Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye
Gölyazı ve Uluabat Gölü'nde Bir Gün
Kültürel

Gölyazı ve Uluabat Gölü'nde Bir Gün

Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Bursa'nın batısında, Uluabat Gölü'nün doğu ucunda suya doğru uzanan küçük bir yarımada var. Üstündeki yerleşimin adı bugün Gölyazı, antik çağdaki adı ise Apollonia ad Rhyndacum.

Nilüfer, Bursa
Kültürel
Radar Editör
30 Eylül 2026

Gezi Hakkında

Bursa'nın batısında, Uluabat Gölü'nün doğu ucunda suya doğru uzanan küçük bir yarımada var. Üstündeki yerleşimin adı bugün Gölyazı, antik çağdaki adı ise Apollonia ad Rhyndacum. Evlerin bir kısmı antik surların hemen dibinde, bir kısmı suyun hemen kıyısında duruyor; sokak aralarında duvarlara örülmüş eski taşlara rastlamak sıradan bir şey. Gölün kendisi ise uluslararası öneme sahip bir sulak alan. Bu yüzden Gölyazı'ya gitmek iki ayrı geziyi aynı güne sığdırmak demek: bir yanda yirmi beş asırlık bir kentin katmanları, öbür yanda nilüfer yatakları, kuş kolonileri ve akşamüstü suyun üzerine düşen ışık.

Oraya varmak

Gölyazı, Nilüfer ilçesine bağlı bir mahalle. Nilüfer Kaymakamlığının verdiği bilgiye göre Bursa-İzmir karayolunun 35. kilometresinden güneye ayrılan yaklaşık yedi kilometrelik bir yolla ulaşılıyor; Kültür Portalı sapağı 37. kilometrede gösteriyor ve Bursa'ya uzaklığı 42 kilometre olarak veriyor. Kaynaklar arasındaki birkaç kilometrelik fark ölçümün başladığı noktadan kaynaklanıyor olabilir; önemli olan, sapaktan sonra yolun doğrudan göl kıyısına indiği.

Toplu taşımayla gitmeyi düşünüyorsanız hat ve sefer bilgisini yola çıkmadan önce Bursa Büyükşehir Belediyesinin ulaşım sayfasından kontrol edin; bu bilgiler zaman zaman değişiyor. Yerleşimin eski çekirdeği dar sokaklardan oluştuğu için aracınızı girişte bırakıp içeriyi yürüyerek gezmek en rahatı. Yarımada küçük, yürüyerek her köşesine ulaşmak kolay.

Apollonia'dan Gölyazı'ya

Kültür Portalı yerleşimin tarihini MÖ 6. yüzyıla kadar götürüyor. Antik adı, gölü besleyen ve bugün Orhaneli Çayı ya da Kocaçay olarak bilinen Rhyndakos ırmağından geliyor ve "Rhyndakos kıyısındaki Apollonia" anlamını taşıyor. Kültür Portalı'na göre Anadolu'da Apollonia adlı dokuz antik kent vardı; ırmağın adı bu yüzden bir tür adres işlevi görüyordu. İngilizce Vikipedi, kentin halkının kendi kökenini Milet'in kurduğu bir koloniye bağladığını aktarıyor; Helenistik dönemde Bergama krallığı, yani Attaloslar zamanında refah yaşadığı da aynı kaynakta geçiyor.

Kentin sikkeleri bu geçmişin en somut tanıkları. Kültür Portalı, burada basılmış ve üzerinde kerevit tasviri bulunan MÖ 1. yüzyıla ait sikkelerden söz ediyor. Aynı kaynak yöre toprağından çok sayıda Bizans imparatorluk sikkesi çıktığını da belirtiyor. İngilizce Vikipedi ise sikkelerde Apollon'un yanında Helenistik dönemde Zeus ve Demeter, Roma döneminde Artemis tasvirlerinin görüldüğünü aktarıyor. Kültür Portalı kentin Roma döneminde geliştiğini, Bizans döneminde ise yerleşime daha çok bu çağın yapılarının eklendiğini yazıyor.

Osmanlı dönemine geçişin tarihi kaynaklarda farklı veriliyor. Kültür Portalı, Osman Gazi'nin 1303'teki Dimboz zaferinden sonra Türk hakimiyetinin Gölyazı yöresine uzandığını yazıyor; İngilizce Vikipedi kentin Osmanlı yönetimine 1342'de geçtiğini belirtiyor. Kesin olan, yerleşimin 14. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı topraklarına katıldığı. Nilüfer Kaymakamlığı, 14. yüzyılın başlarında Bursa ve Mudanya çevresinden gelenlerin burada sığınak bulduğunu da ekliyor. Osmanlı döneminde Rum ve Türk ailelerin bir arada yaşadığı karma bir yerleşimdi; 1923'teki nüfus mübadelesiyle Rum nüfus buradan ayrıldı. Cumhuriyet döneminde eski Apolyont adı Gölyazı olarak değiştirildi. Türkçe Vikipedi'ye göre 1992'de belediye olan yerleşim, 2000'lerin sonunda Nilüfer'e bağlı bir mahalleye dönüştü.

Surların içinde bir yerleşim

Gölyazı'yı gezerken akılda tutulacak ilk şey, antik kentin büyük bölümünün bugünkü evlerin altında durduğu. Uluabat Gölü üzerine yapılmış bir akademik çalışma bu genel görüşü aktarıyor ve yerleşimin iki sur halkasıyla çevrili olduğunu anlatıyor: yarımadayı saran bir dış sur ve adayı çevreleyen iç surlar. İkisi de bütünüyle korunamamış, ama kalıntılar köyün dokusuna karışmış halde görülüyor. Kültür Portalı antik surların uzunluğunu yaklaşık 800 metre olarak veriyor ve duvarların hem savunma hem de göl taşkınlarına karşı kullanılmış olabileceğini belirtiyor.

Surları okumak için duvar örgüsüne yakından bakın. Kültür Portalı'na göre yüzyıllar boyunca yapılan onarımlarda eski yapılardan alınmış devşirme malzeme kullanılmış; Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin işçiliği yer yer iç içe geçiyor. Aynı kaynak kuzeydeki Simitçikale'yi en önemli kule olarak anıyor ve meydanda bir kule daha bulunduğunu belirtiyor. Aynı kaynak surların geleneksel konut dokusuyla iç içe olduğunu vurguluyor; bir evin duvarının nerede bitip surun nerede başladığını ayırt etmek çoğu zaman dikkatli bir bakış istiyor.

Surların dışında da izler var. Kültür Portalı ve Nilüfer Kaymakamlığı su kemeri olduğu düşünülen ve halk arasında Deliktaş diye anılan bir yapıdan, antik bir kale kapısı olan Taş Kapı'dan, antik tiyatro kalıntılarından ve kıyıdan yaklaşık bir kilometre açıktaki Kız Adası'nda Apollon tapınağının kalıntılarından söz ediyor. Türkçe Vikipedi Zambak Tepesi'ndeki nekropolü ve taş lahitleri de sayıyor. Akademik çalışma bunlara Yunan ve Roma dönemlerine ait farklı mezar tiplerini barındıran nekropolü, tiyatro ve stadyum kalıntılarını, Osmanlı döneminden kalan hamamı, yel değirmenini ve Gölyazı Camii'ni ekliyor. Nilüfer Belediyesinin 2026 yazında yaptığı duyuruya göre antik tiyatroda kazı çalışmaları sürüyor.

Yerleşimin koruma statüsü de bu zenginliği yansıtıyor. Aynı çalışmaya göre Gölyazı 1998'de Kentsel Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edildi; yerleşimde sivil mimarlık örneği olarak tescilli 87 yapı ve doğal anıt olarak tescilli 17 ağaç bulunuyor. Bu ağaçların en bilineni köprünün girişindeki anıt çınar. Halk arasında "ağlayan çınar" diye anılan ağacın yaşı Bursa Valiliğinin sayfasında 750, Nilüfer Kaymakamlığının sayfasında 400 yıl olarak veriliyor; kesin yaşı ne olursa olsun, köye girenleri karşılayan ilk şey onun gölgesi.

Zambak Tepesi'nin batı yamacındaki Aziz Panteleimon yapısı bugün Nilüfer Belediyesinin Gölyazı Kültürevi olarak kullanılıyor. Belediyenin verdiği bilgiye göre yapı, 1900'de adadaki yangından sonra planlanan yeni mahalle için 1908 ile 1918 arasında inşa edildi; mimarı Dereköylü Dimitrios Papadopoulos. Uzun yıllar harap kalan yapı 2009'da restore edildi ve 2014'te kültürevi olarak açıldı. İçeride Gölyazı'nın geçmişine ait fotoğraflar ve belgeler sergileniyor; geçici sergiler, atölyeler ve konserler de düzenleniyor. Ziyaret saatlerini belediyenin sitesinden kontrol edin.

Uluabat, bir Ramsar gölü

Gölyazı'yı çevreleyen su, akademik çalışmanın deyişiyle Türkiye'nin en önemli sulak alanlarından biri. Türkçe Vikipedi Uluabat Gölü'nü yaklaşık 136 kilometrekarelik, ortalama derinliği iki buçuk metre, en derin yeri on metre kadar olan sığ bir tatlı su gölü olarak tanımlıyor. İngilizce Vikipedi'ye göre gölü güneybatıdan Mustafakemalpaşa Çayı besliyor; fazla su batıdaki çıkıştan Susurluk Çayı üzerinden Marmara Denizi'ne ulaşıyor. Göldeki adaların sayısı kaynaklarda farklı veriliyor, ama en büyüğünün Halilbey Adası olduğu konusunda kaynaklar birleşiyor.

Doğa Koruma ve Milli Parklar 2. Bölge Müdürlüğünün verdiği bilgiye göre gölün 19.900 hektarlık bölümü 15 Nisan 1998'de Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan ilan edilerek Ramsar Sözleşmesi kapsamında koruma altına alındı. Akademik çalışma, gölün Ramsar sözleşmesinin dokuz ölçütünden dördünü karşıladığını belirtiyor: nesli tehlikedeki türleri barındırması, düzenli olarak çok sayıda su kuşunu ağırlaması ve balıklar için önemli bir yaşam alanı olması bunların başında geliyor.

Göl, Türkiye'nin en geniş nilüfer yataklarına sahip. Aynı çalışmaya göre beyaz nilüfer özellikle gölün kuzeydoğu kıyılarında ve Mustafakemalpaşa Çayı'nın göle döküldüğü ağızda çok geniş alanları kaplıyor. Nilüfer yataklarını görmek istiyorsanız gezinizi bitkinin yapraklarını ve çiçeklerini açtığı sıcak aylara denk getirin.

Kuşlar, leylekler ve balıkçılar

Uluabat, küresel ölçekte tehlike altındaki küçük karabatağın Türkiye'deki en önemli üreme alanı ve yine tehlike altındaki tepeli pelikanın önemli beslenme ve kışlama alanlarından biri. İngilizce Vikipedi, Haziran 1998'de yapılan bir sayımda 823 çift küçük karabatak, 105 çift gece balıkçılı, 109 çift alaca balıkçıl ve 48 çift kaşıkçı kaydedildiğini aktarıyor. Göl çevresinde su samuru, çakal, tilki, porsuk ve tavşan gibi memeliler de yaşıyor.

Leylekler bu manzaranın en tanıdık yüzü. Türkçe Vikipedi'ye göre Gölyazı 2004'ten beri Leylek Dostu Köyler Projesi'nde yer alıyor; ilkbahar ve yaz aylarında leylek yuvaları yerleşimin manzarasının parçası. Akademik çalışma, gölün karşı kıyısındaki Eskikaraağaç'ta her yıl mayıs ayında uluslararası bir leylek şenliği düzenlendiğini ve orada bir kuş gözlem kulesi bulunduğunu da belirtiyor. Kuş gözlemek için dürbün getirmek ve yuvalara yaklaşmamak yeterli; leylekler insana alışık görünse de kuluçka döneminde rahatsız edilmemeli.

Gölyazı'nın geçim kaynakları tarım, balıkçılık ve turizm. Bursa Valiliği gölde turna, sazan ve köylülerin feki dediği küçük bir balık yaşadığını yazıyor. Türkçe Vikipedi, Uluabat'ta aktif balıkçıların yaklaşık yüzde otuzunun kadın olduğunu ve bunun Marmara bölgesi için ayırt edici bir durum olduğunu vurguluyor. Aynı kaynağa göre balıkçılar av yasağı dönemleri ve bayramlar dışında her gün küçük fiber teknelerle göle açılıyor; kıyıya çekilmiş tekneler bu yüzden bir fotoğraf dekoru değil, süren bir gündelik hayatın parçası.

Göl kıyısında yürüyüş önerisi

Yarımadayı en iyi yürüyerek anlarsınız. Köprünün başındaki anıt çınarın altından başlayın ve kıyıyı izleyerek adanın çevresini dolaşın; bir yanınızda göl, öbür yanınızda surlara yaslanmış evler kalıyor. Kıyıdan içeri giren sokaklarda devşirme taşları ve sur parçalarını arayın, ardından Zambak Tepesi'ne doğru yükselip kültürevine uğrayın. Tepeye doğru yükseldikçe yarımadanın göl içindeki biçimi daha iyi okunuyor. Akademik çalışmaya göre yöre halkı göl üzerinde sandalla gezinti imkanı da sunuyor; suyun üzerinden bakınca surların ve evlerin göle ne kadar yakın durduğunu daha iyi görürsünüz. Aynı kaynak köylülerin kurduğu tezgahlarda tarım ürünleri, balık ve yöresel yiyecekler satıldığını belirtiyor.

Gün batımı, mevsim ve saat

Gölyazı gölün doğu ucunda durduğu için göl batıya doğru açılıyor ve akşamüstü güneş suyun üzerinde batıyor. Bu yüzden günü öğleden sonraya göre planlamak iyi bir fikir: önce sokakları ve kalıntıları gezip gün batımını kıyıda ya da tepenin yamacında beklemek. Leylek ve nilüfer için ilkbahar ile yaz, göç eden kuşlar için ilkbahar ve sonbahar daha verimli dönemler. Kışın ziyaretçi azalır ve yerleşimin gündelik ritmi daha iyi hissedilir. Akademik çalışma son yıllarda Gölyazı'ya gelen ziyaretçi sayısının arttığını belirtiyor; sakin bir gezi istiyorsanız hafta içini seçin.

Pratik notlar

Gölyazı bir müze değil, insanların yaşadığı bir mahalle. Evlerin avlularına girmeyin, kapı önlerinde fotoğraf çekerken izin isteyin. Surlar ve kalıntılar tescilli kültür varlıkları; üzerlerine çıkmayın, taşlarına dokunup yerinden oynatmayın. Kıyıdaki sazlıklar kuşların beslenme ve barınma alanı, bu yüzden sazlığa girmeyin ve çöpünüzü geri götürün. Yaz aylarında kıyı boyunca uzun süre yürüyecekseniz şapka ve su yanınızda bulunsun; gün batımını beklerken akşam serinliği için ince bir kat giysi de işe yarar.

Kaynaklar

Konum - Gölyazı ve Uluabat Gölü'nde Bir Gün

Gezi Bilgisi
ŞehirNilüfer, Bursa
TürKültürel
Tarih30 Eylül 2026
KaynakRadar Editör
Radar TürkiyeYazarRadar TürkiyeKaynağı Ziyaret EtYol Tarifi Al