Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Erzurum Kalesi'nden Taşhan'a Selçuklu ve Osmanlı Erzurum'u
Kültürel4 Durak

Erzurum Kalesi'nden Taşhan'a Selçuklu ve Osmanlı Erzurum'u

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Erzurum'un tarihi merkezi, birkaç yüz metrelik bir alana sığar. Şehre hakim tepedeki iç kale, onun güneydoğu eteğindeki Çifte Minareli Medrese, Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Yakutiye Medresesi ve kalenin kuzeybatısında kalan Taşhan, yaklaşık bin beş yüz yıllık bir hikayenin dört ayrı katmanını gösterir. Bu rota o katmanları yürüyerek, dört durakta ve kronolojik bir sırayla gezer.

Güne kalede başlarsınız. Kaynaklar iç kalenin 5. yüzyılın başında Bizans döneminde yapıldığını yazar; Saltuklular 12. yüzyılda içine bir gözetleme kulesi ile küçük bir kale mescidi ekledi. O kule bugün Tepsi Minare ya da Saat Kulesi adıyla şehrin simgelerinden biridir. Kaleden inince Tebrizkapı semtinde Çifte Minareli Medrese'ye varırsınız. Kitabesi olmayan bu Selçuklu medresesinin genellikle 13. yüzyılın sonlarında yapıldığı kabul edilir ve açık avlulu medreselerin Anadolu'daki en büyük örneği sayılır. Oradan batıya, Cumhuriyet Caddesi boyunca yürüyerek kitabesine göre 1310'da İlhanlılar döneminde yapılan Yakutiye Medresesi'ne geçersiniz; yapı bugün Türk İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi'dir. Son durak, 16. yüzyılın ortasında Rüstem Paşa adına yapılan ve bugün Oltu taşı ustalarının atölyelerini barındıran Taşhan'dır.

Sıra bilerek böyle kuruldu. Kale şehrin en eski katmanını ve kuruluş yerini gösterir. İki medrese, Selçuklu ve İlhanlı dönemlerinde Erzurum'un bir eğitim ve sanat merkezi olduğunu taş süslemeleriyle anlatır; ikisini art arda görmek, açık avlu ile kapalı avlu arasındaki farkı yerinde kavramanızı sağlar. Taşhan ise Osmanlı döneminde doğu ile batı arasındaki kervan ticaretinin şehirdeki izidir ve bugün de bir çarşı olarak yaşar. Böylece yürüdükçe zamanda da ilerlersiniz.

Toplam yürüyüş bir buçuk kilometreyi geçmez, ama kalenin bulunduğu tepeye çıkış kısa ve dik bir yokuştur. Erzurum yüksek bir şehirdir ve kışlar uzun, sert ve karlı geçer; aralıktan marta kadar kaldırımlar buzlanabilir, kaymayan tabanlı ayakkabı giyin. Yazın bile sabahlar serin olur, yanınıza ince bir hırka alın. Kale ve Yakutiye Medresesi bakanlığa bağlı ziyaret yerleridir, giriş koşullarını ve kapalı olduğu günleri resmi sitelerinden önceden öğrenin. Çifte Minareli Medrese'de restorasyon ya da sergi düzenlemesi olabileceğini hesaba katın. Taşhan bir çarşıdır, akşamüstü kapanmadan önce varmak için rotayı sabah başlatmak iyi olur. Ücret ve saat bilgilerini rakamla burada vermiyoruz; güncel bilgiyi resmi sitelerinden kontrol edin.

Süre: 4-5 saat. En iyi zaman: Mayıs ile ekim arasında, sabah erken saatlerde başlayın; kışın kaldırımlar buzlanır, kalenin ve müzelerin güncel ziyaret saatlerini yola çıkmadan resmi sitelerinden kontrol edin.. Ulaşım: Erzurum Kalesi Tebrizkapı semti ile Cumhuriyet Caddesi'nin kesiştiği yerdedir ve şehrin her noktasından belediye otobüsleriyle bu caddeye gelinir; güncel hat bilgisini Erzurum Büyükşehir Belediyesi'nden kontrol edin. Dört durak arası yürüme mesafesidir, rota boyunca araç gerekmez.

Kaynaklar

Yakutiye, Erzurum
Kültürel
4 Durak
Mekanlarda ~3 sa 30 dk
Yürüyüş ~1,1 km · 18 dk
Toplam ~3 sa 48 dk
19 Ekim 2026

Rota Durakları

1
Erzurum Kalesi

Erzurum Kalesi

~1 sa burada
Tebriz Kapı semti, Cumhuriyet Caddesi yakını, Yakutiye / Erzurum

Kaleye Cumhuriyet Caddesi ile Tebrizkapı semtinin kesiştiği köşeden, kısa ama dik bir yokuşla çıkarsınız. Yokuşu acele etmeden çıkın, çünkü şehir deniz seviyesinden epey yüksektir ve ilk dakikalarda nefesiniz daralabilir. Girişte kalenin bakanlığa bağlı bir ziyaret yeri olduğunu ve müze kartı geçerliliğini resmi sitesinden önceden kontrol ettiğinizi varsayıyoruz. Kapıdan geçince kendinizi iç kalenin avlusunda bulursunuz; bugün ayakta kalan kısım işte bu iç kaledir. Erzurum'un surları bir zamanlar üç kat halinde şehri çeviriyordu, ama dış surlardan yalnızca birkaç duvar parçası ve kapıların adları kalmıştır. Tebriz Kapısı, Erzincan Kapısı ve Gürcü Kapısı adları bugün hala semt adı olarak yaşar; rotanın son durağına giderken Gürcükapı yönüne yürüyeceksiniz. Kaynaklar iç kalenin yapımını Bizans dönemine bağlar; Kültür Portalı 415 yılını ve İmparator Theodosius'u verirken İngilizce Vikipedi 422 yılını yazar. Avluda önce surların iç yüzünü dolaşın ve burçları sayın; il turizm rehberi iç kalenin sekiz burcu olduğunu yazar. Avlunun içinde tuğladan yapılmış eski bir hamamın kalıntılarını arayın. Kalede 2000 yılından beri düzenli kazılar yapılıyor ve bu kazılarda çeşitli mekanlar, seramikler ve küçük buluntular ortaya çıkarıldı. Kazı alanlarının çevresindeki koruma çizgilerine uyun ve açık çukurlara yaklaşmayın. Ardından avlunun güneybatı köşesindeki Tepsi Minare'ye yürüyün. Bu kule Saltuklu döneminde, il rehberine göre 1124 ile 1132 arasında, hem gözetleme kulesi hem de kale mescidinin minaresi olarak yapıldı. Taş bir kaide üzerinde yükselen gövdesinin tuğladan örüldüğüne, şerefeye yakın kısmında yazı kuşağı dolandığına dikkat edin. Kuleye saatin ne zaman eklendiği kesin bilinmiyor, ama Vikipedi bunun 1843'ten önce olduğunu yazar; adının Saat Kulesi'ne dönüşmesi bu eklemeden gelir. İl rehberi ahşap basamaklarla kulenin tepesine çıkılabildiğini yazar; çıkışın o gün açık olup olmadığını girişteki görevlilere sorun. Kulenin hemen doğusunda konik külahlı küçük kale mescidi durur; kaynaklar onu Erzurum'daki en eski Türk yapılarından biri sayar. Kalenin güney cephesinde sivri kemerli, kitabeli bir çeşmenin de bulunduğunu unutmayın. Surların üst kotuna çıkılabilen yerlerden şehre bakın; güneyde Palandöken'in yamaçları, aşağıda medreselerin minareleri seçilir. Fotoğraf için sabah ışığı iyidir, çünkü güneş doğudan surların iç yüzünü aydınlatır. Kalenin zaman içinde yıkılan bölümlerinin taşları, 19. yüzyılın ortalarında şehrin çevresindeki tabyaların yapımında kullanılmıştır; dolayısıyla gördüğünüz surlar, şehrin başka yapılarına da malzeme vermiş bir yapının kalan parçasıdır. Kale çeşitli dönemlerde onarıldı, son büyük onarımlar 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman ve 19. yüzyılda II. Mahmut dönemlerinde yapıldı. Avluda gölgelik yer azdır, yazın şapka ve su almayı unutmayın. Ziyareti bitirdiğinizde aynı yokuştan inip güneydoğuya yönelin; Çifte Minareli Medrese birkaç yüz metre ötededir.

Kaynak: Kültür Portalı, Erzurum Kalesi; Türkiye Müzeleri, Erzurum Kalesi; Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Turizm Rehberi; TDV İslam Ansiklopedisi, Erzurum; Vikipedi, Tepsi Minare.

Erzurum Kalesi, şehrin tarihi merkezinde yükselen bir tepenin üzerinde durur ve kentin bilinen en eski yapısı kabul edilir. Kültür Portalı, kalenin geçmişini bölgede hüküm süren Urartulara kadar götürür ama ilk inşa tarihinin bilinmediğini de ekler. Bugün ayakta olan iç kale, kaynakların çoğuna göre 415 yılında Bizans İmparatoru II. Theodosius tarafından yaptırılmıştır. İngilizce Vikipedi bu tarihi 422 olarak verir; ayrıntı farkı olsa da yapının 5. yüzyıla ait olduğu konusunda kaynaklar birleşir. Şehrin bilinen ilk adı olan Theodosiopolis de TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre bu imparatora izafe edilir. Kale aslında iki halkadan oluşan bir savunma sistemiydi. İç kale muhafız askerlerin bulunduğu çekirdekti, dış kale ise halkın oturduğu cadde, sokak ve mahalleleri çeviriyordu. TDV İslam Ansiklopedisi şehrin bir zamanlar üç kat surla korunduğunu, bugün ise yalnızca iç kale ile dış surlara ait birkaç duvar parçasının kaldığını yazar. Dış kalenin kapıları yıkılmış olsa da adları yaşıyor; Tebriz Kapı, Erzincan Kapı, Gürcü Kapı, İstanbul Kapı ve Yeni Kapı bugün semt ve cadde adı olarak kullanılır. Erzurum'un merkezini çevreleyen halka yol sisteminin bu eski kapıların izini takip ettiği de aynı ansiklopedide anlatılır. Ansiklopedi, 15. yüzyılın başında Timur'un sarayına giderken şehre uğrayan İspanyol elçi Clavijo'nun Erzurum'u kuleli surlarla çevrili ve iç kalesi olan bir şehir olarak tarif ettiğini de aktarır. Şehrin esaslı bir imar dönemine girmesi ise Kanuni Sultan Süleyman'ın İran seferleri sırasında gerçekleşmiştir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün turizm rehberine göre iç kalenin sekiz burcu vardır. Avlusunda tuğladan yapılmış eski bir hamam ve oda biçiminde mekanlar bulunur. TDV İslam Ansiklopedisi, Osmanlı döneminde iç kalede paşa sarayının, mahkemenin ve hapishanenin yer aldığını belirtir. İngilizce Vikipedi de kalenin Osmanlı zamanında yeniçeri birliklerince kullanıldığını kaydeder. Kale Saltuklular, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde defalarca onarılmış, son büyük onarımlarını 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman ve 19. yüzyılda II. Mahmud zamanında görmüştür. Turizm rehberi, yıkılan bölümlerin taşlarının 19. yüzyılın ortalarında şehrin çevresindeki tabyaların yapımında kullanıldığını da aktarır. Kalenin en tanınan parçası, avlunun güneybatı köşesinde yükselen Tepsi Minare'dir. Halk arasında Saat Kulesi ya da Kesik Kule diye de anılan yapı, 1124 ile 1132 arasında Saltuklu hükümdarı Ebu'l-Muzaffer Gazi tarafından hem gözetleme kulesi hem de kale mescidinin minaresi olarak yaptırılmıştır. Kulenin kaidesi taştan, gövdesi tuğladan örülmüştür. Tepesine sonradan bir saat eklenmiş ve bu eklemenin 1843 yılından önce yapıldığı bilinir. Turizm rehberine göre kapıdan girildiğinde ahşaptan 65 basamakla kulenin zirvesine çıkılabilir. Kulenin hemen doğusundaki Kale Mescidi'nin konik taş külahı, avludaki siluetin ikinci öğesidir ve Erzurum'daki en eski Türk yapılarından biri sayılır. Kalede 2000 yılından bu yana düzenli bilimsel kazılar yapılmaktadır. Bakanlığın müze sitesine göre bu kazılarda çeşitli mekanlar, seramikler ve küçük buluntu grupları gün ışığına çıkarılmıştır. Kalenin güney cephesinde sivri kemerli ve kitabeli bir çeşme de bulunur. Ziyaret sırasında iç kale kapısından girip önce avluyu dolaşmanızı, sonra sur boyunca yürüyüp şehre bakmanızı öneririz. Surların üzerinden Çifte Minareli Medrese'nin minareleri, Palandöken'in yamaçları ve eski şehrin damları aynı kadrajda görülür. Bulutsuz bir sabahta karla kaplı dağlar ile bazalt taşlı eski yapılar arasındaki renk farkı özellikle belirgindir. Kale, Tebriz Kapı semti ile Cumhuriyet Caddesi'nin kesiştiği noktaya yakındır ve şehir merkezinden yürüyerek ulaşılır. Şehrin her yanından kalkan toplu taşıma araçları da merkezde durur. Çifte Minareli Medrese ve Üç Kümbetler birkaç dakikalık yürüme mesafesindedir, bu yüzden kale eski şehir gezisinin doğal başlangıç noktasıdır. Yamaç ve avlu taş döşeli olduğu için kışın zemin buzlanabilir; kaymayan ayakkabı işinizi kolaylaştırır. Ziyaret günleri ve saatleri değişebildiği için gitmeden önce güncel bilgiyi Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın müze sitesinden kontrol edin.
2

Çifte Minareli Medrese

~45 dk burada

Medreseye kalenin güneydoğu eteğinden, Tebrizkapı semtinden yaklaşırsınız. İçeri girmeden önce karşı kaldırıma geçin ve kuzeye bakan cepheyi bütünüyle görün. Yapıya adını veren iki minare taç kapının iki yanından yükselir; Kültür Portalı ikisinin de yirmi altı metre olduğunu yazar. Minarelerin tuğla gövdelerindeki sırlı, turkuaz renkli parçaları ve kürsülerindeki süslemeleri yakından inceleyin. Sonra gözünüzü taç kapının yan yüzlerine indirin. Batı yandaki panoda çift başlı bir kartal, ağzı açık iki yılan ve dilimli yapraktan oluşan bir hayat ağacı işlenmiştir. Doğu yandaki simetrik panoda ise yaprak ve kartal işlemesi yoktur; bu farkı kendi gözünüzle bulmaya çalışın. İl turizm rehberi de iki yanın aynı olmadığını, birinin sade, ötekinin çok daha incelikli işlendiğini vurgular. Bezemelerde en çok palmet ve rumi motifleri kullanılmıştır; ikisinin birbirine nasıl geçtiğine bakmak, Selçuklu taş işçiliğini anlamanın en kolay yoludur. Medresenin yapım tarihi kesin değildir, çünkü yapının kitabesi yoktur. Kültür Portalı ve TDV İslam Ansiklopedisi genellikle 13. yüzyılın sonlarını verir; Türkçe Vikipedi ise 1253 yılını yazar, yani kaynaklar burada ayrışır. Hatuniye Medresesi adı, yapının Selçuklu sultanının kızı Hundi Hatun ya da İlhanlı hanedanından Padişah Hatun tarafından yaptırılmış olabileceği düşüncesinden gelir. Taç kapıdan geçince açık avluya çıkarsınız; avlu dört yönden revaklarla çevrilidir. Yapı iki katlı ve dört eyvanlıdır, açık avlulu medreseler grubunun en önemli örneklerinden sayılır. Revaklardaki sütunların çoğunun silindirik, birkaçının sekizgen gövdeli olduğuna dikkat edin. Avlunun iki yanında öğrenci ve hocaların odaları sıralanır; zemin katta on dokuz, üst katta on sekiz oda vardır. Vikipedi'ye göre üst kat dört ayrı gruba bölünmüştür ve bir gruptan ötekine geçmek için alt kata inmek gerekir. Girişin batısındaki kare mekan, kaynaklara göre vaktiyle mescit olarak kullanılmıştır. Avlunun güneyinde, ana eyvanla birleşen on iki köşeli gövdeli kümbet yükselir; dıştan külah, içten kubbeyle örtülüdür ve Kültür Portalı onu Anadolu'da çağdaşları arasındaki en büyük örnek sayar. Yapı Osmanlı döneminde IV. Murad tarafından onarıldı ve bir süre askeri amaçlarla kullanıldı. 1942 ile 1967 arasında Erzurum Müzesi olarak hizmet veren medrese, bugün hem müze hem de sergi salonu olarak kullanılıyor; ziyaretiniz sırasında hangi serginin açık olduğunu girişte sorun. Medrese, Sivas, Konya, Kayseri ve Kırşehir'deki Selçuklu medreseleriyle birlikte 2014'te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alındı. Cephe kuzeye baktığı için gün boyu yumuşak bir ışık alır ve taş işçiliğinin ayrıntılarını fotoğraflamak kolaylaşır. Çıkışta Cumhuriyet Caddesi'ne dönün ve batıya doğru yürüyün; Yakutiye Medresesi yaklaşık yarım kilometre ötededir.

Kaynak: Kültür Portalı, Çifte Minareli Medrese; Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Turizm Rehberi; TDV İslam Ansiklopedisi, Erzurum; Vikipedi, Çifte Minareli Medrese (Erzurum).

Erzurum'un ortasında, iki tuğla minaresiyle tanınan on üçüncü yüzyıl medresesi. Taç kapısındaki hayat ağacı ve çift başlı kartal kabartmaları Selçuklu taş süslemesinin bilinen örnekleri arasında.
3

Yakutiye Medresesi

~1 sa burada

Cumhuriyet Caddesi boyunca batıya yürürken Yakutiye Medresesi'nin tek minaresini uzaktan seçersiniz. Medresenin önündeki geniş meydanda biraz durun ve yapıyı bütün olarak görün. Kitabesine göre medrese 1310 yılında, İlhanlı hükümdarı Sultan Olcaytu döneminde, Gazan Han ve Bolugan Hatun adına Hoca Cemaleddin Yakut tarafından yaptırıldı. Kültür Portalı onu Anadolu'daki kapalı avlulu medreselerin en büyüğü olarak tanıtır. Az önce gördüğünüz açık avlulu Çifte Minareli Medrese ile bu yapıyı karşılaştırmak rotanın asıl kazancıdır. Önce cepheden dışa taşan taç kapıya yaklaşın. Taç kapının yan yüzlerindeki nişlerde, delikli işlenmiş bir küreden çıkan hurma yapraklarını, iki parsı ve bir kartalı arayın. Kaynaklar bu kompozisyonu bir hayat ağacı olarak yorumlar ve Orta Asya Türklerinin simgelerini bir araya getirdiğini yazar. Basık kemerli taç kapının her yüzeyi oymayla kaplıdır, bu yüzden ayrıntıları görmek için birkaç dakika ayırın. Sonra köşedeki minareye bakın. Minarenin gövdesinde sırlı ve sırsız tuğlalarla kurulmuş geometrik süslemeler vardır; Vikipedi bu sırlı parçaların firuze ve patlıcan moru renkte olduğunu yazar. Öbür köşedeki kalın gövdeli kulenin yalnızca kaidesi durur ve konik bir külahla kapatılmıştır; bu minarenin ya çok önce yıkıldığı ya da hiç yapılmadığı düşünülür. İçeri girince dört eyvanlı plana ve avlunun ortasını örten mukarnaslı kubbeye bakın. Kubbenin ortasındaki açıklıktan süzülen ışık, kapalı avlulu medreselerin içini nasıl aydınlattığını gösterir. Avlunun iki yanında karşılıklı altışar oda sıralanır ve her odanın girişindeki işleme farklıdır; kaynaklar bunun odaların sınıf ve derecesine göre belirlendiğini yazar. Güneydeki tonozun üzerinde, medreseye vakfedilen altı köyün adını taşıyan mermer vakfiyeyi bulmaya çalışın. Medrese Osmanlı döneminde bir süre dökümhane, 19. yüzyılın sonlarından itibaren de askeri depo olarak kullanıldı. Cumhuriyet döneminde birkaç kez onarıldı; Kültür Portalı son onarımlardan birinin 1990'larda yapıldığını yazar. Bugün yapı Türk İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak kullanılıyor. Odalardaki vitrinlerde akik taşlı bilezikleri, sedef kakmalı ahşap bir yazı takımını ve mineli tombak bir ibrik takımını arayın. Kültür Portalı, yeşil sırlı bir hayvan üzerinde davul çalan oturmuş bir insan figürünün Anadolu'da bilinen tek örnek olduğunu belirtir. Yakutiye Medresesi de 2014'te Anadolu Selçuklu Medreseleri başlığıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alındı. Müzenin kapalı olduğu günü ve güncel ziyaret koşullarını resmi sitesinden kontrol edin. Çıkışta kuzeye dönün ve Menderes Caddesi yönüne yürüyün; Taşhan birkaç yüz metre ötededir.

Kaynak: Kültür Portalı, Yakutiye Medresesi Türk İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi; TDV İslam Ansiklopedisi, Erzurum; Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Turizm Rehberi; Vikipedi, Yakutiye Medresesi.

1310 tarihli medrese; bugün Türk İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak kullanılıyor. Kalın duvarları ve tek kubbeli avlusuyla Erzurum'un sert kışına göre tasarlanmış bir yapı.
4
Rüstem Paşa Kervansarayı (Taşhan)

Rüstem Paşa Kervansarayı (Taşhan)

~45 dk burada
Menderes Caddesi, Fevziye Mahallesi, Yakutiye / Erzurum

Taşhan, Menderes Caddesi üzerinde, kalenin kuzeybatı eteğindedir. Yapıya batıya bakan ana girişten girin; bu cephe 1965'teki restorasyonda hafifçe öne taşırılmış ve beşik tonozlu derin girişin üstüne kervansaray yöneticisi için bir oda bırakılmıştır. Girişin üstündeki kitabeye bakın. Kültür Portalı, kitabede Erzurum'un o dönemde bir sınır şehri olması nedeniyle yapının ribat, yani bir tür ileri karakol olarak anıldığını yazar. Yapım tarihi konusunda kaynaklar ayrışır: Kültür Portalı ve İngilizce Vikipedi 1561'i verir, TDV İslam Ansiklopedisi kitabedeki Rüstem Paşa adına dayanarak 1544 ile 1561 arasını tahmin eder. İl turizm rehberi ise kitabe yıprandığı için kesin tarihin bilinmediğini belirtir. Avluya çıkınca kesme taştan revakların dikdörtgen bir avluyu nasıl çevirdiğini görün. Revakların arkasında sivri kemerli tonozlarla örtülü odalar sıralanır; alt kattaki oda sayısını kaynaklar otuz bir ile otuz iki arasında verir. Kuzey revakının ortasında, revakın akışını kesen derin bir eyvan vardır; avlunun ortasından ona doğru bakın. TDV'ye göre yapı 1960'lı yıllarda esaslı bir onarım geçirmiş ve kuzey duvarına bitişik kısmı temelden yeniden yapılmıştır. Üst kata taç kapının güneyindeki ayrı bir kapıdan çıkılır. Üst katta yapıyı çepeçevre dolanan bir koridor ve koridorun iki yanında, önleri kapatılarak dükkana dönüştürülmüş sivri kemerli nişler bulunur. Köşelerdeki ve kenar ortalarındaki kubbeleri koridordan yukarı bakarak sayabilirsiniz. Kervansarayın başlangıçta imarethane, mescit, dinlenme yeri, dükkanlar ve hayvanlar için bölümler de içerdiği, ama bunların bir kısmının günümüze ulaşmadığı bilinir. Bugün yapı Oltu taşı esnafının hem imalat hem de satış yeridir. Atölyelerde ustaların siyah Oltu taşını nasıl biçimlendirip parlattığını izleyebilirsiniz; yakından bakmak için ustadan izin isteyin. Tespih, yüzük ve gerdanlık en çok üretilen parçalardır. Siyah kehribar olarak da bilinen Oltu taşı, ilin kuzeydoğusundaki Oltu ilçesinde galeri denen küçük ocaklardan çıkarılır ve 2015'te mahreç işaretiyle tescillenmiştir. Bir parça almak isterseniz birkaç atölyeyi gezip işçiliği karşılaştırın ve ürünün Oltu taşı olduğunu satıcıya sorun. Avludaki revaklar yağmurda ve karda da gezilebilen korunaklı bir yürüyüş alanıdır, bu yüzden rotanın kış günlerinde de rahat geçen durağıdır. Hanın karşısında, adını çevresinde boya işiyle uğraşanların çokluğundan alan tarihi Boyahane Hamamı yer alır. Rotayı burada bitirdikten sonra Gürcükapı yönünden Cumhuriyet Caddesi'ne kısa bir yürüyüşle dönebilirsiniz.

Kaynak: Kültür Portalı, Rüstem Paşa Kervansarayı (Taşhan); TDV İslam Ansiklopedisi, Erzurum; Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Turizm Rehberi; KÜRE Ansiklopedi, Oltu Taşı; Wikipedia, Rüstem Pasha Caravanserai (Erzurum).

Rüstem Paşa Kervansarayı, Erzurum'da halkın kısaca Taşhan dediği, kesme taştan iki katlı bir Osmanlı hanıdır. Yapı Yakutiye ilçesinde, Fevziye Mahallesi'ndeki Menderes Caddesi üzerinde durur ve kalenin batı eteğine yakındır. Kültür Portalı ve İngilizce Vikipedi, hanın Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında yaptırıldığını yazar. TDV İslam Ansiklopedisi ise taçkapıdaki kitabenin başının ve sonunun eksik olduğunu, bu yüzden yapının 1544 ile 1561 arasında yapıldığının tahmin edildiğini belirtir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün turizm rehberi de kitabe yıprandığı için kesin yapım tarihinin bilinmediğini kaydeder. Halk arasında yapıya Rüstem Paşa Bedesteni adı da verilir. Batıya bakan girişin üzerindeki kitabe, yapıdan ribat diye söz eder. Ribat, sınır boylarında ordu birliklerinin ve binek hayvanlarının konakladığı, savunma amaçlı bir yapı türünün adıdır. Kültür Portalı'na göre Erzurum o dönemde bir serhat şehri olduğu için han, içinde kırk elli kadar akıncının bulunduğu bir ileri karakol gibi işliyordu. Osmanlı sınırları zamanla Tiflis'e ve Hazar Denizi'ne doğru genişleyince yapıya konaklama, barınak, ahır ve alışveriş işlevleri eklendi. Kaynaklar, kervansarayda bir zamanlar imarethane, mescit, dinlenme yeri, tüccar dükkanları ve deve, at, öküz, manda gibi hayvanlar için bölümler bulunduğunu, bunların bir kısmının ise günümüze ulaşmadığını aktarır. Han, dikdörtgen bir avlunun çevresine dizilmiş odalardan oluşur. Avluya doğu ve batı yönündeki sivri kemerli, tonozlu iki kapıdan girilir. Kültür Portalı alt kattaki oda sayısını 32 olarak verirken TDV İslam Ansiklopedisi otuz bir hücre sayar. Avluyu kalın dikdörtgen payeler üzerine oturan bir revak çevreler ve hücreler bu revakın arkasında, sivri kemerli tonozların altında sıralanır. Kuzey revakının ortasında, revakın akışını kesen derin bir eyvan dikkat çeker. Üst katta yapıyı çepeçevre dolanan bir koridorun iki yanında sivri kemerli nişler vardır ve bunlar sonradan önleri kapatılarak dükkana dönüştürülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre üst kattaki mekanların asıl işlevi kesin olarak belirlenememiştir. Yapı 1960'lı yıllarda kapsamlı bir onarım geçirmiş, kaynaklarda bu onarım 1965 yılıyla anılır. Bu çalışmada kuzey duvarına bitişik kısım temelden başlayarak yeniden yapılmış, batı cephesi hafifçe öne taşınmış ve girişin üstüne kervansaray yöneticisine ait olduğu düşünülen bir oda bırakılmıştır. Üst kat pencerelerinin zamanla dört köşe hale getirildiği ve bazı açıklıkların kapatıldığı da aktarılır. Dışarıdan bakıldığında en ilgi çekici ayrıntı, çatının üstünde sıra sıra yükselen taş bacalardır. Bu bacalar, her biri bir ocağı ısıtan odaların düzenini dışarıdan okumanızı sağlar. Taşhan bugün Oltu taşı esnafının üretim ve satış yeridir. Oltu taşından yapılmış tespih, yüzük ve gerdanlık başta olmak üzere onlarca çeşit takı ve hediyelik eşya burada işlenir ve satılır. Avluya girdiğinizde önce revakların taş işçiliğine, sonra atölyelerde taşın nasıl işlendiğine bakmanızı öneririz. Oltu taşının adı, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret olarak tescil edilmiştir. Bu taşın ocaktan çıkıp Erzurum'daki tezgahlara uzanan yolu, Oltu ilçesinin kendisinde de izlenebilir. Han, kale ile Gürcü Kapı semti arasındaki eski çarşı dokusunun içinde kalır. Cumhuriyet Caddesi ya da Gürcü Kapı yönünden yürüyerek ulaşılır, şehrin her yanından gelen toplu taşıma araçları da merkezde durur. Kaleden inen bir yürüyüşün sonunda burada mola vermek, eski şehir gezisini tamamlamanın en doğal yoludur. Dükkanların açılış saatleri esnafa göre değişir. Kalabalık saatlerde avlu ve revaklar dar gelebilir, sabahın erken saatleri yapının mimarisini sakin bir şekilde görmek için daha uygundur.

Rota Haritası

Rota Bilgisi
ŞehirYakutiye, Erzurum
TürKültürel
Durak4
Tarih19 Ekim 2026
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeRotayı Başlat