Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Ksantos ve Letoon, Likya'nın Başkentinde Bir Gün
Tarihi Mekanlar

Ksantos ve Letoon, Likya'nın Başkentinde Bir Gün

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Eşen Çayı, antik adıyla Ksanthos, adını verdiği vadiden geçerek Akdeniz'e ulaşır. Vadinin içlerinde, nehrin sol yakasındaki iki tepenin üzerinde antik çağda Likya'nın en büyük idari merkezi olan Ksantos yükselir.

Kaş, Antalya
Tarihi Mekanlar
Radar Editör
30 Eylül 2026

Gezi Hakkında

Eşen Çayı, antik adıyla Ksanthos, adını verdiği vadiden geçerek Akdeniz'e ulaşır. Vadinin içlerinde, nehrin sol yakasındaki iki tepenin üzerinde antik çağda Likya'nın en büyük idari merkezi olan Ksantos yükselir. Dört kilometre güneybatıda ise Likya'nın dini merkezi Letoon yer alır. İki alan 1988'de birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Ksantos'u antik Likya'nın siyasi ve idari merkezi, Letoon'u dini merkezi olarak tanımlıyor. Bu gezi, Likya uygarlığını anlamak için en doğru iki adresi aynı güne sığdırıyor: dikme mezarlarıyla ünlü bir başkent ve Likçenin çözülmesini sağlayan yazıtın bulunduğu bir kutsal alan.

Oraya varmak

Ksantos, Kaş ilçesine bağlı Kınık köyünün hemen yanında, Fethiye'ye 46 kilometre uzaklıkta. Fethiye ile Kaş arasındaki kara yolu ören yerinin yakınından geçiyor; Kaş yönünden gelenler de aynı yolu kullanıyor. Letoon ise Muğla ili sınırları içinde, Kumluova köyünün yakınında; Kültür Portalı iki alanın Muğla ile Antalya sınırında yer aldığını belirtiyor. İki alan arasında yaklaşık 4 kilometre var ve kısa bir araç yolculuğuyla bağlanıyor. Toplu taşımayla gidecekseniz Fethiye ile Kaş arasındaki hatların güncel sefer bilgisini yola çıkmadan kontrol edin; ören yerleri arasında geçiş için kendi aracınız ya da bir taksi en rahat yol. Ziyaret saatlerini ve giriş koşullarını Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın müze sitesinden kontrol edin.

Likya'nın başkenti

Ksantos'un adı Batı edebiyatının en eski metinlerinden birinde bile geçer: Homeros'un İlyada'sında Truva'da savaşan Likyalı önderler Glaukos ile Sarpedon, Ksanthos ırmağının kıyısındaki topraklardan gelir. Akropoldeki en eski yerleşim izleri MÖ 8. yüzyıla uzanıyor; kentin kökeni için kaynaklar daha da erken tarihler veriyor. Kentin tarihini belirleyen olay MÖ 6. yüzyılın ortasında yaşandı. Bakanlığın kaydına göre Ksantos MÖ 545'te Pers egemenliğine girdi. Herodotos, Pers komutanı Harpagos'un ordusu karşısında Ksantosluların teslim olmak yerine akropolü yaktığını ve son kişiye kadar savaştığını anlatır. Kent yeniden kuruldu, bir yüzyıl kadar sonra bir kez daha tümüyle yandı ve yine ayağa kalktı.

Büyük İskender döneminde ne olduğu konusunda antik yazarlar ayrışır: Arrianos kentin barışla teslim olduğunu, Appianos ise yağmalandığını yazar. MÖ 2. yüzyılda Ksantos, Likya kentlerinin oluşturduğu Likya Birliği'nin başkenti oldu. MÖ 42'de Roma iç savaşı sırasında Brutus kenti kuşattı; Plutarkhos kuşatmanın sonunda halkın büyük bölümünün yangında can verdiğini aktarır. Kent Marcus Antonius döneminde yeniden inşa edildi, Roma ve ardından Bizans egemenliğinde yaşamını sürdürdü. Bakanlığa göre Bizans dönemi 7. yüzyıldaki Arap akınlarına kadar sürdü.

Dikme mezarlar ve yazıtlar

Ksantos'u ayırt eden şey, Likyalıların ölülerini gömme biçimi. Kentte kaya mezarları ve lahitlerin yanında, yüksek bir taş dikmenin tepesine oturtulmuş mezar odaları görürsünüz. Bunların en ünlüsü, MÖ 480 ile 470 arasına tarihlenen ve kanatlı kadın figürlerinden adını alan Harpy Anıtı. Dikme bugün hala yerinde duruyor; ancak mezar odasını çevreleyen kabartmalar 19. yüzyılda İngiltere'ye götürüldü ve yerlerine çimento kalıplar kondu. Kabartmalarda oturan figürlere hediye sunan ayaktaki figürler işlenmiş.

Yazıtlı Dikme ise Likya dilinin anlaşılmasında en önemli belgelerden biri. MÖ 400 dolaylarına tarihlenen dikmenin yüzeylerinde yaklaşık 250 satırlık Likçe bir metin, 12 satırlık Yunanca bir şiir ve Likçenin ikinci bir lehçesiyle yazılmış bir bölüm bulunuyor. Dikme bir hükümdarın mezar anıtıydı ve üst kısmı antik çağda kırılmış. Anıtın sahibinin adı taşın üzerinde büyük ölçüde silinmiş; araştırmacılar onun hanedandan Kheriga olduğunu düşünüyor. Yazıtın Likçe, Yunanca ve ikinci bir Likçe lehçesini yan yana taşıması, dikmeyi dilin çözülmesinde Rosetta Taşı'na benzer bir yere koyuyor.

Tiyatro, agora ve iki akropol

Kent iki tepeye yayılıyor: birinin üstünde Likya akropolü, öbüründe Roma akropolü var. Gezinin merkezi Roma tiyatrosu; Kültür Portalı'na göre yaklaşık 2.200 kişilik. Oturma sıralarına çıkıp kentin iki tepesine ve ovaya bakarak gezinin geri kalanını planlayabilirsiniz. Roma agorası da kentin önemli yapılarından biri. Kültür Portalı ayrıca MS 68 ile 70 arasına tarihlenen Dipylon'u, yani çift geçitli kent kapısını kentin başlıca yapıları arasında sayıyor. Kentin Roma döneminde ızgara planla yeniden düzenlendiği, sütunlu yapılarla çevrildiği biliniyor; 6. yüzyıldaki depremler yapılara zarar verdi.

Kentin çevresine dağılmış kaya mezarlarını ve lahitleri de atlamayın. Dikme mezarlarla birlikte bunlar, Bakanlığın Ksantos'u dünya mirası yapan özellikler arasında saydığı mezar mimarisinin parçası; tepeler arasında yürürken yamaçlara dikkatle bakın.

Fellows ve Ksantos mermerleri

Ksantos'u 19. yüzyılda Avrupa'ya tanıtan kişi İngiliz gezgin Charles Fellows oldu. Fellows 1838'de bölgeyi dolaştı; 1841 sonbaharında Osmanlı izniyle yeniden geldi ve 1842 baharına kadar süren çalışmada 80 ton kadar malzemeyi 82 sandık halinde İngiltere'ye gönderdi. Bugün Nereidler Anıtı, Payava'nın mezarı ve Harpy Anıtı'nın özgün kabartmaları British Museum'da sergileniyor. Yazıtlı Dikme ise dönemin küçük tekneleriyle taşınması düşünülemediği için yerinde kaldı; Fellows yalnızca yazıtların kağıt kalıplarını aldı. Ksantos'ta Nereidler Anıtı'nın yerinde bugün yalnızca kaidesi görülebiliyor. Kentte bilimsel kazılar 1950'de Henri Metzger yönetimindeki Fransız ekibiyle başladı, 2011'den bu yana Türk bilim insanları sürdürüyor.

Letoon

Ksantos'tan dört kilometre güneybatıdaki Letoon, antik çağda Likya'nın dini merkeziydi; alanda bulunan yazıtlar onun Likya birliği içinde siyasi bir merkez rolü de üstlendiğini gösteriyor. Alan adını antik mitolojide Apollon ile Artemis'in annesi olarak anılan Leto'dan alıyor. Buradaki en eski izler MÖ 7. yüzyıla tarihleniyor ve alan MS 7. yüzyılda terk edilmiş.

Letoon'a girdiğinizde üç tapınak yan yana dizilir. Bakanlığın verdiği ölçülere göre en büyüğü, çevresi sütunlarla kuşatılmış Leto Tapınağı; yaklaşık 30,25 metreye 15,75 metre. Dor düzenindeki Apollon Tapınağı 27,90 metreye 15,07 metre, en küçüğü olan Artemis Tapınağı ise 18,20 metreye 8,70 metre. Leto Tapınağı'nın bir bölümü 2000 ile 2007 arasında kazıdan çıkan özgün parçalar kullanılarak yeniden ayağa kaldırıldı. Tapınakların güneybatısında bir kaynağın üstüne kurulmuş anıtsal çeşme, yani nymphaion bulunuyor. Yeraltı suyu mevsime göre yükseldiği için yapıların alt kısımları yılın bir döneminde su altında kalıyor; kazı sırasında suyu uzaklaştırmak için 2006'da kanallar açıldı. Alanda doğal yamaca yaslanan Helenistik bir tiyatro da yer alıyor.

Letoon'un dünyaya en büyük armağanı bir taş. 1973'teki kazıda bulunan ve MÖ 337 yılına tarihlenen dört yüzlü stel, Ksantosluların aldığı bir kararı Likçe, Yunanca ve Aramice olarak kaydediyor. Likçe metin 41, Yunanca metin 35, Aramice metin 27 satır tutuyor ve üç metin birbirinin birebir çevirisi değil. Okunabilen Yunanca ve Aramice metinlerin Likçe metinle karşılaştırılması, Likya dilinin çözülmesinde büyük bir adım oldu. Stel bugün Fethiye Müzesi'nde sergileniyor; Letoon'u gezdikten sonra Fethiye'ye dönerken müzeye uğramak gezinin doğal kapanışı.

Neden dünya mirası

Ksantos ve Letoon 1988'de, 484 numarayla ve kültürel ölçütlerden ikincisi ile üçüncüsüne dayanılarak Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Kültür ve Turizm Bakanlığı gerekçeyi Ksantos'un Likya uygarlığının siyasi merkezi olmasına, özgün mezar mimarisine, anıtlarına ve yazıtlarına bağlıyor. Bakanlık iki alandaki yapıların her dönemde Likya geleneğini Helenistik ve Roma etkileriyle birleştirdiğini de vurguluyor. Yani burada gördüğünüz şey yalnızca bir Roma kenti değil; Anadolu'ya özgü bir halkın kendi dili, kendi mezar biçimi ve kendi siyasi birliğiyle bıraktığı izler.

Patara'ya yakınlık

Ksantos vadisinin en büyük yerleşimlerinden biri olan Patara, bu yerleşimler arasında denize açılan tek kentti ve antik coğrafyacılar onu ırmağın ağzının güneydoğusunda tarif eder. Bugün Gelemiş köyünün yakınındaki Patara, Ksantos ile aynı gezinin parçası yapılabilecek kadar yakın. Orada MÖ 1. yüzyılın başında yapılan ve Likya Birliği'nin toplantı salonu olarak kullanılan meclis binası, Roma tiyatrosu ve Nero döneminde, MS 60'ta yapılan deniz feneri görülebiliyor. Ksantos'ta başkentin siyasi hikayesini, Letoon'da dilin sırrını, Patara'da birliğin toplandığı salonu gördüğünüzde Likya'nın üç yüzünü bir arada okumuş olursunuz. Zamanınız bir gün ise sabahı Ksantos'a, öğleyi Letoon'a ayırın; Patara'yı ertesi güne bırakmak acele etmemenizi sağlar.

Mevsim ve saat

Ören yerlerinde gölgelik alan sınırlı olabilir; yaz aylarında gezi için sabahın erken saatlerini ya da akşamüstünü seçin. Letoon'da yeraltı suyunun yükseldiği dönemde yapıların bir kısmı su içinde görünür; bu, fotoğraf için ilginç bir görüntü sunar ama bazı bölümlere yaklaşmayı zorlaştırabilir.

Pratik notlar

  • Ksantos ve Letoon'un ziyaret saatlerini, kapalı günlerini ve giriş koşullarını Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın müze sitesinden kontrol edin; üç dilli stel için Fethiye Müzesi'nin saatlerine de bakın.
  • İki alan farklı illerde bulunuyor: Ksantos Antalya'nın Kaş ilçesinde, Letoon Muğla ilinde.
  • Sağlam ayakkabı, şapka ve su alın; kalıntıların arasındaki yüzey taşlı ve engebeli.
  • Dikmelere, lahitlere ve yazıtlı taşlara tırmanmayın, yazıtlara dokunmayın.

Kaynaklar

Konum - Ksantos ve Letoon, Likya'nın Başkentinde Bir Gün

Gezi Bilgisi
ŞehirKaş, Antalya
TürTarihi Mekanlar
Tarih30 Eylül 2026
KaynakRadar Editör
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeKaynağı Ziyaret EtYol Tarifi Al