Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Karagöl'den Karabel'e, Höyükten Hitit Kabartmasına İzmir'in Doğusu
Kültürel4 Durak

Karagöl'den Karabel'e, Höyükten Hitit Kabartmasına İzmir'in Doğusu

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

İzmir'i çoğu ziyaretçi körfezin kıyısından tanır; bu rota ise şehrin doğusunda, dağlarla ova arasında geçen ve binlerce yıla yayılan bir hikayeyi tek güne sığdırıyor. Dört durak kuzeyden güneydoğuya doğru dizildi ve her biri zamanda bir adım daha geriye ya da daha derine götürüyor.

Gün, Yamanlar Dağı'nın tepesindeki Karagöl'de başlıyor. Antik mitolojinin Tantalos efsanesiyle ilişkilendirdiği bu küçük göl, sabah serinliğinde kısa bir orman yürüyüşü için en uygun yer. Dağdan Bornova ovasına inince İzmir'in bilinen en eski yerleşimi olan Yeşilova Höyüğü'ne varıyorsunuz. Burada efsane yerini gerçek bir köye bırakıyor: ovanın alüvyonu altında kalan, yaklaşık 8.500 yıl önce yaşamış bir topluluğun evleri, aletleri ve parmak izleri. Ödüllü ziyaretçi merkezinin sergisi ve kazıya bakan terası, rotanın en uzun ve en öğretici durağı.

Ankara yolundan doğuya, Belkahve Geçidi üzerinden Kemalpaşa'ya geçtiğinizde manzaraya ovanın güneyinde yükselen Nif Dağı hakim olur. İlçe merkezinde sizi bekleyen durak, eski adı Nymphaion olan kasabada Bizans imparatorlarının kış konutu olarak kullandığı Laskaris Sarayı'nın kalıntısıdır: 1204'te İstanbul'u kaybeden ve İznik'ten yönetilen Bizans devletinin bu sarayında bir imparator öldü, ikisi tahta çıktı ve İstanbul'un geri alınmasını mümkün kılan antlaşma imzalandı. Bodrumdaki iri taşlarla üst katlardaki tuğla şeritler, yapının nasıl örüldüğünü bugün de açıkça gösterir. Rota, Kemalpaşa ile Torbalı arasındaki Karabel Geçidi'nde, Mira kralı Tarkasnawa'yı gösteren MÖ 13. yüzyıl kaya kabartmasının önünde bitiyor. Herodotos'un yanlış yorumladığı, gezginlerin yüzyıllarca tartıştığı bu anıt, bugün definecilerin verdiği zararla birlikte okunması gereken bir eser.

Sıranın mantığı basit: serin dağ sabahları, öğleye doğru açık ve kapalı alanı birleştiren müze, öğleden sonra güneşin batı cephesini aydınlattığı bir Bizans sarayı, günün sonunda da çam ormanı içindeki bir mesire alanının yanında tarihi bir kabartma. Toplam araç yolu şehir içi trafiğine göre değişir; Karabel İzmir'e yaklaşık yirmi kilometre uzaklıktadır. Yürüme miktarı azdır ama Karagöl'deki toprak patikalar için rahat ayakkabı gerekir.

Dikkat edilecek üç şey var. Yeşilova'daki merkezin ziyaret günlerini ve saatlerini, Karagöl'ün giriş koşullarını gitmeden önce resmi kaynaklarından kontrol edin. Karabel'de kabartma yol kenarındadır; aracı güvenli bir yere bırakmadan durmayın. Son olarak Laskaris Sarayı'nın kalıntısı ve Karabel'deki niş korunan alanlardır; hiçbir şeye dokunmayın, toprağı kazmayın, gördüğünüz tahribatı ilgili kurumlara bildirin. Yanınıza su, şapka ve Karagöl için ince bir üst alın.

Süre: tam gün. En iyi zaman: Mayıs sonu ile haziran başı, Kemalpaşa'da kiraz hasadının sürdüğü ve ilçenin kiraz festivalinin düzenlendiği hafta; sonbaharın açık günleri de Karagöl'ün ormanı ve ovanın manzarası için çok uygundur.. Ulaşım: Bu rota araç ister: Karagöl Tabiat Parkı'na toplu taşımayla ulaşılamaz ve Kemalpaşa ile Karabel Geçidi arasındaki duraklar il yolları üzerindedir. Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi tek başına gezilecekse İzmir Metrosu'nun Bornova istasyonundan otobüs ya da taksiyle ulaşılabilir.

Kaynaklar

Bornova, İzmir
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~4 sa
Yol ~37,9 km · 1 sa 3 dk
Toplam ~5 sa 3 dk
15 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Karagöl Tabiat Parkı

Karagöl Tabiat Parkı

~1 sa burada
Yamanlar Dağı, Kurudere Mah., Bornova/İzmir

Güne Yamanlar Dağı'nın tepesindeki Karagöl ile başlamak, rotanın en serin ve en sakin saatini doğaya ayırmak demektir. Göl, dağın zirvesine yakın bir düzlükte, kaynaklara göre deniz seviyesinden yaklaşık 850 metre yükseklikte durur. Çevresi 2011 yazında tabiat parkı ilan edilmiştir ve park yaklaşık on dokuz hektarlık bir alanı kaplar. Toplu taşımayla ulaşılamadığı için buraya araçla, Karşıyaka tarafından dağ yolunu tırmanarak çıkılır. Girişte ücret alındığını hesaba katın; güncel ücreti ve açılış saatlerini gitmeden önce resmi kaynaklardan kontrol edin.

Arabayı bıraktıktan sonra ilk iş, küçük ve dairesel gölün çevresindeki yürüyüş yolunu bir kez baştan sona dolaşmaktır. Kıyıyı söğüt ağaçları çevreler ve bazılarının gövdesine duvar sarmaşığı tırmanır. Söğütlerin bittiği yerden itibaren kızılçam, karaçam ve servi başlar; yürürken bu geçişi izlemek kolaydır. Suya yakından bakarsanız sucivanperçemi gibi suya batık yaşayan bitkileri ve su sümbüllerini seçebilirsiniz. Gölde sazan balığı yaşar ve suyun yüzeyi sabah saatlerinde en durgun halindedir. Çevredeki ormanda ağaçkakan, ispinoz, karatavuk ve bülbül gibi kuşlar kaydedilmiştir, bu yüzden yanınızda bir dürbün bulunması iyi olur.

Gölün kökeni kaynaklarda farklı anlatılır; Yamanlar Dağı maddesi onu bir krater gölü olarak tanıtır, başka kaynaklar heyelanla oluşmuş bir set gölünden söz eder. Dağın büyük ölçüde volkanik kayalardan oluştuğunu yürüyüş yolundaki koyu taşlarda kendiniz de görebilirsiniz. Karagöl antik mitolojide Tantalos ve onun efsanesiyle ilişkilendirilir ve gölün en çok anlatılan hikayesi budur. Bu rotanın derdi zaman olduğu için, efsanenin göle yüklediği anlamı birazdan göreceğiniz gerçek arkeolojik izlerle karşılaştırmak günü güzel bir yerden açar.

Parkın içinde piknik masaları, çeşmeler, çocuk oyun alanı ve kamp alanı bulunur, ama bu rotada piknik yerine kısa bir yürüyüş öneriyoruz. Hafta sonları alan kalabalıklaşır; sessiz bir göl kıyısı istiyorsanız sabah erken gelin. Fotoğraf için en iyi zaman da sabahın ilk saatleridir, çünkü ağaçların yansıması durgun suyun üzerinde o saatte daha net düşer. Yaz aylarında burası şehirden belirgin biçimde serindir, ama dağda hava çabuk değişebileceği için ince bir üst almayı unutmayın. Orman içinde yalnızca belirlenmiş alanları kullanın ve çöpünüzü geri götürün, çünkü tabiat parkı korunan bir alandır.

Göl çevresindeki turu bitirince kısa bir mola verip suyunuzu tazeleyin, çünkü sonraki durak ovanın sıcağındadır. Buradan Bornova ovasına inmek, dağ yolunun ardından şehrin içinden geçen kısa bir araç yolculuğudur. İneceğiniz yer, Karagöl'ün efsanesinden çok daha eski ve gerçek bir köyün kalıntılarıdır.

Kaynak: Vikipedi, Karagöl Tabiat Parkı (İzmir); Vikipedi, Yamanlar Dağı; Hürriyet, Karagöl Tabiat Parkı.

Yamanlar Dağı'nın çam ormanında, 900 metre yükseklikte küçük bir göl; çevresi piknik masaları, yürüyüş yolları ve kamp alanı. İzmir'in sıcağından kaçmanın en yakın yolu bu. Sabah çıkıp mangal yakmak yerel gelenek, bizden söylemesi.
2
Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi

Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi

~1 sa 15 dk burada
Karacaoğlan Mah., Bornova/İzmir

Bornova ovasının ortasındaki Yeşilova Höyüğü, İzmir'in bilinen en eski yerleşimidir ve rotanın tarih ekseni burada başlar. Ziyaretçi merkezi Karacaoğlan Mahallesi'nde, kazı alanının hemen bitişiğindeki parselde durur. Bina, 2010'daki ulusal mimari yarışmayı kazanan projeyle yapılmış ve 2015'in başında ziyaretçiye açılmıştır. Merkezin ziyaret günleri ve saatleri değişebildiği için gitmeden önce işleten kurum olan Bornova Belediyesi'nden güncel bilgiyi alın.

Girişte uzun ve alçak yapının iki farklı yüzüne dikkat edin. Yaklaşan ziyaretçiyi karşılayan güneybatı cephesi opaktır, kazıya bakan kuzeydoğu cephesi ise yarı saydamdır ve dışarıdaki alanı sezdirir. Kabul holünden sonra uzun bir rampa sizi birinci kattaki sergi salonuna çıkarır ve gezinin asıl kısmı bu katta geçer. Sergide kazılarda çıkan buluntuların kopyaları ve höyükte yaşayan topluluğun gündelik hayatını anlatan bölümler yer alır.

Vitrinlerde çakmak taşından kesici aletleri, ok uçlarını ve obsidiyenden yapılmış parçaları arayın. Kazı başkanı Zafer Derin'e göre obsidiyen bu yöreye ait değildir ve Melos Adası ile Kapadokya'dan getirilmiştir. Güneşi simgeleyen mühürler ve dokuma tezgahı ağırlıkları da üretimin düzenli biçimde örgütlendiğini gösteren buluntular arasındadır. Kil parçaları üzerinde bulunan çocuk ve kadın parmak izleri yaklaşık 8.500 yıl öncesine tarihlenmiştir. Kazı ekibi, höyük sakinlerinin midye ve balığı çok sevdiğini, taş ağırlıklı ağlarla balık tuttuklarını anlatır.

Sergi katının uzantısı olan seyir terası kazı alanına doğru uzanır ve gezinin sonunda sizi gerçek kalıntılarla yüz yüze getirir. Terastan bakarken höyüğün neden dışarıdan bir tepe gibi görünmediğini hatırlayın, çünkü yerleşim ovanın alüvyonu altında, bugünkü yüzeyin birkaç metre altında kalmıştır. Höyük 2003'te tesadüfen, bir parka taşınan toprağın içinde fark edilen kalıntılar sayesinde bulunmuştur. Kazılarda üç kültür katı saptanmıştır; en altta Neolitik Çağ, üstünde Kalkolitik Çağ, en üstte de Tunç Çağı, Demir Çağı ve Roma izleri vardır. Neolitik dönemin son evresinde insanlar taş temeller üzerinde, bir avluya bakan ve birbirinden ayrı duran evlerde yaşıyordu.

Merkezin dışında, avlunun yanında Neolitik köyü canlandıran küçük bir köy düzenlemesi bulunur. Burada özellikle okul gruplarına yönelik zaman yolculuğu programında katılımcılar hasat yapmayı, avlanmayı ve yemek pişirmeyi deneyerek öğrenir. Program önceden planlanan gruplar için düzenlendiğinden, bireysel geliyorsanız katılıp katılamayacağınızı önceden sorun. Kazı ekibinin 2020'deki açıklamasına göre alan, engelsiz bayrağı taşıyan tek arkeolojik alandır. Avludaki beton meşale özel günlerde gerçek ateşle yakılan ve Neolitik dönemi simgeleyen bir işarettir; fotoğrafınızda onu kazı alanıyla birlikte kadraja alın.

Buradan Kemalpaşa'ya geçmek için Ankara yoluna çıkıp doğuya, Nif Dağı'nın eteklerine doğru sürersiniz. Yol, Nif Dağı'nın bir kolu olan Belkahve Geçidi'nden geçer ve bu geçitten şehrin büyük bir bölümü görülür.

Kaynak: Vikipedi, Yeşilova Höyüğü; Studio Evren Başbuğ, Yeşilova Höyük Ziyaretçi Merkezi; VOA Türkçe, Yeşilova Höyüğü.

İzmir'in bilinen en eski yerleşimi, 8.500 yıl öncesinden. Ziyaretçi merkezinde kazı alanı, yeniden kurulmuş Neolitik evler ve çocuklar için zaman yolculuğu atölyeleri var; çocuğunuz Neolitik köyde ekmek yapmayı öğrenirken siz de öğrenirsiniz. Bir saat ayırın.
3
Laskaris Sarayı (Nymphaion)

Laskaris Sarayı (Nymphaion)

~45 dk burada
Kemalpaşa ilçe merkezi, İzmir yolu üzeri, Kemalpaşa / İzmir

Yeşilova'dan Ankara yoluna çıkıp Belkahve Geçidi'ni aşınca Kemalpaşa ovasına inersiniz ve ilçe merkezine girerken yolun kenarında yükselen çizgili bir duvar kütlesi sizi karşılar. Visit İzmir bu kalıntıyı, Kemalpaşa'ya adım atar atmaz ziyaretçiyi karşılayan ilçe simgesi olarak tanıtır. Halk arasında Kız Kulesi diye anılan yapı, aslında Bizans imparatorlarının burada yaptırdığı bir sarayın ayakta kalan ana bloğudur. Sanat tarihçisi Semavi Eyice'nin 1961'de Belleten'de yayımlanan incelemesine göre Kemalpaşa'nın eski adı Nymphaion'du, kasaba İzmir'in yaklaşık 30 kilometre doğusunda ve İzmir'i Sardes'e bağlayan antik yolun üzerindeydi. Aracı ilçe merkezinde uygun bir yere bırakıp kalıntıya yürüyerek yaklaşın, çünkü yapı ana yolun hemen yanındadır.

Sarayın hikayesi 1204'te başlar. Dördüncü Haçlı Seferi'nin ordusu o yıl İstanbul'u ele geçirdi ve Bizans topraklarında birkaç küçük devlet kuruldu. Bunların en güçlüsü, Laskaris hanedanının yönettiği ve merkezi İznik olan devletti; 1261'de İstanbul geri alınana kadar sürdü. Byzantine World sitesine göre bu dönemde imparatorlar tek bir sarayda oturmadı, saray halkı mevsimlere göre kentler arasında dolaştı ve Nymphaion en sevilen kış konutu oldu. Sarayı kimin yaptırdığı kesin bilinmiyor; Eyice genel kanının İznik devletinin ilk hükümdarı I. Theodoros Laskaris olduğunu yazar, Orta Avrupa Üniversitesi'nde yayımlanan bir makale ise araştırmacıların çoğunun yapıyı III. Ioannes Vatatzes'e bağladığını belirtir. III. Ioannes 3 Kasım 1254'te sarayın bahçesinde kurulan çadırda öldü. 13 Mart 1261'de burada Ceneviz ile imzalanan Nymphaion Antlaşması, Bizans'ın aynı yıl İstanbul'u geri almasında deniz desteği sağladı. Kent 1315'te Türklerin eline geçti.

Gezmeye yapının bütününü görebileceğiniz bir noktadan başlayın. Bina kuzey-güney yönünde uzanan, yaklaşık 25 metre uzunluğunda ve 11,5 metre genişliğinde dikdörtgen bir bloktur ve Eyice'ye göre bodrumun üstünde aslında üç kat daha vardı. Önce alt kısma bakın: bodrum kat dış yüzleri hafifçe yuvarlatılmış büyük kesme taşlarla, harç kullanılmadan örülmüştür. Eyice bu tekniğin Roma dönemine özgü olduğunu, taşların büyük olasılıkla daha eski yapılardan alınıp yeniden kullanıldığını düşünür. Bu katta duvar kalınlığı 2 metreyi bulur ve binanın alt kısmına bir kale görünümü verir. Her uzun cephede dörder tane bulunan dar, mazgal benzeri açıklıklar bodrumu aydınlatıp havalandırıyordu; dışarıdan bakınca neredeyse birer çizgi gibi görünürler.

Sonra gözünüzü yukarı kaldırın. Üst katlarda dört beş sıra tuğlayı bir sıra kaba yontulmuş taş izler ve cephe kırmızı-beyaz şeritli bir görünüm kazanır. Pencereler içeriden kemerli nişlerin ortasına açılmıştır. Julia Jedamski'nin makalesine göre en iyi korunan cephe batı cephesidir ve birinci katında iki tek pencerenin arasında ikiz bir pencere yer alır. Yapının köşesinde, ilk katın başladığı yerdeki taş sırasında dikine konmuş tuğlalarla yapılmış küçük bir süsleme arayın. Eyice'ye göre bu süsleme yalnızca o küçük alanla sınırlıdır; ustalar devrin cephe süslemesini uygulamaya başlamış, sonra belki malzeme bulamadıkları, belki de işi hızla bitirmek zorunda kaldıkları için vazgeçmişlerdi. Duvar yüzeyinde katları birbirine bağlayan, üstü tuğla tonozla örtülü bir iç rampanın zikzak izlerini de hala takip edebilirsiniz. Araştırmacılar bu planı İstanbul'daki Tekfur Sarayı ile karşılaştırır, çünkü iki yapı da çok katlı, masif bodrumlu ve renkli cepheli konutlardır.

Fotoğraf için bu rotanın zamanlaması işinize yarar. Öğleden sonra güneş batı cephesine döner ve tuğla ile taşın renk farkı o saatlerde en belirgin halini alır. Kalıntının üzerinde onu yağmurdan korumak için kurulmuş çelik bir çatı örtüsü durur; kadrajı onu da içine alacak biçimde biraz geriden kurun. Türkçe Vikipedi'ye göre yapıda Aralık 2011'de restorasyon çalışmaları başladı. Koruma çalışmaları nedeniyle çevresi çitle çevrili ve iç kısmı ziyarete kapalı olabilir, güncel durumu Kemalpaşa Belediyesi'nden öğrenin. Duvarlara tırmanmayın ve gevşemiş taşlara dokunmayın. İsterseniz kasabanın güneyindeki tepede duran Bizans kalesinin kalıntılarına da uzaktan bakın; Jedamski'ye göre orada kule, sur ve kapı kalıntıları vardır.

Bu durağı bir sonrakine bağlayan küçük bir tarih de var. Eyice'nin aktardığına göre Edwin Freshfield 1883 dolaylarında İzmir'deyken Karabel'deki Hitit kabartmasını görmeye niyetlenmiş, yolu Nif'ten geçerken bu harabeyle ilgilenmiş ve onu İznik imparatorlarının sarayı olarak tanımlamıştır. Siz de onun izinden gidin: sarayın ardından Kemalpaşa'dan Torbalı yoluna dönün, kısa bir araç yolculuğuyla güneydeki Nif Dağı'nın eteklerinden geçerek Karabel Geçidi'ne varırsınız.

Kaynak: Belleten, Semavi Eyice, Laskarisler Sarayı; Central European University, Jedamski, Nymphaion; Byzantine World, Palace of Nymphaion; Visit İzmir, Kemalpaşa.

Laskaris Sarayı, Kemalpaşa ilçe merkezinde, İzmir'den gelen ana yolun kenarında yükselen bir Bizans sarayının kalıntısıdır. Halk arasında uzun süre Kız Kulesi diye anıldı. Kemalpaşa'nın antik ve Orta Çağ'daki adı Nymphaion'du; kasaba sonradan Nif diye anıldı, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra da bugünkü adını aldı. Sanat tarihçisi Semavi Eyice'nin 1961'de Belleten'de yayımlanan makalesine göre Nymphaion, İzmir'in yaklaşık 30 kilometre doğusunda ve İzmir'i Sardes'e bağlayan antik yolun üzerindeydi. Bu konum sarayın neden burada yapıldığını da açıklar. Sarayın hikayesi 1204'te başlar. O yıl Dördüncü Haçlı Seferi'nin ordusu İstanbul'u ele geçirdi ve Bizans topraklarında birkaç küçük devlet kuruldu. Bunların en güçlüsü, Laskaris hanedanının yönettiği ve merkezi İznik olan devletti; 1204'ten 1261'e kadar sürdü. İmparatorlar bu dönemde tek bir sarayda oturmadı, mevsimlere göre farklı kentler arasında dolaştı. Nymphaion bu kentlerin en sevilen kış konutuydu. Sarayı kimin yaptırdığı kesin bilinmiyor. Eyice'nin aktardığına göre genellikle İznik devletinin ilk hükümdarı I. Theodoros Laskaris'in yaptırdığı düşünülür. Orta Avrupa Üniversitesi'nde yayımlanan bir makale ise araştırmacıların çoğunun yapıyı III. Ioannes Vatatzes'e (1222-1254) bağladığını belirtir. Nymphaion önemli olaylara sahne oldu. 1214'te burada İznik ile İstanbul'daki Latin imparatorluğu arasında bir antlaşma imzalandı. III. Ioannes Vatatzes 3 Kasım 1254'te bu sarayın bahçesinde kurulan çadırda öldü. II. Theodoros Laskaris ve VIII. Mikhael Palaiologos imparatorluklarını burada ilan ettiler. 13 Mart 1261'de VIII. Mikhael ile Ceneviz arasında Nymphaion Antlaşması imzalandı ve bu antlaşma Bizans'ın aynı yıl İstanbul'u geri almasında deniz desteği sağladı. Kent 1315'te Türklerin eline geçti. Byzantine World sitesine göre III. Ioannes tutumluluğuyla anılan bir hükümdardı ve sarayın sade, işlevsel tasarımı da bu yönetim anlayışını yansıtır. Yapı 25,75 metre uzunluğunda ve 11,50 metre genişliğinde, kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen bir bloktur. Eyice'ye göre bodrum katın üstünde aslında üç kat daha vardı. Bodrum kat dış yüzleri hafifçe yuvarlatılmış büyük kesme taşlarla, harç kullanılmadan örülmüştür. Taşların ortalama uzunluğu 1,13 ile 1,30 metre arasındadır ve Eyice bunların daha eski yapılardan alınmış olabileceğini düşünür. Duvar kalınlığı bu katta 2 metreyi bulur ve binanın alt kısmına bir kale görünümü verir. Her uzun cephede dört tane bulunan dar ve yüksek mazgal benzeri açıklıklar bodrumu aydınlatıp havalandırıyordu. Üst katlarda görünüm tamamen değişir. Cepheler tuğla ve kaba yontulmuş taş sıralarının şeritler halinde birbirini izlemesiyle örülmüştür; dört beş sıra tuğlayı bir sıra taş takip eder ve cephe kırmızı-beyaz çizgili bir görünüm kazanır. Pencereler içeriden kemerli nişlerin ortasına açılmıştır. Duvar yüzeyinde katları birbirine bağlayan, üstü tuğla tonozla örtülü bir iç rampanın zikzak izleri hala takip edilebilir. Ovaya bakan cephenin ortasındaki büyük yıkıntının vaktiyle bir loca ya da çıkıntının yerini gösterdiği düşünülür. Araştırmacılar bu planı İstanbul'daki Tekfur Sarayı ile karşılaştırır, çünkü iki yapı da çok katlı, masif bodrumlu ve renkli cepheli konutlardır. Kalıntı uzun zamandır bilinir. 19. yüzyılın ilk yarısında Charles Texier yapıyı kısaca tarif etmiş ve bir gravürünü yayımlamıştı. 1880'lerde Edwin Freshfield yapıyı inceleyip onu İznik imparatorlarının sarayı olarak tanımladı, Eyice ise 1958'de yerinde inceleyerek ayrıntılı bir plan ve tarif yayımladı. Türkçe Vikipedi'ye göre yapıda Aralık 2011'de restorasyon çalışmaları başladı. Bugün kalıntının üzerinde yapıyı yağmurdan koruyan çelik bir çatı örtüsü durur. Sarayı ziyaret ederken önce doğu cephesinin karşısına geçip yapının tamamını görün; bodrumdaki büyük taşlarla üst katlardaki tuğla şeritlerin farkı en iyi buradan anlaşılır. Sonra yapının çevresinde dolaşarak mazgal açıklıklarına, pencere nişlerine ve rampanın izlerine bakın. Doğu cephesi sabah güneşini aldığı için tuğla ile taşın renk farkı sabah saatlerinde daha belirgin görünür. Koruma çalışmaları nedeniyle yapının çevresi çitle çevrili olabilir ve iç kısmı ziyarete kapalı olabilir; güncel durumu Kemalpaşa Belediyesi'nden öğrenebilirsiniz. Kemalpaşa'ya İzmir'den karayoluyla yaklaşık yarım saatte ulaşılır. Kasabanın güneyindeki tepede Bizans dönemine ait kale kalıntıları da bulunur. Yakındaki Nif Dağı ve Karabel kabartmasıyla birlikte bu durak, Kemalpaşa'nın binlerce yıllık geçmişini bir günde görmeyi sağlar.
4
Karabel Kaya Kabartması

Karabel Kaya Kabartması

~1 sa burada
Karabel Geçidi, Kemalpaşa-Torbalı yolu, İzmir

Karabel Geçidi, Kemalpaşa ile Torbalı arasındaki yolda, Nif Dağı ile Bozdağların doğuya uzanan kısmı arasında açılan dar bir geçittir. Geçidin yamacındaki kaya kabartması Ege Bölgesi'nin en eski tarihi kalıntılarından biridir ve bu rotanın son, en düşündürücü durağıdır. Kabartma bir tepenin güneye bakan yamacında, yoldan çıkan merdivenlerle ulaşılan bir niş içindedir. Yol kenarında durmak trafik nedeniyle dikkat ister, bu yüzden aracı güvenli bir yere bırakıp merdivenlere yürüyerek gidin.

Nişin içine işlenmiş figür yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 1,5 metre genişliğindedir. Sağa doğru yürüyen savaşçının bir elinde yay, öbür elinde mızrak vardır ve başıyla mızrağı arasında üç satırlık bir Luvi hiyeroglif yazıtı yer alır. Yazıt oldukça aşınmıştır ve çıplak gözle güçlükle seçilir. Işığın açısı değiştikçe aşınmış çizgiler farklı okunur, bu yüzden birkaç dakika boyunca farklı açılardan bakın. David Hawkins'in 1998'deki okumasına göre yazıt kabartmadaki kişiyi Mira ülkesinin kralı Tarkasnawa olarak tanıtır. Mira, MÖ 13. yüzyılda Hitit İmparatorluğu'na bağlı bir Batı Anadolu krallığıydı. Yazıtta Tarkasnawa'nın babası olarak Alantalli adı geçer; dedenin adı okunamaz, ama başka belgeler onun Kupanta-Kurunta olabileceğini düşündürür.

Antik çağ tarihçisi Herodotos, İyonya'daki benzer kaya tasvirlerini Mısır firavunu Sesostris'e bağlamıştı ve Karabel'in o anlatıdaki anıtlardan biri olabileceği düşünülür. Kabartmayı 1839'da Fransız gezgin Charles Texier görmüş, onun ardından gelen gezginler de onu uzun süre Mısır eseri saymıştır. Heinrich Kiepert 1843'te kabartmayı Yazılıkaya kabartmalarıyla karşılaştırarak Hitit dünyasıyla bağını ortaya koymuştur. Yöre halkı kabartmayı Eti Baba adıyla anar.

Kabartmanın yaklaşık yüz metre kuzeyinde ikinci bir kabartma ile iki yazıt daha vardı ve bunlar 1977 ile 1982 arasındaki yol çalışmalarında yok oldu. Bugün baktığınız kabartma da sağlam değildir, çünkü defineciler ona yıllar içinde defalarca zarar verdi. Basına yansıyan haberlere göre 2016'da üzerine asit dökülmüş, 2019'da ise delme aletleriyle parçalanmıştır. Kültür Envanteri kaydı, figürün alt yarısının neredeyse tamamen yok edildiğini belirtir. Bu yüzden anıtın önünde dururken yalnızca bir esere değil, korumanın neden önemli olduğunu gösteren bir uyarıya da bakıyorsunuz. Kayaya dokunmayın, nişin içine girmeye ya da yüzeyi temizlemeye çalışmayın. Eskiden yolun üzerinde anıtın yerini belirtmek için yapılmış çini süslemeli bir tak vardı, ama yol genişletilirken yıkıldı.

Anıtı gördükten sonra yakındaki Karabel Mesire Alanı'na geçip günü dinlenerek kapatabilirsiniz. Mesire alanı yaklaşık 20 hektarlık bir kızılçam ve fıstık çamı ormanının içindedir ve piknik alanlarının yanında yürüyüş yolları da vardır. Ormanda kızılbaşlı örümcekkuşu, kuyrukkakan ve mavi baştankara gibi kuşlar görülür. Yaban domuzu, çakal ve tilki de bu ormanın sakinleri arasında sayılır. Dönüş için Torbalı tarafına inip otoyola bağlanabilir ya da geldiğiniz yoldan Kemalpaşa üzerinden İzmir'e dönebilirsiniz.

Kaynak: Kültür Envanteri, Karabel Anıtı; Vikipedi, Karabel Geçidi; Hürriyet, Karabel kabartması; Visit İzmir, Karabel Mesire Alanı.

Karabel Kaya Kabartması, İzmir'in Kemalpaşa ve Torbalı ilçeleri arasındaki yol üzerinde, Karabel Geçidi'nde bir tepenin güneye bakan yamacına oyulmuş Hitit dönemine ait bir kaya anıtıdır. Vikipedi'ye göre geçit, Bozdağlar silsilesinin en batı ucunu oluşturan Nif Dağı ile dağ zincirinin doğuya uzanan geri kalanı arasında yer alır ve İzmir'e yaklaşık 20 kilometre uzaklıktadır. Kabartma, Ege Bölgesi'ndeki en eski tarihi kalıntılardan biri sayılır. Kemalpaşa ile Torbalı arasında geçidi kullanan herkes, aslında 3200 yılı aşkın bir anıtın birkaç metre yakınından geçer. Kültür Envanteri'ne göre kabartma yaklaşık 2,5 metreye 1,5 metre boyutlarında bir niş içine işlenmiştir. Nişte sağa doğru yürüyen, sol elinde mızrak, sağ elinde yay tutan bir erkek figürü vardır. Figürün başı ile mızrağı arasındaki alanda, oldukça aşınmış ve güçlükle görülebilen üç satırlık Luvice bir hiyeroglif yazıt bulunur. Bilim dünyasında bu anıt Karabel A olarak anılır. Kabartmanın kimi tasvir ettiği uzun süre tartışıldı. Kültür Envanteri'ne göre MÖ 5. yüzyılda yaşamış tarihçi Herodot, İonya'da kayalara oyulmuş, sağ elinde mızrak, sol elinde ok ve yay taşıyan iki insan tasvirinden söz eder ve onları Mısır kralı Sesostris'e bağlar. Karabel'deki kabartmanın bu anlatıdaki anıtlardan biri olabileceği düşünülür. Aynı kaynak geçidin antik Sard-Smyrna yoluna yakın olduğunu ama aslında Sard-Efes yolu üzerinde bulunduğunu, dolayısıyla Herodot'un ya yanıldığını ya da benzer başka anıtlardan söz ettiğini belirtir. Anıt modern dönemde 1839'da Fransız gezgin Charles Texier tarafından kayda geçirildi ve onun çizimi 1862'de yayımlandı. İngilizce Vikipedi'ye göre Karl Richard Lepsius de 1840'ta kabartmayı gördü ve ikisi de onu Mısır eseri saydı. Heinrich Kiepert 1843'te kabartmayı Boğazköy yakınındaki Yazılıkaya kabartmalarıyla karşılaştırarak bu görüşü çürüttü. Sonraki yıllarda Kurt Bittel, Hans Gustav Güterbock ve Ekrem Akurgal gibi pek çok bilim insanı anıtın Hitit kültürüne ait olduğunu ortaya koydu. Yazıtın en kabul gören okuması 1998'de David Hawkins tarafından yapıldı. Hürriyet'in aktardığı çeviriye göre yazıt, Mira ülkesi kralı Tarkasnava'yı, Mira ülkesi kralı Alantalli'nin oğlu ve bir başka Mira kralının torunu olarak tanıtır. Mira, Hititlere bağlı bir krallıktı ve Kültür Envanteri'ne göre Alantalli Hitit kralı IV. Tuthaliya ile çağdaştı. Bu yüzden anıt MÖ 13. yüzyılın sonlarına tarihlenir. Bu okuma yalnızca bir kralın adını vermekle kalmadı. İngilizce Vikipedi'ye göre kabartma, Mira krallığının Seha Nehri Ülkesi'nin güneyinde olduğunu kanıtladı. Hitit yazışmalarından Seha Nehri Ülkesi'nin bir yanında Mira, öbür yanında Wilusa olduğu bilindiği için bu bulgu Wilusa'nın Gediz'in kuzeyinde, Troas bölgesinde aranması gerektiğini gösterdi. Böylece Karabel, Wilusa'nın Homeros'un İlion'u, yani Troya ile özdeşleştirilmesini destekleyen kanıtlardan biri oldu. Geçitte bir zamanlar başka anıtlar da vardı. Kültür Envanteri'ne göre ana kabartmanın yaklaşık 100 metre kuzeyinde benzer bir ikinci kabartma ile Luvi hiyeroglifleriyle yazılmış iki ayrı yazıt bulunuyordu. Bu üç eser 1977 ile 1982 arasında yol açma çalışmaları sırasında tamamen yok oldu. Vikipedi ayrıca 1926-1935 arasında İzmir Valisi olan Kazım Dirik'in kabartmanın yerini belirtmek için çini süslemeli bir tak yaptırdığını, bu takın da yol genişletme sırasında yıkıldığını yazar. Bugün yoldan yalnızca anıta çıkan merdivenler görünür. Kabartma son yıllarda ağır zarar gördü. Hürriyet'in 2019 tarihli haberine göre arkeolog Nezih Başgelen 2016'da kabartmanın üzerine asit döküldüğünü fotoğraflarla belgelemişti. Aynı habere göre kabartmanın altında hazine olduğunu düşünen defineciler 2019'da delme aletleriyle anıtı parçaladı; Kültür Envanteri de rölyefin alt yarısının neredeyse tamamen yok edildiğini belirtir. Bu yüzden bugün ziyaretçi, figürün özellikle üst kısmını ve nişin çerçevesini seçebilir. Ziyaret için Kemalpaşa-Torbalı yolunu izleyip geçitteki merdivenlerin başında durmanız gerekir; Yolcu360'ın rehberine göre burada özel bir tesis yoktur ve yol kenarında olduğu için uygun ayakkabı giymek gerekir. Kabartmaya dokunmayın, nişin önündeki kayalara tırmanmayın ve trafiğe karşı dikkatli olun. Öğleden sonra güneşi güneye bakan yamaca vurduğunda kabartmanın hatları fotoğrafta daha iyi seçilir. Aynı rehberin aktardığına göre kabartmanın yakınındaki Karabel Mesire Alanı, çam gölgesinde mola vermek için uygun bir yerdir; Kemalpaşa merkezden ya da Torbalı'dan özel araçla gelmek en pratik yoldur.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirBornova, İzmir
TürKültürel
Durak4
Tarih15 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat