跳转到主要内容
Radar Türkiye
在应用中发现活动
打开
Radar Türkiye

Eğirdir Yarımadasında Kale, Han ve Medrese

Radar TürkiyeRadar Türkiye6 Kasım 2026
暂无评分

登录后即可点赞和评分

Eğirdir Yarımadasında Kale, Han ve Medrese

Eğirdir, Isparta'nın doğusunda, gölün kıyısına doğru uzanan küçük bir yarımadanın üzerinde kuruludur. Kaymakamlığın tarih sayfasına göre ilçe, Eğirdir Gölü'nün kuzeyinde küçük bir yarımada üzerinde yer alır, Isparta'ya otuz dört kilometre uzaklıktadır ve deniz seviyesinden yüksekliği 918 metredir. Göl, Türkiye'nin dördüncü büyük gölü olarak tanıtılır. Bu yazı, yarımadanın kentsel dokusunu üç tarihi yapı üzerinden okuyor: kale, Keyhüsrev Kervansarayı ve Dündar Bey Medresesi. Üçü de Orta Çağ'da Antalya'dan iç Anadolu'ya giden yolun, ticaretin ve konaklamanın hikayesini anlatır.

Göle uzanan yarımada

Kültür Portalı'na göre Eğirdir Kalesi, Eğirdir Gölü'ne uzanan yarımada üzerinde bulunur. Kuzey-güney doğrultusunda yarımada boyunca uzanan sur duvarlarının üzerinde konutlar vardır. Yani burada kale, evlerden ayrı bir anıt gibi durmaz; kentin gündelik hayatıyla iç içe geçmiştir. Turizm Tanıtma Genel Müdürlüğü'nün sayfası, iç ve dış kaleden oluşan yapının yarımadayı kuzey-güney doğrultusunda kestiğini söyler. Göl, bu yarımadanın hem savunmasını hem de manzarasını belirler.

Gölün kendisi de bölgenin önemli bir özelliğidir. Tanıtma Genel Müdürlüğü sayfasına göre göl 517 kilometrekarelik yüzölçümüyle Türkiye'nin dördüncü büyük gölüdür. Kuzeydeki küçük bölümüne Hoyran Gölü, güneydeki bölümüne Eğirdir Gölü denir. İki bölüm Hoyran Boğazı ile birbirine bağlanır. Sular azaldığı için, yarımadanın uzantısı gibi duran iki küçük adanın Eğirdir'e bağlandığı da aynı sayfada yazar.

Kentin eski çekirdeği

Kaymakamlığın tarih sayfası, Eğirdir ve çevresinin Arzava Krallığı döneminden beri meskun olduğunu belirtir. Hitit dönemi metinlerinde bölgenin adı Pitaşşa olarak geçer. Frig, Lidya ve Pers dönemlerinde bölge siyasi olarak el değiştirmiştir. Aynı sayfa, ilçenin Lidya'nın son hükümdarı Kroisos tarafından kurulduğunun ve adının Krozos olduğunun sanıldığını, şehrin iç kalesinin de bu dönemde inşa edildiğinin düşünüldüğünü anlatır. Büyük İskender'in kontrolüne giren bölge, sonraki yüzyıllarda Seleukosların, Bergama Krallığı'nın ve Romalıların eline geçmiştir. Bizans döneminde şehrin Akroterion, daha sonra Akrotiri biçiminde anıldığı görülür.

Eğirdir ve çevresi 1204 yılında Anadolu Selçuklu Devleti'nin eline geçmiştir. Kaymakamlık sayfasına göre Selçuklu sultanları bu güzel kıyı beldesini zaman zaman sayfiye yeri olarak kullanmış, şehrin imarına önem vermiş ve surları onarmıştır. Ortaçağ'da Eğirdir, Mısır'la ticaret ilişkisini sağlayan Antalya limanından Anadolu'nun iç kesimlerine giden yol üzerinde önemli bir konaklama ve ticaret merkezi olmuştur. Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra Dündar Bey, Hamidoğulları Beyliği'ni kurmuş; beyliğin merkezi Uluborlu'dan sonra 1310 yılında Eğirdir olmuştur. Beyliğin kurucusu kendi adına izafetle şehre Felekabad adını vermiştir. Eğirdir 1390'da Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Eğirdir Kalesi

Kale, bu uzun tarihin en görünür tanığıdır. Kültür Portalı, iç ve dış kaleden oluşan yapının inşa tarihinin kesin olarak bilinmediğini, bugünkü kalıntıların Bizans döneminden kaldığını yazar. Çeşitli zamanlarda onarılan sur duvarları bir sıra tuğla ve taş olarak örülmüştür; dış kaplama taştan, iç kısım ise moloz dolgudur. Kale, Timur'un Eğirdir'i istilası sırasında hasar görmüş, Hamidoğulları ve Osmanlı dönemlerinde onarılmıştır. Kalenin kitabesi H. 707, yani 1307 yılında bir yapının onarıldığını belgeler.

Kalenin yaşı konusunda kaynaklar aynı şeyi söylemez. Kültür Portalı yapım tarihini kesin olarak bilinmeyen bir yapıdan söz eder ve bugünkü kalıntıları Bizans dönemine bağlar. Kaymakamlık sayfası iç kalenin Lidya döneminde yapıldığının düşünüldüğünü anlatır. Turizm Tanıtma Genel Müdürlüğü ise kalenin MÖ 4. yüzyılda yapıldığının tahmin edildiğini, Roma ve Bizans dönemlerinde çeşitli onarımlar gördüğünü belirtir. Aynı sayfa, dış kalenin yalnız temellerinin kaldığını ve iç kalenin bugün hala ayakta durduğunu da ekler. Bu nedenle kalenin tarihi için kaynaklara göre geniş bir aralık verilir; ortak nokta, yapının çok katmanlı olduğu ve defalarca onarıldığıdır.

Keyhüsrev Kervansarayı, Eğirdir Hanı

Eğirdir merkezinin üç kilometre güneyinde, göl kıyısındaki Yeni Mahalle'de yükselen han, Kültür Portalı'na göre klasik Selçuklu hanlarının özelliklerini taşır. Yapı, Anadolu Selçuklu kervansaraylarının en büyüklerinden biri olarak anılır. Konya-Antalya kervan yolu üzerindedir ve avlu ile kapalı mekan olmak üzere iki bölümden oluşur. Her iki bölüm de yıkılmıştır. Avlunun doğu duvarı ortadan kalkmış, ayakta kalan beden duvarlarının kaplamaları sökülmüştür; bu yüzden duvarlar oldukça incelmiştir. Açıkta kalan moloz taş örgünün içine sızan sular duvarların daha da yıpranmasına yol açmaktadır.

Han, 1237 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. Kültür Portalı ve Kaymakamlık sayfası, hanın kısa bir süre sonra çıkan büyük bir yangınla işlevini yitirdiğini yazar. Kültür Portalı bu süreyi altmış dört yıl olarak verir. Turizm Tanıtma Genel Müdürlüğü, bugün avluda birkaç yolcu odasının temel izlerinin kaldığını belirtir. Bu nedenle han, ayakta duran bir yapıdan çok bir plan ve bir kalıntı alanı olarak gezilir. Yine de duvarların kalınlığı ve avlunun yayılımı, yapının ölçeği hakkında fikir verir.

1993 kazısı ve portal buluntusu

Hanın hikayesinde en ilgi çekici bölüm, ayrı bir yapıyla kurulan bağdır. Kültür Portalı'na göre 1993'te kervansarayda yapılan kazılarda geometrik süslü bir taş parça ortaya çıkarılmıştır. Bu parça, Dündarbey Medresesi portalindeki sol mihrabiyenin çerçeve bordüründeki kırık yere tam oturmuş ve kompozisyon tamamlanmıştır. Böylece medresenin 1301'deki inşası sırasında portalin handan sökülerek taşındığı ve hanın inşa tarihinin portalde belirtildiği gibi 1237 olduğu kesinlik kazanmıştır. İki yapıyı bu parça birbirine bağlar.

Dündar Bey Medresesi

Eğirdir çarşısının içinde bulunan Dündar Bey Medresesi için Eğirdir Turizm Danışma Bürosu'nun sayfası, yapının 1237'de han olarak yapıldığını ve 1301'de Hamidoğlu Dündar Bey tarafından medreseye çevrildiğini yazar. Giriş kapısının üzerindeki kitabede yapılışı ve dönüşümü kayıtlıdır. Yapı Selçuklu hanlarına benzemez; daha çok iki katlı Selçuklu medrese plan şemasının özelliklerini taşır.

Medresenin beyaz mermerden yapılmış anıtsal bir giriş kapısı vardır. Kapı, akantus dalları, volütlü köşe sütuncukları, geometrik motifleri ve zengin süslemesiyle Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerinden biri olarak tanıtılır. Kapının üstünü ve yanlarını çevreleyen kitabe celi sülüs yazıyla yazılmıştır. Aynı sayfa, Selçuklu mimarisinde bu kadar uzun ve dekoratif bir kitabenin bordür olarak kullanıldığı başka bir yapıya rastlanmadığını söyler. Kısmen tahrip olmuş kuş kabartmaları ve bitkisel motifler de dikkat çeker. Sütun başlıkları üzerindeki nar dalları ve yapraklar daha önceki dönemlerden kalmıştır.

İbn Battuta ve avlunun düzeni

Sayfaya göre Arap gezgin İbn Battuta 1330'da Eğirdir'e gelmiş ve bu medresede kalmıştır. Medrese bir süre hapishane olarak kullanılmış, onarım sırasında üst katı ihmal edilmiş ve kötü onarım sonucu tek katlı olarak günümüze gelmiştir. Yapı kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlıdır ve avlusu açıktır. Doğu cephesi sur duvarı, batı cephesi ise sağır tutulmuştur. İlk yapılışında iki katlı olan medresenin otuz odası bulunuyordu. Bugün on bir odalıdır; altısı avlunun sağında, beşi solundadır. Yapımında moloz taş, kesme taş ve devşirme malzeme birlikte kullanılmıştır ve yoğun biçimde beyaz kireç harcı görülür.

Medresenin hikayesine dair iki ayrı anlatım da vardır. Birine göre hanın ana kapısı korunmuş, öteki kısımları değiştirilerek medreseye çevrilmiştir. Öteki anlatıma göre ise Eğirdir'in üç kilometre ilerisindeki bir Selçuklu hanının kaplama taşları sökülüp buraya taşınmıştır. Sayfa, bunların hangisinin doğru olduğunu gösterecek bir belgeye rastlanmadığını söyler. Kesin olan, han portalinin medreseye taşındığıdır.

Yarımada dokusunda yürüyüş

Bu üç yapı bir arada okunduğunda yarımadanın hikayesi netleşir. Kale, göle uzanan dar kara parçasını savunur; sur üzerindeki evler yaşamın yapıya sinmiş olduğunu gösterir. Medrese çarşının içinde durur ve doğu cephesi sur duvarıdır; yani yapı kentin savunma çizgisiyle bütünleşmiştir. Han ise kent dışında, yol kıyısında, göl kenarında yer alır. Kaymakamlık sayfası Eğirdir'in Antalya limanından iç Anadolu'ya giden yolda bir konaklama ve ticaret merkezi olduğunu anlatır; bu üçlü, bu geleneğin taşa yansımış halidir.

Yarımadanın dar sokaklarında yürürken, kale duvarının tuğla ve taş sıralarına, medrese kapısındaki mermer işçiliğine ve oradan hanın moloz taş duvarlarına bakmak, bir yolculuğun aşamalarını izlemek gibidir. Kaymakamlığın sayfası, XII. yüzyılın son yarısı ile XIII. yüzyılda Eğirdir'in ilmi ve sosyal hareketlerin canlı olduğu şehirler arasında yer aldığını da anlatır.

Nasıl gezilir

Kale ve medrese yarımadanın merkezinde, yürüyerek gezilebilecek mesafededir. Medrese çarşının içinde olduğu için alışveriş yürüyüşünün bir parçası gibi ziyaret edilebilir. Han ise merkezin üç kilometre güneyindedir; oraya yürüyerek ya da araçla gidilebilir. Önerilen sıra şudur: önce kale surlarına bakılır, sonra çarşıdaki medreseye geçilir, ardından han kıyıya doğru ziyaret edilir. Böylece yazıdaki kronoloji de, yani önce kale, sonra han ve medrese, gezi sırasına yansımış olur.

Açık hava ve ışık için sabah ya da akşamüstü saatleri, hem kale hem de göl kıyısındaki han için daha elverişlidir. Hanın duvarları su sızıntısıyla yıpranmış olduğundan duvarlara tırmanmamak, kalıntılara dokunmadan dolaşmak yapıya zarar vermemek için önemlidir. Yapıların ziyaret koşulları, açılış saatleri ve giriş durumu değişebilir; güncel bilgi için Isparta İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün ve kulturportali.gov.tr'nin sayfalarına bakılmalıdır. Eğirdir Turizm Danışma Bürosu da yerinde yardımcı olabilir.

Kaynaklar

评论

0/1000

来写第一条评论吧