Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Likya Kıyısında Dört Antik Kent
Kültürel4 Durak

Likya Kıyısında Dört Antik Kent

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Likya, Antalya'nın batısındaki Teke Yarımadası'nı kaplayan eski bölgenin adı. Bu rota onun doğu kıyısını, Olympos'tan Kekova'ya uzanan şeridi iki günde geziyor ve her durakta Likya'nın başka bir yüzünü gösteriyor.

Olympos, Likya Birliği'nde üç oy hakkına sahip altı kentten biriydi. MÖ 1. yüzyılda korsan lideri Zeniketes'in üssü oldu, Roma komutanı Servilius Isauricus MÖ 78'de kenti korsanlardan temizleyip Roma'ya kattı. Limyra, MÖ 4. yüzyılın ilk yarısında Kral Perikle döneminde Likya'nın başkentiydi ve dört yüzü aşkın kaya mezarıyla bölgede en çok kaya mezarına sahip kentlerden biri sayılıyor. Myra da üç oylu kentlerdendi; Bizans döneminde Likya'nın başkenti oldu ve bugün Roma tiyatrosuyla, bal peteği gibi dizilmiş ev cepheli mezarlarıyla tanınıyor. Simena ise küçük bir deniz kasabasıydı; komşularıyla ortak bir oyla birliğe katılmıştı ve bugün Kaleköy adıyla, kalesi ve suya gömülmüş lahitleriyle ayakta. Üç kentin ortak bir yarası da var: MS 141 depremi Olympos'u, Limyra'yı ve Myra'yı ağır biçimde sarstı; Limyra ve Myra'nın tiyatroları sonrasında onarıldı.

Rotayı birbirine bağlayan ip kaya mezarlarıdır. Likyalılar ölülerini dik yamaçlara oyulmuş, ahşap evlerini taklit eden cepheli mezarlara gömdü; Limyra'da ve Myra'da bu cepheleri, Simena'da ise kıyıda suya gömülmüş lahitleri göreceksiniz. Kültür Portalı'na göre Olympos, Limyra ve Myra 2009'da UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne önerilen Likya Uygarlığı Antik Kentleri arasında yer alıyor; Kekova bölgesi ise 2000'den beri aynı listede.

Sıra coğrafyayı izliyor. Antalya'dan kıyı boyunca batıya ilerlerken Olympos sapağı, Finike ovası, Demre ve Üçağız aynı çizgi üzerinde birbirini izler; geri dönmeden gezilir. Olympos'a Antalya-Kumluca karayolundan güneye ayrılan sapaklardan inilir ve kaynaklara göre Kumluca'dan uzaklığı 28 kilometre kadardır. Limyra, Finike ilçesinde Turunçova yakınındaki Saklısu mevkiindedir. Myra, Demre'nin hemen kenarında; Üçağız ise Demre ile Kaş arasındaki Kekova kıyısındadır.

Önerdiğimiz plan şöyle. Birinci günün sabahını Olympos vadisine ayırın, öğleden sonra Limyra'ya geçin. Geceyi Finike ya da Demre ilçesinde geçirmek ikinci günü rahatlatır. İkinci gün Myra'yı sabah erkenden, kalabalık ve sıcak bastırmadan gezin. Ardından Üçağız'a gidip aracınızı orada bırakın ve Kaleköy'e tekne ile geçin. Günü Demre'de ya da daha batıdaki Kaş ilçesinde bitirebilirsiniz.

Dikkat edilecekler de var. Dört durak da açık alan, gölge azdır; su, şapka ve kayalık patikalar için sağlam ayakkabı şarttır. Olympos kumsalı deniz kaplumbağalarının yumurtlama alanıdır, yuvalama döneminde işaretli alanlara girilmez. Kekova'daki batık kentin üzerinde yüzmek ve dalmak yasaktır, tekneler kalıntıları uzaktan gösterir. Ören yerlerinin açılış saatlerini ve giriş koşullarını gitmeden Müze Kart sitesinden kontrol edin.

Süre: iki gün. En iyi zaman: Nisan-Haziran ve Eylül-Ekim; dört durak da gölgesi az açık alan olduğu için yaz öğlelerinden kaçının, Olympos kumsalında Mayıs-Eylül arası kaplumbağa yuvalama kurallarına uyun.. Ulaşım: Rota özel araçla yapılır; Antalya-Demre otobüsleri ilçe merkezlerine gider ama ören yerlerinin sapakları ve Üçağız yolu için araç gerekir. Kaleköy'e karayolu yoktur, Üçağız'dan tekne ile geçilir.

Kaynaklar

Kumluca, Antalya
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~9 sa 30 dk
Yol ~60,2 km · 1 sa 40 dk
Toplam ~11 sa 10 dk
30 Eylül 2026

Rota Durakları

1
Olympos

Doğa ve Tarihin Buluştuğu Cennet: Olympos Antik Kenti

~3 sa burada
Unnamed Road, Yazır, 07350 Kumluca/Antalya, Türkiye

Olympos'ta ören yeri bir vadinin içine yayılmıştır ve en iyi gezme biçimi, girişten başlayıp çayın kıyısını izleyerek denize kadar yürümektir. Bakanlığın ören yeri kaydında adres Kumluca ilçesindeki Yazır Mahallesi olarak geçer; vadi, Çıralı ile Adrasan arasındaki kıyıya açılır. Kalıntıların büyük kısmı sık bitki örtüsünün altında kalır, bu yüzden patikadan ayrılmadan ve gözünüzü ağaçların arasında gezdirerek yürüyün. Kent bilim dünyasına ilk kez 1812'de Kaptan Beaufort'un kayıtlarıyla tanıtıldı.

Kent, Olympos Çayı'nın iki yakasına kurulmuştu ve iki yakayı bir zamanlar üç kemerli bir köprü birbirine bağlıyordu. Bugün o köprünün bir ayağı seçilebiliyor; nehrin iki kıyısındaki iskele yapıları ise limanın nerede olduğunu hala gösteriyor. Kazılar kentin dik açılı sokaklarla planlandığını ortaya koydu ve doğu-batı yönünde uzanan Kuzey Liman Caddesi'nin ana arter olduğunu gösterdi. Kazı sonuçlarına göre kentte tespit edilen en eski yapılar, Güney Kent denilen kesimi çeviren ve çokgen taşlarla örülmüş surlardır.

Vadinin en tanınmış görüntüsü, İon düzenindeki küçük bir tapınaktan geriye kalan yüksek taş kapıdır. Girişteki heykel kaideleri tapınağın Roma İmparatoru Marcus Aurelius'a adandığını gösteriyor ve Kültür Portalı yapıyı 172-173 yıllarına tarihliyor. Kapının önünde durup yanındaki bir insanın boyuyla kıyaslayın; yapının ölçüsü ancak böyle anlaşılır. Çayın güney yakasında, Helenistik temeller üzerine kurulup Roma döneminde onarılmış küçük bir tiyatro vardır. Kazılarda ortaya çıkan büyük yapılardan biri de Vespasianus dönemine bağlanan hamamdır ve Türkiye Turizm Ansiklopedisi büyük hamamı MS 78'e tarihliyor. Kentin en kalabalık çağı ise Bizans dönemiydi; kazı sonuçlarına göre 5. ve 6. yüzyıllarda kent Roma dönemindekinden daha genişti ve bu dönemin büyük yapılarının zeminleri mozaiklerle kaplanmıştı.

Mezarlıklar 1. yüzyıldan itibaren vadinin iki yamacına yayıldı ve ansiklopedi burada 354 mezar tespit edildiğini yazıyor. Kuzey kentteki Nekropol Caddesi ilginç bir sokaktır, çünkü Bizans döneminde buradaki Roma mezarları konut olarak kullanılmış ve araya sivil yapılar eklenmişti. Kültür Portalı, nehir ağzına yakın bir kaya oyuğundaki, gemi kabartması ve şiirli kitabesiyle bilinen Kaptan Eudemos lahdini kentin en ilginç kalıntısı sayar. Türkiye Turizm Ansiklopedisi ise bu eserin Antalya Müzesi'nde olduğunu yazıyor, bu yüzden yerinde görüp göremeyeceğinizi ören yeri görevlisine sorun. Ansiklopedi ayrıca kentin güney ve kuzey kesiminde iki kale kalıntısından söz eder; kumsala yaklaşırken yamaçlara bakın.

Kumsala vardığınızda kentin korsan geçmişini hatırlayın. MÖ 1. yüzyılda Zeniketes'in üssü olan kenti Roma komutanı Servilius kuşattı ve Zeniketes teslim olmak yerine kendini ailesiyle birlikte yaktı. Bu yenilginin ardından Olympos Likya Birliği'nden çıkarıldı ve ancak MS 1. yüzyılda yeniden kabul edildi. Bu kumsal aynı zamanda caretta carettaların yumurta bıraktığı alanlardandır; Mayıs ile Eylül arasında koruma alanlarını gönüllüler gözetir, işaretli yuvalara yaklaşmayın. Berrak suyuyla bilinen bu kıyıda serinlemek, üç saatlik yürüyüşün en iyi kapanışıdır.

Akşama vaktiniz kalırsa Çıralı tarafındaki Yanartaş'a uğrayın. Alevler Çakaltepe'nin güney yamacındadır; Vikipedi'ye göre deniz seviyesinden yaklaşık 180 metre yükseklikte kayaların arasından çıkar ve metan ağırlıklı doğal gazdan beslenir. Türkiye Turizm Ansiklopedisi bu gazın depremlerle sıkışıp aynı noktadan yüzeye ulaştığını yazıyor. Kültür Portalı'na göre Olympos antik çağda kendi kendine yanan bu ateşle ün kazanmıştı ve alevler efsanedeki ateş püskürten Khimaira ile ilişkilendirilir. Alevler karanlıkta daha iyi görünür, ama yamaca çıkacağınız için el feneri ve sağlam ayakkabı yanınızda olsun. Olympos'tan sonra Antalya-Kumluca karayoluna geri çıkıp batıya, Finike ovasına doğru ilerleyin; sıradaki durak Limyra'dır.

Kaynak: Müze Kart (Olympos Örenyeri); Kültür Portalı; Türkiye Turizm Ansiklopedisi; Wikipedia (Olympus, Lycia); Vikipedi (Yanartaş).

Antalya’nın Kumluca ilçesinde yer alan Olympos, hem tarihi kalıntıları hem de büyüleyici doğasıyla Akdeniz’in en özel noktalarından biridir. Likya Birliği’nin önemli kentlerinden biri olan Olympos, M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren korsan saldırıları, Roma ve Bizans dönemlerine tanıklık etmiş, mistik atmosferini günümüze kadar taşımıştır.

Antik kent, çam ormanları ve deniz arasında gizlenmiş kalıntılarıyla ziyaretçilerini büyüler. Olympos’un en dikkat çeken yapıları arasında Antik Tiyatro, tapınak kalıntıları, mezar anıtları ve Roma hamamı bulunur. Şehrin içinden geçen Olympos Çayı, antik dönemde liman işlevi görmüştür.

Olympos’un en özel noktalarından biri de Yanartaş (Chimera)’dır. Yamaçtan doğal gaz sızması sonucu yüzyıllardır hiç sönmeyen alevler, mitolojide efsanevi yaratık Chimera’nın nefesi olarak anlatılır.

Bugün Olympos, sıra dışı ağaç evleri, plajı, trekking ve kaya tırmanışı imkanlarıyla doğa ve macera severler için ideal bir destinasyondur. Tarihi ve doğal güzellikleri bir arada keşfetmek istiyorsanız, Olympos Antik Kenti mutlaka listenizde olmalı! 🏛🌿🔥





2
Limyra

Likya’nın Gizemli Kenti: Limyra Antik Kenti

~2 sa burada
Sahilkent, 07940 Finike/Antalya, Türkiye

Limyra, Finike ilçesinde Turunçova'nın yakınındaki Saklısu mevkiinde, Toçak Dağı'nın güney eteğine ve önündeki ovaya yayılır. Kent iki katmanlıdır: dağın üstünde akropol, yani Yukarı Şehir, ovada ise Batı Şehir ve Doğu Şehir diye ikiye ayrılan Aşağı Şehir. İki saati iyi kullanmak için önce tiyatroya bakın, sonra ovadaki kalıntılara geçin ve akropol tırmanışını en sona bırakın.

Kentin Likçe adı Zemuri'dir ve yerleşimin en azından MÖ 5. yüzyıla uzandığı biliniyor. Limyra en parlak dönemini MÖ 4. yüzyılın ilk yarısında yaşadı; Kral Perikle kenti Likya'nın başkenti yaptı ve Perslere karşı ayaklanan satrapları destekledi. Onun ardından bölge yeniden Pers denetimine girdi ve bu süreçte Karya satrabı Mausolos etkili oldu. Tiyatro bugün kentin simgesi sayılıyor. Kültür Portalı ve Türkiye Turizm Ansiklopedisi onun Helenistik dönemde yapıldığını ve MS 141 depreminde ağır hasar gördükten sonra onarıldığını yazıyor. İngilizce Vikipedi ise Roma dönemindeki tiyatroyu MS 2. yüzyılda Likyalı hayırsever Opramoas'a bağlıyor ve 8.000 seyirci aldığını belirtiyor. Tiyatro yamaca oyulduğu için üst sıralara çıkınca ovayı rahatça görürsünüz.

Limyra, Likya'da en çok kaya mezarına sahip kentlerden biridir. Kültür Portalı dört yüzü aşkın kaya mezarından söz ediyor ve bunların çoğu Likçe kitabeleriyle tanınıyor. Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre Toçak Dağı'nın yamacındaki ikinci nekropolde 200 kaya mezarı ve lahit bir arada durur. Cephelere bakarken ahşap ev mimarisinin taşa nasıl aktarıldığını izleyin; aynı geleneği bir sonraki durak Myra'da daha yakından göreceksiniz.

Ovaya inince Batı Şehir'den başlayın. Burada MÖ 3. yüzyılın ilk çeyreğine, Ptolemaios II dönemine tarihlenen Ptolemaion anıtının temelleri bulunur. İngilizce Vikipedi'ye göre Limyralılar bu anıtı, kenti işgalci Galatlara karşı destekleyen Ptolemaios II Philadelphos'a şükran olarak dikmişti. Batı Şehir'in surları MS 7. yüzyılda Arap akınlarına karşı 11 burçla güçlendirildi. Aynı kesimdeki bir kapıdan bataklık bir alana inen yol, Gaius Caesar'ın kenotafına, yani içinde naaş bulunmayan anıt mezarına götürür. Augustus'un varisi olarak gösterilen Gaius Caesar, Ermenistan'da aldığı yaralar yüzünden Roma'ya dönerken MS 4 yılında Limyra'da öldü. Doğu Şehir'de ise Roma dönemine ait Kuzey Hamam ve Güney Hamam ile Bizans döneminden kalma piskoposluk sarayının kalıntıları vardır. Kent Bizans döneminde bir piskoposluk merkeziydi ve 8. ile 9. yüzyıllardaki Arap akınlarından sonra terk edildi.

Aşağı Şehir'in çevresindeki suyu da fark edin. Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre Toçak Dağı eteklerindeki karstik Saklısu kaynağından beslenen Limyros Çayı, yani bugünkü Göksu, kentin üzerinde durduğu adacığı çevreler. Kentin doğusundaki Roma köprüsü bugün büyük ölçüde ovanın alüvyonu altında kalmıştır ve İngilizce Vikipedi onu dünyanın en eski basık kemerli köprülerinden biri sayıyor.

Akropol, Kral Perikle'nin yaklaşık 315 metre yükseklikte kurdurduğu, kuleler ve mazgallarla güçlendirilmiş bir kaledir. Burada MÖ 4. yüzyıla tarihlenen ve cephesinde sütun yerine kadın heykelleri, yani karyatidler taşıyan Perikle Heroonu bulunur. Heroon'un kabartmalarının ve karyatidlerinin bir kısmı Antalya Müzesi'nde sergileniyor, bu yüzden özgün parçaları orada da arayın. Akropole çıkmak yamaç boyunca bir tırmanış demektir; sıcak saatlerde çıkmayın ve suyunuzu yanınıza alın.

Kentte 1969'dan bu yana kazı yapılıyor; ilk yıllarda Alman, 1982'den beri Avusturya Arkeoloji Enstitüsü çalışmaları destekliyor. Ören yerinin güncel ziyaret koşullarını gitmeden resmi kaynaklardan kontrol edin. Limyra'dan sonra Finike üzerinden batıya, Demre'ye geçin; geceyi Finike ya da Demre'de geçirip Myra'yı ertesi sabaha bırakmak en rahat plandır.

Kaynak: Kültür Portalı (Limyra); Türkiye Turizm Ansiklopedisi; Wikipedia (Limyra).

Antalya’nın Finike ilçesinde yer alan Limyra Antik Kenti, Likya uygarlığının en eski ve önemli şehirlerinden biridir. M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanan tarihiyle Limyra, hem politik hem de kültürel açıdan büyük bir merkez olmuştur.

Antik kentte, Likya kaya mezarları, tiyatro, agora ve anıtsal lahitler gibi dikkat çekici yapılar bulunmaktadır. Özellikle Kral Perikles’in Anıt Mezarı, Likya sanatının en güzel örneklerinden biridir. Ayrıca, Roma Köprüsü, günümüze kadar sağlam kalmış antik mühendislik harikalarından biridir.

Bugün, doğayla iç içe bir ortamda keşfedilebilen Limyra, tarih ve arkeoloji meraklıları için büyüleyici bir keşif noktasıdır.


3
Myra Antik Kenti

Myra Antik Kenti

~1 sa 30 dk burada
Alakent Mahallesi, Dağ Dibi Mevkii, Demre

Myra, Demre'nin kenarında, Demre Çayı'nın, antik adıyla Myros'un taşıdığı toprakla oluşmuş alüvyon ovasına bakan kayalık bir yamacın dibindedir. Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre bu alüvyon yüzünden antik kent bugün denizden beş kilometre kadar içeride kalıyor. Likya ve Roma kentlerinin kalıntılarının büyük kısmı da bu toprağın altındadır; görebildikleriniz, yamaca yaslanan tiyatro ile kayaya oyulmuş mezarlardır. Doksan dakikayı iyi kullanmak için önce tiyatroyu, sonra hemen üstündeki kaya mezarlarını gezin, kalan zamanda doğudaki ikinci nekropole geçin.

Likçe yazıtlarda adı geçen Myra, Likya Birliği'nde üç oy hakkına sahip altı büyük kentten biriydi ve Strabon onu birliğin en büyük kentleri arasında sayar. MS 325'te Likya ayrı bir Roma eyaleti olunca Myra onun başkenti oldu. Bizans çağındaki bu önemin en tanınmış yapısı ilçe merkezindeki Aziz Nikolaos Kilisesi'dir; bu rota ise tiyatroya ve kaya mezarlarına ayrılmıştır. Arap akınları kenti 7. ve 9. yüzyıllar arasında zayıflattı ve Myra 809'da Abbasi ordusu tarafından ele geçirildi.

Tiyatro akropolün güney eteğine kurulmuştur. Bakanlığın ören yeri sayfası onu, üstündeki kaya mezarlarına yaslanıp aşağıya doğru uzanan bir yapı olarak tarif eder ve günümüze ulaşabilmiş az sayıdaki antik tiyatrodan biri sayar. Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre 11 bin kişilik tiyatro Likya'nın en büyük tiyatrolarından biridir. Yapı MS 141 depreminde yıkıldı ve sonrasında yeniden inşa edildi. Sahne binasının çevresinde taştan oyulmuş tiyatro maskelerini arayın; kazılarda bu maskeler bulundu ve ansiklopedi ayrıca bir mask frizinden, heykellerden ve arkalıklı koltuklardan söz eder. Ön sıralardaki onur koltuklarında balık ve hayvan betimlemeleri bulunduğu yazılıyor, bu yüzden alt sıralara yakından bakın. Tiyatro ile kaya mezarları aynı yamacı paylaştığı için ikisini tek karede görmek mümkündür.

Kentin kaya mezarlarından bir grubu tiyatronun hemen üstündeki kayalıktadır ve Deniz Nekropolü diye anılır. Türkiye Turizm Ansiklopedisi buradaki mezarları bal peteği gibi yan yana dizilmiş, tipik Likya evlerini taklit eden anıtlar olarak tarif eder. Mezarlar dik kaya yüzüne oyulmuştur; bir kısmının cephesi ev biçiminde, bir kısmınınki tapınak cephesi biçimindedir. Bakanlık sayfası mezarlar üzerindeki kabartmaların kayda değer olduğunu özellikle vurgular. Ansiklopedi Myra'da üç ayrı alanda toplam 104 kaya mezarı saydığını yazıyor, Vikipedi ise iki büyük nekropolden söz ediyor. Kayalara tırmanmayın ve kabartmalara dokunmayın; cepheleri aşağıdaki gezi alanından izleyin.

İkinci büyük grup, Demre Çayı boyunca yaklaşık 1,5 kilometre yukarıdaki Irmak Nekropolü'dür. Ansiklopediye göre burada 41 kaya mezarı var ve en ünlüsü Boyalı ya da Resimli Mezar olarak bilinir. Bu mezarda gerçek insan boyutunda on bir figürün kabartma olarak işlendiği yazılıyor. Gezgin Charles Fellows 1840'ta mezarları gördüğünde üzerlerinde kırmızı, sarı ve mavi boyaların hala seçilebildiğini not etmişti.

Myra'da sistemli kazılar 2009'da arkeolog Nevzat Çevik başkanlığında başladı. Ören yerinin güncel ziyaret saatlerini gitmeden Müze Kart sitesinden kontrol edin. Vaktiniz varsa beş kilometre kadar uzaklıktaki antik liman Andriake'ye de uğrayabilirsiniz; İmparator Hadrianus döneminde yapılan tahıl ambarı bugün Likya Uygarlıkları Müzesi olarak kullanılıyor. Myra'dan sonra Kaş yönüne ilerleyip Kekova kıyısındaki Üçağız'a inin; aracı orada bırakıp Kaleköy'e tekne ile geçeceksiniz.

Kaynak: Müze Kart (Myra Örenyeri); Kültür Portalı (Myra); Türkiye Turizm Ansiklopedisi; Vikipedi (Mira); Wikipedia (Myra).

Demre'nin kenarındaki kayalık yamacın dibinde, yüzlerce yıllık alüvyonun ortasında kalan Myra, Likya'nın en etkileyici iki manzarasını bir arada sunar. Kayaya oyulmuş ev ve tapınak cepheli mezarlar ile Likya'nın en büyük tiyatrolarından biri burada yan yana durur. Kentin kökleri, kaya mezarları ve yazıtların gösterdiği gibi MÖ 5. yüzyıla uzanıyor. Adının kaynağı için iki açıklama var. Bakanlığın müze sayfası adı kentin kurulduğu Myros Irmağı'na, yani bugünkü Demre Çayı'na bağlıyor. Türkiye Turizm Ansiklopedisi ise Likçe muri sözcüğüne ve mersinden elde edilen ünlü mür yağına işaret ediyor. Strabon'a göre Myra, Likya Birliği'nde üç oy hakkına sahip altı büyük kentten biriydi ve Orta Likya'da bu ayrıcalığı taşıyan tek kentti. Kent Roma döneminde büyüdü; müze sayfasına göre en parlak çağını 408-450 yılları arasında, Likya'nın başkenti olduğu dönemde yaşadı. 4. yüzyılda piskoposu olan Aziz Nikolaos sayesinde Orta Çağ boyunca adı duyuldu. 7. yüzyıldan başlayarak depremler, sel baskınları ve Arap akınları kenti zayıflattı; 809'da ele geçirilmesinin ardından önemini yitirdi. Demre Çayı'nın taşıdığı alüvyon zamanla aşağı kenti örttü ve kıyıyı uzaklaştırdı; bugün kent denizden yaklaşık beş kilometre içeride. Antik liman Andriake ise kentin beş kilometre kadar güneybatısında. Ziyaretin merkezinde tiyatro var. Roma döneminden kalan yapı Türkiye Turizm Ansiklopedisi'ne göre yaklaşık on bir bin kişilik ve günümüze sağlam biçimde ulaşmış. Yarım daire biçimli tiyatro 141 yılındaki depremde yıkıldı, ardından yeniden yapıldı. Oturma alanı, ortadaki yürüme yolu diazomayla ikiye ayrılır. Diazomanın önündeki iki kişilik onur koltuklarının kolçaklarına karışık deniz yaratıkları işlenmiş. Arkeolog Banu Özdilek'in çalışmasına göre bu deniz tasvirleri Likya tiyatroları arasında Myra'ya özgü. Diazomanın duvarına kazınmış "Gaius'un yeri" ve "Praksion'un yeri" yazıtları, ön sıralardaki koltukların kimlere ayrıldığını gösteriyor. Batıda üst oturma sıralarına çıkan merdivenli galerinin ilk tonozlu odası tiyatronun geçmişini anlatır. Buradaki taşlar tiyatronun daha eski, Hellenistik evresine ait oturma sıralarından devşirilmiş ve üzerlerinde Geç Hellenistik ve Erken Roma dönemi yazıtları var. Oturma alanının ortasındaki tonozlu mekan ise Doğu Roma döneminde eklenmiş ve duvarında aslan ayaklı eski bir onur koltuğunun parçası kullanılmış. Sahne binasının yaklaşık yarısı ayakta. Bina maskeler, mask frizi, heykeller ve zengin kabartmalarla bezeliydi; trajedi ve komediyi simgeleyen büyük mermer mask kabartmaları bugün tiyatronun çevresinde görülebiliyor. Tiyatronun iki yanındaki kayalık, Myra'nın ikinci büyük hazinesi olan kaya mezarlarını taşır. Kentin nekropolleri Deniz, Güney ve Irmak nekropolü olarak üç alanda toplanıyor ve toplam 104 kaya mezarı sayılıyor. Tiyatronun hemen kuzeybatısındaki Deniz Nekropolü'nde mezarlar bal peteği gibi yan yana ve üst üste dizilmiş. Çoğu, Likyalıların ahşap evlerinin kiriş ve çatı ayrıntılarını taşa aktaran ev tipi mezarlar; aralarında tapınak cepheli, kabartmalı ya da yazıtlı örnekler de var. Irmak Nekropolü Demre Çayı'nın vadisinde ve 41 mezar barındırıyor. En bilineni olan Aslanlı Mezar ya da Boyalı Mezar tiyatronun yaklaşık bir buçuk kilometre yukarısında; üzerinde gerçek insan boyutunda on bir figür betimlenmiş. Gezgin Charles Fellows 1840'ta mezarları gördüğünde üzerlerinde hala kırmızı, sarı ve mavi boya izleri bulunuyordu. Kentin su ihtiyacı Demre kıyısında kayalara oyulmuş bir kanal sistemiyle karşılanıyordu. Akropol tepesinde Hellenistik ve Roma dönemine ait surlar, sarnıç ve savunma kuleleri, aşağıda ise hamam ve çeşme yapısı gibi kalıntılar bulunuyor. Alanın ilk araştırması 1803'te Mayer'e kadar gidiyor. Myra ve Andriake'de sistemli kazılar 2009'da Prof. Dr. Nevzat Çevik başkanlığında başladı. Myra, 2009'da "Likya Uygarlığı Antik Kentleri" kapsamında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne girdi. Ören yeri Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı ve resmi müze sayfasına göre haftanın her günü açık. Ziyaret saatleri ve ücret için güncel bilgiyi resmi sitesinden kontrol edin; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için MüzeKart geçerli ve sesli rehber hizmeti var. Antalya'dan Demre'ye otobüsle gelinebiliyor, ilçe merkezinden sonra ören yerine araçla devam etmek gerekiyor. Yaz öğlenlerinde tiyatronun taş basamakları çok ısınır; sabah erken gelin, şapka ve su alın. Kayalığa tırmanmaya çalışmayın, mezarlara aşağıdaki yoldan bakmak hem güvenli hem de cepheyi bir bütün olarak görmenin en iyi yoludur. Günü, Myra'nın limanı Andriake ve oradaki Likya Uygarlıkları Müzesi ile tamamlayabilirsiniz.
4
Simena (Kaleköy)

Simena (Kaleköy)

~3 sa burada
Simena Örenyeri, Üçağız-Kaleköy Mahallesi, Demre

Simena bugün Kaleköy adıyla bilinir ve Demre ilçesinde, Kekova Adası'nın karşısındaki küçük bir yarımadada yer alır. Köye karayolu yoktur; aracınızı Üçağız'da bırakıp tekne ile geçersiniz, kaynaklar Üçağız'dan yürüyerek de ulaşılabildiğini yazıyor. Üçağız'ın kendisi de antik Teimiussa'nın yerindedir ve iki köy arasında yalnızca bir kilometre kadar mesafe vardır. Tekneyle anlaşırken batık kent kıyısını da görmek istediğinizi ve Kaleköy'de kaleye çıkacak kadar zamana ihtiyacınız olduğunu baştan söyleyin.

Kaynaklara göre Simena'da yerleşim MÖ 4. yüzyıla uzanır; bunu mezar yazıtları ve sikke buluntuları gösteriyor. Kentin adı ilk kez MS 1. yüzyılda Romalı yazar Plinius'un eserinde geçer. Simena Likya Birliği'ne tek başına değil, Aperlai, İsinda ve Apollonia ile kurduğu bir kent birliğinin parçası olarak katılmıştı ve bu grup birlikte tek oy kullanıyordu.

İskeleden sonra köyün içinden yokuş yukarı kaleye çıkın. İngilizce Vikipedi kaleyi Orta Çağ'da, Kekova'da yuvalanan korsanlara karşı yapılmış bir Doğu Roma kalesi olarak tanıtır. Türkçe Vikipedi ise burada Helenistik döneme ait sur kalıntılarıyla Bizans dönemi kale kalıntılarının bir arada durduğunu yazıyor. Kaleye vardığınızda ilk göreceğiniz yapı, kayaya oyulmuş yedi sıralı ve yaklaşık üç yüz kişilik küçük tiyatrodur. Bazı kaynaklar bu yapının bir tiyatro ya da bir meclis binası, yani bouleuterion olabileceğini de belirtiyor. Kentte gemilerin su ihtiyacını karşılamak için kullanılmış sarnıçlar da bulunur. Surların yanından Kekova Adası'na ve aradaki dar su yoluna bakın; bu korunaklı kıyının hem gemilere hem korsanlara neden sığınak olduğu buradan kolayca anlaşılır. Çıkış yokuştur, sıcak saatlerde acele etmeyin ve suyunuzu yanınıza alın.

İnerken mezarlara bakın. Kaleköy, bir bölümü su altında kalmış bir Likya nekropolünün ortasında yer alır ve kaya mezarlarının bir kısmı Likçe yazıt taşır. Kültür Portalı'na göre Likya tipi lahitler hem kalenin çeşitli yerlerinde hem de kıyıda, suyun içinde görülebilir. Bunlardan birinin kitabesi, lahdin İdargus oğlu Mentor'a ait olduğunu söyler. Kıyıdaki lahitleri en iyi tekneden, suyun içinden yükselen gövdeleriyle birlikte görürsünüz.

Batık kent kıyısı rotanın son bölümüdür. Kültür Portalı'na göre kent antik çağdaki depremler yüzünden kısmen suya gömülmüştür. Kıyıdaki suyun içinde bir Roma hamamının kalıntıları durur; Türkçe Vikipedi yapıyı MS 1. yüzyılın ikinci yarısına tarihliyor, İngilizce kaynak ise onu Titus hamamı olarak anıyor. Türkiye Turizm Ansiklopedisi su altında kalmış yollardan ve taş ocağı olarak kullanılmış küçük adacıklardan da söz eder. Türkçe Vikipedi, su altındaki liman mendireğinin ve kalıntıların yaklaşık bir metre derinlikte net seçildiğini yazıyor. Batık kent diye bilinen kalıntıların büyük bölümü ise karşıdaki Kekova Adası'nın kuzey kıyısındadır ve İngilizce Vikipedi burayı 2. yüzyıldaki bir depremde yıkılan Dolikhiste kenti olarak anar.

Simena birinci derece arkeolojik sit alanıdır ve 260 kilometrekarelik Kekova Özel Çevre Koruma Alanı'nın içinde kalır. Bölge 1990'da özel çevre koruma bölgesi ilan edildi ve Bakanlık, arkeolojik kalıntılar nedeniyle bazı koylarda dalışın yasak olduğunu belirtiyor. Yüzme ve dalış kurallarını gitmeden kontrol edin, batık kalıntıları tekneden izleyin. Günün sonunda Üçağız'a tekne ile dönün; rota burada biter ve geceyi Demre'de ya da daha batıdaki Kaş ilçesinde geçirebilirsiniz.

Kaynak: Kültür Portalı (Simena, Kekova); Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (Kaş-Kekova ÖÇK); Türkiye Turizm Ansiklopedisi; Vikipedi (Simena); Wikipedia (Simena, Kaleköy, Kekova).

Kaş ile Demre arasındaki kıyıda, Kekova Adası'nın tam karşısındaki küçük yarımadada kurulu Kaleköy, antik Simena kentinin kalıntılarıyla iç içe yaşayan bir köy. Tepede Orta Çağ kalesi, yamaçta evlerin arasına karışmış lahitler, kıyıda ise sığ suyun içinde duran mezarlar ve yapı kalıntıları var. Kültür Portalı, Simena'yı Türkiye'nin denizden ulaşılabilen nadir yerleşimlerinden biri olarak tanımlıyor. Köy, Demre ilçesine bağlı. Kentin adı yazılı kaynaklarda ilk kez 1. yüzyılda Plinius'ta geçiyor. Ancak Likya yazısıyla yazılmış bir kitabe ve Aperlai'de bulunan gümüş bir sikke, kentin geçmişini MÖ 4. yüzyıla kadar götürüyor. Simena, Likya Birliği'nde komşu Aperlai tarafından temsil ediliyordu. Antik bir kıyı kılavuzu kenti Somena adıyla anar ve Aperlai'ye uzaklığını 60 stadion olarak verir. Kent antik çağdaki depremlerde zarar gördü ve bir kısmı denize gömüldü. Kıyıda, suyun içinde basamaklar, Likya tipi lahitler, bir mendirek ve yapı kalıntıları görülebiliyor. Deniz durgunken kıyı boyunca yürümek ya da tekneyle yavaşça geçmek bu kalıntıları seçmenin en iyi yolu. Sahilde bir Roma hamamının harap kalıntıları da duruyor. Hamamın kitabesine göre yapı, Aperlai halkı ve meclisi ile birliğin diğer kentleri tarafından İmparator Titus'a armağan edilmişti. Kaleye sahilden dik bir patika ve yer yer basamaklarla çıkılıyor. Yol boyunca bugünkü evlerle iç içe geçmiş yapı kalıntıları ve lahitler görülür. Bu lahitlerden birinin İdargus oğlu Mentor'a ait olduğu mezar kitabesinden okunabiliyor. Kale, Kekova'yı mesken tutan korsanlara karşı Orta Çağ'da yapılmış bir Doğu Roma kalesi olarak tanımlanıyor. Kaleye varınca ilk göze çarpan, doğal kayaya oyulmuş, yedi oturma sıralı ve yaklaşık üç yüz kişilik küçük tiyatro. Kalenin içinde su sarnıçları ve kaya mezarları da bulunuyor. Kalenin kuzeydoğusunda lahitler ve kaya mezarlarından oluşan geniş bir nekropol uzanıyor. Ev tipi mezarlardan birinin üzerindeki Likçe yazıt özellikle dikkat çekiyor. Surların mazgallarının arasından koy, kıyıdaki kalıntılar ve karşıdaki Kekova Adası'na uzanan deniz görülür. Kekova Adası'nın kuzey kıyısında ise antik Dolichiste kentinin kısmen denize gömülmüş kalıntıları bulunuyor; bu kent 2. yüzyılda bir depremle yıkılmıştı. Bölge 18 Ocak 1990'da Bakanlar Kurulu kararıyla Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildi. Yaklaşık 258 kilometrekarelik alan Kaş'ın doğusundaki Ulu Burun'dan Kekova Burnu'nun doğusuna kadar uzanıyor ve kıyılarına karadan ulaşım sınırlı. Bakanlık, arkeolojik kalıntılar nedeniyle bazı koylarda dalışın yasak olduğunu belirtiyor. Batık kalıntıların bulunduğu alanlarda yüzme ve dalış kurallarını gitmeden kontrol edin ve sudaki taşlara basmayın. Simena, 2009'da "Likya Uygarlığı Antik Kentleri" kapsamında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne önerilen kentler arasında yer aldı. Kaleköy'e Kültür Portalı'na göre Üçağız ya da Çayağzı'ndan kalkan teknelerle ulaşılıyor; Vikipedi Üçağız'dan yürüyerek gelmenin de mümkün olduğunu belirtiyor. Simena Örenyeri Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ören yerleri arasında; ziyaret saatleri ve giriş ücreti için güncel bilgiyi Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın resmi sitesinden kontrol edin. Kaleye çıkan patika dik ve taşlık olduğundan kapalı, kaymayan ayakkabı giyin. Yazın öğle sıcağında yokuş zorlaşır, sabah ya da ikindi saatleri daha rahattır. Köy yaşayan bir yerleşim; evlerin arasındaki kalıntıları gezerken özel alanlara girmeyin.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirKumluca, Antalya
TürKültürel
Durak4
Tarih30 Eylül 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat