Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Adana'dan Toroslara, Fabrika Müzesinden Dağ Demiryoluna
Rotalar4 Durak

Adana'dan Toroslara, Fabrika Müzesinden Dağ Demiryoluna

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Bu rota Adana'yı ovadan dağa doğru okur. Sabah kentin içinde, pamuğun ve ipliğin hikayesini taşıyan bir fabrikada başlar, öğleden sonra Toros Dağları'nın içinde, bir asır önce taşla ve emekle açılmış bir demiryolunun yanında biter. Aradaki her durak bir öncekinin devamıdır: Seyhan Nehri'nin bereketi ovayı pamuk tarlasına çevirmiş, pamuk fabrikayı doğurmuş, fabrikalar ve şehir büyüdükçe nehir bir barajla dizginlenmiş; aynı yıllarda ova ile Anadolu yaylası arasındaki dağ duvarı demiryoluyla aşılmıştı.

İlk durak Adana Müze Kompleksi'dir. 1907'de iplik fabrikası olarak kurulan, sonra Milli Mensucat adını alan yapı bugün arkeoloji, mozaik, kent, tarım ve sanayi bölümlerini bir arada taşır. Burada iki saat geçirmek günün geri kalanını anlamanın en kolay yoludur; tarım bölümündeki pamuk ve buğday, rotanın ilerleyen saatlerinde arabanın camından göreceğiniz ovanın ta kendisidir.

İkinci durak kentin hemen kuzeyindeki Seyhan Baraj Gölü'dür. 1956'da hizmete açılan toprak dolgu baraj, Adana'yı nehrin taşkınlarından korumak için yapıldı ve bugün göçmen kuşların uğrak yeridir. Kıyıda kısa bir yürüyüş ve kuş gözlemi için bir saat yeterlidir.

Üçüncü durak, kentten yaklaşık yetmiş beş kilometre kuzeybatıda, Karaisalı'nın Hacıkırı mahallesindeki Varda Köprüsü'dür. İstanbul'u Bağdat'a bağlayacak demiryolu için 1912'de tamamlanan taş viyadük, derin bir vadiyi virajlı bir çizgiyle geçer. Son durak Pozantı'ya bağlı Belemedik'tir; aynı demiryolunun Toros şantiyesi burada kurulmuştu ve Çakıt Çayı boyunca uzanan vadi bugün tabiat parkıdır. Varda ile Belemedik aynı hattın iki ucudur: Toros Tünelleri en sık Hacıkırı ile Belemedik arasında dizilir, yani gün boyunca tek bir mühendislik hikayesinin başını ve sonunu görürsünüz. Varda'da vakit kalırsa aynı derenin açtığı Kapıkaya Kanyonu'nun yürüyüş yolunun başına kısa bir sapma yapılabilir; Belemedik'te ise sonbaharda yüzyıllık çınarların renk değiştirdiği vadi rotanın en uzun ve en sakin molasıdır.

Sıranın mantığı coğrafidir: güneyden kuzeye, ovadan dağa çıkılır, dönüş otoyoldan yapılır. Varda'dan Belemedik'e doğrudan bir dağ yolu aramayın; Belemedik'e yalnız kuzeyden, Pozantı tarafından gelen yolla ulaşılır, bu yüzden Varda'dan sonra otoyola dönüp Pozantı'ya çıkmak gerekir. Toplam yol uzun ve dağ kesimi virajlıdır; yakıtınızı şehirde tamamlayın, yanınıza su ve hafif bir ceket alın, çünkü Belemedik ovadan belirgin biçimde serindir. Müzenin açılış günlerini ve saatlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sitesinden, tren seferlerini TCDD'den yola çıkmadan kontrol edin. Varda'da ray hattı canlıdır; köprünün üstüne ve tünellerin içine yürümeyin, fotoğrafı vadi kenarındaki seyir noktalarından çekin.

Süre: tam gün. En iyi zaman: İlkbahar ya da sonbaharda, sabah erken; Çukurova yazının öğle sıcağı müzeden sonraki açık hava duraklarını yorucu yapar, sonbaharda ise Belemedik'in çınarları sarıya ve kızıla döner.. Ulaşım: Müzeye şehir içinden belediye otobüsü, dolmuş ya da taksiyle gidilir; rotanın geri kalanı için araç gerekir, çünkü baraj kıyısı, Varda ve Belemedik dağınık noktalardır. Hacıkırı ve Belemedik istasyonları Konya hattı üzerindedir; trenle gitmek isteyenler güncel sefer bilgisini TCDD'nin resmi sitesinden kontrol etmelidir.

Kaynaklar

Seyhan, Adana
Rotalar
4 Durak
Mekanlarda ~6 sa 45 dk
Yol ~57,8 km · 1 sa 36 dk
Toplam ~8 sa 21 dk
19 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Adana Müzesi (Müze Kompleksi)

Adana Müzesi (Müze Kompleksi)

~2 sa burada
Döşeme Mahallesi, Ahmet Cevdet Yağ Bulvarı No:10, Seyhan / Adana

Güne müze kompleksinin Döşeme Mahallesi'ndeki girişinden başlayın ve ilk birkaç dakikayı içeri girmeden önce avluda geçirin. Tuğla fabrika binaları, yüksek pencereler ve geniş hangarlar burada müzenin kendisi kadar önemli bir sergidir. Yapı 1907'de Simyonoğlu ailesi tarafından iplik fabrikası olarak kuruldu ve 1927'de Milli Mensucat Fabrikası adıyla çalışmaya başladı. Fabrika 1980'lerde kapandı, 2013'te restorasyonu başladı ve arkeoloji müzesi 2017'de burada açıldı. Yazar Orhan Kemal'in bir süre bu fabrikanın muhasebesinde çalıştığını ve buradaki gözlemlerinin Murtaza romanına esin olduğunu bilerek binalara bakmak avluyu başka türlü okutur. Kompleks çok büyük olduğu için her şeyi görmeye çalışmayın; iki saati üç bölüme ayırmak bu rota için en doğru plandır. İlk saati Arkeoloji Müzesi'nin sekiz salonuna verin. Salonlar tarih öncesinden Osmanlı dönemine kadar sıralı ilerler, bu yüzden girişten itibaren düz bir çizgide yürümek yeterlidir. Hitit Fırtına Tanrısı Tarhunda'nın taş heykelini mutlaka arayın; boğaların çektiği bir araba üzerinde duran figür yaklaşık iki buçuk metre yüksekliğindedir ve 1998'de bir tarlada gömülü bulunmuştur. Aynı salonlarda Anadolu hiyeroglif yazıtlı stel ile Babil steli de sergilenir. Roma bölümünde Tarsus'ta 1958'de bulunan Akhilleus lahdinin uzun yüzündeki kabartmalara yakından bakın, Hektor'un fidye karşılığında geri verilmesi sahnesi taşın üzerinde ayrıntısıyla işlenmiştir. Karataş kıyısında denizden çıkarılan bronz erkek heykeli de bu bölümün en çok fotoğraflanan eserlerindendir. İkinci yarım saati mozaik hangarlarına ayırın. Buradaki mozaikler kurtarma kazılarıyla Adana'nın merkezinden ve ilçelerinden getirildi, bulundukları duruma uygun olarak zemine yerleştirildi. Misis'te 1956'da bulunan ve kentte kurtarılan ilk mozaik olarak anılan eser de burada, rotanın başka bir gününde gideceğiniz Misis Köprüsü'nün antik kentinden gelir. Yumurtalık'taki Aigeai kentinde bir Roma villasının tabanından çıkan, denizatlarına binmiş Erosları gösteren mozaiğin renk geçişlerine yakından bakın. Hangarların yüksek tavanı ve bol ışığı mozaikleri tepeden görmeyi kolaylaştırır; geniş açılı bir objektif burada işe yarar. Son yarım saati Tarım ve Sanayi bölümlerine verin, çünkü günün geri kalanı bu iki odanın anlattığı ovada geçecek. Tarım bölümünde pamuk, karpuz, ayçiçeği, narenciye ve karakılçık buğdayı canlandırmalarla anlatılır. Sanayi bölümü pamuğun Adana sanayisini nasıl kurduğunu, fabrikaların üretim süreçlerini ve elektrik üretimini gösterir. Milli Mensucat bölümünde fabrikanın maketleri ve üretim ekipmanları, avluda gördüğünüz binaların içinin bir zamanlar nasıl çalıştığını anlatır. Müzeden ayrılmadan su şişenizi doldurun ve yolculuğa hazırlanın, çünkü bundan sonraki üç durağın hepsi açık havadadır. Açılış günlerini ve saatlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sitesinden kontrol edin. Buradan baraj gölüne şehir içinden kuzeye doğru kısa bir sürüşle geçilir.

Kaynak: KTB Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Adana Müzesi; İstiklal (AA), mozaik salonu; ABB, Adana'da Gezilecek 100 Yer s. 36; Vikipedi, Adana Arkeoloji Müzesi.

Adana Müzesi, Seyhan ilçesinin Döşeme Mahallesi'nde, kentin eski tren istasyonu çevresinde kurulmuş Milli Mensucat Fabrikası'nın restore edilen binalarında hizmet veren büyük bir müze kompleksidir. Bakanlık kaynakları kompleksi Türkiye'nin en büyük müzesi olarak tanıtır ve endüstri mirasının kamu müzesine dönüştürüldüğü en büyük yapı olduğunu belirtir. Burada iki hikaye üst üste okunur; bir yanda Çukurova'nın binlerce yıllık arkeolojisi, öbür yanda kentin pamuk ve dokuma sanayisinin yüz yılı aşkın geçmişi durur. Müzenin kendi tarihi Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanır. Adana Müzesi 1924'te kurulmuştur ve Türkiye'nin en eski on müzesinden biri sayılır. İlk koleksiyon, çevreden toplanan sütun başlıkları ve lahitlerin Polis Dairesi'nde bir araya getirilmesiyle oluştu. Müze 1928'de Taşköprü'nün başında yer alan ve bugün ayakta olmayan Cafer Paşa Camii'nin medresesinde ziyarete açıldı. 1950'de Kuruköprü'deki yapıya taşınan koleksiyon, 5 Ocak 1972'de Reşatbey'de açılan yeni binada uzun yıllar sergilendi. Zamanla bu bina da eserleri korumaya ve sergilemeye yetmez hale gelince Bakanlık eski fabrikanın müze kompleksine dönüştürülmesine karar verdi ve restorasyon 2013'te başladı. Fabrikanın kendisi de görülmeye değer bir belgedir. Yapı 20. yüzyılın başında Adana'da yaşayan Simyonoğlu ailesi tarafından iplik fabrikası olarak kuruldu; Bakanlığın iki ayrı tanıtım metni kuruluş yılını 1906 ve 1907 olarak farklı verir. Tesis 1927'den itibaren Milli Mensucat Fabrikası adıyla çalıştı ve 1980'li yıllarda üretimi durdurdu. Bina 2006'da endüstri mirası olarak tescil edildi. Yazar Orhan Kemal'in bir süre bu fabrikanın muhasebe bölümünde çalıştığı ve buradaki gözlemlerinin "Murtaza" romanına esin verdiği Bakanlık sayfasında anlatılır. Kompleks aşama aşama açıldı. Fabrikanın deposundan dönüştürülen Arkeoloji Müzesi 18 Mayıs 2017'de ziyaretçi kabul etmeye başladı. İkinci aşamada iki büyük hangar mozaik salonuna çevrildi ve 2018'de açıldı. Kent, Tarım ve Sanayi bölümleri 2023'te, sinema, edebiyat, müzik ve spor bölümleri 2024'te eklendi. Bakanlık verilerine göre müze envanterinde 53.697 eser kayıtlıdır ve bunların küçük bir bölümü, tematik objelerle birlikte yaklaşık 3.365 parça, teşhirde yer alır. Arkeoloji bölümünde insanlığın hikayesi prehistorik dönemden Osmanlı dönemine kadar sekiz salonda kronolojik olarak anlatılır. Tatarlı Höyük, Sirkeli Höyük, Tepebağ Höyük, Misis, Anavarza ve Magarsus kazılarından gelen buluntular bu salonlarda bir araya gelir. En çok dikkat çeken eser, boğaların çektiği bir arabanın üzerinde ayakta duran Fırtına Tanrısı Tarhunda'nın yaklaşık 2,5 metre yüksekliğindeki taş heykelidir. Bu heykel 1998'de Adana'ya bağlı Cine köyünde bir tarlada gömülü olarak bulunmuştur. Anadolu hiyeroglif yazıtlı stel ve Babil steli de aynı bölümde görülür. Bakanlık kaynağına göre Karataş açıklarında denizden çıkarılan bronz bir erkek heykeli de koleksiyonun öne çıkan parçalarındandır. Camlı galeride Roma dönemi lahitleri sergilenir; 1958'de Tarsus'ta bulunan Akhilleus Lahdi'nin uzun yüzünde Truva kahramanı Hektor'un fidye karşılığında geri verilmesi sahnesi işlenmiştir. Mozaik salonu kompleksin en etkileyici bölümüdür. Adana merkez ve ilçelerinde kurtarma kazılarıyla çıkarılan mozaikler, bulundukları yerdeki düzene uygun biçimde zemine yerleştirilmiştir ve toplam alan 850 metrekareyi bulur. Misis'te 1956'da bulunan ve Nuh Tufanı'nı işleyen mozaik kentte kurtarılan ilk mozaik olarak anılır; Misis'teki küçük mozaik müzesi kapatıldıktan sonra bu eserler buraya taşınmıştır. Yumurtalık'taki antik Aigeai kentinde bir Roma villasının tabanında bulunan Hippokampos ve Eros mozaiği, denizatlarına binen Erosları gösteren tasviriyle Türkiye'de bilinen tek örnek olarak tanıtılır. Grekçe bir yazıtla hayvanların barış içinde bir arada yaşadığını anlatan Barış Krallığı mozaiği de salonun önemli eserleri arasındadır. Anavarza ve Yumurtalık'tan gelen iki Tethys mozaiği aynı konunun farklı yorumlarını yan yana görme fırsatı verir. Sanayi ve kent bölümleri fabrikanın üretim ve sosyal alanlarına yerleşmiştir. Kent Müzesi Adana'nın kentleşme sürecini, eski çarşılarını, eğitim tarihini ve meslek gruplarını maket ve canlandırmalarla anlatır. Tarım Müzesi pamuk, karpuz, ayçiçeği, narenciye, karakılçık buğdayı ve şeker kamışı gibi ürünler üzerinden Çukurova ovasının bereketini gösterir. Sanayi Müzesi pamuğun kentin sanayisine katkısını, Milli Mensucat Müzesi ise fabrikanın üretim sürecini makinalar, maketler ve arşiv belgeleriyle ele alır. Kompleks büyük olduğu için en az yarım gün ayırmak doğru olur. Önce arkeoloji salonlarını, ardından mozaik hangarını gezip günü fabrika bölümleriyle bitirmek kronolojiyi korur. Bakanlık tanıtım broşürüne göre müze pazartesi günleri kapalıdır; güncel ziyaret saatlerini ve giriş koşullarını muze.gov.tr üzerinden kontrol edin. Müzeye kent merkezinden dolmuş, taksi ve belediye otobüsleriyle ulaşılır. Taşköprü ve Seyhan kıyısındaki tarihi merkez kısa bir araç yolculuğu uzaklığındadır, bu yüzden müzeyi eski Adana gezisiyle aynı güne koymak kolaydır.
2
Seyhan Baraj Gölü

Seyhan Baraj Gölü

~1 sa burada

Müzeden kuzeye doğru sürdüğünüzde şehir birden biter ve önünüzde geniş bir su yüzeyi açılır. Belediyenin gezi rehberi gölü kent merkezine yaklaşık on kilometre uzaklıkta gösterir, yani müzeden sonra kısa bir sürüşle buraya varırsınız. Arabayı gölün kıyısındaki düzlüklerden birine bırakın ve ilk iş olarak suya doğru birkaç yüz metre yürüyün. Bu durakta yapılacak şey ölçeği kavramaktır: önünüzdeki göl, sabah müzede gördüğünüz ovayı bir zamanlar her yıl basan nehrin tutulmuş suyudur. Baraj, Adana'yı Seyhan Nehri'nin taşkınlarından korumak için toprak dolgu tipinde yapıldı ve 8 Nisan 1956'da hizmete açıldı. Kaynaklara göre inşaat 974 günde tamamlandı. Devlet Su İşleri'nin açıklamasına göre baraj eski Adana denilen yaklaşık 850 bin dekar araziyi ve şehir merkezini taşkından koruma görevini üstlendi. Belediyenin rehberine göre baraj sayesinde yaklaşık 174 bin hektar arazi sulanabiliyor. Yani müzenin tarım bölümündeki pamuk ve karpuz tarlalarının suyu büyük ölçüde buradan gelir. Barajın santrali de yıllardır kentin elektriğine katkı veriyor. Kıyıda yürürken gözünüzü suyun üstünde ve uzaktaki elektrik direklerinde tutun. Göl ve çevresi 2006'da Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ilan edildi ve göçmen kuşlar için bir konaklama alanı sayılır. Bu sahada yapılan bir kış ortası sayımında 13 su kuşu türüne ait yirmi beş binden fazla kuş kayda geçmiştir. Elektrik direklerinin üstündeki leylek yuvaları da sahanın bilinen manzaralarındandır. Bir dürbün bu durağı bambaşka bir deneyime çevirir; yoksa telefonunuzun yakınlaştırmasına güvenmeyin, kuşları ürkütmeden uzaktan izlemek en doğrusudur. Suyun seviyesi mevsime ve kuraklığa göre belirgin biçimde değişir. Barajın yapımı sırasında 1955'te Augusta adlı bir Roma kenti bulundu, kısmen kazıldıktan sonra göl suları altında kaldı. Su çok çekildiğinde kentin bazı kalıntılarının görülebildiği bilinir; ama bunu bir hedef olarak değil, şanslı bir rastlantı olarak düşünün. Fotoğraf için sabahın geç saatleri suyun üstünde parlak bir yansıma verir, akşamüstü ise karşı kıyının tepeleri yumuşak bir ışık alır. Kıyıda gölge az olabilir; şapka ve su bu durakta işinizi kolaylaştırır. Kuşların yuva ve dinlenme alanlarına girmeyin, kıyıda çöp bırakmayın. Bir saatlik molanın sonunda arabaya dönün; bundan sonraki yol sizi ovadan ayırıp Toros eteklerine, Karaisalı yönüne götürecek.

Kaynak: ABB, Adana'da Gezilecek 100 Yer s. 74; Türkiye Gazetesi (DSİ açıklaması); Vikipedi, Seyhan Barajı, Seyhan Dam ve Adana Seyhan Baraj Gölü YHGS.

Seyhan Baraj Gölü, Adana'nın hemen kuzeyinde Seyhan Nehri üzerine kurulan barajın arkasında oluşmuş büyük bir yapay göldür. Kent merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki göl, Adanalılar için hem sudan ve elektrikten hem de serin bir hafta sonu kaçamağından söz ederken ilk akla gelen yerdir. Devlet Su İşleri onu kentin simgelerinden biri olarak tanımlar. Barajın yapılış amacı kenti ve ovayı Seyhan'ın taşkınlarından korumaktı. Yapımına 1953'te başlanan baraj 974 günde tamamlandı ve 8 Nisan 1956'da hizmete açıldı. İngilizce Vikipedi'ye göre proje Dünya Bankası'nın finanse ettiği bir dizi hidroelektrik yatırımının ilkiydi. Baraj, eski Adana olarak anılan yaklaşık 850 bin dekar araziyi ve şehir merkezini taşkından koruma görevini üstlendi. Baraj gövdesi eğik kil çekirdekli toprak dolgu tipindedir ve hacmi yaklaşık 7,5 milyon metreküptür. Gövde, akarsu yatağından 53,2 metre yükselir. Normal su seviyesinde göl yaklaşık 67,82 kilometrekarelik bir alanı kaplar ve 1.200 milyon metreküp su tutar. Göldeki su ovada yaklaşık 174 bin hektarlık arazinin sulanmasına kaynak olur. Barajın hidroelektrik santrali yılda ortalama 350 milyon kilovatsaat elektrik üretir. DSİ'nin 2021'de yaptığı açıklamaya göre baraj, enerji, sulama ve taşkın koruma alanlarında ülke ekonomisine 65 yılda toplam 78 milyar lira fayda sağlamıştır. DSİ aynı açıklamada Seyhan Nehri'nin yaklaşık 600 kilometre uzunluğunda olduğunu ve 20 bin kilometrekareye yakın bir havzayı beslediğini belirtir. Göl yalnızca bir mühendislik yapısı değil, bir doğa alanıdır. Seyhan Baraj Gölü ve çevresi 13 Eylül 2006 tarihli kararla Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ilan edilmiştir. Belediyenin gezi rehberi gölü göçmen kuşların en uğrak alanlarından biri olarak anar. Kışın ve geçiş mevsimlerinde kıyıdaki sığ koylar su kuşlarını izlemek için iyi noktalar sunar. Göl kıyısındaki yamaçlarda çam ağaçlarıyla kaplı tepeler ve suya uzanan küçük yarımadalar göze çarpar. Gölün altında eski bir kent de yatar. İngilizce Vikipedi'ye göre 1955'te barajın inşaatı sırasında Augusta adlı Roma kenti bulunmuş, kısmen kazıldıktan sonra baraj gölünün suları altında kalmıştır. Su seviyesi belirgin biçimde düştüğünde kalıntıların bir bölümü yeniden görünür hale gelir. Son yıllarda kuraklık ve buharlaşma nedeniyle göldeki su miktarı yıldan yıla değişmekte, göl tabanında biriken tortu da bilimsel çalışmaların konusu olmaktadır. Bu yüzden aynı kıyı noktası bir yıl suya gömülüyken ertesi yıl geniş kumsallara dönüşebilir. Gölün kıyısı kentin ortak dinlenme alanıdır. Belediyenin rehberine göre göl kıyısında uzanan sahil yolu piknik ve bisiklet için en çok tercih edilen yerlerdendir. Aynı rehber, kıyıdaki küçük satış noktalarında bici bici gibi Adana'nın sokak lezzetlerinin bulunabileceğini belirtir. Göl, 2006'dan bu yana Türkiye Offshore Şampiyonası'nın ayaklarından birine ev sahipliği yapmış, 2011 Mayıs'ında da dünya offshore şampiyonasının yarışlarını ağırlamıştır. Ziyaret için en elverişli dönem ilkbahar ve sonbahardır; Çukurova'nın yaz öğlenleri çok sıcak geçer, bu yüzden yazın gün batımına yakın saatler tercih edilir. Kıyının batı tarafındaki yükseltilerden, özellikle Çukurova Üniversitesi yerleşkesinin bulunduğu yamaçlardan, gölün girintili kuzeybatı kolu geniş bir açıyla görülür. Baraj gövdesi ve santral bir işletme alanıdır; gölü kentin halka açık kıyı alanlarından izleyin. Su kenarında çocuklarla dolaşırken kıyının yer yer dik ve kaygan olduğunu unutmayın. Kent merkezinden göl kıyısına araçla, taksiyle ya da belediye otobüsleriyle ulaşmak mümkündür; güncel hat bilgisini belediyenin ulaşım kaynaklarından kontrol edin.
3
Varda Köprüsü

Varda Köprüsü

~1 sa 15 dk burada
Hacıkırı (Kıralan) Mahallesi, Karaisalı / Adana

Varda Köprüsü kentten yaklaşık yetmiş beş kilometre uzaklıkta, Karaisalı'nın Hacıkırı mahallesindedir ve yöre halkı ona Koca Köprü der. Karaisalı'ya giden yolla gelinir; Vikipedi'ye göre Adana'dan Karaisalı üzerinden karayoluyla uzaklığı altmış dört kilometre kadardır. Yol son kesimde daralır ve virajlanır, bu yüzden acele etmeyin. Arabayı vadinin kenarındaki düzlükte bırakın ve köprüye önce yandan, bütün boyuyla görebileceğiniz bir noktadan bakın. Köprü yaklaşık 172 metre uzunluğunda ve orta ayakta 99 metre yüksekliğindedir; bazı kaynaklar yüksekliği 98 metre verir. İlk bakışta dikkat edilecek şey köprünün düz değil virajlı olmasıdır, demiryolu üzerinde yaklaşık 1200 metre yarıçaplı bir eğri çizer. Dört ana ayağın üzerindeki üç büyük kemere ve iki yandaki küçük kemerlere sırayla bakın. İngilizce Vikipedi yapıyı toplam on bir kesme taş kemerden oluşan bir viyadük olarak anlatır. Köprü, İstanbul'u Bağdat'a ve Hicaz'a bağlayacak demiryolunun Toros Dağları'ndaki en zor geçişlerinden biri için yapıldı. Yapım tarihleri kaynaklarda farklı verilir: Kültür Envanteri işin 1905'te başladığını, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü 1907'de başladığını yazar, ikisi de 1912'de tamamlandığını söyler. Bakanlık sayfasına göre beş yıllık yapım sürecinde 21 işçi ve bir Alman mühendis hayatını kaybetti; köprüye bakarken bu emeği hatırlamak durağın en sessiz anıdır. Kültür Envanteri, köprünün daha önce kullanılan ve trenler için risk oluşturan U biçimli eski hattın kullanım dışı kalmasını sağladığını belirtir. Vadinin dibinde akan su Çakıt Çayı'dır; aynı dere biraz yukarıda Kapıkaya Kanyonu'nu açar ve gezi rehberine göre kanyon köprüye yaklaşık iki kilometre uzaklıktadır. Zamanınız varsa kanyonun düzenlenmiş yürüyüş yolunun başına kadar gidip vadinin kalker duvarlarına bakabilirsiniz. Köprü James Bond serisinin Skyfall filminin açılış sahnesinde kullanılmasıyla da tanınır. Fotoğraf için en iyi açı köprüyü kemerleriyle birlikte yandan gösteren vadi kenarıdır; öğleden sonra güneş taş ayaklara yan düşer. Bir tren geçerse köprünün ölçeği birden anlaşılır, ama bunu beklemek için planınızı bozmayın. Hat bugün de kullanılmaktadır, bu yüzden köprünün üstüne, raylara ve tünellere kesinlikle yürümeyin. Vadi kenarları diktir; çocuklarla geliyorsanız onları yanınızdan ayırmayın. Burada gölge ve oturacak düzlük bulmak kolaydır, öğle molası için uygun bir yerdir. Yanınızda getirdiğiniz yiyecekleri burada yiyip çöpünüzü geri götürün. Belemedik'e buradan doğrudan bir dağ yolu yoktur; otoyola dönüp kuzeye, Pozantı'ya doğru sürün.

Kaynak: KTB Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Varda Köprüsü; Kültür Portalı; Kültür Envanteri; ABB, Adana'da Gezilecek 100 Yer s. 134 ve 136; Vikipedi, Varda Köprüsü ve Varda Viaduct.

Varda Köprüsü, Karaisalı ilçesinin Hacıkırı (Kıralan) Mahallesi yakınında, Toros Dağları'ndaki derin bir vadiyi aşan taş kemerli bir demiryolu viyadüğüdür. Yöre halkı ona Koca Köprü der; Almanlar tarafından yapıldığı için Alman Köprüsü adıyla da bilinir. Kültür Envanteri yapının Karaisalı Köprüsü ve Gavurdere Viyadüğü adlarıyla da anıldığını belirtir. Adana'ya karayoluyla Karaisalı üzerinden yaklaşık 64 kilometre uzaklıktadır, demiryoluyla Adana istasyonuna mesafesi ise 63 kilometredir. Köprü, İstanbul'u Bağdat'a ve Hicaz'a bağlamayı amaçlayan demiryolu projesinin bir parçasıdır. Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki anlaşmalar doğrultusunda Alman şirketlerinin yürüttüğü hattın en zor kesimi, Konya ile Adana arasında Toros Dağları'nı aşan bölümdü. Pozantı, Belemedik ve Hacıkırı arasındaki bu sarp güzergahta çok sayıda tünel ve köprü açılması gerekti. Viyadüğün yapımı, Deutsche Bank'ın finanse ettiği projede Philipp Holzmann şirketine verildi. İngilizce Vikipedi'ye göre tasarım ve mühendislik çalışmalarını Winkler adlı Alman mühendis ile Osmanlı vatandaşı Rum mühendis Nicholas Mavrogordato yürüttü; Winkler'in ölümünden sonra baş mühendislik Mavrogordato'ya geçti. Yapım tarihleri kaynaklarda biraz farklı verilir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü köprünün 1907-1912 yıllarında inşa edildiğini yazar, Kültür Envanteri ise inşaata 1905'te başlandığını ve yapının 1912'de tamamlandığını belirtir. İngilizce Vikipedi ana işlerin 1907'de bittiğini, viyadük üzerindeki hattın ise 1916'da hizmete girdiğini aktarır. Çelik ve çimento gibi malzemeler deniz yoluyla Mersin'e getirilmiş, oradan Tarsus üzerinden develerle şantiyeye taşınmıştır. Asıl köprüye başlamadan önce malzemeyi vadinin öbür yakasına geçirmek için dar hatlı geçici bir viyadük kurulmuş, bu yardımcı köprünün ayakları bugün hala durmaktadır. Köprü yaklaşık 172 metre uzunluğundadır ve vadinin dibinden yüksekliği Türkçe kaynaklarda 99 metre olarak verilir. Yapı dört ana ayak üzerine oturan kagir bir köprüdür; ayakların dış yüzü kesme taşla örülmüştür. İngilizce Vikipedi toplam on bir kemer sayar; ortadaki üç büyük kemerin her biri 30 metre açıklıktadır ve ayakların üst kısmında daha küçük hafifletme kemerleri yer alır. Kemerler, ayakların üzerine yerleştirilen geçici çelik iskeleler üzerinde örülmüştür. Ayakların içinde bakım için merdivenler bulunur. Köprünün en ilginç yanı düz değil virajlı olmasıdır; hat 1.200 metre yarıçaplı bir kurp çizer. Kültür Envanteri'ne göre köprü, trenler için risk oluşturan eski U biçimindeki güzergahın kullanım dışı bırakılmasını sağlamıştır. Bakanlık kaynaklarına göre beş yıla yayılan yapım sürecinde 21 işçi ve bir Alman mühendis çeşitli nedenlerle hayatını kaybetmiştir. Bugün köprü hala kullanılan bir demiryolu hattının parçasıdır ve çevresindeki doğayla birlikte görülmelidir. Belediyenin rehberine göre Belemedik ile Hacıkırı istasyonları arasındaki 15 kilometrelik bölümde toplam uzunluğu 12.500 metreyi bulan 12 tünel bulunur. Tüneller sert kayaya oyulduğu için üst kemer kaplamaları yoktur. Köprünün altından akan Çakıt Deresi'nin açtığı Kapıkaya Kanyonu köprüye yaklaşık 2 kilometre uzaklıktadır. Toplam 20 kilometrelik kanyonun 7,25 kilometresi yürüyüş yolu olarak düzenlenmiştir ve parkur üzerindeki Bahçecik mevkiinde bir şelale bulunur. Köprü, aralarında uluslararası bir casusluk filminin de bulunduğu çeşitli yerli ve yabancı yapımlarda çekim yeri olarak kullanılmıştır. Köprüyü en iyi, vadinin kenarındaki seyir noktalarından ve kuzey yamaçtan görürsünüz; kıvrımlı gövde ve kemerlerin derinliği bu açıdan belirgin biçimde okunur. Sabah ve ikindi saatlerinde yandan gelen ışık taş örgünün dokusunu ortaya çıkarır. Köprü aktif bir demiryolu hattı olduğu için rayların üzerinde ya da tünellerin içinde yürümeyin; fotoğrafı güvenli zeminden çekin. İlkbahar ve sonbahar hem kanyon yürüyüşü hem de fotoğraf için en uygun mevsimlerdir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne göre köprüye kent merkezinden Karaisalı'ya giden araçlarla ulaşılabilir; vadiye inmek ve seyir noktalarını dolaşmak için kendi aracınızla gitmek daha rahattır.
4
Belemedik

Belemedik

~2 sa 30 dk burada
Belemedik Mahallesi, Pozantı / Adana

Belemedik'e kuzeyden, Pozantı tarafından gelen yolla inilir; İngilizce Vikipedi buraya ulaşmanın tek yolunun bu olduğunu yazar. Kaynaklar Pozantı merkezine uzaklığı dokuz ile on iki kilometre arasında verir. Köy Toros Dağları'nın içinde, Çakıt Çayı'nın batı kıyısında, deniz seviyesinden yaklaşık yedi yüz metre yükseklikte durur. Arabadan indiğinizde ilk fark edeceğiniz şey havadır; sabah terk ettiğiniz ovaya göre belirgin biçimde serin ve nemlidir. Bu son durakta iki buçuk saatiniz var ve en iyi kullanım biçimi vadide yavaş bir yürüyüştür. Yürüyüşe tren istasyonundan başlayın. Belemedik 1907'de Philipp Holzmann şirketinin Bağdat demiryolu inşaatının merkezi oldu ve istasyon bu dönemin mirasıdır. İngilizce Vikipedi'ye göre inşaat işçileri ve teknik kadro için kurulan kampta hastane, okul ve sinema gibi tesisler vardı. Bugün vadide görülen taş yapı kalıntıları ve tünel ağızları o yılların izleridir. Toros Tünelleri Hacıkırı ile Belemedik arasında en sık dizilen kesimdedir; yani sabah gördüğünüz Varda ile burası aynı zorlu hattın iki ucudur. Köyün adı için anlatılan hikayeyi de burada hatırlayın: eski adı Karapınar olan yerin adının, tünelleri karşılıklı kazan ekiplerin buluşamadığında söylediği bilemedik sözünün Almanca söylenişinden geldiği anlatılır. Bu bir halk anlatısıdır ve kaynaklar onu böyle aktarır. İnşaat yıllarında doğal nedenlerle ölen 41 Alman işçinin Belemedik'te gömüldüğü de bilinir. İstasyondan sonra Çakıt Çayı boyunca yürüyün ve çınarlara bakın. TRT Haber'in aktardığına göre vadideki bazı çınarlar iki yüz yılı aşkın süredir ayaktadır. Sonbaharda yapraklar sarıya ve kızıla döner, bu mevsim doğa fotoğrafçılarının ve yürüyüşçülerin en sevdiği zamandır. Taş ve ahşaptan yapılmış yayla evleri de vadinin dokusunun parçasıdır, onları özel mülk olarak görüp uzaktan fotoğraflayın. Belediyenin gezi rehberi alanda yöre dokusuna uygun bungalovlar, kamp ve karavan alanları açıldığını yazar; geceyi burada geçirmek istiyorsanız güncel durumu işleten kurumdan öğrenin. Yürüyüş sırasında ray hattından uzak durun; tünellerin içi yürüyüş yolu değildir. Patikalarda kaygan taşlar olabilir, kapalı ve sağlam ayakkabı giyin. Yaban hayatına saygı gösterin, çay kıyısında çöp ve ateş bırakmayın. Fotoğraf için ikindi ışığı vadinin dar olması nedeniyle erken çekilir; güneş yamacın arkasına geçmeden çınarların altındaki kareleri tamamlayın. Dönüşte yine Pozantı'ya çıkıp otoyoldan Adana'ya inersiniz.

Kaynak: TRT Haber, Belemedik'te sonbahar; ABB, Adana'da Gezilecek 100 Yer s. 190; Vikipedi, Belemedik, Belemedik Tren İstasyonu ve Toros Tünelleri.

Belemedik, Pozantı ilçesine bağlı, Toros Dağları'nın içinde Çakıt Çayı'nın kıyısına kurulmuş küçük bir dağ yerleşimi ve onu çevreleyen tabiat parkıdır. Pozantı Kaymakamlığı'na göre Belemedik Adana'ya 117 kilometre, Pozantı'ya ise 9 kilometre uzaklıktadır. Kültür Portalı yaylaya Pozantı'dan Anbaş köyü içinden geçen stabilize bir yolla ulaşıldığını belirtir. Yerleşim, çayın kıyısında deniz seviyesinden yaklaşık 700 metre yükseklikte yer alır. Bugün sakin bir mahalle olan Belemedik, 20. yüzyılın başında Toroslar'ın en hareketli yerleşimlerinden biriydi. İngilizce Vikipedi'ye göre 1907'de Bağdat demiryolu kapsamında Philipp Holzmann şirketinin inşaat faaliyetlerinin merkezi oldu. Anadolu Ajansı'nın haberine göre Varda Köprüsü ile Toros Dağları'ndaki 22 tünelin yapımı için burada kurulan şantiyede yaklaşık 5 bin Alman mühendis ve işçi bulunuyordu. Şantiyede hastane, okul, kalorifer sistemleri ve yaşam alanları kurulmuştu. Yıllar içinde hasar gören bu binaların kalıntıları bugün bir yıkık kent görüntüsü verir. İngilizce Vikipedi, yedi yıllık inşaat döneminde hastalık gibi doğal nedenlerle ölen 41 Alman'ın Belemedik'e gömüldüğünü yazar. Pozantı Kaymakamlığı da vadide o dönemde görev yapan Alman personelin kullandığı yapıların ve bir mezarlığın bulunduğunu belirtir. Yerleşimin adı da demiryoluyla ilişkilendirilir. İngilizce Vikipedi'ye göre köyün eski adı Karapınar'dı ve bir kaynakta yer alan anlatıya göre Belemedik adı "bilemedik" sözcüğünün bozulmuş halidir. Bu anlatıda tünelleri iki uçtan kazan ekiplerin ortada buluşamadıklarında bu sözle özür diledikleri ve sözcüğün Alman telaffuzunda Belemedik'e dönüştüğü söylenir. Köyün nüfusunun yüzyılın başında ormancılıkla geçinen Tahtacı Türkmenlerinden oluştuğu kaydedilir. Belemedik 1956'da köy statüsü kazanmış, 2012'deki yasa değişikliğinden sonra yeniden mahalle olmuştur. Tarım arazisinin azlığı ve 1969'daki heyelanlar nüfusun hızla azalmasına yol açtı; 2022 verilerine göre mahallede 77 kişi yaşar. Belemedik'i bugün asıl ziyaret edilir kılan şey doğasıdır. Pozantı Kaymakamlığı vadiyi orman, dağ ve akarsuyun oluşturduğu, bozulmamış görsel değerlere sahip bir ekosistem olarak tanıtır. Çayın kıyısındaki asırlık çınarlar vadinin simgesidir; TRT Haber'in aktardığına göre bazıları iki yüz yılı aşkın süredir ayaktadır. Sonbaharda çınar ve diğer ağaçların yaprakları sarının ve kızılın tonlarına döner ve vadi fotoğrafçıların gözdesi olur. Kültür Portalı'na göre yaban hayatı zengin olan bölgede yaban keçisi, yaban domuzu ve yırtıcı kuşlar gözlenebilir. Yaylada yöreye özgü taş ve ahşaptan yapılmış yayla evleri bulunur. Demiryolu bugün de vadinin içinden geçer. Adana-Ankara hattı vadiyi izler ve Belemedik'te bir tren istasyonu vardır. Kültür Portalı istasyon binasının ve çevresindeki yapıların Berlin-Bağdat hattının yapıldığı dönemde inşa edildiğini belirtir. Pozantı Belediyesi eski şantiye yapılarını envanterleyip turizme kazandırmak için çalışma başlatmış, alana yürüyüş yolları ve piknik alanları eklemiştir. Belediyenin rehberine göre meydanda kamp ve karavan alanları ile yöre dokusuna uygun bungalov evler de hizmete açılmıştır. Vadi, 2018 ve 2019'da bir doğa ve fotoğraf festivaline ev sahipliği yapmıştır ve doğal manzarası nedeniyle çeşitli film ve dizilerde çekim yeri olarak kullanılmıştır. Belediyenin rehberi, vadiye hakim 1.800 metre yükseklikteki Anahşa Kalesi'ni de Belemedik çevresinin görülecek yerleri arasında sayar. Gezmeye çayın kıyısından başlayıp çınarların altından eski Alman yapılarının bulunduğu düzlüğe yürümek iyi bir plandır. Harap durumdaki yapıların içine girmeyin; duvarlar yer yer yıkılmıştır ve kalıntıları dışarıdan izlemek daha güvenlidir. Demiryolu aktif bir hat olduğu için raylardan ve tünellerden uzak durun. En güzel dönem yaprakların renk değiştirdiği sonbahar ve çayın gürleştiği ilkbahardır; yazın vadi Çukurova ovasına göre serindir. Belemedik, Varda Köprüsü ile aynı demiryolu hikayesinin parçası olduğu için ikisini aynı günün rotasına koymak anlamlıdır. Konaklama ve tesislerle ilgili güncel bilgiyi Pozantı Belediyesi'nden kontrol edin.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirSeyhan, Adana
TürRotalar
Durak4
Tarih19 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat