Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Efes'in Dışında Bir Selçuk Günü
Kültürel4 Durak

Efes'in Dışında Bir Selçuk Günü

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Selçuk deyince akla Efes gelir; oysa ören yerinin dışında, ilçe merkezinde ve iki mahallesinde aynı günde gezilebilecek dört ayrı yer daha var. Bu rota Efes'in mermer caddesine hiç girmez. Gardan yürüyerek Efes Müzesi'nde başlar, Ayasuluk Tepesi'ndeki kaleye çıkar, sonra araçla önce güneydeki Çamlık'a, ardından kuzeydeki Belevi'ye gider. Sıra coğrafyanın gereğidir: müze ve kale ilçe merkezinde, birbirine birkaç yüz metre uzaklıkta; Çamlık Selçuk'un yaklaşık 7 kilometre güneyinde, Belevi ise ilçe merkezinin 16 kilometre kadar kuzeydoğusunda, İzmir-Aydın karayolunun kenarında. Günü Belevi'de bitirmek, İzmir'e araçla dönenler için yolu kısaltır; İZBAN ile dönecekler Belevi'den ilçe merkezine geri döner ve günü garda kapatır.

Hikaye tepeyle başlar. Kültür Portalı ve müze kayıtlarına göre Ayasuluk Tepesi Efes'in ilk ve son yerleşim yeridir: kazılar Tunç Çağı'na uzanan bir yerleşimi ortaya çıkardı, kent limanın dolmasıyla ovaya indi ve 7. yüzyılda yeniden bu tepeye çekildi. Bizans surlarını Aydınoğulları ve erken Osmanlı dönemi onardı; kentin adı 1914'te Ayasuluk'tan Selçuk'a çevrildi. Efes Müzesi bu katmanların buluntularını tek çatı altında toplar, Belevi'nin mermer parçaları da oradadır. Çamlık ise başka bir tarihin, 1866'da açılan İzmir-Aydın demiryolunun mirasıdır: Aziziye adıyla açılan istasyon 1991'de hattın yeniden düzenlenmesiyle kapandı ve 1997'de açık hava lokomotif müzesine dönüştü. Belevi'deki anıt mezar ise erken Helenistik dönemden kalır ve Halikarnassos Mozolesi'nden sonra Anadolu'nun en büyük ikinci mezar anıtı sayılır.

Ulaşım: İzmir'den Selçuk'a İZBAN gider; Tepeköy'de aktarma yapılır, güncel sefer saatlerini İZBAN'ın sitesinden kontrol edin. Selçuk garından müzeye ve kaleye yürünür. Çamlık ve Belevi için ilçe merkezinden minibüs ya da araç gerekir; iki mahalle Selçuk'un zıt yönlerinde olduğu için aralarında ilçe merkezinden geçilir. Durak süreleri toplam dört saati bulur; yol ve öğle molasıyla tam gün planlayın.

Dikkat edilecekler: Kaleye çıkış St. Jean ören yerinin girişinden ve yalnız gündüz belirli saatlerde mümkündür; müze ve ören yeri saatleri için muze.gov.tr'ye bakın. Kale yolu dik ve taş döşelidir, rahat ayakkabı alın; surların ve kule üstlerinin üzerine çıkmayın. Çamlık ve Belevi açık alandır ve gölge azdır; şapka ve su alın. Belevi'de anıt kayalık bir yamaçtadır, basamaklara ve kaya çekirdeğine tırmanmayın; mermer parçalar yerinde ve korunmalıdır.

Süre: tam gün. En iyi zaman: İlkbahar ve sonbaharda; müzeyle başlayıp kaleye sabah serinliğinde çıkın, Çamlık ve Belevi açık alan olduğu için yaz öğlelerinden kaçının.. Ulaşım: İzmir'den Selçuk'a İZBAN gider (Tepeköy'de aktarma); müze ve kale gardan yürüme mesafesindedir. Çamlık ve Belevi için Selçuk merkezden minibüs ya da araç gerekir.

Kaynaklar

Selçuk, İzmir
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~4 sa 15 dk
Yol ~25,1 km · 53 dk
Toplam ~5 sa 8 dk
30 Eylül 2026

Rota Durakları

1
Efes Müzesi

Efes Müzesi

~1 sa burada
Atatürk Mah., Uğur Mumcu Sevgi Yolu, Selçuk/İzmir

Güne Selçuk garından kısa bir yürüyüşle ulaşılan Efes Müzesi'nde başlayın; müze Atatürk Mahallesi'nde, Uğur Mumcu Sevgi Yolu üzerindedir ve yılın her günü açıktır. Sabahın ilk saatinde gelmenin iki karşılığı var: salonlar tur gruplarından önce sakindir ve öğleden sonrayı açık alandaki üç durağa saklamış olursunuz. Müzenin geçmişi 1929'da kurulan bir depoya dayanır; bina 1964'te müze olarak açıldı, 1976'da genişletildi, 2012 sonunda kapanıp kapsamlı bir yenilemeyle Kasım 2014'te yeniden açıldı. Bugün eserler tema salonlarına göre dizilidir: Bilgi Salonu, Çeşme Buluntuları, Yamaç Evler Buluntuları, Sikkeler, Çağlar Boyu Efes, Orta Bahçe, Kybele Kültü, Artemis Tapınağı Buluntuları ve İmparator Kültü. Radar'daki öbür Selçuk rotası bu müzeyle biter; bu kez gezinizi bu rotanın diğer duraklarına bağlanan eserler üzerinden kurun ve en bilinen salonu sona bırakın.

İlk hedefiniz Orta Bahçe olsun: burada Arkaik dönemden Doğu Roma'ya uzanan sütun başlıkları, kabartmalar, heykeller, lahitler ve steller açık havada sıralanır. Bahçede Belevi Anıt Mezarı'ndan getirilen mimari parçaları arayın; günün son durağında göreceğiniz anıtın mermer işçiliğini burada yakından inceleyebilirsiniz. Anıtın lahdi 1963'te bu bahçeye taşınmış ve altmış yıl burada sergilenmişti; Aktüel Arkeoloji'nin aktardığına göre 2023'te İzmir Kültür Sanat Fabrikası'na götürüldü, bu yüzden bahçede lahdi değil kaset, sütun ve kabartma parçalarını arayın. Vikipedi'ye göre anıtın çatı kenarındaki aslan-grifon heykellerinden örnekler de müzededir; görevlilere sorup yerini öğrenin. Sonra Çağlar Boyu Efes salonuna geçin. Bu salon MÖ 7000'den MS 7. yüzyıla uzanan buluntularla kentin bütün hikayesini tek odada anlatır; Çukuriçi Höyük'ün Neolitik parçaları bu zincirin başındadır. Salonun dikkat çeken eseri Polio Çeşmesi kazılarında bulunan, kalkanı ve kılıcıyla yarı uzanmış Dinlenen Savaşçı heykelidir. Bu erken katmanlar, ikinci durakta çıkacağınız Ayasuluk Tepesi'nin neden kentin ilk yerleşim yeri sayıldığını anlamanızı kolaylaştırır.

Çeşme Buluntuları salonunda iki anıtsal çeşmenin heykel programı yan yana durur: Laecanius Bassus Çeşmesi'nden Aphrodite, Hera, üç Triton ve bir satir; iki katlı Traianus Çeşmesi'nden Dionysos, Aphrodite ve köpeğiyle birlikte kentin kurucusu Androklos. Yamaç Evler salonunda Efes'in zengin konutlarından çıkan freskleri ve küçük eşyayı görürsünüz; MS 2. yüzyıla tarihlenen mermer Marcus Aurelius heykeli ve Lysippos'un ünlü eserinin Roma kopyası olan Eros başı müzenin öne çıkan parçalarındandır. Sikke bölümüne birkaç dakikanızı ayırın; kentin ekonomik tarihi burada küçük madeni yüzeylerde okunur. Kybele Kültü salonu bir kült alanını yeniden kurar: adak stelleri ve Ana Tanrıça figürinleri Anadolu'nun çok eski bir geleneğinin Efes'teki izidir. Artemis Tapınağı Buluntuları salonunda MÖ 7. ve 6. yüzyıla ait pişmiş toprak kaplar tapınağın en eski evresinden gelir. En sona bıraktığınız salonda MS 2. yüzyıla tarihlenen Artemis heykeli tapınak biçimli başlığı ve bereket simgeleriyle durur; müzenin en bilinen eseri budur, bu kez ona yalnızca selam verip geçin. İmparator Kültü salonunda Domitianus Tapınağı'ndan gelen heykelin baş ve kol parçaları, kentteki imparatorluk kültünün ölçeğini gösterir.

Müzenin sesli rehber hizmeti var; yararlanma koşullarını görevlilere sorun. Fotoğraf için Orta Bahçe sabah ışığında en iyi sonucu verir; salonlarda flaş kullanmayın. Bahçede kısa bir mola verip suyunuzu doldurun, çünkü bir sonraki durak tırmanış ister. Müzeden çıkınca kuzeye bakın: Ayasuluk Tepesi ve surları ilçenin üstünde görünür. Kaleye giriş St. Jean ören yerinin kapısından yapılır; İsa Bey Mahallesi'ndeki bu girişe müzeden on dakika kadar yürüyerek ulaşırsınız. Yolda İsa Bey Camii'nin çift minareli silueti yakınınızda kalır; o yapı öbür rotanın durağıdır, bu kez önünden geçip tepeye yönelin.

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Müzeleri; KVMGM Google Arts & Culture anlatısı; Aktüel Arkeoloji; Wikipedia, Ephesus Archaeological Museum.

Efes kazılarının en değerli parçaları burada; iki Artemis heykeli, Yamaç Evler'den mermer ve fresk parçaları, Eros'lu bronzlar. Örenyerinden önce ya da sonra bir saat ayırın; gördüğünüz taşların hikayesi burada tamamlanır.
2
Ayasuluk Kalesi

Ayasuluk Kalesi

~1 sa 15 dk burada
İsa Bey Mahallesi, St. Jean Sokak No 4, Selçuk

Kaleye çıkış St. Jean ören yerinin girişinden yapılır ve gişe oradadır; kaleye çıkış ören yerinin genel saatlerinden daha dar bir pencerede mümkün olduğu için güncel saatleri muze.gov.tr'den kontrol edin ve bu durağı öğleden sonraya bırakmayın. Girişten sonra bazilika kalıntısını yanınıza alıp tepeye doğru yükselen taş yolu izleyin; iç kale bazilikanın kuzeyinde, tepenin en yüksek noktasındadır. Selçuk Belediyesi'nin anlatımına göre iç kale, son araştırmalarla Efes'in ilk yerleşim yeri olduğu anlaşılan alanın tam üstünde durur. Bugün gördüğünüz surlar üç dönemin eseridir: Bizans temeli üzerine Aydınoğulları ve Osmanlı onarımları. Duvarlar taş, tuğla ve harçla örülmüş ve on beş kuleyle desteklenmiştir; kuleleri sayarak yürümek, hangi bölümün hangi dönemde yenilendiğini fark etmenin en kolay yoludur. İç kaleye doğu ve batıdaki iki kapıdan girilir ve bu kapılar dış kaleye bağlanmadan doğrudan dışarıya açılır; ziyaretçi yolu sizi bunlardan birine getirir. Kapıdan geçince surların iç yüzünde burçlara ve mazgallara çıkan dar merdivenleri görürsünüz; korkuluğu olmayan yerlerde yukarı çıkmayın.

Kale içinde taş döşeli sokaklar, çeşitli büyüklükte sarnıçlar, bir cami ve en yüksek noktada bir kilise kalıntısı vardır. Sokakları izleyerek önce ortadaki Kale Camisi'ne gidin; bu yapı Aydınoğulları'nın 1348 ile 1390 arasında burayı başkent yaptığı ve tepede çok sayıda cami, hamam ve zaviye kurdurduğu dönemi hatırlatır, bu rotada ona yalnızca tarihi bir yapı olarak bakılır. Kaynaklara göre 2008'de başlayan restorasyon önce kalenin batı girişini ve bu caminin minaresini elden geçirdi. Caminin batısında kale hamamı olabileceği düşünülen bir yapı kalıntısı saptanmıştır; müze kayıtları burada bir kale köşkü ve hamamından söz eder. Tepenin en yüksek noktasındaki kilise kalıntısına çıkın: apsisi Aydınoğulları döneminde bazı eklerle sarnıca çevrilmiştir, yani aynı duvarda iki dönemin işçiliğini yan yana okursunuz. Müze kayıtlarındaki yapı listesi gezinize bir kontrol listesi verir: Bizans ve Türk dönemi sarnıçları, Bizans su kemerleri, güney teras evleri ve bazilika-sarnıç. Sarnıçların ağızlarına ve kenarlarına yaklaşmayın; bazıları derindir ve korkuluksuzdur. Kazı Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından 2007'den beri iç kalede sürdürülüyor; Mustafa Büyükkolancı'nın 2023'te yayımladığı makale, 17. yüzyıl gravürleri ve 19. yüzyıl fotoğraflarıyla kalenin güneyinde zaviyeli iki cami daha tespit etti. Bu yüzden bazı alanlar kazı nedeniyle şeritle çevrili olabilir; şeritleri aşmayın.

Tepe Tunç Çağı'ndan Osmanlı dönemine kadar kesintisiz yerleşim gördü; Hititlerin Apasas dediği kentin burada olduğuna inanılıyor ve Efes 7. yüzyılda limanın kullanılmaz olmasıyla yeniden bu tepeye çekildi. Kentin adı da bu tepeden gelir: Bizans ve İtalyan kaynaklarının Agio Teologo'su, Arap ve Osmanlı kaynaklarında Ayasuluk oldu ve 1914'te Selçuk'a çevrildi. Sur boyunca yürürken manzara rotanın geri kalanını gösterir: hemen aşağıda İsa Bey Camii'nin 1375 tarihli gövdesi, ovada Artemis Tapınağı'nın bulunduğu düzlük ve güneyde Efes'e uzanan vadi. Öğleden önce gelmişseniz güneş arkanızda kalır ve caminin size bakan cephesi aydınlanır; genel görünüm için tepenin batıya bakan burçlarının önünü seçin. Kale içinde gölge azdır; suyunuz yanınızda olsun ve rüzgarlı günlerde şapkanızı tutun. Ayasuluk Tepesi, St. Jean Bazilikası, İsa Bey Camii ve Artemision ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Efes'in dört bileşeninden birini oluşturur; bu yüzden hiçbir taşı yerinden oynatmayın, duvarlara yazı yazmayın.

İnişte aynı yolu kullanın ve St. Jean ören yerinden çıkın. Buradan gar çevresine geri yürüyün; Çamlık'a gidecek minibüs ya da aracınız için başlangıç noktası ilçe merkezidir. Çamlık Selçuk'un yaklaşık 7 kilometre güneyindedir ve yol sizi eski İzmir-Aydın demiryolunun geçtiği vadiye götürür. Öğle molasını ilçe merkezinde vermek en pratiğidir; Çamlık'ta öğleden sonra ışığı lokomotifler için yeterlidir.

Kaynak: Selçuk Belediyesi, Selçuk (Ayasuluk) Kalesi; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Müzeleri, Ayasuluk Kalesi; Kültür Portalı; TDV İslam Ansiklopedisi, Ayasuluk; DergiPark, Büyükkolancı 2023.

Selçuk ilçe merkezinin hemen üstünde yükselen Ayasuluk Tepesi, Efes'in hem ilk hem de son yerleşim alanıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ören yeri sayfasına göre tepede yerleşim Neolitik Çağ'dan Osmanlı dönemine kadar kesintisiz sürmüştür. Hitit çağında Arzawa-Mira Krallığı'nın başkenti Apasa'nın burası olduğu kabul ediliyor; Geç Tunç Çağı'na ait surlar, tholos mezarlar ve Miken seramikleri bu görüşü destekliyor. MÖ 560 dolayında Lidya Kralı Kroisos kenti Artemis Tapınağı çevresine taşıdı, MÖ 300 dolayında da Lysimakhos bugünkü Efes ören yerini kurdu. Liman dolup kent sönmeye başlayınca, MS 7. yüzyıldan itibaren halk yeniden bu tepeye çekildi. Tepenin adı, Bizans döneminde buradaki yapıya verilen Hagios Theologos adından gelir; Türk ve Arap kaynakları bunu Ayasuluk diye söyledi. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre yerleşim 1914'te Selçuk adını aldı. Mezarın üzerine önce basit bir anıt, 5. yüzyılda ahşap çatılı bir bazilika yapıldı. 6. yüzyıl başındaki depremlerden sonra İmparator Iustinianus ve Theodora haç planlı, üç nefli ve altı kubbeli bugünkü bazilikayı inşa ettirdi. Vikipedi'ye göre tepeye su getirmek için Iustinianus döneminde yaklaşık 650 metrelik bir su kemeri kolu yapıldı. 7. yüzyıldaki Arap akınlarının ardından bazilikayı korumak için tepe surlarla çevrildi; kalenin ilk evresi bu Bizans yapısıdır. Ekim 1304'te Sasa Bey bölgeyi kesin olarak Türk hakimiyetine aldı, kısa süre sonra da Ayasuluk Aydınoğlu Mehmed Bey'e geçti. 1350'den sonra Aydınoğulları Beyliği'nin başkenti oldu ve 1375'te İsa Bey kalenin güneyine adını taşıyan büyük camiyi yaptırdı. Timur'un 1402 seferi kaleyi tahrip etti; beylik ve Osmanlı döneminde onarımlar ve eklemelerle bugünkü halini aldı. 1475 sayımında kasabada yaklaşık 2.200 kişi yaşıyordu; İzmir'in yükselişiyle 17. yüzyıldan itibaren nüfus azaldı ve kale önemini yitirdi. Tepenin en yüksek noktasındaki iç kale surları Selçuklu-Osmanlı dönemine aittir ve on beş kuleyle güçlendirilmiştir. Kaleye biri batıda, biri doğuda olmak üzere iki kapıdan girilir. Kapıların yakınında tonoz örtülü beş sarnıç sıralanır; kuşatma günlerinde suyu bunlar sağlıyordu. Avlunun güney ortasında tek kubbeli Kale Camii durur, minaresi kısmen ayaktadır. Batı yukarıda Türk dönemine ait Bey Köşkü, hamamı ve beşik tonozlu bir sarnıç daha yer alır; Vikipedi'ye göre köşk dıştan yaklaşık 11 x 10 metre ölçülerindedir ve İsa Bey'e bağlanır. Eski bir Bizans bazilikasının kalıntısı ise sonradan sarnıca dönüştürülmüştür. Dış surlar, anıtsal giriş, şapel ve hazine odası, vaftizhane, atrium, Piskoposluk Sarayı, Bizans su kemerleri ve Güney Teras Evleri ören yerinin diğer parçalarıdır. İlk kazıları 1960'ta Efes Müzesi başlattı; 1990-2003 arasındaki ikinci dönem tepenin tarihini yeniden yazdı. 2007'den itibaren Pamukkale Üniversitesi'nden Mustafa Büyükkolancı'nın ekibi iç kalede çalıştı ve güney yamaçtaki evleri, yolları, köşkü ve hamamı ortaya çıkardı. Kazı ve onarımlar günümüzde Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nden Sinan Mimaroğlu'nun başkanlığında sürüyor. Büyükkolancı'nın 2023'te yayımladığı makale, dış kalenin güneyinde eski gravür ve fotoğraflardan tanımlanan iki zaviyeli camiyi tanıtır; yani tepenin çevresi bugün bile yeni keşifler veriyor. Ayasuluk Tepesi 2015'te Efes Dünya Mirası alanının dört bileşeninden biri olarak UNESCO listesine girdi. Kale, Ayasuluk-St. Jean Örenyeri'nin biletiyle gezilir; ören yeri her gün açıktır ve Müzekart geçerlidir. Kaleye çıkış saatleri ören yerinin saatlerinden farklı olabilir; güncel bilgiyi muze.gov.tr'den kontrol edin. Giriş İsa Bey Mahallesi'nde, St. Jean Sokak üzerindedir; bazilikayı gezdikten sonra yokuşu tırmanıp kale kapısına varırsınız. Sur yolundan aşağıda İsa Bey Camii, ovada Artemis Tapınağı alanı ve uzakta Efes'e giden yol seçilir. Kalede gölge azdır; yazın sabah erken ya da ikindi sonrası çıkın, su alın ve düz tabanlı ayakkabı giyin. Selçuk'a İzmir'den tren ve otobüs seferleri vardır; ören yeri ilçe merkezinden yürüyerek ulaşılacak uzaklıktadır. Aynı gün İsa Bey Camii, Efes Müzesi ve Artemis Tapınağı'yla birleştirilebilir; Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi ve Belevi Anıt Mezarı da araçla kısa mesafededir.
3
Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi

Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi

~1 sa 15 dk burada
Çamlık Mahallesi, Atatürk Caddesi No 13, Selçuk

Çamlık'a Selçuk merkezden minibüsle ya da araçla gelirsiniz; müze mahallenin içinde, eski demiryolu hattının üzerinde kuruludur ve ücretle girilir, güncel saat ve ücret bilgisini Bakanlığın Türkiye Müzeleri sitesinden ya da müzeden öğrenin. Burası Türkiye'nin en büyük açık hava demiryolu müzesidir ve hikayesi 1866'da açılan, ülkenin ilk demiryolu olan İzmir-Aydın hattıyla başlar. Çamlık o hattın üzerinde istasyonu ve onarım atölyeleri olan bir noktaydı; istasyon Aziziye adıyla açılmış, hat 1991'de yeniden düzenlenince kapanmıştı. Müze aynı yıl hazırlanmaya başlandı ve 1997'de ziyarete açıldı; arazi, binalar ve lokomotifler TCDD'ye aittir, işletme ise istasyonun eski makasçısının oğluna 99 yıllığına verilmiştir. Kapıdan girince önce eski istasyon binasına bakın: 1866 tarihli hattın rayları hala yerindedir ve lokomotifler bu orijinal raylar üzerinde durur.

Sahanın ana gövdesi döner tabladır: on sekiz kollu bu tablanın çevresine lokomotiflerin yaklaşık yarısı yelpaze gibi dizilmiştir ve müzenin en iyi fotoğrafı buradan çıkar. Tablanın ortasına geçip bir tam tur dönerek bakın; her kolun ucunda farklı bir ülkenin makinesi durur. Kaynaklar sayıyı farklı verir, otuz üç ile otuz yedi arasında; kesin olan, koleksiyonun Avrupa'nın en büyüklerinden biri olduğu ve yapım yıllarının 1890'lardan 1950'lere uzandığıdır. Lokomotifler Almanya, İsveç, İngiltere, ABD, Fransa ve Çekoslovakya yapımıdır; kazanların yanındaki üretici plakalarını okuyup ülkelere göre sıralamak, çocuklarla gezerken iyi bir oyun olur. En eskisi İngiliz Stephenson yapımı odun yakan bir makinedir ve Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre dünyada yalnızca iki örneği kalmıştır. Bir başka parça 1957'deki Yarımburgaz tren kazasına karışan 45501 numaralı lokomotiftir; tarih burada sessizce durur. Lokomotiflerin bazılarının kabinine çıkılabilir; merdivenler dik ve metaldir, ıslak günlerde dikkatli olun ve kolları çevirmeyin.

Sonra vagonlara geçin: müzede dokuz yolcu vagonu ve yedi yük vagonu vardır, yolcu vagonlarının ikisi ahşaptır. Bunların en özeli Atatürk'ün kullandığı salon vagonudur; içine girilebilir, yatak odası, mutfak ve banyosuyla döşeli hali korunmuştur. Vagonun içinde eşyalara dokunmayın ve dar koridorda sırayla ilerleyin. Sahanın çevresinde su kulesi, vinçler ve el drezini gibi istasyon donanımı da sergilenir; buharlı işletmenin nasıl su ve kömür aldığını bu parçalar anlatır. Mahallenin adı da bir hikaye taşır: Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre Atatürk 1937'de burada çam ağaçlarından etkilenmiş ve yere Çamlık adını vermiştir. Müze aynı zamanda çam gölgesinde bir dinlenme yeridir; sıcak günlerde ağaçların altında oturacak yer bulursunuz.

Fotoğraf için öğleden sonra ışığı yandan gelir ve kazanların siyah yüzeyine hacim verir; geniş açı için döner tablanın karşı ucuna geçin. Raylarda yürürken ayağınıza dikkat edin; traversler yer yer gevşek olabilir. Burada bir saatten fazlasını ayırın; makinelerin arasında dolaşmak sanıldığından uzun sürer. Dönüşte Selçuk merkezden geçip kuzeye, İzmir-Aydın karayoluna yönelin. Belevi ilçe merkezinin 16 kilometre kadar kuzeydoğusunda, karayolunun hemen kenarındadır; Çamlık'tan toplam yol yarım saat kadar sürer. Belevi'ye giden minibüsler de ilçe merkezinden kalkar; araçsız geziyorsanız Çamlık dönüşünde aktarma yapın. Günün son ışığında anıt mezara varmayı hedefleyin; kaya çekirdeği ve mermer basamaklar alçalan güneşte en iyi okunur.

Kaynak: Vikipedi, Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi; Wikipedia, Çamlık Railway Museum; Turkish Museums (Kültür ve Turizm Bakanlığı); Türkiye Turizm Ansiklopedisi.

Selçuk'un yaklaşık 7 kilometre güneyindeki Çamlık'ta, eski bir istasyonun rayları üzerine kurulmuş bu açık hava müzesi Türkiye'nin en büyük demiryolu müzesidir. Yer, Anadolu'nun ilk demiryolu olan İzmir-Aydın hattının Aziziye istasyonudur; Vikipedi'ye göre istasyon 1 Temmuz 1866'da hizmete girdi. 1991'de hat yeniden düzenlenince istasyon kapandı ve aynı yıl burada buharlı lokomotifleri toplama fikri doğdu. Kaynaklar açılış yılında ayrışıyor; visitizmir sayfası müzenin 28 Eylül 1991'de açıldığını, Türkiye Turizm Ansiklopedisi ve Vikipedi ise koleksiyonun bugünkü haliyle 1997'de ziyarete sunulduğunu yazıyor. Müze, dünyada giderek azalan buharlı lokomotifleri korumak ve göstermek amacıyla kuruldu. Arazi, binalar ve koleksiyon TCDD'ye aittir; müzeyi 99 yıllık bir kiralama sözleşmesiyle Atilla Mısırlıoğlu işletiyor. Alan Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre 160 dönümdür ve Avrupa'nın en büyük buharlı lokomotif koleksiyonlarından birini barındırır. Sahada otuzu aşkın buharlı lokomotif duruyor; kaynaklar sayıyı 30 ile 37 arasında veriyor. Üretim yılları 1880'lerin sonundan 1950'lere uzanır; en eskisi İngiliz Robert Stephenson fabrikasından çıkmıştır. Almanya'dan Henschel, Krupp ve Maffei, İsveç'ten NOHAB, Amerika'dan ALCO, Lima ve Vulcan yapımı makineler, Fransa ve Çekoslovakya'dan gelenlerle yan yana dizilidir. Vikipedi'nin dökümüne göre Alman yapımı on sekiz lokomotifin sekizi Henschel, üçü Krupp imzalıdır; İngiltere'den dört, Fransa'dan dört, Amerika'dan üç, İsveç'ten iki, Çekoslovakya'dan bir makine vardır. Lokomotiflerin yarısı 18 yollu bir döner köprünün çevresine yelpaze gibi yerleştirilmiştir; bu düzen müzenin en çok fotoğraflanan köşesidir. Odunla çalışan İngiliz yapımı bir lokomotif, kaynaklara göre dünyada kalan iki örnekten biridir. Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre koleksiyonda İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya'da üretilmiş üç silindirli bir lokomotif de bulunuyor. 1957'deki Yarımburgaz tren kazasında Şark Ekspresi'ni çeken 45501 numaralı lokomotif de burada sergileniyor. Koleksiyonda dokuzu yolcu, yedisi yük olmak üzere vagonlar vardır; yolcu vagonlarından ikisi ahşap gövdelidir. Dört vinç, su pompaları, su kulesi, motorin tankı, su cenderesi ve bir tamir atölyesi demiryolu işletmesinin öteki parçalarını gösterir. Selçuk Belediyesi'nin sayfasına göre alanda 1850 yılından kalma bir tuvalet ve 900 metre uzunluğunda eski bir tünel de bulunuyor. Müzenin en özel parçası Atatürk'ün 1937'de kullandığı salon vagonudur. Vagon toplantı odası, tam donanımlı mutfak, banyo ve yatak odalarıyla özgün eşyaları içinde korunmuştur ve içine girilebilir. Ayrı bir odada Atatürk'ün tren yolculuklarında çekilmiş fotoğrafları sergileniyor. Müze eski Aziziye istasyonunun sahasına kurulduğu için rayların ve istasyon dokusunun içinde yürürsünüz. Lokomotiflerin çoğunun kabinine çıkılabiliyor; her aracın önündeki levhada üretim yılı, çalıştığı hat ve hızı yazar. Çocuklar için burası bir oyun alanı gibidir, ama basamaklar yüksek ve metal yüzeyler yazın kızgın olduğundan gözünüz üzerlerinde olsun. Sabah erken saatte ışık yumuşak ve alan tenha olur; döner köprünün çevresini o saatte fotoğraflayın. Gezi bir saat sürer; vagonların içine girip her levhayı okuyanlar için iki saati bulur. Alan çamların altındadır ama açık havadır; yazın şapka ve su alın. Müze haftanın yedi günü açıktır; açılış saatleri ve giriş ücreti için güncel bilgiyi müzenin ya da Selçuk Belediyesi'nin sitesinden kontrol edin. Adres Çamlık Mahallesi, Atatürk Caddesi'dir; Selçuk'tan araçla on dakikada ulaşılır. Vikipedi'ye göre TCDD'nin bölgesel trenleriyle de gelinebiliyor; seferlerin Çamlık'ta durup durmadığını yola çıkmadan TCDD'den doğrulayın. Efes, Meryem Ana Evi ve Kuşadası'na yakınlığı sayesinde müze yerli ve yabancı tur gruplarının uğrak noktasıdır. Selçuk'tan gelirken yol Aydın yönüne devam eder; Belevi Anıt Mezarı ters yönde, İzmir tarafındadır ve ikisini aynı günde gezmek araçla mümkündür.
4
Belevi Anıt Mezarı

Belevi Anıt Mezarı

~45 dk burada
Belevi Mahallesi, İzmir-Aydın karayolu kenarı, Selçuk

Belevi'de anıt mezar mahallenin kuzeyinde, İzmir-Aydın karayolunun hemen kenarında, Aydın Dağları'nın kuzey yamacına yaslanmış tek başına bir tepeciktedir; yöre halkı ona Yatık Kale der. Araçla karayolundan görünen sapağı kullanın; minibüsle geliyorsanız Belevi merkezinde inip kuzeye doğru bir kilometre kadar yürürsünüz. Burası açık bir ören yeridir; güncel ziyaret koşulunu Bakanlığın Türkiye Müzeleri sitesinden kontrol edin ve günün son ışığında, saat çok geç olmadan gelin. Karşınızda duran şey Anadolu'nun Halikarnassos'tan sonra en büyük ikinci mezar anıtıdır ve onun gibi Yedi Harika'dan Mausoleion örnek alınarak yapılmıştır. Önce anıtı uzaktan, tepeciğin eteğinden bakarak okuyun: kare bir podyum, üstünde sütunlu bir kat ve bunların hepsi doğal kayanın oyulmasıyla oluşturulmuş bir çekirdeğin üstüne mermerle giydirilmiş. Podyumun kenarı yaklaşık 30 metredir, yüksekliği on metreyi aşar ve üç basamaklı bir temel üzerinde yükselir. Üst katta her kenarda sekiz sütun sıralanıyordu; kaynakların çoğu bunları Korint düzeninde tanımlar. Toplam yükseklik Aktüel Arkeoloji'ye göre 23 metreydi; anıt hiç bitmediği için tamamlanmış halinin daha yüksek olacağını düşünen araştırmacılar da vardır. Çatının piramit biçiminde olduğu uzun süre varsayıldı, ama 1998 ile 2000 arasındaki araştırmalar buna kanıt bulamadı ve su tahliye kanalları üst katın açık olabileceğini gösterdi.

Kayalık çekirdeğin çevresinde dolaşırken yerdeki mermer bloklara bakın: bunlar kaplama, sütun ve tavan kasetlerinin parçalarıdır; hiçbirine oturmayın, hiçbirini yerinden oynatmayın. Güney cephede kayaya oyulmuş mezar odasını arayın; oda dışarıdan mühürlenmişti ve kuzey cephede bitmemiş bir sahte kapı vardır. Odada bulunan lahdin kapağında bir kline üzerinde uzanmış, sakalsız, çelenkli ve elinde kase tutan bir erkek figürü vardı; yanında doğulu bir hizmetkar heykeli duruyordu. Lahit 1930'larda bulundu, 1963'te Efes Müzesi'nin bahçesine taşındı ve Aktüel Arkeoloji'ye göre 2023'te İzmir Kültür Sanat Fabrikası'na götürüldü; sabah müzede gördüğünüz mimari parçalar işte bu anıtın kaplamasıdır. Çatı kenarında taş vazolara bakan aslan-grifon heykelleri, köşelerde çift atlar ve tavan kasetlerinde boyalı paneller vardı; kabartmaların kuzey yüzü cenaze oyunlarını, öbür yüzler kentaur savaşını anlatıyordu. Bu parçaların bir bölümü Efes Müzesi'nde, bir bölümü İzmir'deki müzelerde sergilenir; yerinde yalnızca çekirdek ve dağınık bloklar kaldı.

Anıtın kime yapıldığı hala tartışmalıdır: çoğu araştırmacı MÖ 300 dolaylarında Büyük İskender'in komutanı ve Efes'in Helenistik kurucusu Lysimakhos için başlandığını düşünür; ilk tasarının Antigonos Monophthalmos için olduğu ve yapının sonradan Seleukos kralı II. Antiokhos'un gömüldüğü yer olarak kullanıldığı görüşleri de vardır. Ali Bora'nın 2019'da yayımladığı makale bu tartışmayı ve anıttaki Yunan ile Pers unsurlarının birlikteliğini ele alır; anıt bu yönüyle Geç Klasik'ten Helenistik'e geçişin taşa yazılmış bir belgesidir. Anıt 20. yüzyılın başından beri Avusturyalı araştırmacıların ilgisini çekti; ilk kapsamlı yayın Praschniker ve Theuer'e aittir. Anıtın konumunu da düşünün: antik Efes-Sardes yolunun yakınında, gelip geçenin uzaktan göreceği bir yamaçta durur.

Fotoğraf için alçalan güneş kayaya oyulmuş basamakların ve mermer kaplamanın izlerini kabartır; karayolu tarafından bakınca anıt tepeciğin üstünde siluet verir. Çekirdeğe ve basamaklara tırmanmayın; kaya gevşek, mermer kaygandır ve anıt korunması gereken bir kültür varlığıdır. Etrafta gölge ve su yoktur; yaz aylarında ziyareti kısa tutun. Rota bu tepecikte sona erer. Araçla İzmir'e dönecekler karayoluna çıkınca kuzeye sürer; İZBAN ile dönecekler Belevi'den ilçe merkezine minibüsle geri döner ve Selçuk garından Tepeköy aktarmalı trene biner. Günün dört durağını şimdi birleştirin: müzedeki mermerler bu yamaçtan, kale kentin ilk yerinden, lokomotifler ovadan geçen ilk demiryolundan geliyor ve hiçbiri Efes'in kapısından içeri girmeden görüldü.

Kaynak: Aktüel Arkeoloji, Belevi Mezar Anıtı; Wikipedia, Belevi Mausoleum; Vikipedi, Belevi Anıt Mezarı; DergiPark, Bora 2019; Selçuk Belediyesi; Visit İzmir.

Selçuk'un Belevi Mahallesi'nde, İzmir-Aydın karayolunun kenarında duran bu anıt mezar, Anadolu'daki Helenistik mezar mimarisinin en büyük örneklerinden biridir. Aktüel Arkeoloji'ye göre anıt Efes'in yaklaşık 15 kilometre kuzeyinde, antik Efes-Sardes yolunun yakınında yükseliyordu. Halk arasında Yatık Kale diye anılır; uzaktan bakınca yamaçtan kopmuş dev bir kaya kütlesi sanılır. Anıt, Dünyanın Yedi Harikası'ndan Halikarnassos Mausoleumu örnek alınarak tasarlanmıştır. Halikarnassos'taki örnek yok olduğu için Belevi, bu anıt tipini ayakta görebileceğiniz ender yerlerden biridir. Anıtın kimin için yapıldığı hala tartışmalıdır. Büyükkolancı ve Baranaydın, yapımın MÖ 300 dolayında Helenistik Efes'in kurucusu Lysimakhos tarafından başlatıldığını olası görür. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün 2016'da yayımladığı son araştırma ise yapımı MÖ 310 ile 280/270 arasına tarihler ve mezar sahibi olarak Antigonos Monophthalmos'u önerir. Antik kaynaklara dayanan bir başka görüşe göre yarım kalan mezar MÖ 246'da Seleukos kralı II. Antiokhos için kullanıldı. Bu belirsizlik anıtı daha da ilginç kılar; ziyaretçi burada adı kesin bilinmeyen bir kralın mezarında gezer. Yapı, doğal bir kaya kütlesinin tıraşlanıp işlenmiş taş bloklarla kaplanmasıyla kurulmuştur. Üç basamaklı krepis üzerinde bir kenarı yaklaşık 29,6 metre olan kare podyum yükselir; Aktüel Arkeoloji podyumun yüksekliğini 11,5 metre verir. Podyumun üstünü Dor düzeninde triglif ve metoplu bir friz kuşatıyordu. Onun üzerinde her kenarında sekiz Korint sütunu bulunan tapınak görünümlü ikinci kat duruyordu; bu katın yüksekliği de yaklaşık 11,5 metreydi. Sütunlu galerinin kaset tavanlarında cenaze oyunlarını ve kentaur savaşını anlatan boyalı kabartmalar vardı. Çatı kenarlarında büyük taş vazolara doğru bakan aslan-grifon heykel grupları, köşelerde ise at çiftleri yer alıyordu. 1998-2000 araştırmalarında piramit çatıya ait kanıt bulunamadı; galeri tabanındaki yağmur suyu kanalları üstün açık olduğunu düşündürüyor. Buna göre anıtın toplam yüksekliği yaklaşık 23 metredir; piramit çatılı eski restitüsyonlar 35 metreye kadar çıkar. Vikipedi'ye göre kaplama için yaklaşık 2.500 metreküp mermer kullanıldı ve taş Efes çevresindeki ocaklardan geldi. Bazı silmelerin işlenmeden bırakılması anıtın hiçbir zaman tamamlanmadığını gösterir. Mezar odası podyumun güney yüzünde, kaya çekirdeğinin içine oyulmuştur. Oda 7,5 x 4,5 metre boyutlarında ve 8,5 metre yüksekliğinde beşik tonozla örtülüdür; küçük bir ön mekandan geçilir ve dıştan mühürlenmiştir. İçinde, kapağında mezar sahibinin klineye uzanmış yüksek kabartma heykeli bulunan bir lahit ve ona hizmet eden bir uşak heykeli vardı. Lahit 1963'te Efes Müzesi'ne taşındı; Aktüel Arkeoloji'ye göre 2023'te İzmir'e nakledildi, güncel yerini müzeden teyit edin. Aslan-grifon heykellerinin bir bölümü Efes Müzesi'nde, bir bölümü İzmir Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Anıtı bilim dünyasına Avusturya Arkeoloji Enstitüsü tanıttı; Camillo Praschniker ve mimar Max Theuer 1930'larda kazdı, 1970'lerde Wilhelm Alzinger çalışmaları sürdürdü ve sonuçlar 1979'da yayımlandı. Peter Ruggendorfer'in 1998'den itibaren yürüttüğü yeni araştırmalar 2016'da ayrı bir ciltte toplandı. Bugün anıt yolun hemen yanında, tarlaların arasında durur; kaynaklarda düzenli bir giriş sisteminden söz edilmiyor, ziyaret koşullarını Efes Müzesi Müdürlüğü'nden sorun. Selçuk Belediyesi ve visitizmir sayfaları anıtın koordinatını ve yol tarifini veriyor; Selçuk'tan araçla yaklaşık 15 kilometrelik bir yolculuktur. Önce güneydoğudan bakın; kaya çekirdeğinin oyulmuş yüzü ve podyumun basamakları en iyi oradan okunur. Sonra çevrede dağılmış Korint başlıklarını, kaset parçalarını ve friz bloklarını inceleyin; bazıları otların arasında yarı gömülüdür. Yaz aylarında alan gölgesizdir ve otlar boy verir; ilkbahar ziyareti hem serin hem daha görünür olur. Anıtı Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi ve Ayasuluk Kalesi'yle aynı güne almak Selçuk'un Efes dışındaki yüzünü tanımak için iyi bir plandır.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirSelçuk, İzmir
TürKültürel
Durak4
Tarih30 Eylül 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat