
Selçuklu Başkentinin Kalbi, Alaeddin Tepesi ve Çevresi
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap
Konya, Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkentiydi. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre Selçuklular İznik'i 1097'de Bizans'a bırakınca hükümdar ailesi Konya'yı başşehir olarak seçti ve kent 13. yüzyılda eski surlarının dışına taşacak kadar büyüdü. Bu büyümenin çekirdeği, bugün de şehrin ortasında duran Alaeddin Tepesi'ydi. Tepeden dört bir yana açılan caddeler, ansiklopedinin ışınsal cadde sistemi dediği düzeni hala belli eder. Bu rota o çekirdeğin çevresinde, birbirine birkaç yüz metre uzaklıktaki dört durakta Selçuklu başkentinin toprak, taş ve çini katmanlarını okumanızı sağlıyor.
Gün tepenin kendisiyle başlar. Höyük Erken Tunç Çağı'ndan beri iskan edilmiş, Selçuklu döneminde ise sarayın kurulduğu yer olmuştur; kuzey yamaçta sarayın şehre bakan köşkünden kalan izler durur. Tepeden batıya inince İnce Minareli Medrese'nin yazı şeritleriyle örülmüş taç kapısı karşınıza çıkar. Vezir Sahib Ata Fahreddin Ali'nin yaptırdığı bu yapı bugün Taş ve Ahşap Eserler Müzesi'dir ve Konya surlarından gelen kabartmaları saklar. Tepenin eteğindeki Karatay Medresesi'nde ise 1251 tarihli kubbenin firuze ve lacivert yıldızları altında, Selçuklu saraylarından gelen figürlü çiniler sergilenir. Son durak tepenin güneyindeki Konya Arkeoloji Müzesi'dir; Çatalhöyük'ten Roma lahitlerine uzanan koleksiyonu, Selçuklu öncesi Konya'nın ne kadar eskiye gittiğini gösterir.
Sıralama bilinçli. Önce açık havada tepenin üstünde durup kentin düzenini kavramak, sonra iki medresede taş işçiliğinden çini işçiliğine geçmek, en sonda da zaman çizgisinin en derinine, Neolitik buluntulara inmek için rota böyle kuruldu. Sabah tepede yürüdüğünüz höyüğün içinden çıkan Frig kap parçalarını günün sonunda müzede bulmak, rotanın küçük ödüllerinden biridir. Bütün duraklar yürüyerek gezilir. Tepe ile iki medrese arasındaki mesafeler birkaç yüz metredir, Karatay'dan Arkeoloji Müzesi'ne yürüyüş ise bir kilometreyi bulmaz. Toplamda yarım günlük bir program çıkar; müzelerde acele etmek istemeyenler öğleden sonrayı da ayırabilir.
Konya Valiliği, Arkeoloji Müzesi'nin pazartesi kapalı olduğunu belirtir; diğer iki müzenin ziyaret günlerini ve saatlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sayfalarından kontrol edin. Yazın bozkır güneşi sert olur, bu yüzden şapka ve su almayı unutmayın; kışın ise kubbeli medreselerin içi dışarıya göre daha korunaklıdır ve kalabalık azalır. Tepe bugün kent halkının oturup dinlendiği bir parktır, medreseler ise eski eser barındıran müzelerdir; iki yerde de sessiz ve dikkatli gezmek yeterlidir.
Süre: yarım gün. En iyi zaman: İlkbahar ve sonbaharda, salı ile pazar arasındaki bir sabah en iyisidir; Konya Arkeoloji Müzesi pazartesi kapalıdır.. Ulaşım: Alaeddin Tepesi'ni kent içi tramvay hattı çevreler; tramvayla tepenin eteğine gelip rotanın tamamını yürüyerek gezebilirsiniz. Güncel hat ve durak bilgisini Konya Büyükşehir Belediyesi'nden kontrol edin.
Kaynaklar
- TDV İslam Ansiklopedisi, Alaeddin Köşkü, https://islamansiklopedisi.org.tr/alaeddin-kosku
- TDV İslam Ansiklopedisi, Konya, https://islamansiklopedisi.org.tr/konya
- Kültür Portalı, Selçuklu Köşkü, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/konya/gezilecekyer/selcuklu-kosku
- Kültür Portalı, İnce Minareli Medrese, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/konya/gezilecekyer/nceminare-tas-ve-ahsap-eserleri-muzesi
- TDV İslam Ansiklopedisi, İnce Minareli Medrese, https://islamansiklopedisi.org.tr/ince-minareli-medrese
- Kültür Portalı, Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/konya/gezilecekyer/karatay-medresesi-cini-eserler-muzesi
- TDV İslam Ansiklopedisi, Karatay Medresesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/karatay-medresesi
- TDV İslam Ansiklopedisi, Konya Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/konya-karatay-medresesi-cini-eserleri-muzesi
- Kültür Portalı, Arkeoloji Müzesi, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/konya/gezilecekyer/arkeoloji-muzesi921933
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Konya Arkeoloji Müzesi, https://muze.gov.tr/muze-detay?SectionId=KAM01&DistId=MRK
- Konya Valiliği, Arkeoloji Müzesi, https://konya.gov.tr/arkeoloji-muzesi
- Vikipedi, Alaeddin Tepesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Al%C3%A2eddin_Tepesi
- Vikipedi, Konya Arkeoloji Müzesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Konya_Arkeoloji_Müzesi
- Vikipedi, Konya Herakles Lahdi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Konya_Herakles_Lahdi
Rota Durakları

Alaeddin Tepesi
Rotaya kentin tam ortasındaki Alaeddin Tepesi'nin eteğinden başlayın; Vikipedi'ye göre tepeyi bir tramvay hattı çevreler, dolayısıyla buraya tramvayla gelmek kolaydır. Yukarı çıkmadan önce tepenin biçimine dikkat edin, çünkü karşınızdaki yükselti doğal bir tepe değil, binlerce yıllık yerleşimin üst üste birikmesiyle oluşmuş bir höyüktür. Vikipedi'deki bilgilere göre höyük yaklaşık 450 metreye 350 metre boyutlarında, 20 metre yüksekliğinde ve oval planlıdır. 1941'de Türk Tarih Kurumu'nun yaptığı kazılar, tepedeki ilk yerleşimin MÖ 3. binyılda, Erken Tunç Çağı'nda kurulduğunu ortaya koydu. Tepe daha sonra Hitit, Frig ve Lidya egemenliklerini gördü. Frig döneminde tepeye Kawania adının verildiği, kentin antik adı İkonion'un da ses benzerliğiyle bu addan türediği tahmin edilir. Yürüyüş yollarından birini seçip yamaca tırmanırken bu katmanların çoğunun ayağınızın altında, toprağın içinde durduğunu hatırlayın.
TDV İslam Ansiklopedisi, Konya'nın ilk yerleşim yerinin bu küçük yükselti olduğunu ve Türkler kenti aldığında şehrin tepeyi çeviren surun içinde kaldığını yazar. 1097'den sonra başkent olan kent hızla büyüdü ve I. Alaeddin Keykubad onu 1221'de çok daha geniş bir surla çevirdi. Ansiklopedi bu surların üstünde her 30 metrede bir, toplam 108 kule bulunduğunu ve kulelerde onları yaptıran vezir ya da emirin adının yazılı olduğunu aktarır. Surların kulelerine ve kapılarına antik heykel ve kabartmalar adeta sergilenir gibi yerleştirilmişti; bunların bir kısmını rotanın ikinci durağında yakından göreceksiniz. Bugün tepede surlardan görünür bir hat kalmamıştır, ama tepeden dört bir yana açılan caddeler eski merkezin yerini hala belli eder. TDV İslam Ansiklopedisi bu düzeni Türkiye kentlerinde az görülen ışınsal bir cadde sistemi olarak tanımlar; tepenin kenarında durup caddelerin çevreye nasıl yayıldığına bakın.
Ardından tepenin kuzey yamacına yönelin, çünkü Selçuklu sarayı tepenin kuzeyinde kurulmuştu. Burada sarayın şehre bakan köşkünün kalıntı alanı bulunur; Kültür Portalı köşkün iki katlı yapıldığını ve duvarlarının çini ve yazı bordürleriyle süslü olduğunu belirtir. Köşkü kimin yaptırdığı tartışmalıdır; TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre araştırmacıların çoğu onu II. Kılıçarslan dönemine bağlar, adını ise onu onaran I. Alaeddin Keykubad'dan alır. Köşk surların bir burcunun üstüne oturuyordu ve sarayın çevreyi seyretmeye yarayan cihannüma köşkü işlevini görüyordu. Yapı 17. yüzyılda terk edildi, 19. yüzyılın başında harap haldeydi ve 1905-1908 yılları arasında valinin emriyle büyük ölçüde yıktırıldı. Vikipedi'ye göre bugün geriye sur hattına ait kerpiç beden duvarları ile köşkü taşıyan iki konsol kalmıştır. Kalıntıların üstüne 1961'de kurulan betonarme koruma çatısı 2016-2017'de kaldırılmıştır, bu yüzden alanın güncel düzenini yerinde görmeniz gerekir. Köşkün figürlü yıldız çinilerinin bir bölümü yurtdışındaki müzelere gitmiş, 1941 kazısında bulunanlar ise Konya'da kalmıştır; onları üçüncü durakta, Karatay Medresesi'nde göreceksiniz.
Tepenin kuzey kenarında, 1220'de tamamlanan ve kentin Selçuklu dönemindeki ulu camisi olan Alaeddin Camii yükselir; bu rota onu yalnızca tepenin simgesi olarak anar. Tepede ayrıca 1902'de açılan ve Çayırbağı'ndaki kaynaktan getirilen suyu toplayan taş su deposu ile 1936 tarihli Şehitler Anıtı görülür. 1982'de arkeolojik, tarihi ve doğal sit alanı olarak tescil edilen tepe, 1910'lardan sonra ağaçlandırılmış ve kentin mesire yerine dönüşmüştür. Ağaçların altındaki banklarda kısa bir mola verin; tepenin bugün kent halkının günlük hayatında ne kadar yer tuttuğunu oturduğunuz yerden izleyebilirsiniz. Ardından batı yamacından aşağı inin; Kültür Portalı İnce Minareli Medrese'nin tepenin hemen karşısında olduğunu belirtir ve yürüyüş birkaç dakika sürer.
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Alaeddin Köşkü.

İnce Minareli Medrese
Medresenin önüne geldiğinizde içeri girmeden önce birkaç dakikanızı cepheye ayırın, çünkü yapının en büyük hazinesi dışarıdadır. Kültür Portalı medresenin Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus döneminde vezir Sahib Ata Fahreddin Ali tarafından hadis ilmi okutulmak üzere yaptırıldığını yazar. Yapım tarihi kaynaklarda farklı verilir; TDV İslam Ansiklopedisi 1265 tarihli vakfiyede yapıdan söz edildiğini, dolayısıyla medresenin bu tarihten önce tamamlanmış olması gerektiğini belirtir. Taç kapı cephenin ortasında, ana duvardan beş metreyi aşkın öne taşan bir kütlenin üzerinde yükselir. TDV İslam Ansiklopedisi onu Anadolu'da Selçuklu döneminde yapılmış en görkemli taç kapılardan biri sayar. Kapıyı iki yandan çevreleyen ve üstte düğüm atarak saçağa kadar uzanan yazı şeritlerini gözünüzle izleyin. Kültür Portalı bu kapıyı yazının yoğun olarak kullanıldığı ender tasarımlardan biri olarak tanımlar. Şeritlerin üstten kesilmiş olmasına da dikkat edin; ansiklopediye göre bu, kapının bugün eksik olduğunu ve saçağın aslında daha yüksekte bulunduğunu gösterir. Kemerin üstündeki iki madalyona yakından bakın; Kültür Portalı birinde Amel-i Kelük, diğerinde bin Abdullah yazdığını, yani ikisinin birlikte mimarın adını verdiğini belirtir.
Ardından yapıya adını veren minareye dönün; kesme taştan kare bir kaidenin üstünde yükselen tuğla gövde, sırlı tuğla ve kesme çinilerle bezenmiştir. Minare aslında iki şerefeliydi ve yapıya oranla oldukça yüksekti. 1901'de düşen bir yıldırım minarenin birinci şerefeden yukarısını yıktı ve bugün gördüğünüz kısa gövde o günden kalmıştır. TDV İslam Ansiklopedisi, minarenin dilimli gövdesinin eski fotoğraflarda ikinci şerefeye kadar aynı biçimde sürdüğünü aktarır. Gövdedeki firuze sırlı tuğlaların zikzaklı düzenini aşağıdan yukarıya doğru izlemek, yıldırımdan önceki yüksekliği gözünüzde canlandırmanın en iyi yoludur.
İçeri girdiğinizde önce çapraz tonozlu bir giriş holünden geçersiniz; ansiklopediye göre bu hol, karşıdaki ana eyvanla simetri kurmak için yapılmıştır. Ardından kenarları yaklaşık 11 metrelik kare avluya ulaşırsınız. TDV İslam Ansiklopedisi yapının, Konya'da avlusu kubbeyle örtülü üç medreseden biri olduğunu belirtir. Avlunun ortasında bir havuz bulunur; kubbenin tepesinde eskiden büyük bir aydınlık feneri olduğu eski fotoğraflardan anlaşılır, bugün açıklık camla örtülüdür. Başınızı kaldırıp kubbeye bakın; dışı taş olan binanın içi tuğladır ve kubbe firuze, kahverengi ve lacivert sırlı tuğlaların sonsuz geometrik desenler oluşturacak biçimde dizilmesiyle süslenmiştir. Ansiklopedi bu zikzak ve baklava dizilerinin kilim motiflerini andırdığını, sade iç mekanın taç kapının zenginliğiyle karşıtlık kurduğunu söyler.
Medrese 1956'dan beri Taş ve Ahşap Eserler Müzesi olarak kullanılır. Duvarlarda ve vitrinlerde Selçuklu ve Karamanoğlu dönemlerine ait inşa ve onarım kitabeleri, oyma tekniğiyle bezenmiş ahşap kapı ve pencere kanatları ve ahşap tavan göbekleri yer alır. Asıl dikkat edilecek parçalar Konya Kalesi'nden gelen yüksek kabartmalardır; ilk durakta sözü edilen surların kulelerini süsleyen taşları burada yakından görürsünüz. Kültür Portalı, Selçukluların simgesi sayılan çift başlı kartalın ve kanatlı figürlerin en büyük ve en güzel mermer kabartma örneklerinin de bu müzede bulunduğunu belirtir. Kabartmaları gezdikten sonra taç kapıyı yeniden düşünün; aynı dönemin taş ustalığının biri mimaride, biri bağımsız eserde olmak üzere iki yüzünü bir arada görmüş olursunuz. Medrese, 2014'te Anadolu Selçuklu Medreseleri başlığıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınan yapılar arasındadır. Ziyaret günlerini ve saatlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sayfasından kontrol edin; içerideki eserlerin fotoğrafını çekmeden önce görevliye danışmak da iyi olur. Çıkışta tepenin eteğini izleyerek Karatay Medresesi'ne yürüyün; iki medrese arasındaki yol birkaç dakikanızı alır.
Kaynak: Kültür Portalı, İnce Minareli Medrese.

Karatay Medresesi
Karatay Medresesi'ne doğudaki taç kapıdan girilir; TDV İslam Ansiklopedisi kapının cephenin tam ortasında değil, bir köşeye doğru çekilmiş olarak durduğunu belirtir. Kültür Portalı yapının Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus zamanında Emir Celaleddin Karatay tarafından 1251'de yaptırıldığını yazar. Taç kapının en üstündeki geniş kitabe, ansiklopediye göre inşa tarihini ve Karatay'ın adını verir. Kapı gök ve beyaz renkli mermerden yapılmıştır; iki renkli taşın oluşturduğu düğüm motifine ve yanlardaki kilim desenini andıran geometrik panolara bakın. Mimarı konusunda kaynaklar ayrışır; Kültür Portalı Muhammed bin Havlan'ın adını bir tahmin olarak anarken TDV İslam Ansiklopedisi mimarın bilinmediğini yazar. Kapıdan geçince bugün üstü açık, bahçe görünümünde bir alana girersiniz. Ansiklopediye göre burası aslında yaklaşık 7,6 metrelik kare planlı, kubbeli bir mekandı. Ana binanın üst seviyesindeki üçgen geçiş öğelerinin izleri bu örtünün varlığını kanıtlar; içeri girmeden önce onları duvarda arayın.
Buradan küçük bir kapıyla yapının kalbi olan büyük kubbeli orta mekana geçilir. Orta mekan yaklaşık 12 metreye 12 metredir ve bütün yapı unsurları ve süslemesiyle günümüze ulaşmıştır. Bir süre olduğunuz yerde durup gözlerinizi yukarı kaldırın; kubbeyi kaplayan firuze ve lacivert çiniler ile aralarındaki beyaz alçı şeritler, ansiklopedinin deyişiyle gökyüzünü hatırlatır. Kompozisyon, aşağıdan tepe açıklığına kadar düzenli istiflenmiş yirmi dört kollu yıldızlardan kurulmuştur ve bu yıldızlar farklı düğümlerle birbirine bağlanır. Kubbenin yükünü köşelerdeki üçgen panolardan oluşan yelpaze biçimli geçiş öğeleri taşır. Bu öğeler hem taşıyıcıdır hem de kubbeden gelen rengi dört köşeye toplar. Tam kubbenin tepesindeki açıklığın altında kare bir havuz, yuvarlak bir çanak ve kıvrımlı bir su yolundan oluşan bir su düzeni bulunur. Ansiklopedi bu açıklık ve havuz yüzünden bazılarının yapıya rasathane kimliği yakıştırdığını aktarır; bu bir yorumdur, kesin bir bilgi değildir.
Yapı 19. yüzyılın sonlarında terk edilmiş, 1954'te onarılmış ve 17 Aralık 1955'te Çini Eserleri Müzesi olarak açılmıştır. TDV İslam Ansiklopedisi müzenin bu binada kurulmasının başlıca sebebini, yapının kendi çinileriyle başlı başına bir müze niteliği taşımasına bağlar. Önce batıdaki büyük eyvana yönelin; buradaki vitrinlerde, ilk durakta kalıntı alanını gördüğünüz saray köşkünün 1941 kazısında bulunan çinileri sergilenir. Altı kollu yıldız, çapraz ve baklava dilimi biçimindeki bu çinilerde kadın ve erkek tasvirleri, atlı avcılar ve bitkisel süslemeler görülür. Ardından güneydeki odalara geçin; bu bölüm Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadabad Sarayı'nın çinilerine ayrılmıştır ve çiniler saraydaki asıl düzenlerine uygun biçimde dizilmiştir. Sekiz kollu yıldız çinilerin her biri 24 santimetre çapındadır ve aralarını firuze ve patlıcan moru renkli bağlantı çinileri doldurur. Panolarda bağdaş kurmuş saray insanları, av sahneleri, çift başlı kartallar, sfenksler, sirenler ve av köpeğinden dağ keçisine kadar pek çok hayvan tasvir edilmiştir. Figürlerin oval yüzlerine, iri badem gözlerine ve küçük ağızlarına yakından bakın; ansiklopedi bu yüz tipinin kökenini Orta Asya'ya bağlar.
Kültür Portalı müzede Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait çini ve seramiklerin, alçı süslerin, çini tabak ve kandillerin de sergilendiğini belirtir. Karatay Medresesi de 2014'te Anadolu Selçuklu Medreseleri başlığıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır. Kubbeli salon gün içinde kalabalıklaşabilir; çinileri sakin incelemek istiyorsanız rotaya erken başlamak işinizi kolaylaştırır. Ziyaret günlerini ve saatlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sayfasından kontrol edin. Müzeden çıkınca tepenin çevresini dolaşarak güneye yürüyün; Sahibata Mahallesi'ndeki Arkeoloji Müzesi'ne bir kilometreden kısa bir yürüyüşle varırsınız.
Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi, Konya Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi.

Konya Arkeoloji Müzesi
Konya Arkeoloji Müzesi, Kültür Portalı'nın verdiği adrese göre Meram ilçesinde, Sahibata Mahallesi'ndedir; portal müzenin kentin bilinen noktalarından Atatürk Anıtı'na yakın olduğunu da belirtir. Müzenin hikayesi binasından eskidir. Kültür Portalı müzenin ilk kez 1901'de açıldığını yazar, Vikipedi ise dönemin yazışmalarına dayanarak açılışı 10 Aralık 1899'a tarihler. Koleksiyon önce bir okul bahçesindeki tek odalı yapıda, sonra başka binalarda sergilendi ve 1962'de bugünkü binaya taşındı. Vikipedi, müzeyi Anadolu'da kurulan ilk arkeoloji müzesi olarak tanımlar. Girişteki revakta sizi Sille'den ve kent merkezinden gelen Bizans dönemi mimari parçaları ile Roma dönemi mezar stelleri karşılar.
Önce prehistorik eserler salonuna yönelin; burada Çatalhöyük, Erbaba ve Süberde kazılarından gelen Neolitik buluntular sergilenir. Bakanlığın müze sayfası bu dönemi MÖ 6500 ile 5300 arasına tarihler ve elde biçimlendirilmiş pişmiş toprak kapları, obsidyen ve çakmaktaşından ok ve mızrak uçlarını öne çıkarır. Obsidyen uçlara yakından bakın; volkanik camdan yontulmuş bu küçük aletler Konya ovasında yaşamın ne kadar eskiye gittiğinin en somut kanıtlarındandır. Eski Tunç Çağı vitrinlerindeki eserler çoğunlukla Sızma ve Karahöyük kazılarından gelir; Beyşehir Gölü çevresinden gelen yivli pişmiş toprak kaplar da bu bölümdedir. Orta Tunç Çağı bölümü, Asurlu tüccarların kurduğu ticaret ağının istasyonlarından Karahöyük'te 1952'den beri sürdürülen kazıların buluntularını gösterir. Burada çarkta yapılmış kaplar, hayvan biçimli kaplar, üzüm salkımı biçimli kandiller ve silindir mühürler görürsünüz. Demir Çağı salonunda, Alaeddin Tepesi'nde bulunmuş figürlü Frig kap parçalarını arayın; böylece sabah üstünde yürüdüğünüz höyüğün içinden çıkanlarla karşılaşırsınız. Aynı salonda Karapınar'ın kuzeyindeki Kıcıkışla'dan gelen boyalı Frig ve Lidya kapları ile Urartulara ait bronz iğneler de sergilenir.
Roma salonuna geçtiğinizde müzenin en ünlü eseri olan Herakles Lahdi karşınıza çıkar. Lahit 1958'de Beyşehir'e bağlı Yunuslar köyünde, antik Tiberiopolis kentinin kalıntıları arasında bir tarla sürülürken bulundu. Vikipedi lahdi MS 3. yüzyılın ortalarına tarihler ve kapağıyla birlikte yaklaşık sekiz ton ağırlığında olduğunu yazar. Lahdin dört cephesini dolaşın; yüksek kabartmalar Herakles'in on iki işini, Nemea aslanından Hesperidlerin elmalarına kadar sırayla anlatır. Sahneleri tek tek bulmak lahdin çevresinde birkaç tur atmayı gerektirir, bunun için acele etmeyin. Aynı salonda Konya'nın antik nekropolünden gelen sütunlu ve girlandlı mermer lahitler, bir Poseidon heykeli ve cam şişelerden altın küpelere uzanan küçük buluntular yer alır. Bizans bölümünde, Sille'ye bağlı Tatköy'de 1990'da yapılan kazıdan gelen ve MS 6. yüzyıla tarihlenen 6,30 metreye 3,50 metrelik taban mozaiği ile Çumra'daki Alibeyhöyük kazılarının mozaikleri sergilenir.
Gezinin sonunda bahçeye çıkın; Roma dönemine ait heykeller, lahitler, mezar aslanları, kül kutuları, sütun başlıkları ve yazıtlar açık havada sergilenir. Bahçe, rotanın sonunda oturup dinlenmek için de uygun bir köşedir. Konya Valiliği müzenin pazartesi dışında her gün ziyarete açık olduğunu belirtir; güncel saatleri ve giriş koşullarını bakanlığın sayfasından kontrol edin. Çatalhöyük'e gitmeyi düşünüyorsanız müzeyi bir hazırlık olarak da görebilirsiniz, çünkü kazıların buluntularından bir bölümü bu salonlardadır. Müzeden çıkınca kent merkezine yürüyerek ya da tepeyi çevreleyen tramvayla dönebilirsiniz.
Kaynak: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Konya Arkeoloji Müzesi.
