Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Kaleden Limana Selçuklu Alanya'sı
Kültürel4 Durak

Kaleden Limana Selçuklu Alanya'sı

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Alanya yarımadası Akdeniz'e uzanan kayalık bir burun ve Selçuklu denizciliğinin Anadolu'daki en eksiksiz tanıklarından biri. Bizans döneminde Kalonoros adıyla bilinen kent, 1221'de Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad'a teslim oldu ve adı yeni fatihine nispetle Alaiye'ye çevrildi. Selçuklu sultanları kışlarını burada geçirmeye başladı; yarımadanın zirvesinden limana inen surlar, limanı koruyan Kızıl Kule ve gemilerin yapıldığı tersane birkaç yıl içinde yükseldi. Kızıl Kule'nin kitabesi 1226 tarihini taşıyor, tersane için kaynaklar 1227 ya da 1228 yılını veriyor. Sinop'ta da bir tersane kurduran Alaeddin Keykubad'ın "İki Denizin Sultanı" diye anılması bu yapılarla ilgilidir.

Rota yarımadayı bir uçtan öbür uca geçiyor ve geri dönmeden ilerliyor. İlk durak yarımadanın batı kıyısındaki Damlataş Mağarası. Mağara 1948'de liman inşaatına taş çıkarılırken bulundu; yani günün sonunda varacağınız limanın hikayesi daha ilk durakta başlıyor. Mağaranın yakınındaki istasyondan kalkan teleferik sizi kalenin Ehmedek bölümüne çıkarıyor ve en uzun yokuşu yürümekten kurtarıyor. Oradan İçkale'ye kadar yürüyor, denizden yaklaşık 250 metre yüksekteki zirveden batı kıyısına ve Toroslara bakıyorsunuz. Dönüşte yarımadanın doğu yamacından aşağı iniyor, surların başladığı Kızıl Kule'ye varıyorsunuz. Son durak, kuleden surların yanından yürüyerek ulaşılan tersane. Böylece gün zirveden deniz seviyesine doğru inen bir çizgide akıyor ve yokuş çıkmak yalnızca teleferiğe kalıyor.

Kale bölümü rotanın en uzun ve en yorucu kısmı. Surların uzunluğu 6,5 kilometreyi buluyor ve içeride Selçuklu, Osmanlı ve daha eski dönemlerden kalma yapılar geniş bir alana dağılmış durumda; hepsini görmeye çalışmak yerine İçkale'ye, Süleymaniye Camii'nin çevresine ve surların seyir noktalarına odaklanın. Yollar yer yer taş döşeli ve eğimli, kayalık kenarlara yaklaşmayın; kapalı ve kaymayan ayakkabı giyin, yanınıza su ve şapka alın. Surların içindeki Hisariçi bugün de oturulan bir mahalle, evlerin kapısına ve bahçesine girmeyin.

Kızıl Kule'de üst katlara 85 basamaklı taş merdivenle çıkılıyor, dizlerinizi hesaba katın. Giriş koşulları, açılış saatleri ve ücretler için güncel bilgiyi Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın muze.gov.tr sitesinden, mağara ve teleferik için işletmelerin resmi sitelerinden kontrol edin. Gün boyunca yürüyeceğiniz yol kısa görünse de kale içindeki inişler ve çıkışlar zaman alıyor; acele etmeden tam bir gün ayırmak en doğrusu.

Süre: tam gün. En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar en rahat mevsim; yazın güne erken başlayın ki kalenin gölgesiz bölümlerine öğle sıcağından önce varın.. Ulaşım: Damlataş'a şehir içi otobüs ve dolmuşlarla ya da merkezden yürüyerek ulaşılır; kaleye mağaranın yakınındaki istasyondan kalkan teleferikle çıkılır, iniş yürüyerek ya da dolmuşla yapılır. Kızıl Kule ile Tersane arası surların yanından yürünür, araç gerekmez.

Kaynaklar

Alanya, Antalya
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~4 sa 55 dk
Yürüyüş ~2 km · 33 dk
Toplam ~5 sa 28 dk
30 Eylül 2026

Rota Durakları

1
Damlataş Mağarası

Damlataş Mağarası

~35 dk burada
Çarşı, Damlataş Cd. No:81, 07400 Alanya/Antalya, Türkiye

Güne yarımadanın batı kıyısında, Damlataş Caddesi üzerindeki mağara girişinde başlayın. Mağaranın önü plaja açılıyor ve girişin çevresinde küçük bir çarşı kurulmuş durumda. Burada bir süre durup yukarı bakın: Selçuklu surlarının oturduğu kaya kütlesinin tam eteğindesiniz ve birkaç saat sonra bu kıyıya zirveden bakacaksınız.

Mağaranın hikayesi rotanın geri kalanına bağlanıyor. 1948'de liman inşaatında kullanılacak taş için burada ocak açılırken yapılan bir patlama kayanın içindeki boşluğu ortaya çıkardı. Günün sonunda Selçuklu limanına varacağınız bir rotaya, liman için taş aranırken bulunmuş bir mağarayla başlamak bu yüzden yerinde bir giriş. Damlataş, Türkiye'de turizme açılan ilk mağara olarak biliniyor. Kültür Portalı girişin ücretli olduğunu belirtiyor; güncel ücret ve saatleri Alanya Belediyesi'nin resmi sitesinden kontrol edin.

İçeri girince önce yaklaşık elli metrelik bir geçitten ilerliyorsunuz. Geçit sizi yüksekliği on beş metreyi bulan, silindir biçimli bir boşluğa ulaştırıyor. Mağara adını tavandaki sarkıtlardan durmadan damlayan sudan alıyor. Bir süre kıpırdamadan durun ve damlaların sarkıtların ucunda nasıl biriktiğini izleyin. Sarkıt ve dikitlerin MÖ 20.000 ile 15.000 yılları arasında oluştuğu sanılıyor. Tavandan inen sarkıtlarla yerden yükselen dikitlerin birbirine yaklaştığı noktalara özellikle bakın. Oluşumlara dokunmayın ve fotoğraf için korkuluk ya da taş üstüne çıkmayın.

Mağaranın havası yaz kış değişmiyor; sıcaklık 22 derece, nem yüzde 95 dolayında. Yazın dışarının sıcağından girdiğinizde bu hava serin, kışın ise ılık gelir. Nem yüksek olduğu için gözlük camları ve fotoğraf makinesinin merceği içeri girer girmez buğulanabilir; birkaç dakika bekleyip ısınmalarını sağlayın. Damlayan su yüzünden zemin yer yer ıslak olabilir, bu yüzden plaj terliği yerine kaymayan ayakkabıyla girin. Islak taş yüzeyler flaş ışığını parlatır; mümkünse flaşsız çekin ve makinenizi sabit tutabileceğiniz bir yer bulun. Mağara büyük değil; ziyaretçi yoğunlaştığında dar geçitte beklemek gerekebilir, erken saatte gelmek işinizi kolaylaştırır.

Dışarı çıktığınızda kıyı boyunca Kleopatra Plajı'nın yanındaki teleferik istasyonuna yürüyün. Teleferik hattı yaklaşık 900 metre uzunluğunda ve kalenin Ehmedek bölümünde son buluyor. Kabin yükselirken aşağıya bakın, çünkü hat az önce çıktığınız mağaranın ve Kleopatra Plajı'nın üzerinden geçiyor. Kaleye yürüyerek çıkmak da mümkün, ancak İçkale'ye yürüyüş bir saati bulduğu için enerjinizi kale içindeki gezintiye saklamak daha akıllıca. Teleferiğin çalışma saatleri ve ücreti için işletmenin resmi sitesine bakın.

Kaynak: Kültür Portalı; Alanya Belediyesi; Vikipedi.

Antalya’nın Alanya ilçesinde yer alan Damlataş Mağarası, sarkıt ve dikitleriyle büyüleyici bir doğal oluşumdur. 1948 yılında keşfedilen bu mağara, milyonlarca yılda oluşmuş kireç taşı oluşumları ve yüksek nem oranıyla dikkat çeker.

Mağaranın içindeki hava %90 nem oranına sahip olup, astım hastalarına iyi geldiği söylenmektedir. İçerideki sıcaklık yıl boyunca 22-23°C civarında sabittir. Renkli ışıklandırmalarla aydınlatılan mağara, ziyaretçilerine mistik bir atmosfer sunar.

Alanya Kalesi’ne yakın konumuyla kolayca ulaşılabilen Damlataş Mağarası, doğa ve sağlık turizmi açısından önemli bir yerdir. Eşsiz güzelliğini keşfetmek ve şifalı havasını solumak için mutlaka ziyaret etmelisiniz! 🏞️💎✨


2
Alanya Kalesi

Akdeniz’e Hakim Bir Tarih Mirası: Alanya Kalesi

~2 sa 30 dk burada
Hisariçi, 07400 Alanya/Antalya, Türkiye

Teleferikten Ehmedek'te indiğinizde, surlarla birbirinden ayrılan kale bölümlerinden birinin içindesiniz. Alanya Kalesi, Anadolu'da ayakta kalan en iyi korunmuş Orta Çağ kalelerinden biri sayılıyor ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alıyor. Yarımadadaki yerleşimin izleri MÖ 3. yüzyıla kadar uzanıyor; bugün gördüğünüz anıtsal kaleyi Selçuklular 1221'den sonra daha eski Bizans ve Roma surlarının üzerine kurdu. Surlar 6,5 kilometre boyunca uzanıyor ve 140 burçla güçlendirilmiş. Bu uzunluğun hepsini yürümeye kalkmayın; buradaki iki buçuk saati üç parçaya bölün: orta kaledeki yapılar, İçkale ve doğu yamacından iniş.

İçkale'ye çıkmadan önce Orta Hisar Camii adıyla da anılan Süleymaniye Camii'ne uğrayın. Alanya Belediyesi'nin aktardığına göre yapıyı ilk olarak 13. yüzyılın ilk yarısında I. Alaeddin Keykubad yaptırdı. Yıldırımla yıkılan cami, Kanuni Sultan Süleyman döneminde eski malzeme kullanılarak yeniden inşa edildi; bugünkü plan ve kubbe biçimi onu 16. yüzyıla tarihliyor. Önce dışarıdan kubbelere bakın: kare planlı harim tek bir yarım küre kubbeyle örtülü, son cemaat yeri ise üç küçük kubbeyle kapanıyor. Kubbeler tuğladan, duvarlar kısmen tuğla kısmen kesme taştan örülmüş ve iki malzemenin birlikte kullanıldığı duvar yüzeyinde kolayca seçiliyor. Minare harimin kuzeybatı köşesine eklenmiş, kuzeydoğu köşesinin karşısında ise beşik tonozlu bir sarnıç ve yanında üstü örtülü bir abdest yeri var. İçeri girecekseniz ayakkabılarınızı çıkarın, omuzları ve dizleri örten kıyafet giyin, sessiz olun ve ibadet saatlerinde dışarıdan bakmakla yetinin. Orta kalede bedesten olarak bilinen ticaret yapısını ve 1230 tarihli Akşebe Sultan mescidi ile türbesini de görebilirsiniz.

Kalenin her yanına dağılmış yaklaşık 400 sarnıç, bu kayalık burunda suyun ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Yol kenarında bir sarnıç ağzına rastlarsanız içine eğilip sarkmayın. Ardından İçkale'ye çıkın. İçkale yarımadanın batı köşesinde, en yüksek noktada kurulmuş ve denizden yüksekliği 250 metreyi buluyor. Burası Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalıntıların bir arada durduğu bir açık hava müzesi gibi gezilebiliyor. Alaeddin Keykubad'ın sarayına ait kalıntılar da İçkale'de. İçkale'nin girişi, açılış saatleri ve ücreti için muze.gov.tr'deki güncel bilgiye bakın.

Zirvede önce batıya dönün; sabah gezdiğiniz Damlataş kıyısı aşağıda uzanıyor, arka planda ise Toros Dağları yükseliyor. Surların İçkale'den sonra Adam Atacağı denen sarp kayalığa uzandığını göreceksiniz; yer bu adı, eski bir anlatıya göre mahkumların buradan aşağı atılmasından alıyor. Uçurum kenarlarında dikkatli olun ve fotoğraf için surların üstüne çıkmayın. Surlar buradan Cilvarda Burnu'na, Arap Evliyası ve Esat burçlarına inip Tophane ile Tersane'yi geçerek Kızıl Kule'ye kadar uzanıyor. Günün kalanında bu hattın son bölümünü aşağıdan, deniz kenarından takip edeceksiniz.

Kalenin sonraki tarihi de bu yapılarda okunuyor: Karamanoğulları kenti 1293'te aldı, 1471'de ise Gedik Ahmed Paşa ile Osmanlı yönetimine geçti. Kalenin içindeki yapılar arasında sayılan deniz feneri 1720 tarihli ve bu son dönemin izlerinden biri. Surların içindeki Hisariçi bugün de oturulan bir mahalle; bahçe duvarlarının ardındaki evler müze değil, insanların yaşadığı yerler. İnişte kale yolundan yarımadanın doğu yamacına doğru yürüyün; yorulduysanız yol boyunca çalışan dolmuşlara binebilirsiniz. Yol sizi çarşıya ve limana, surların başladığı Kızıl Kule'nin önüne indiriyor.

Kaynak: Kültür Portalı; Müze Kart (muze.gov.tr); Alanya Belediyesi; TDV İslam Ansiklopedisi.

Antalya’nın Alanya ilçesinde yer alan Alanya Kalesi, Akdeniz’e hâkim 250 metrelik bir yarımada üzerine inşa edilmiş görkemli bir savunma yapısıdır. Helenistik dönemden itibaren kullanılan kale, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 13. yüzyılda yeniden inşa edilerek en güçlü haline getirilmiştir.

Kale, 6.5 kilometrelik surları, 83 kulesi ve 140’tan fazla burcu ile dikkat çeker. İçerisinde Kızılkule, Tersane, Ehmedek, Süleymaniye Camii ve Akşebe Sultan Mescidi gibi yapılar bulunur. Kale içindeki dar taş sokaklar, Osmanlı döneminden kalan evleriyle ziyaretçilerine tarihî bir atmosfer sunar.

Muhteşem bir Akdeniz manzarasına sahip olan Alanya Kalesi, gün batımında eşsiz bir görüntü sunar.


3
Kızıl Kule

Kızıl Kule

~1 sa burada
İskele Mevkii, Tersane Sokak, Çarşı, Alanya

Kaleden inip limana vardığınızda kuleye hemen girmeyin, önce rıhtımdan bütünüyle bakın. Kızıl Kule sekizgen planlı, 33 metre yüksekliğinde ve 29 metre çapında bir yapı. Alt bölümü taştan, üst bölümü ise kuleye adını veren kırmızı tuğladan örülmüş; iki malzemenin buluştuğu çizgiyi rıhtımdan rahatça seçebilirsiniz. Kalenin surları buradan başlıyor, yani sabah zirvede takip ettiğiniz hattın ilk halkasının önündesiniz. Kule, Alanya'nın simgesi olarak anılıyor ve 1992 ile 2005 arasında 250.000 liralık banknotun arka yüzünde yer aldı.

Giriş cephesindeki kitabeye bakın. Kitabe, kulenin 1226'da Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad tarafından Halepli Ebu Ali'ye yaptırıldığını kaydediyor. Kule hem bir savunma hem de gözetleme yapısıydı: ticaretin döndüğü limanı korumak ve kaleye karadan gelebilecek saldırıları önlemek için kuruldu. Günümüzde giriş ve birinci kat Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiş ve kule 1979'dan beri ziyarete açık. Müze bölümünü acele etmeden dolaşın, sonra yukarı çıkmaya hazırlanın. Giriş koşulları ve saatler için muze.gov.tr'deki güncel bilgiye bakın.

Kulenin içinde zemin dahil beş kat var ve katların planı birbirinden farklı. Kulenin ortasında bir sarnıç bulunuyor; tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata kadar iniyor. Işığın bu dikey boşluktan nasıl süzüldüğünü görmek için sarnıcın çevresinde biraz durun. Üst katlara 85 basamaklı taş merdivenle çıkılıyor; basamaklar geniş aralıklı, bu yüzden acele etmeden ve adımınızı sayarak çıkın. Yol boyunca tonozlu koridorlardan geçecek, duvarlarda savunma için açılmış mazgallara rastlayacaksınız. Bir mazgaldan dışarı bakın ve bir nöbetçinin limana giren gemileri buradan nasıl izleyebileceğini düşünün.

Üst katlarda açık teraslar ve mazgal dişli bedenler sizi karşılıyor. Buradan bakınca aşağıda liman, arkanızda ise sabah indiğiniz kalenin doğu yamacı uzanıyor. Surların deniz kenarından güneye, Tersane'ye doğru nasıl ilerlediğini buradan izleyin; bir sonraki durağa o hattın yanından yürüyeceksiniz. Terasta fotoğraf çekerken bedenlerin üstüne çıkmayın ve telefonunuzu sıkı tutun. Kule zaman zaman resim sergisi ve klasik müzik konseri gibi etkinliklere de ev sahipliği yapıyor; ziyaret gününüzde bir etkinlik olup olmadığını resmi duyurulardan öğrenebilirsiniz.

Aşağı indiğinizde kulenin yanından başlayan ve surlar boyunca deniz kenarından ilerleyen yola geçin. Tersane'ye bu yoldan yürüyerek ya da tekneyle ulaşılabiliyor. Yol deniz kenarında olduğu için dalgalı havalarda ıslak zemine dikkat edin.

Kaynak: Kültür Portalı; Müze Kart (muze.gov.tr); Vikipedi.

Alanya limanının kıyısında yükselen sekizgen Kızıl Kule, kentin simgesi ve 13. yüzyıl Akdeniz savunma mimarisinin en iyi korunmuş örneklerinden biri. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad yapıyı limanı, tersaneyi ve Alanya Kalesi'ni denizden gelecek saldırılara karşı korumak için yaptırdı. Belediyenin aktardığı inşa kitabesine göre kule Nisan 1226'da tamamlandı. Yapıyı inşa eden usta Halepli Ebu Ali Reha el-Kettani; adı giriş kapısının sağındaki usta kitabesinde okunuyor. Kule eğimli bir arazide doğrudan ana kayanın üzerine oturur. Bu yüzden yüksekliği doğu cephesinde 33 metreyi bulurken batı cephesinde yaklaşık üç metre daha kısadır. Zemindeki çapı 29 metre, sekiz cephesinden her biri yaklaşık 12,5 metre genişliğinde. Alt gövdede özenle kesilmiş dikdörtgen kireç taşı blokların arasına antik yapılardan sökülmüş sütun gövdeleri yerleştirilmiş. Üst bölümler kırmızı tuğladan örülmüş ve yapı adını bu tuğlaların renginden alıyor. Dış yüzeyde kulenin savunma düzeni kolayca okunur. Cephelerde toplam 56 mazgal penceresi, düşmana kaynar zift ve su dökmek için sıralanmış 22 açıklık ve suyu uzağa atan 6 çörten bulunuyor. Kuzey cephede, yerden yaklaşık 10 metre yükseklikte, Alaeddin Keykubad adına yazılmış dört satırlık inşa kitabesi var. Güney cephedeki ikinci yazıt ise sultanı övgü dolu sıfatlarla anıyor. Kitabeleri görmek için kuleye limandan ve kıyı yolundan bakmak en rahat yoldur. Sade dış görünüşün arkasında şaşırtıcı derecede karmaşık bir iç plan saklı. Kule zemin kat, birinci kat, asma kat, açık kat ve açık teras olmak üzere beş kattan oluşuyor ve her katın planı farklı. İçeriye bilerek küçük tutulmuş gösterişsiz bir kapı ve dar bir koridordan giriliyor. Zemin katta ortadaki sekizgen ayağın çevresini tonozlu bir koridor sarıyor. Araştırmacı İbrahim Hakkı Konyalı'ya göre bu koridorlarda bir zamanlar muhafızların yatıp dinlendiği ahşap odalar vardı ve bugün ancak izleri seçilebiliyor. Birinci kata yüksek basamaklı bir taş merdivenle çıkılıyor. Ortadaki ayağın üst kısmına büyük bir su sarnıcı yerleştirilmiş ve belediyenin bilgisine göre sarnıç bugün de çalışır durumda. Sarnıca yakın koridorun tabanında, sekizgenin kenarlarının ortasına denk gelen havalandırma bacaları açılmış. Bu katın kuzeybatısındaki kapı dıştaki surlara çıkıyor; sağdaki sur duvarında büyük bir gemi çizimi görülebiliyor. Dar koridor biçimindeki asma katta zift ve su dökme açıklıklarının iç tarafını yakından görürsünüz. En üstteki açık terasın ortasında sarnıcın ağzı, çevresinde ikişer sıra halinde 16 havalandırma bacası duruyor ve bu bacalardan giren ışık birinci kata kadar iniyor. Kule tek başına durmaz, kalenin bütününün bir parçasıdır. Alanya Kalesi'nin surları Kızıl Kule'den başlayıp yarımadayı dolaşır, Tophane ile Tersane'nin önünden geçerek yine burada kapanır. 17. yüzyılda kenti gören Evliya Çelebi, kalenin deniz tarafındaki sekiz köşeli kulenin kuşatma sırasında iki bin kişiyi aldığını ve burada kırk askeri olan bir kale muhafızının oturduğunu yazar. Yapı 1951-1953 yıllarında onarıldı ve 1979'da giriş katında bir etnografya müzesi açıldı. Müzede Alanya ve Toroslardaki Yörük yaşamını anlatan halı ve kilimler, giyim eşyaları, mutfak gereçleri, silahlar, tartı ve aydınlatma aletleri, bir dokuma tezgahı ve Yörük çadırı sergileniyor. Kule zaman zaman resim sergilerine ve klasik müzik konserlerine de ev sahipliği yapıyor. Kızıl Kule 1992-2005 arasında tedavülde kalan 250.000 liralık banknotun arka yüzünde de yer aldı. Yapı Alanya Belediyesi İşletme ve İştirakler Müdürlüğü'nün ören yerleri listesinde yer alıyor; ziyaret saatleri ve giriş ücreti için güncel bilgiyi belediyenin sitesinden kontrol edin. Kule kent merkezindeki limanın hemen yanında olduğu için şehir içi toplu taşımayla ya da kıyı boyunca yürüyerek kolayca ulaşılıyor. Merdivenler yüksek ve dik olduğundan rahat ayakkabı giyin, yaz öğlenlerinde terasın sıcağını hesaba katın. Kuleyi gezdikten sonra sur boyunca hemen yanındaki Tersane'ye geçebilir, gün batımına doğru limandan kulenin kızıllaşan tuğlalarını izleyebilirsiniz.
4
Alanya Tersanesi

Alanya Tersanesi

~50 dk burada
Tophane Mahallesi, Alanya Kalesi surları içi, Alanya

Kızıl Kule'den surların yanındaki yolla güneye yürürken yolun yukarısında, denizden yaklaşık 10 metre yükseklikteki bir kayanın üzerinde duran Tophane binasına bakın. Kesme taştan, dikdörtgen planlı bu yapı tersaneyi korumak için kurulmuştu. Biraz ilerde surlar denize iner ve tersanenin beş kemerli ağzı doğrudan suya açılır. İçeri girmeden önce kıyıdan bu cepheye bir bütün olarak bakın: denize bakan cephe 56,5 metre uzunluğunda, yapının derinliği ise 44 metre.

Tersanenin yapım tarihi için kaynaklar 1227 ya da 1228 yılını veriyor; Vikipedi'deki maddeye göre inşaata 1228'de Kızıl Kule'nin yakınında başlandı ve yapı bir yılda bitirildi. Kültür Portalı, Alanya Tersanesi'ni günümüze bozulmadan gelmiş tek Selçuklu tersanesi olarak tanımlıyor. Alaeddin Keykubad'ın Karadeniz'de Sinop'ta da bir tersane yaptırdığını ve iki liman arasında kervansaraylarla donatılmış bir ticaret yolu kurulduğunu hatırlayın. Alanya bu yolun Akdeniz ucuydu ve sultana "İki Denizin Sultanı" unvanını kazandıran iki yapıdan biri şimdi karşınızda. TDV İslam Ansiklopedisi, Osmanlı döneminde Alaiye limanının iki bin gemi alacak büyüklükte anıldığını aktarıyor.

Girişteki yazıta dikkatle bakın; yazıt sultanın armasını taşıyor ve rozetlerle süslenmiş. İçeride üstü tonozla örtülü beş göz yan yana uzanıyor. Her gözün denize açılan ucundan içeriye, taşın üzerine düşen ışığın derinlere doğru nasıl azaldığını izleyin. Tersanenin bir yanında küçük bir mescit, öbür yanında muhafız odası bulunuyor; ikisini de gözlerin kenarında arayın. Gözlerden birinde bugün ağzı kapatılmış eski bir kuyu var. Günümüzde yapı Gemi ve Denizcilik Müzesi olarak hizmet veriyor, bu yüzden gözler arasında dolaşırken sergilenen parçalara da zaman ayırın. Giriş koşulları için muze.gov.tr'deki güncel bilgiye bakın.

Rotanın son fotoğrafını suyun kıyısından, Kızıl Kule'ye dönerek çekin. Buradan bakınca surların deniz kenarından Kızıl Kule'ye doğru uzandığı hat tek karede toplanıyor. Sabah zirvede takip ettiğiniz surların son halkaları artık tam önünüzde ve günün başladığı noktadan bu yana yarımadanın bir ucundan öbür ucuna yürümüş oldunuz. Kıyıya yakın taşlar dalga yüzünden kaygan olabilir; suya fazla yaklaşmayın.

Dönüş için aynı yoldan Kızıl Kule'ye ve limana yürüyün ya da tekneyle dönmeyi seçin. Limanın çevresi şehir merkezine bağlanıyor, oradan şehir içi otobüs ve dolmuşlarla konaklama yerinize kolayca dönebilirsiniz. Günü bitirirken kale surlarının akşam ışığında aldığı rengi limandan bir kez daha izlemeyi unutmayın.

Kaynak: Kültür Portalı; Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; TDV İslam Ansiklopedisi; Vikipedi.

Kızıl Kule'nin yakınında, kalenin denize inen surlarının içinde duran Alanya Tersanesi, Anadolu Selçuklularının Akdeniz kıyısında kurduğu ilk tersane. Sultan I. Alaeddin Keykubad yapımını kenti aldıktan altı yıl sonra başlattı. Kaynaklar yapım yılını 1227 ya da 1228 olarak veriyor; Vikipedi'ye göre yapı bir yılda tamamlandı. Sultan daha önce Karadeniz'de Sinop tersanesini kurmuştu ve Alanya ile Akdeniz'e de açılınca kaynakların aktardığı "iki denizin sultanı" unvanını aldı. Bugün Anadolu'da günümüze bozulmadan ulaşmış tek Selçuklu tersanesi olarak tanıtılıyor. Yapı denize açılan beş tonozlu gözden oluşuyor. Belediyenin ölçülerine göre her gözün genişliği 7,70 metre; en uzun göz 43, en kısası 32 metre. Denize bakan cephe yaklaşık 57 metre, derinlik ise kaynağa göre 40 ile 44 metre arasında veriliyor. Gözleri birbirinden sivri kemerli duvarlar ayırıyor. Duvarlar kesme taştan, kemerler ve tonozlar tuğladan örülmüş. Tonozlardaki açıklıklar hem içeriye ışık alıyor hem de işlikte çıkan dumanı dışarı atıyordu. Yapı gün ışığından en çok yararlanacak biçimde konumlanmış ve kayayı olabildiğince az kesmek için farklı seviyelerde inşa edilmiş. Deniz gözlerin tamamına girmez; kara tarafındaki uçlar kısmen çakıllı, kısmen kayadır. Üçüncü gözün kara ucunda bir tatlı su kuyusu bulunuyor. Tersaneye bitişik, kayaya oyulmuş bir depo da tavanındaki bir delikten ışık alıyor. Tersaneye kuzeybatıdaki eski limandan, yuvarlak kemerli ve oldukça dar bir kapıdan giriliyor. Kapının yaklaşık dört metre üzerinde beş satırlık kabartma bir kitabe var ve Alaeddin Keykubad'ı karanın ve iki denizin sultanı olarak övüyor. Kitabenin ilk satırında, iki rozetin ortasında sultanın arması görülüyor. Kapının sağındaki çıkıntılı bölüm küçük bir mescit, solundaki beş pencereli oda ise tersane memurlarının yazıhanesiydi. Belediyenin anlatımına göre burası yalnızca gemi yapılan ya da gemilerin kışı geçirdiği bir barınak değildi. Onarım, yelken ve donanım işleri, demir işlikleri, idari birimler ve depolarla kalıcı bir tersane olarak çalışıyordu. Surların içinde iki kuleyle korunan bir yapı topluluğunun parçası olması, korsanlara ve düşman donanmalarına karşı güvenli bir üs sağlıyordu. Piri Reis'in 16. yüzyıl başında yazdığı Kitab-ı Bahriye kenti, tersaneyi ve limanı anlatır. Selçuklulardan sonra Karamanoğulları ve Alaiye Beyleri döneminde tersane çalışmaya devam etti, Osmanlı döneminde de burada gemi yapıldı. Tersanede tekne yapımı ve onarımı 1960'lı yıllara kadar sürdü. Yapı 1945-1950 arasında ve 2002'de kapsamlı onarım gördü, 1999'da korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edildi. Bugün denizcilik ve gemi yapımını anlatan bir müze olarak gezilebiliyor. Girişten itibaren gözlerin içinde ahşap bir yürüyüş yolu ilerliyor. Birinci gözde antik dönemden bir vinç, ikinci gözde Osmanlı donanmasında ikmal için kullanılan hızlı bir yelkenlinin kaplaması yapılmamış iskeleti ile bir direk ve seren sergileniyor. Üçüncü gözde ana direk, gemi yapım aletleri ve tatlı su kuyusu, dördüncüde antik çağ çıpaları, beşincide yön bulmada kullanılan aletler yer alıyor. Tersanenin hemen yanında, onu korumak için yapıldığı düşünülen Tophane duruyor. Antalya Valiliği'nin yayınına göre 14 x 12 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlı bir yapı ve o da Alaeddin Keykubad döneminin eseri. Ziyaret saatleri ve giriş ücreti için güncel bilgiyi Alanya Belediyesi'nin sitesinden kontrol edin. Kızıl Kule ile aynı gezide görülebilir; beş kemerli cepheyi bütün olarak görmek için ise denizden bakmak en iyisidir. Gözlerin içi serin ve yarı loş, zemin yer yer kaya ve çakıl olduğundan kaymayan ayakkabı giyin.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirAlanya, Antalya
TürKültürel
Durak4
Tarih30 Eylül 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat