 13. ve 14. yüzyıllarda son biçimini aldığı düşünülüyor. Kazılarda ortaya çıkan kalıntıların büyük bölümü bu son evreye ait; dolayısıyla kalenin en yoğun kullanıldığı dönem de bu yüzyıllar sayılıyor. Aynı kazılarda İlk Tunç Çağı'na ait iki taş balta ucu ve çok sayıda çakmaktaşı yonga bulunması, tepenin çok daha eski dönemlerden beri kullanıldığını gösteriyor. Bizans döneminde kale, Konstantinopolis'ten Anadolu'ya giden ticaret yolunu denetleyen bir karakol ve çevredeki toprakları yöneten Aydos tekfurluğunun merkeziydi. 1326 ile 1328 arasında Kocaeli Yarımadası'nın büyük bölümü Osmanlı egemenliğine girince iki devlet arasındaki sınır Aetos ile bugünkü Pendik arasındaki hatta oturdu. Aşıkpaşazade'nin tarihine göre Orhan Gazi, kaleyi almak için Abdurrahman Gazi, Akça Koca ve Konur Alp'i görevlendirdi; Osmanlı kuvvetleri önce bugünkü Samandıra olan Semendra Kalesi'ni aldı, sonra Aydos'u kuşattı. Aynı kaynağın anlattığı ve sonraki yüzyıllarda pek çok yazarın yeniden işlediği rivayete göre tekfurun kızı, kuşatmacılara bir taşa sarılı mektup atarak kalenin alınmasına yardım etti. 1558 tarihli Osmanname'deki bir minyatürde bu sahne, kızın uzun saç örgüsünü surlardan sarkıttığı bir resimle anlatılır. Tarihçi Halil İnalcık kaleyi "İstanbul'un fethinin başladığı yer" diye tanımlamıştır. Hoca Sadeddin Efendi ise İzmit'in 1337'de alınmasından sonra kaleye gerek kalmadığını ve Orhan Gazi'nin onu yıktırdığını yazar. Dış duvarlarıyla yaklaşık 26.000 metrekarelik bir alanı kaplayan kale, savunmayı güçlendirmek için iç sur ve ön sur olarak kademeli kurulmuştur. Belediyenin restorasyon sayfasına göre bugün altısı iç surda, altısı dış surda olmak üzere on iki burç ayakta. Yarım daire planlı burçlar horasan harcı, yerel taş ve yer yer tuğlayla örülmüş. Özgün kale kapısını taşıyan ve 1 numara verilen en büyük burç, diğerlerinden farklı bir duvar tekniğiyle yapıldığı için sonradan eklendiği düşünülen bölümdür. Bizans duvar örgüsünde kaset tekniği denen ve daha çok 13. ile 14. yüzyıllarda görülen bu yöntem, burcun bir dönem eki olduğunu düşündürüyor. Bu burca çıkan seğirdim merdiveninin bir kısmı ve askerlerin üstte durduğu sekinin kalıntıları özgün haliyle görülebilir. Sultanbeyli Belediyesi 2010'da kazı ve restorasyon çalışmalarını başlattı; kazılar İstanbul Arkeoloji Müzeleri başkanlığında yürütüldü ve çevre düzenlemesi tamamlanınca kale 2022'de ziyarete açıldı. Kazılarda surlar ve burçların yanı sıra kapılar, su sistemleri, iki sarnıç, konaklama alanları ve tahıl deposu olduğu düşünülen bir yapı ortaya çıktı. Kuzeydeki sarnıcın yaklaşık 300, doğudakinin yaklaşık 450 metreküp su alabildiği ölçülmüş. Kalenin kuzeydoğusundaki uzun yapıda karbonlaşmış buğday ve bakla kalıntıları bulunduğu için burasının kalenin erzak ambarı olduğu düşünülüyor. Kale içinde Orta Bizans dönemine ait üç nefli bir yapının temel kalıntıları da açığa çıkarıldı ve mermerlerinin Marmara Adası'ndan geldiği belirlendi. Ziyarete girişten başlayıp önce büyük kapı burcuna, sonra kuzeydeki sarnıca ve ambar kalıntılarına doğru ilerlemek iyi bir sıra olur. Tepeye hakim konumu sayesinde surların yanından vadinin büyük bölümü görülür; açık havalarda Marmara yönüne doğru bakmayı unutmayın. Kazı ve restorasyonda çıkan sütun kaideleri, profilli taşlar, kemer parçaları ve kabartmalı levhalar kalenin tanıtım ve sergi salonunda, yani Aydos Müzesi'nde sergileniyor. Salonda kalenin tarihini anlatan videolar ve on iki yıllık restorasyon sürecinin fotoğrafları da var. Belediyenin duyurusuna göre müze ücretsiz ve pazartesi günleri kapalı; güncel ziyaret saatlerini kalenin resmi sitesinden kontrol edin. Kalıntıların arasında işaretli yollardan ayrılmayın ve surlara tırmanmayın, çünkü duvarlar arkeolojik koruma altındadır. Tepede rüzgar kıyıya göre sert eser; ilkbahar ve sonbaharın açık günleri hem yürüyüş hem fotoğraf için en uygun zamandır. Mayıs 2026'da hizmete giren M5 metro uzatmasıyla Sultanbeyli raylı sisteme bağlandı; Sultanbeyli ve Hasanpaşa istasyonlarından kaleye otobüs ya da taksiyle devam edilebilir. Kalenin çevresini saran Aydos Ormanı ve Anadolu Yakası'nın en yüksek noktası olan Aydos Tepesi, ziyareti uzatmak isteyenler için iyi bir devamdır.
3
Ömerli Barajı

Ömerli Barajı

~45 dk burada

Ömerli Barajı'na Çekmeköy'ün Ömerli Mahallesi tarafından yaklaşın. Ömerli, adını verdiği baraj gölüne kıyısı olan eski bir köy ve bugün Çekmeköy'e bağlı bir mahalle. Çekmeköy Belediyesi'nin ilçe tarihine göre köyün adı 1520'li yıllara ait mahkeme kayıtlarında geçiyor. Aynı metne göre adın, köyün toprağının Ömer adlı bir kişiye verilmesinden gelmiş olması muhtemel. 1832 tarihli nüfus defterinden yapılan hesapla köyde o yıl elli yedi kadar hane vardı.

Burada yapılacak iş gölü görmek ve onun şehir için ne anlama geldiğini yerinde anlamak. Baraj, Kocaeli'nin Gebze ilçesi yakınlarından doğup Karadeniz'e dökülen Riva Çayı'nın üzerinde kurulu. İSKİ'nin su kaynakları sayfasına göre 1972'de hizmete alındı ve yıllık 220 milyon metreküplük kapasitesiyle İstanbul'un en büyük su kaynağı. Anadolu yakasının neredeyse tamamı suyunu buradan alıyor. İSKİ'ye göre barajın havza alanı 621 kilometrekare. Vikipedi'ye göre toprak gövdeli barajın akarsu yatağından yüksekliği 52 metre ve göl alanı yaklaşık 23 kilometrekare.

Kıyıya vardığınızda gölün çevresindeki ormana dikkat edin. Baraj havzası bilerek yapılaşmadan uzak tutulan bir koruma alanı. Gördüğünüz yeşillik, içme suyunun temiz kalması için korunan bir yeşillik. Göl bir yüzme ya da piknik yeri değil, bir içme suyu deposu. Bu yüzden suya girmeyin, kıyıda ateş yakmayın ve çöpünüzü yanınızda götürün. Kıyıdaki uyarı tabelalarına ve yasak alan işaretlerine uyun.

Suyun gölden sonra nereye gittiğini de bilmek iyi olur. İSKİ'nin verilerine göre Ömerli'den yılda ortalama 600 milyon metreküp su Ömerli İçme Suyu Arıtma Tesisleri'ne alınıyor. Dört tesisten oluşan bu kompleks, günlük kapasitesiyle İstanbul'un en büyük arıtma tesisi. İlk tesis olan Orhaniye 1978'de hizmete girdi. Arıtılan su Anadolu yakasının ilçelerine, Avrupa yakasında da Fatih ve Bakırköy'ün bir kısmına, Zeytinburnu'na ve Beşiktaş ile Sarıyer'in sahil kesimine gidiyor. Yani sabah çay demlediğiniz su büyük olasılıkla bu gölden geliyor.

Göle uzaktan bakarken aynı derenin öbür ucunu da düşünün. Riva Çayı barajdan sonra ormanların arasından kuzeye akıyor ve Beykoz'un Çayağzı mahallesinde Karadeniz'e kavuşuyor. Bu durakta uzun kalmak gerekmiyor, kırk beş dakika gölü görmek ve fotoğraf çekmek için yeterli. Gölün gün batımı manzarası ünlüdür ama rota akşamüstünü Polonezköy'ün ormanına ayırdığı için burada öğleden sonra ışığıyla yetinin. Buradan kuzeybatıya, orman yollarından Beykoz'daki Polonezköy'e geçin.

Kaynak: İSKİ, Su Kaynakları ve Ömerli İçme Suyu Arıtma Tesisleri; Çekmeköy Belediyesi, Çekmeköy Tarihi.

Ömerli Barajı, Anadolu Yakası'nın iç kesiminde, Riva Deresi üzerinde içme suyu sağlamak için kurulmuş bir barajdır. Devlet Su İşleri'nin kayıtlarına göre inşaatı 1968'de başladı ve 1972'de bitti; İSKİ barajın 1972'de hizmete alındığını yazar. İSKİ'nin verdiği bilgiye göre yıllık 220 milyon metreküplük kapasitesiyle İstanbul'un en büyük su kaynağıdır. Anadolu Yakası'nın neredeyse tamamı suyunu bu barajdan alır ve sular Ömerli İçme Suyu Arıtma Tesisleri'nde arıtıldıktan sonra şehre verilir. Salacak ile Sarayburnu arasındaki isale hatlarıyla bu sudan günde 370 bin metreküpe kadar Avrupa Yakası'na da aktarılabilir. Barajın gövdesi toprak dolgu tipindedir ve DSİ kayıtlarında talveg yüksekliği 53 metre olarak geçer; Vikipedi bu değeri 52 metre olarak verir. Normal su seviyesinde göl yaklaşık 23 kilometrekarelik bir alanı kaplar ve 386 milyon metreküp kadar su tutar. Barajın beslendiği havza 621 kilometrekarelik geniş bir alandır. Riva Deresi Kocaeli'nin Gebze ilçesindeki Tepecik köyü yakınlarında doğar, barajdan sonra ormanlık vadilerden geçerek Beykoz'daki Riva'da Karadeniz'e dökülür. Göl, adını kıyısındaki Ömerli'den alır; Ömerli bugün Çekmeköy'e bağlı bir mahalledir ve kıyısı doğrudan baraj gölüne iner. Ömerli 1928 ile 1989 arasında Beykoz'a bağlı bir köydü, 1996'da belde oldu ve 2009'da belediyesi kaldırılarak Çekmeköy'ün mahallelerinden biri haline geldi. Çekmeköy ilçesi de aynı yıl Ömerli, Alemdağ ve Taşdelen belediyelerinin birleşmesiyle kuruldu. Riva Deresi barajdan sonra Koçullu, Ömerli, Sırapınar ve Hüseyinli gibi yerleşimlerin yanından geçer ve bu ikinci bölümün büyük kısmı ormanlarla kaplıdır. Ömerli'yi ziyaret etmenin en doğru yolu, onu bir göl manzarası olarak kıyıdaki yollardan ve izin verilen alanlardan izlemektir. Burası bir içme suyu rezervuarı olduğu için gövde, su alma yapıları ve arıtma tesisleri kamuya açık gezi alanları değildir. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yayımladığı Ömerli Baraj Gölü Havzası koruma planı taslağı, göle her türlü atığın atılmasını yasaklar. Aynı taslağa göre gölde ağla balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği yapılmaz, akaryakıtla çalışan teknelerin kullanılmasına da izin verilmez. Kürek ve yelken gibi su sporları ancak kamu kurumları ya da spor kulüplerince ve idareden izin alınarak düzenlenebilir. Bu etkinliklere de içme suyu alma yapısına 300 metreden daha yakın yerlerde izin verilmez. Bu yüzden suya girmeyin, kıyıda ateş yakmayın ve çöpünüzü mutlaka geri götürün. Göl, havzasıyla birlikte geniş bir ormanlık alanın ortasında durur ve kıyısında ağaçlık yamaçlar suya kadar iner. Koruma planı taslağı havzanın Ataşehir, Çekmeköy, Kartal, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile ve Tuzla ilçelerine uzandığını gösteriyor. Havzadaki orman alanlarının korunması ve küçültülmemesi planın temel ilkelerinden biridir. Gölün durgun ve geniş yüzeyi gün doğumu ile gün batımında gökyüzünün renklerini yansıtır; fotoğraf için bu iki saat en verimlisidir. Kıyıdan bakarken karşı yamaçlardaki orman örtüsünün mevsime göre nasıl renk değiştirdiğine dikkat edin. Barajın hikayesi, İstanbul'un modern su tarihinin önemli bir halkasıdır. İSKİ'ye göre Anadolu Yakası'nın ilk barajı 1893'te Üsküdar-Kadıköy Su Şirketi tarafından Elmalı Deresi üzerinde kuruldu; Ömerli ondan yaklaşık seksen yıl sonra çok daha büyük bir ölçekte devreye girdi. Bugün Ömerli'ye, Şile'deki Darlık Barajı ve Yeşilçay projesinin regülatörleri gibi başka kaynaklar da destek veriyor. 1989'da hizmete alınan Darlık Barajı'nın yıllık kapasitesi 97 milyon metreküptür ve suları Emirli'deki arıtma tesislerinde arıtılır. Koruma planı taslağı gölün en yüksek su seviyesini deniz seviyesinden 62 metre olarak tanımlar ve koruma kuşaklarını bu çizgiden itibaren ölçer. Göl kent merkezinden uzaktır ve raylı sistemle doğrudan bağlantısı yoktur; toplu taşımayla gelecekseniz güncel otobüs hatlarını İETT'den kontrol edin. Özel araçla gelenler kıyıdaki köy ve mahalle yollarını kullanabilir, ancak orman yollarında yavaş gidin ve yalnızca izin verilen yerlerde park edin. Yanınıza su, rüzgarlık ve rahat ayakkabı alın; kıyıda gölge her yerde yoktur. Barajı yakındaki Polonezköy ya da Aydos Kalesi ile aynı güne bağlamak, Anadolu Yakası'nın doğusunu tanımak için iyi bir plan olur.
4
Polonezköy

Polonezköy

~2 sa 30 dk burada
Polonezköy Mah., Beykoz

Polonezköy'e vardığınızda aracı uygun bir yere bırakın ve günün geri kalanını yürüyerek geçirin. Köy, Beykoz'un ormanlık tepelerinde, Vikipedi'ye göre Karadeniz kıyısından yaklaşık 20 ve Boğaz kıyısından yaklaşık 15 kilometre uzakta. Bu son durağa iki buçuk saat ayırmanın sebebi orman. Köyün çevresi Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 1994'te ilan edilen Polonezköy Tabiat Parkı'nın içinde kalıyor. Doğa Koruma ve Milli Parklar listesinde parkın ilan tarihi 15 Temmuz 1994 olarak geçiyor.

Önce köyün ana yolunda kısa bir tur atın ve bu yerin neden Polonya adı taşıdığını hatırlayın. Polonezköy, 1830 Polonya Ayaklanması'ndan sonra sürgüne giden Prens Adam Czartoryski'nin girişimiyle 1842'de kuruldu. Köyün eski adı Adampol, kurucusunun adından geliyor. Czartoryski'nin temsilcisi Michal Czajkowski, sonradan köyün kurulacağı ormanlık araziyi satın aldı. Vikipedi'ye göre köyde başta yalnız on iki kişi yaşıyordu ve en kalabalık döneminde bile sakin sayısı iki yüz yirmiyi geçmedi. İlk sakinler çiftçilik, hayvancılık ve ormancılıkla geçindi.

Köyün içinden geçerken Zofia Rizi Anı Evi'nin yerini öğrenin. Bu küçük ev, Ryży ailesine ait fotoğrafları, kitapları ve belgeleri ve eski iç döşemeyi saklıyor. Köyün kayıtlarına göre Polonezköy'ü ziyaret edenler arasında 1847'de besteci Franz Liszt ve 1850'de yazar Gustave Flaubert de var. 1938'de köy sakinleri Türk vatandaşlığına geçti, 1968'de ise işledikleri toprakların tapusunu aldılar. Bugün köyde her yaz Polonya ile bağları anlatan bir festival düzenleniyor.

Köyü gördükten sonra asıl işe, orman yürüyüşüne geçin. Vikipedi'ye göre tabiat parkı yaklaşık 3.004 hektarlık alanıyla İstanbul'un ilk ve en büyük tabiat parkı. Parkta yaklaşık beş kilometrelik bir yürüyüş, bisiklet ve koşu parkuru ile gözlem kuleleri bulunuyor. Parkuru kendi hızınızda yürüyün ve gözlem kulelerinden birinden ormanın tepesine bakın. Ağaçların arasında karaçam, sapsız meşe, Macar meşesi, kestane, doğu kayını, gürgen ve ıhlamur var. Sonbaharda kestane ve kayın yaprakları sararır, ilkbaharda orman zemini yeniden yeşerir.

Yürürken ormanın sakinlerini de gözleyin. Parkta alageyik, karaca, yaban domuzu, sincap ve sansar gibi memeliler ile şahin, keklik, karatavuk ve baykuş gibi kuşlar kayıtlı. Sessiz yürürseniz kuşları daha çok duyarsınız. Hayvanları beslemeyin ve parkurun dışına çıkmayın.

Ayakkabı ve donanım konusunda pratik olun. Orman yolları yağmurdan sonra çamurlu olabilir, kapalı ve kaymayan ayakkabı giyin. Yazın kene ve sivrisineğe karşı uzun paça ve kovucu sprey işe yarar. Akşamüstü ışığı ağaçların arasından yatay düştüğünde fotoğraf için en güzel saat başlar. Hava kararmadan parkurdan çıkın, ormanda yön bulmak karanlıkta zorlaşır. Dönüşte hafta sonları köy çıkışında araç yoğunluğu olabileceğini hesaba katın ve yola erken çıkın.

Kaynak: Vikipedi, Polonezköy ve Polonezköy Tabiat Parkı; Doğa Koruma ve Milli Parklar, Tabiat Parkları listesi.

1842'de Polonyalı göçmenlerin kurduğu orman köyü, ahşap evleri, domuz etli Polonya mutfağı ve kahvaltı bahçeleriyle Anadolu yakasının hafta sonu kaçış noktası. Çevresindeki Tabiat Parkı'nda işaretli yürüyüş yolları ve piknik alanları var. Toplu taşıma zayıf; araçla yarım gün.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirAtaşehir, İstanbul
TürRotalar
Durak4
Tarih15 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat