Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Galat Kalesinden Bekir Ağalar Konağına Kahramankazan ve Çubuk
Kültürel5 Durak

Galat Kalesinden Bekir Ağalar Konağına Kahramankazan ve Çubuk

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Ankara'nın kuzeyindeki iki ilçe, Kahramankazan ve Çubuk, başkentte yaşayanlar için çoğu zaman yalnızca bir yol tabelasıdır. Biri İstanbul yolunun, öteki Esenboğa'nın ardında kalır. Oysa bu iki ilçe aynı günde gezildiğinde Ankara tarihinin birbirinden uzak üç katmanı yan yana gelir. İlki Galatların, yani MÖ 3. yüzyıldan itibaren İç Anadolu'ya yerleşen Kelt kabilelerinin katmanı. İkincisi 1402'de Çubuk Ovası'nda yapılan ve Osmanlı'yı on bir yıllık bir hükümdarsız döneme sokan Ankara Savaşı. Üçüncüsü ise Cumhuriyet'in ilk yıllarında köy muhtarlığından meclis kürsüsüne yürüyen Satı Kadın'ın hikayesi.

Rota batıdan doğuya, sonra kuzeye ilerliyor. Güne Kahramankazan'ın Karalar Mahallesi'nde, Remzi Oğuz Arık'ın 1933'te kazdığı ve Ankara Üniversitesi'nin 2021'den sonra yeniden yüzey araştırması yaptığı Asarkaya kayalığında başlıyoruz. Kaynaklarda Galat kralı Deiotaros'un kalelerinden Blucium ile ilişkilendirilen bu yer, gölgesiz bir tepe olduğu için sabah serinliğinde gezilmeli. Oradan ilçe merkezine inip Satı Kadın'ın müzeye dönüştürülen evini ve bahçesindeki anıt mezarı görüyoruz. Öğle molası, ilçe merkezine yakın Kurtboğazı Barajı'nın kıyısındaki mesire alanında. Öğleden sonra doğuya, Çubuk'a geçip 1933'te Atatürk'ün konakladığı Bekir Ağalar Konağı'nda, bugünkü Çubuk Şehir Müzesi'nde Ankara Savaşı panoramasına bakıyoruz. Gün, savaşta Osmanlı ordusunun su ihtiyacını karşıladığı anlatılan Karagöl'ün ormanlarında bitiyor.

Bu sıranın bir mantığı da su. Karagöl'den çıkan suların bir kısmı, Çubuk Kaymakamlığı'na göre Mürted Ovası'nı sulayan Ova Çayı'na karışıyor; Mürted ise Kahramankazan'ın eski adı. Yani gün, sabah üzerinde yürüdüğünüz ovanın sularının geldiği yerde kapanıyor. İki ilçeyi bağlayan bir iz de savaş. Ankara Valiliği'nin aktardığına göre Kazan adının, savaş sürerken askerlerin yemeğinin bu bölgede büyük kazanlarda pişirilmesinden geldiği söyleniyor; Çubuk Belediyesi de ilçe köylerinin birçoğunun adını aynı savaştan aldığını yazıyor.

Karalar Ankara'ya elli beş, Karagöl altmış sekiz kilometre uzaklıkta; aradaki geçişlerle birlikte gün boyu uzun bir araç yolu var, molaları buna göre planlayın. Karalar'da bekçi, bilet gişesi ya da tabela beklemeyin; burası defineciler yüzünden tahrip edilmiş açık bir arkeolojik alan ve kalıntılara tırmanmamak gerekiyor. Müzelerin açık olduğu gün ve saatleri, özellikle belediyelerin işlettiği Satıkadın Müzesi ve Çubuk Şehir Müzesi için, yola çıkmadan belediyelerden teyit edin. Karagöl hafta sonu öğleden sonra kalabalıklaşır; hafta içi gelenler gölün kıyısını çok daha sakin bulur. Yanınıza su, şapka ve akşam serinliği için kalın bir üst alın.

Süre: tam gün. En iyi zaman: Mayıstan haziran sonuna ve eylülden ekim sonuna; Karalar'daki ören yerinde gölge yok, 1630 metredeki Karagöl ise kışın soğuk ve karlı.. Ulaşım: Kahramankazan ve Çubuk ilçe merkezlerine Ankara'dan EGO otobüsleri gidiyor, ama Karalar'daki ören yeri, Kurtboğazı kıyısı ve Karagöl arasındaki geçişler için rotanın tamamında araç gerekiyor. Güncel hatları EGO'nun sitesinden kontrol edin.

Kaynaklar

Kazan, Ankara
Kültürel
5 Durak
Mekanlarda ~5 sa 45 dk
Yol ~64,1 km · 1 sa 47 dk
Toplam ~7 sa 32 dk
15 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Karalar Galat Yerleşimi ve Tümülüsleri (Blucium)

Karalar Galat Yerleşimi ve Tümülüsleri (Blucium)

~1 sa 15 dk burada
Karalar Mahallesi, Asarkaya mevkii, Kahramankazan / Ankara

Karalar Mahallesi Kahramankazan merkezine yaklaşık sekiz kilometre uzaklıkta, nüfusu birkaç yüzü bulmayan bir köy yerleşimi. Ören yeri köyün kuzeyinde, Asarkaya denilen kayalık kütlenin çevresinde uzanıyor. Aracı köyün içinde güvenli bir yere bırakıp kayalığa yürüyerek yaklaşmak en doğrusu, çünkü ören yerinde düzenlenmiş bir otopark yok. Burada bir giriş kapısı, bilet gişesi ya da bilgi tabelası yok; kendi yolunuzu kendiniz bulacaksınız.

Önce kayalığın kendisine bakın. Kahramankazan Belediyesi'nin tarih sayfası bu kütlenin üzerinde insan eliyle oyulmuş yuvalar bulunduğunu ve çevresinin surlarla kuşatıldığını yazıyor. Aynı kaynak, kayalığın klasik çağda bir askeri garnizon olarak kullanıldığının düşünüldüğünü, Roma döneminde ise çevresinde bol çanak çömlek parçası bulunan bir yerleşime dönüştüğünü söylüyor. Kayanın dibinde taşa oyulmuş basamakları arayın; Commons'taki fotoğraflarda görülen bu basamaklar, yukarıdaki yapı kalıntılarına çıkan eski yolun izleri. Basamaklara ve duvar kalıntılarına basmayın, yalnızca yanlarından bakın.

Bu kayalığa bilim dünyasının ilgisini 1933'te Remzi Oğuz Arık çekti. TDV İslam Ansiklopedisi, Maarif Vekaleti arkeoloğu olarak Ankara'ya atanan Arık'ın Karalar kazısıyla bir Galat şehrini ortaya çıkardığını ve Deiotaros'a ait bir kitabeyi dünyaya tanıttığını yazıyor. Antik yazıtları derleyen bir kaynak, Karalar'da bulunan mezar yazıtının Galat tetrarkı Deiotaros'un oğlu Deiotaros Philopator'a ait olduğunu ve MÖ 43-40 arasına tarihlendiğini aktarıyor. Bu yüzden Karalar, Strabon'un Deiotaros'un oturduğu kale olarak andığı Blucium ile ilişkilendiriliyor. Ancak bu eşleştirme kesin değil; Stephen Mitchell'in 1974'te Anatolian Studies'de yayımlanan makalesi gibi çalışmalar Galat kalelerinin yerini tartışmaya devam ediyor. Kayalığın tepesinden bakarken bunu bir hipotez olarak aklınızda tutun.

Kayalığın çevresindeki tepecikler de dikkatinizi çeksin. İngilizce Vikipedi köyün kuzeyinde bir tapınak kalıntısı ile mezar tepelerinin görülebildiğini yazıyor, Commons'ta da buradaki bir Galat tümülüsünün fotoğrafı var. Bu tümülüslerin bazılarında kaçak kazı çukurları göreceksiniz. Ankara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Çiğdem Gençler Güray, yüzey araştırmalarının ardından alanda definecilerin dinamit kullandığını ve verilen zararın geri döndürülemez olduğunu anlatıyor. Burada kayaların ya da duvarların içinde define olmadığını söyleyen de yine o. Bir çukur ya da kırık bir parça görürseniz dokunmayın ve hiçbir şeyi yerinden almayın.

Güray'ın yürüttüğü yüzey araştırması 2021 sonbaharında başladı ve Karalar'ın Roma öncesinde, Helenistik dönemde duvar kalıntıları, yapısal düzenlemeler ve mezarlarla önemli bir merkez olduğunu gösterdi. Araştırmacılara göre bu bölge, Galatların üç kabilesinden Tolistobogiilerin yerleşim alanıydı. Ekip Fethiye, Kınık ve Dağyaka gibi çevre köylerde de seramik parçalarından küçük kırsal yerleşimler saptadı. Kayalığın tepesinden güneye, Mürted Ovası'na bakın; o köylerin hepsi bu düzlüğün kenarında. Ovanın genişliği, bir garnizonun neden tam bu kayalığa kurulduğunu kendi başına açıklıyor.

Fotoğraf için en iyi ışık sabahın ilk saatleri; öğleye doğru kayalık düz ve sert bir ışık alır. Alanda gölge yok denecek kadar az, yazın şapka ve su şart. Tepede rüzgar sert olabilir, yere yakın durun ve kayanın kenarına yaklaşmayın. Bir saat on beş dakika kayalığı, basamakları ve en yakın tümülüsü görmeye yeter. Sonra köye dönüp sekiz kilometre ötedeki ilçe merkezine, Satıkadın Müzesi'ne doğru yola çıkın.

Kaynak: Kahramankazan Belediyesi, Kahramankazan Tarihi; DHA, Ankara'da Helenistik, Roma ve Bizans yerleşimleri; TDV İslam Ansiklopedisi, Remzi Oğuz Arık; Attalus, Epitaph of Deiotarus Philopator.

Karalar, Ankara'nın Kahramankazan ilçesine bağlı küçük bir mahalledir ve ilçe merkezine yaklaşık 8 kilometre, Ankara'ya ise yaklaşık 55 kilometre uzaklıktadır. Mahallenin kuzeyindeki kayalık tepelerde, yerel adıyla Asarkaya mevkiinde, Galat dönemine ait bir yerleşimin kalıntıları ve mezar tümülüsleri bulunur. Ankara'nın Galat dönemi tarihsel kaynaklarda sık anılsa da arkeolojik olarak az bilinen bir dönemdir ve Karalar bu yüzden araştırmacılar için önem taşır. Galatlar, MÖ 3. yüzyıldan itibaren batıdan gelip İç Anadolu'ya yerleşen Kelt kökenli topluluklardır. Stephen Mitchell'in Anatolian Studies dergisindeki makalesine göre Galatya kabaca bugünkü Sivrihisar ile Yozgat arasında uzanıyordu ve üç Kelt kabilesince paylaşılmıştı. Bölge MÖ 25'te Roma eyaleti olduktan sonra Ancyra, yani Ankara, Pessinus ve Tavium bu üç kabilenin, Tektosaglar, Tolistobogiler ve Trokmilerin merkezleri oldu. Ankara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Çiğdem Gençler Güray'ın açıklamalarına göre Kazan bölgesi daha çok Tolistobog Galatlarına ait yerleşimleri barındırır. Karalar'ın bilim dünyasına girişi 1933'te başladı. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre Remzi Oğuz Arık, Maarif Vekaleti arkeoloğu olarak Ankara'da görevlendirildiği 1933'te Karalar kazısıyla Galatlara ait antik bir şehri ortaya çıkardı. Aynı kaynak, Arık'ın bu kazıyla II. Deiotaros adını taşıyan bir kitabeyi dünyaya tanıttığını yazar. Arık, Paris'te Sorbonne'da sanat tarihi ve Louvre'da arkeoloji okumuştu ve sonraki yıllarda Alacahöyük, Karaoğlan ve Bitik gibi kazıları da yürüttü. Türkçe Vikipedi'nin Kahramankazan maddesi, 1933 kazısının Manegerdos adlı bir Klasik Dönem yerleşimini ortaya çıkardığını yazar; İngilizce Vikipedi aynı alanı Mariegordus adlı bir Roma yerleşimi olarak anar. Deiotaros, Tolistobogilerin tetrarkı olarak başlayıp Romalılarla kurduğu ittifak sayesinde kral unvanı alan bir Galat hükümdarıydı. Romalı hatip Cicero, Deiotaros'u Roma'da Sezar'ın evinde görülen bir davada savunmuştur. Antik kaynaklar Deiotaros'un Blucium ya da Bloukion adlı bir kalede oturduğunu aktarır ve İngilizce Vikipedi bu kalenin yerini Karalar yakınında gösterir. Ancak Mitchell'in de vurguladığı gibi Galatya'daki kalelerin antik kaynaklardaki adlarla eşleştirilmesi uzun süre çözülemeyen bir sorundu. Bu yüzden Karalar'ı kesin olarak Blucium saymak yerine Blucium olduğu düşünülen yer olarak anmak en doğrusudur. Ankara Üniversitesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izniyle Eylül 2021'de Kahramankazan'da yüzey araştırmalarına başladı ve çalışma 2024'te tamamlandı. Araştırma, Karalar'ın Roma öncesi Helenistik dönemde duvar kalıntıları, yapı izleri ve mezar buluntularıyla önemli bir merkez olduğunu gösterdi. Güray'a göre kazılarda ortaya çıkan mezarlar yerin bir Galat yerleşim merkezi olduğunu düşündürüyor. Fethiye, Kınık ve Dağyaka gibi çevre yerleşimlerde ise seramik parçalarından anlaşılan basit kırsal yaşam alanları saptandı. Araştırmacılar böylece ilçede antik çağdan bugüne uzanan bir yerleşim sürekliliği tespit ettiklerini açıkladılar. Arazide bugün gözle görülenler sınırlıdır ama etkileyicidir. Wikimedia Commons'taki fotoğraflar kuru otlarla kaplı bir yamaçta yükselen, kaya çekirdekli bir tümülüsü ve kayaya oyulmuş basamaklarıyla bir tapınak ve kale kalıntısını gösterir. Kaya çıkıntılarının çevresinde duvar izleri ve dağınık taşlar seçilir; gezerken yerdeki taşları yerinden oynatmayın. Güray, kazılardan sonra bölgede define avcılarının sık görüldüğünü ve dinamitle patlatılmış yerlere rastladıklarını söylemiştir. Bu tahribat geri döndürülemez, bu yüzden şüpheli bir kazı görürseniz yetkililere haber vermek alanı korumanın en somut yoludur. Ören yeri düzenlenmiş bir müze alanı olarak tanıtılmaz, bu yüzden yanınıza su, şapka ve sağlam ayakkabı alın. Kayalık tepelere yürüyerek çıkılır ve yağmur sonrası zemin kayganlaşabilir. Seyrek ağaçlı bozkırda gölge azdır; bahar ve sonbahar en rahat ziyaret mevsimleridir. Karalar'a ulaşmak için özel araç en pratik yoldur ve mahalle Kahramankazan merkezinin batısında kalır. Ören yeri haritalarda ayrı bir noktayla işaretli olmayabilir, bu yüzden mahalleye vardığınızda kuzeydeki kayalık tepelere yönelin ve yolu yerel halka sorun. Aynı gün ilçe merkezindeki Satıkadın Müzesi'ni ve kuzeydeki Kurtboğazı Barajı'nı da görebilirsiniz.
2
Satıkadın Müzesi

Satıkadın Müzesi

~45 dk burada

Satıkadın Müzesi, Kahramankazan Belediyesi'nin restore edip 2014'te müzeye dönüştürdüğü iki katlı bir köy evi. Müzenin önünde Satı Kadın'ın büstü ve hayatını bölüm bölüm anlatan bir anıt çeşme var. İçeri girmeden önce bu çeşmenin panolarını okuyun; muhtarlığı, Atatürk'le tanışması, milletvekilliği ve son yılları orada ayrı ayrı anlatılıyor. Bu kısa okuma, evin içindeki eşyalara bakarken size bir zaman çizelgesi verecek.

Hikayenin ana hatları şöyle. Vikipedi'ye göre Satı Kadın 1890'da Kazan köyünde doğdu, asıl adı Hatice idi ve babasının mirası için köyün zorbalarından biriyle verdiği mücadeleyi kazandıktan sonra Satı Ağa diye anılmaya başladı. Kurtuluş Savaşı yıllarında orduya malzeme yetiştirmek için çalıştı, harf devriminden sonra açılan Millet Mekteplerinde okuma yazma öğrendi. Kadınlara muhtar olma hakkı 1933 sonbaharında tanınınca Kazan köyünün muhtarı seçildi. Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verildiği 1934'ün ardından yapılan ilk seçimde meclise giren on sekiz kadından biri oldu. Kahramankazan Belediyesi onu ilk köylü kadın milletvekili olarak anıyor; 1935-1939 arasında Ankara milletvekilliği yaptı ve mecliste Ziraat Komisyonu'nda görev aldı.

Atatürk'le tanışmasının ayrıntıları kaynaklara göre değişiyor. Vikipedi 1934'te Kızılcahamam'a giden Atatürk'ün Halkavun nahiyesinden geçerken onunla tanıştığını yazıyor. Anadolu Ajansı'na konuşan torunu ise Atatürk'ün aynı yıl İstanbul'a giderken nahiyeye uğradığını, köylülerin çekindiği bir anda Satı Kadın'ın öne çıkıp ona ayran ikram ettiğini anlatıyor. Aile anlatısına göre yaşı sorulduğunda kendini 1919 doğumlu saymış, Milli Mücadele başlamadan önce yaşamadıklarını söylemişti. Meclis kayıtlarında adı Hatı Çırpan olarak geçer; torununun anlatımına göre bu adı ona Atatürk vermişti. Bu hikayeleri içeride görevliye sorun; belediye, ziyaretçilere müze görevlilerinin bilgi verdiğini yazıyor.

İçeride Satı Kadın'ın kullandığı eşyalar, kıyafetleri ve döneme ait objeler sergileniyor. Duvarlardaki fotoğraflara ve tablolara özellikle dikkat edin, çünkü bir köy evinin içinden meclis kürsüsüne uzanan yol en açık biçimde onlarda görülüyor. Anadolu Ajansı haberine göre Atatürk'ü karşılarken giydiği bindallıyı ve kemeri ailesi ayrıca saklıyor. Aynı habere göre Satı Kadın o bindallıyı çeyizi olmayan genç kızlara düğünlerinde giymeleri için ödünç verirmiş. Evin küçük odalarında dolaşırken o dönemin bir köy evinin ölçeğine dikkat edin; mecliste görev yaptığı yıllarda da Ankara'da bir köy evinde yaşadığı ve köyünden gelenleri orada ağırladığı anlatılıyor.

Bahçeye çıkınca anıt mezarı göreceksiniz. Satı Kadın 19 Mart 1956'da öldü ve evinin yakınına gömüldü; mezarın arka yüzünde hayatını anlatan bir yazı var. Burası bir mezar olduğu için sessiz ve saygılı durun. Kahramankazan Belediyesi, kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanındığı 5 Aralık'ta anıtın önünde anma programı düzenledi ve katılımcılar müze evi gezdi. O tarihlerde gelirseniz müzenin kalabalık olabileceğini hesaba katın.

Müzenin açık olduğu gün ve saatleri yola çıkmadan Kahramankazan Belediyesi'nden teyit edin. İlçede onun adı verilen Satıkadın Parkı'nda da ayrı bir anıt duruyor; zamanınız varsa oraya da kısa bir sapma yapabilirsiniz. Kırk beş dakika evi, bahçeyi ve çeşmeyi görmeye yetiyor. Buradan öğle molası için Kurtboğazı'na, İstanbul yolu üzerindeki baraj kıyısına geçin.

Kaynak: Kahramankazan Belediyesi, Satı Kadın Müze Evi; Anadolu Ajansı, Satıkadın'ın hatırası; Vikipedi, Hatı Çırpan ve Satıkadın Müzesi.

Satıkadın Müzesi, Ankara'nın kuzeybatısındaki Kahramankazan ilçesinde, Cumhuriyet'in ilk kadın muhtarlarından ve ilk kadın milletvekillerinden Satı Kadın'ın evinde kurulmuş küçük bir ev müzesidir. Satı Kadın meclis kayıtlarında Hatı Çırpan adıyla geçer, ama ilçede ve kamuoyunda hep Satı Kadın olarak anılır. Vikipedi'ye göre evin müzeye dönüştürülmesine 2012'de karar verildi ve müze 2014'te hizmete girdi. Evin müzeye dönüşme hikayesi de ilginçtir. Cihan Haber Ajansı'nın 2013 tarihli haberine göre torunları bir araya gelerek evi müze yapılmak üzere Kazan Belediyesi'ne bedelsiz devretmeye karar verdi ve protokol Aralık 2012'de imzalandı. Aynı habere göre evin Cumhuriyet'in ilk yıllarında kerpiçle yapıldığı tahmin ediliyordu. Onarım çatıdan başladığında çürümüş çatının bir bölümüyle bir duvar çöktü ve ikinci katın zeminini de yıkarak alt kata indi. Kazada ölen ya da yaralanan olmadı ve belediye evi aslına uygun biçimde, daha sağlam olarak yeniden inşa edeceğini açıkladı. Bugün gördüğünüz iki katlı ev bu yeniden yapımın sonucudur. Beyaz sıvalı duvarları, taş kaplı alt kısmı, geniş ahşap saçakları ve iki ahşap balkonuyla meydandan kolayca seçilir. Evin önündeki kaidede Satı Kadın'ın büstü durur ve fotoğrafı büstle birlikte çekmek en bilinen kadrajdır. Müzede Satı Kadın'a ait eşyalar ve kıyafetler sergilenir. Koleksiyonda dönemine tanıklık eden fotoğraflar ve tablolar da yer alır. Odaları gezmeden önce Satı Kadın'ın hikayesini bilmek, eşyaları okumayı kolaylaştırır. Satı Kadın 1890'da o zamanki Kazan köyünde doğdu; babası Kara Mehmet Efendi, annesi Emine Hanım'dı. Gerçek adı Hatice'ydi ve babasının ölümünden sonra miras için köyün zorbalarından biriyle verdiği mücadeleyi kazanınca Satı Ağa diye anılmaya başladı. Balkan Savaşı'nda gırtlağından yaralanmış bir askerle evliydi ve beş çocuk annesiydi. Kurtuluş Savaşı yıllarında orduya malzeme yetiştirmek için çalıştığı ve çiftçilikle geçindiği anlatılır. Harf Devrimi'nin ardından açılan Millet Mektepleri'nde okuma yazma öğrendi. Kadınlara muhtar olma hakkının tanınmasından sonra, 26 Ekim 1933'te Kazan köyünün muhtarlığını kazandı ve Türkiye'nin ilk kadın muhtarlarından biri oldu. İngilizce Vikipedi'ye göre Atatürk 16 Temmuz 1934'te Kazan köyüne bir gezi yaptı ve köyün muhtarıyla burada tanıştı. Satı Kadın 1935 seçimlerinde meclise giren on sekiz kadın milletvekilinden biri oldu ve Ziraat Komisyonu'nda görev aldı. Satı adını, o yıllarda Hatti uygarlığına ilgi duyan Atatürk'ün önerisiyle Hatı olarak değiştirdi. Milletvekilliği döneminde Ankara'da bir köy evinde yaşadığı ve köyünden gelenleri orada ağırladığı aktarılır. Görevini tamamladıktan sonra Kazan'a döndü ve Mart 1956'da hayatını kaybetti. Müzenin yakınında Satı Kadın'ın anıt mezarı bulunur; ilçede onun adını taşıyan bir parkta da bir anıt yer alır. Kahramankazan Belediyesi 5 Aralık 2024'te, kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanındığı günün yıldönümünde, anıtın önünde bir anma programı düzenledi ve katılımcılar müze evi gezdi. Ev küçüktür ve odaları dolaşıp fotoğraflara bakmak kısa bir ziyarette rahatça tamamlanır. Ziyaret günleri ve saatleri için gitmeden önce Kahramankazan Belediyesi'nin güncel duyurularına bakın. Kahramankazan, eski ve halk arasındaki adıyla Kazan, Ankara'nın kuzeybatısında Mürted Ovası üzerindedir ve 1987'de ilçe oldu. Rivayete göre köy adını 1402 Ankara Savaşı'nda Osmanlı ordusunun geride bıraktığı kazanlardan aldı. Ova köylerinden Bitik'te 1942'de yapılan kazıda Bakır Çağı'na kadar inen dokuz yerleşim katı bulunmuştur. İlçeye Ankara merkezinden kara yoluyla ulaşılır ve güncel otobüs seferleri belediyenin sayfasında yayımlanır. Müzeyi, ilçe merkezinin batısındaki Karalar'da bulunan Galat dönemi kalıntılarıyla ve kuzeydeki Kurtboğazı Barajı'nın mesire alanıyla aynı güne sığdırmak mümkündür. Kurtboğazı Barajı 1963 ile 1967 arasında sulama ve içme suyu için inşa edilmiştir.
3
Kurtboğazı Barajı ve Mesire Alanı

Kurtboğazı Barajı ve Mesire Alanı

~1 sa 15 dk burada
İstanbul yolu 56. km, Ciğir Mahallesi, Kahramankazan

Rotanın üçüncü durağı bir müze değil, bir mola. Kahramankazan Kaymakamlığı'na göre Kurtboğazı Barajı İstanbul yolu üzerinde, ilçe merkezine yaklaşık beş kilometre uzaklıkta. Sabah Karalar'da güneşte yürüdükten ve müzede ayakta kaldıktan sonra burada oturup yemek yemek ve günün ikinci yarısına güç toplamak için zaman ayırıyoruz. Barajın yapım tarihine ya da Ankara'nın su sistemindeki yerine bu rotada girmiyoruz; burada asıl iş kıyıda iyi bir köşe bulmak.

Kaymakamlık göl çevresinde piknik masaları, lokantalar ve özel mesire yerleri bulunduğunu yazıyor. Öte yandan ASKİ, Ankara'ya su veren baraj havzalarının özel koruma alanı olduğunu, bu alanlarda suya girmenin, piknik yapmanın ve ateş yakmanın tehlikeli ve yasak olduğunu duyuruyor. İki bilgiyi birlikte okuyun: yemeği kıyıdaki işletmelerden birinde ya da düzenlenmiş mesire yerlerinde yiyin, kıyıda gelişigüzel sofra kurmayın ve hiçbir yerde ateş yakmayın. Hafta sonu öğle saatlerinde bu yerler çabuk doluyor, hafta içi gelmek işinizi kolaylaştırır. Çöpünüzü yanınızda götürün; ASKİ derelere ve kıyıya bırakılan her şeyin su kalitesini bozduğunu hatırlatıyor.

Suya girmek ise kesinlikle yasak; ASKİ yetkilileri baraj tabanındaki killi ve balçık birikintisi yüzünden bu alanların yüzmeye uygun olmadığını söylüyor. Kaymakamlığın sayfası olta balıkçılığından söz ediyor ve gölde aynalı sazan, pullu sazan ve gümüş balığı bulunduğunu yazıyor. Olta atmak istiyorsanız güncel avlanma kurallarını önceden öğrenin. Kıyı boyunca kısa bir doğa yürüyüşü yapmak ise yemekten sonra bacakları açmanın en iyi yolu.

Yürürken çevrenin coğrafyasına bakın. Kahramankazan Belediyesi ilçenin Akıncı Ovası üzerine kurulduğunu, kuzeyde ise İç Anadolu'yu Batı Karadeniz'den ayıran Köroğlu Dağları'nın güney uzantılarının hissedildiğini yazıyor. Kuzey ufkundaki yükseltilere bakın, belediyenin söz ettiği dağlar o yönde. Barajı Bahtılı, Kınık, Pazar ve Uzunöz dereleri besliyor. Bu adlardan Kınık, sabah Güray'ın ekibinin seramik parçaları bulduğu köylerden birinin de adı. Böylece öğle molasında, sabahki arkeolojik yüzey araştırmasının haritası üzerinde oturuyorsunuz.

Ovanın ürünü de bu durakla ilgili. Belediyeye göre ilçede buğday, arpa, nohut ve şeker pancarı yetişiyor, ama adı en çok bilinen ürün ova kavunu. Ağustos ve eylül aylarında belediyenin öncülüğünde bir kavun pazarı kuruluyor. Yaz sonunda geçiyorsanız yol kenarındaki tezgahlarda ve pazarda bu kavunu arayın; akşam Karagöl'de dinlenirken iyi bir ikram olur.

Bir saat on beş dakika yemek, kıyıda kısa bir yürüyüş ve dinlenme için yeterli. Sonra doğuya, komşu ilçe Çubuk'a doğru yola çıkın; Kahramankazan'ın doğu komşusu Çubuk, kuzeyinde de Kızılcahamam var. Varacağınız Çubuk Ovası, Ankara Savaşı'nın yapıldığı düzlük olarak biliniyor. Öğleden sonranın müzesi Çubuk merkezde, ve oranın otoparkı yok, aracı yakın bir sokağa bırakmayı hesaba katın.

Kaynak: Kahramankazan Kaymakamlığı, Kurtboğazı Barajı; Kahramankazan Belediyesi, Kahramankazan Tarihi; ASKİ, barajlara girmek tehlikeli ve yasaktır uyarısı.

İstanbul yolunun 56. kilometresinde, Kahramankazan'ın Ciğir Mahallesi'nde. Kurtboğazı Çayı üzerindeki toprak dolgu baraj 1963-1967 arasında içme suyu ve sulama için yapıldı: 54 metre yüksekliğinde, normal seviyede 101,5 milyon metreküp su tutuyor, yılda 67 milyon metreküp içme suyu veriyor ve 3.780 hektarı suluyor. Bahtılı, Kınık, Pazar ve Uzunöz dereleri besliyor; Eğrekkaya Barajı 15 kilometrelik boruyla suyunu buraya aktarıyor, su İvedik arıtma tesisine gidiyor. Ankara'nın Çamlıdere'den sonraki ikinci büyük içme suyu omurgası. Öteki içme suyu barajlarından farkı kıyısındaki mesire alanı: doğa yürüyüşü, piknik ve olta balıkçılığı yapılıyor, göldeki türler aynalı sazan, pullu sazan ve gümüş balığı. Suya girmek yasak.
4
Çubuk Şehir Müzesi (Bekir Ağalar Konağı)

Çubuk Şehir Müzesi (Bekir Ağalar Konağı)

~1 sa burada
Cumhuriyet Mah. Atatürk Cad. No:54, Çubuk / Ankara

Çubuk Şehir Müzesi ilçe merkezinde, zamanın zengin ailelerinden birine ait olan Bekir Ağalar Konağı'nda. Belediye konağı 2013'te restore etti, 2015'te Uluslararası Çubuk Turşu ve Kültür Festivali sırasında sergi salonu olarak açtı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2017'de yapıyı şehir müzesi olarak tescil etti. Vikipedi müzenin otoparkı olmadığını not ediyor, aracı yakın bir sokağa bırakıp yürüyerek gelin.

İçeri girmeden önce bahçede durun. Commons'taki fotoğrafların açıklamasına göre bahçede arkeolojik eserler sergileniyor. Çubuk Belediyesi'nin tarihçesi ilçenin Hititlerden sonra sırasıyla Frig, Galat, Pers, Roma ve Bizans dönemlerini yaşadığını yazıyor; sabah Karalar'da gördüğünüz Galat katmanı burada da var. Bahçedeki taşların hangi köyden geldiğini görevliye sorun. Ardından konağın cumbalı cephesine bakın ve sokaktan bütün yapıyı görebileceğiniz bir açı bulun; fotoğraf için en iyisi öğleden sonra yandan gelen ışık.

Konağın önemini artıran bir ayrıntı da 1933. Kültür Portalı'na göre Atatürk o yıl ilçeye geldiğinde bu konakta kaldı. Sabah Satıkadın Müzesi'nde dinlediğiniz hikaye bir yıl sonra yaşanmıştı; iki ilçenin müzesi aynı dönemin iki ayrı ziyaretini saklıyor. Bunu bir sohbet konusu olarak görevliye açın, yerel anlatılar bu tür ayrıntılarda zengindir.

İçeride ziyaretin merkezinde 1402 Ankara Savaşı'nın panoraması var. Savaşı önce kafanızda kurmak için şunu bilin: Vikipedi'ye göre savaş 20 ya da 28 Temmuz 1402'de Çubuk Ovası'nda Osmanlı ile Timur İmparatorluğu arasında yapıldı. Osmanlı padişahı I. Bayezid esir düştü ve devlet on bir yıl sürecek hükümdarsız bir döneme girdi. Panoramanın önünde dururken Osmanlı ordusunun cephesini Melikşah köyünün güneyine baktırdığını, Timur'un ise Çubuk Çayı ovasında kamp kurduğunu düşünün. Savaş alanının yeri de tartışmasız değil; bazı araştırmacılar Haymana'daki Culuk köyünü önermiş, ama yaygın görüş Çubuk Ovası.

Çubuk Belediyesi ilçe köylerinin birçoğunun adını bu savaştan aldığını yazıyor. Okçular, Yıldırım Bayezid'in okçu birliklerinin karargahı olarak kullanıldığı için bu adı taşıyor. Belediyeye göre Bayezid, Mahmutoğlan Mahallesi'ndeki bir tepede atı tökezleyip düştükten sonra esir alındı. Kışlacık köyünün adının da Bayezid'in askerlerinin orada kışla kurmasından geldiği söyleniyor; günün son durağı Karagöl o köyün sınırları içinde. Panoramada bu yer adlarını aramak, müzeyi bir harita gibi okumanızı sağlar.

Diğer salonlarda 1900'lü yıllarda ilçedeki yaşamı anlatan maketler ve bir kısmı satın alma, bir kısmı bağışla toplanmış tarihi eşyalar sergileniyor. Maketlerde ev içi düzene, tarım aletlerine ve giysilere bakın. Belediyenin tarihçesi 16. yüzyılda Çubuk'a pek çok Oğuz boyunun yerleştiğini, Alayundlu, Çavundurlu, Eymür ve Kınık gibi köy adlarının bu boylardan geldiğini yazıyor. Bu adları hatırlayın, ilçenin mahalle adlarında bugün de yaşıyorlar.

Müzenin açık olduğu gün ve saatleri yola çıkmadan Çubuk Belediyesi'nden teyit edin. Bir saat salonlara, bahçeye ve cepheye yetiyor. Perşembe günü geldiyseniz belediyeye göre ilçede halk pazarıyla birlikte yöresel ürün pazarı kuruluyor; bazlama, tereyağı, peynir, vişne ve ayva bulunur. Merkezde kerpiçten yapılmış, minaresi tahtadan olduğu için Tahta Minareli Camii diye anılan tescilli bir yapı da var; dışarıdan mimarisine bakmak için kısa bir yürüyüş yeter. Sonra kuzeybatıya, yaklaşık yirmi sekiz kilometre ötedeki Karagöl'e doğru yola çıkın.

Kaynak: Kültür Portalı, Çubuk Şehir Müzesi; Çubuk Belediyesi, Tarihi Yerler ve Tarihçe; Vikipedi, Ankara Muharebesi ve Çubuk Şehir Müzesi.

Çubuk Şehir Müzesi, Ankara'nın kuzeydoğusundaki Çubuk ilçesinin merkezinde, Cumhuriyet Mahallesi'nde Atatürk Caddesi üzerinde duran tarihi Bekir Ağalar Konağı'nda kurulmuştur. Kültür Portalı'na göre konak, ilçede günümüze ulaşan az sayıdaki tarihi yapıdan biridir ve zamanının varlıklı ailelerinden birine aitti. Yapı 2013 yılında restore edilip düzenlendi, 2015'te sergi salonu olarak kapılarını açtı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2017 yılında burayı kent müzesi unvanıyla tescil etti ve müze böylece resmi bir kimlik kazandı. Konağın onarımı, ilçede yıkılmaya yüz tutmuş eski evleri kurtarma çabasının bir parçasıydı. Müzede yapılan toplu açılış törenindeki konuşmalara göre belediye ilçedeki dört tarihi konağı kamulaştırdı ve onarım masraflarının büyük bölümü il yönetiminin desteğiyle karşılandı. Bekir Ağalar Konağı'nın bir de Cumhuriyet tarihine bağlanan bir önemi vardır. Mustafa Kemal Atatürk 1933 yılında Çubuk'a yaptığı ziyarette bu konakta kalmıştır ve müze bu hatırayı da taşır. Bina beyaz sıvalı duvarları ve koyu renkli ahşap pencere çerçeveleriyle caddeden kolayca seçilir. Girişin üstünde öne doğru taşan cumbalı bölüm, ortadaki kemerli pencere ve en üstteki ahşap korkuluklu balkon cepheye hareket kazandırır. Fotoğraf çekmek isteyenler için cepheyi en iyi gösteren açı, cumbanın tam karşısından yukarıya bakan açıdır. Müzenin koleksiyonu iki yoldan oluştu; eşyaların bir kısmı satın alındı, bir kısmı ise bağış yoluyla toplandı. Sergide 1900'lü yıllarda Çubuk'taki gündelik yaşamı anlatan maketler bulunur. Müzenin en çok konuşulan bölümü ise 1402 Ankara Savaşı'nı canlandıran panoramadır. Anadolu Ajansı'nın 2015 tarihli haberine göre panorama aynı yılın ekim ayında müzeye kazandırıldı ve Çubuk Belediyesi'nin desteğiyle hazırlandı. Panoramayı hazırlayan Halil Basri Uluğ, savaşın geçtiği alanları tek tek gezerek uzun süre araştırma yaptığını anlatır. Uluğ'a göre çalışmada on binin üzerinde parça kullanıldı ve savaş ölçekli bir arazi üzerinde aslına uygun biçimde kuruldu. Aynı haber, ilçedeki okulların tarih derslerinin bir kısmını bu panoramanın başında işlediğini aktarır. Panoramanın burada olmasının nedeni basittir, çünkü Ankara Savaşı tam da Çubuk Ovası'nda yapıldı. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre Yıldırım Bayezid ile Timur arasındaki savaş büyük ihtimalle 28 Temmuz 1402'de gerçekleşti. Aynı kaynak, Bayezid'in Kalecik üzerinden beklenmedik bir yoldan gelerek Çubukova'daki Melikşah köyüne indiğini yazar. Timur'un süvari ağırlıklı ordusunda otuzdan fazla fil bulunduğu ve savaşın sonunda Bayezid'in esir düştüğü de aynı maddede anlatılır. Çubuk maddesine göre Kışlacık, Yaylak, Okçular ve eski adı Ahurlar olan Yeşilkent köylerinin adları, savaş sırasında ordunun bu yerleri karargah, otlak, okçu mevzisi ve ahır olarak kullanmasıyla açıklanır. Panoramaya baktıktan sonra ovaya çıktığınızda bu köy adlarını tabelalarda okumak savaşın coğrafyasını somutlaştırır. Konağın bahçesinde de taş eserler sergilenir; Wikimedia Commons'taki müze fotoğrafları bu arkeolojik parçaları müze binasıyla birlikte gösterir. Çubuk çevresi Hititlerden Bizans'a uzanan uygarlıkların izini taşır ve ilçe sınırlarında Roma ile Bizans dönemine ait kalıntılar bilinir. Çubuk Ovası ve Çubuk Çayı'nın suladığı topraklar yüzyıllardır yerleşimin yoğunlaştığı tarım alanlarıdır. Evliya Çelebi'nin 17. yüzyılda Çubuk Ovası'nı günlerce gezdiği de ilçenin tarihine dair kayıtlar arasındadır. Müze büyük bir kurum değildir ve konağın odaları kısa bir ziyarette rahatça dolaşılır. Ziyaret günleri ve saatleri değişebildiği için gitmeden önce güncel bilgiyi Çubuk Belediyesi'nden kontrol edin. Çubuk, Ankara il merkezine yaklaşık 35 kilometre uzaklıktadır ve Esenboğa Havalimanı da ilçe sınırları içinde yer alır. Kültür Portalı, ilçeye toplu taşıma araçlarıyla ulaşılabildiğini belirtir; Ankara'dan kalkan otobüslerin güncel hatlarını işleten kurumdan öğrenin. Müzeyi bir günlük kuzey gezisinin parçası yapmak isteyenler için Karagöl iyi bir devam noktasıdır. Karagöl, Vikipedi'ye göre Çubuk'a yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta, volkanik domlar arasında kalmış küçük bir krater gölüdür.
5

Karagöl (Çubuk)

~1 sa 30 dk burada
Çubuk'a 28 km, Ankara'ya 68 km, Karagöl Tabiat Parkı

Günün son durağı Karagöl, Çubuk ile Kızılcahamam arasında, Kavak Dağı ile Yıldırım Dağı'nın eteğinde. Tarım ve Orman Bakanlığı'na göre tabiat parkı Çubuk'a yirmi sekiz, Ankara'ya altmış sekiz kilometre uzaklıkta. Yol Çubuk'tan çıkıp kuzeybatıya tırmanıyor ve göl deniz seviyesinden 1630 metre yükseklikte. Bu yükseklik yüzünden akşamüstü burası ovadan belirgin biçimde serin; arabadan inmeden önce kalın üstünüzü giyin.

Bu durağı gölün kendisinden çok çevresindeki orman için ayırıyoruz. Vikipedi Karagöl'ün İran-Turan flora bölgesinin kuzeybatı sınırında olduğunu ve daha kuzeyde yayılan Avrupa-Sibirya flora bölgesine ait bazı türlerin burada da yetiştiğini yazıyor. Kıyı yolunda yürürken titrek kavağı, kara gürgeni ve Kafkas ıhlamurunu arayın. Akçaağaçların birkaç türü, fındık ve üvezler de gölün çevresindeki gür ormanı oluşturan cinsler arasında. Karaçam ve sarıçam ise yamaçlarda yoğun. Çubuk Kaymakamlığı bu karışımı İç Anadolu'nun karasal iklimi ile Karadeniz'in nemli iklimi arasındaki geçişe bağlıyor ve meşe ile çamların arasında fındık ağaçlarına bile rastlandığını yazıyor.

Gündüz Kurtboğazı'nda gördüğünüz kuru bozkır ovası ile bu orman arasındaki fark, rotanın en çarpıcı karşıtlığı. Ağaçların yapraklarını yakından inceleyin ve bir sonbahar günüyseniz akçaağaçların rengine bakın. Çubuk Belediyesi göl kenarındaki ormanlarda kaynak sularının bulunduğunu ve kayaların arasından çıkan suyun çok soğuk olduğunu yazıyor. Belediyeye göre ormanlık bölgelerde yaban hayvanlarına rastlamak da mümkün; sessiz yürüyün ve onları beslemeyin.

Müzede dinlediğiniz savaş burada da karşınıza çıkıyor. Çubuk Belediyesi 1402'de Yıldırım Bayezid'in ordularının burada konakladığını ve su ihtiyacını karşıladığını anlatıyor; Karagöl, adını o ordunun kışlasından aldığı söylenen Kışlacık köyünün sınırları içinde. Belediye geçmişte gölde bir otel bulunduğunu, milli takımların burada kamp yaptığını, sonradan bakımsız kalan otelin yıkıldığını da yazıyor. Göl kıyısında yürürken bu hikayeyi aklınızda tutun.

Tabiat parkında piknik, doğa yürüyüşü, dağ tırmanışı, flora ve fauna izleme, manzara seyri ve sportif olta balıkçılığı kontrollü biçimde yapılabiliyor. Girişte bekçi evi, tuvalet, giriş kulübesi, otopark ve bir kır lokantası var; parkın işletmesi Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde. Gölün çıkışı olan bir havzada suya girmeyin ve hiçbir şeyi kıyıda bırakmayın. Bakanlığa göre yıllık ziyaretçi sayısı yüz bin civarında ve park özellikle hafta sonları piknikçilerle doluyor.

Günü kapatırken suyun yolunu düşünün. Çubuk Kaymakamlığı'na göre Karagöl'den çıkan suların bir kısmı, Mürted Ovası'nı sulayan Ova Çayı'na karışıyor. Mürted, sabah Karalar'ın kayalığından baktığınız Kahramankazan ovasının eski adı. Yani bu akşam, günün başladığı ovayı besleyen suyun başında duruyorsunuz. Bir buçuk saat kıyıda bir tur ve orman içinde kısa bir yürüyüş için yeterli. Hava kararmadan Çubuk üzerinden Ankara'ya dönün; dağ yolunda karanlıkta sürmek yorucu olabilir.

Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı 9. Bölge Müdürlüğü, Çubuk Karagöl Tabiat Parkı; Çubuk Kaymakamlığı, Karagöl; Çubuk Belediyesi, Gezilecek Yerler; Vikipedi, Karagöl (Çubuk).

Çubuk'a 28, Ankara'ya 68 kilometre uzaklıkta, 1.630 metre yükseklikte, Kavak Dağı ile Yıldırım Dağı'nın buluştuğu ormanlık çanakta küçük bir krater gölü. Volkanik domlar arasında, kapalı havzada duruyor; yüzeyi 23,5 hektar, derinliği 70 metreye varıyor. Çevresindeki andezitik ve dasitik kayaçlar 12-21 milyon yıl önceye tarihleniyor; kaymakamlık sayfası gölün Işık Dağı'ndan inen bir heyelanın çukurunda oluştuğunu yazıyor. Karagöl Tabiat Parkı statüsünde, işletmesi Büyükşehir Belediyesi'nde; kıyıda setler, girişte kır lokantası, tuvalet ve otopark var. Piknik ve doğa yürüyüşü serbest, suya girmek yasak. Meşe, ardıç, kavak ve çam ormanı; İç Anadolu ile Karadeniz ikliminin geçiş kuşağında olduğu için yaz öğleleri serin.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirKazan, Ankara
TürKültürel
Durak5
Tarih15 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat