Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Yumuktepe ve Gözlükule, Kilikya'nın Dokuz Bin Yılı

Mersin ile Tarsus'un kalabalık mahallelerinde iki yeşil tepe yükselir. Üzerlerinde çam ağaçları, patikalar ve teraslar vardır, ilk bakışta sıradan birer park gibi görünürler.

Radar TürkiyeRadar Türkiye4 Kasım 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Yumuktepe ve Gözlükule, Kilikya'nın Dokuz Bin Yılı

Mersin ile Tarsus'un kalabalık mahallelerinde iki yeşil tepe yükselir. Üzerlerinde çam ağaçları, patikalar ve teraslar vardır, ilk bakışta sıradan birer park gibi görünürler. Oysa ikisi de binlerce yıl boyunca aynı yerde kurulup yıkılan, yeniden kurulan yerleşimlerin üst üste birikmesiyle yükselmiş höyüklerdir. Mersin'deki Yumuktepe ile Tarsus'taki Gözlükule, Kilikya ovasında insanın dokuz bin yıllık hikayesini taşır. Bu yazı iki höyüğün kazı tarihini, içlerinden çıkanları ve bugün onları nasıl görebileceğinizi anlatıyor.

Höyük nasıl yükselir

Kerpiç ve taştan kurulan bir köy yıkıldığında ya da terk edildiğinde enkazı yerinde kalır. Sonra gelenler eskisini düzleyip yeni evlerini onun üstüne kurar. Bu döngü yüzyıllar boyunca sürdükçe yerleşim alanı yavaş yavaş yükselir ve ovanın ortasında yapay bir tepe oluşur. Arkeologlar bu tepeyi kazarken her katmanı bir dönem olarak okur. En üstteki katman en yenidir, aşağıya indikçe daha eski çağlara ulaşılır. Kilikya ovası, yani bugünkü Çukurova, bu tür yerleşimler için elverişli bir yerdi. Boğaziçi Üniversitesi'nin kazı sitesi bu verimli ovanın Berdan, Seyhan ve Ceyhan ırmaklarının taşıdığı alüvyonla oluştuğunu yazar. Aynı kaynağa göre ova, Kilikya Kapıları üzerinden İç Anadolu ile Akdeniz arasında önemli bir bağlantı noktasıdır.

Yumuktepe'nin yeri

Kültür Portalı'ndaki Mersin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü metnine göre Yumuktepe Höyüğü, Mersin kent merkezinin yaklaşık bir kilometre kuzeybatısındadır. Höyük bugün Toroslar ilçesinde, Demirtaş Mahallesi'nde ve Müftü Deresi'nin kenarında yer alır. Portal onu Neolitik Çağ'dan günümüze kesintisiz yerleşim görmüş bir höyük olarak tanıtır. Mersin Arkeoloji Müzesi'nin portal sayfası da Yumuktepe'yi dokuz bin yıldır kesintisiz yerleşim gören höyük diye anar.

Garstang'dan bugüne kazılar

Yumuktepe'de kazılar ilk kez 1936 yılında başladı. İngiliz arkeolog John Garstang ve ekibi, höyüğün batısındaki Müftü Deresi'nin açtığı kesitlerde Neolitik döneme ait aletlere rastladı. Kazılara 1939 yılında ara verildi ve çalışmalar 1946 ile 1947 yıllarında tamamlandı. Garstang höyükte 33 tabaka saptamıştı. Kazılar 1993 yılında Kültür Bakanlığı ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Veli Sevin başkanlığında yeniden başladı. Portalın aktardığına göre çalışmalar 2001 yılından itibaren Lecce Üniversitesi'nden Dr. Isabella Caneva tarafından sürdürüldü. Bu yeni kazılar, Garstang'ın tespit ettiği tabakaların gerçekte iki katı olabileceğini ileri sürdü.

Yumuktepe'nin anlattıkları

Portaldaki metin höyüğün bulgularını ilginç sonuçlarla özetler. Arkeobotanik analizler, Akdeniz'de zeytinin ve incirin ana vatanının bu bölge olduğunu, üzümün ise daha geç dönemde geldiğini göstermiştir. MÖ 7000'den itibaren ticaret yolları saptanmış, imalat teknolojisinde gelişmeler görülmeye başlanmıştır. MÖ 5000'den itibaren höyüğün tepesinde surlarla kuşatılmış bir iç kale, eteklerinde ise teraslara yerleştirilmiş evler vardır. Kalkolitik dönemden sonra yerleşimin çevresi surlarla çevrilmiştir. Hitit imparatorluğu zamanında da güçlü duvarlar yapılmış ve bu duvarlar kenti MÖ 1200 yıllarına kadar korumuştur. Kent bu dönemde büyük bir yangınla son bulmuştur. Yumuktepe daha çok tarih öncesi yerleşmeleriyle tanınır, ama portalın aktardığına göre 10. ile 13. yüzyıllar arasında da en az üç yapı katıyla surlarla güçlendirilmiş önemli bir merkezdi.

Höyüğün bugünkü durumu da aynı metinde dürüstçe anlatılır. Üzerinde teraslar açılarak yapılan ağaçlandırma, yanından geçen derenin zaman içindeki taşkınları ve bazı yapılaşmalar kazı alanlarına ve tabakalara zarar vermiştir. Bugün höyüğe çıkan biri teraslı yamaçları ve çamları görür, kazı çukurlarını değil.

Gözlükule, Tarsus'un ilk yerleşimi

Tarsus'taki Gözlükule Höyüğü, Kültür Portalı'na göre günümüzden yaklaşık 9000 yıl önce Neolitik dönemde kurulmuştur. Höyük bugün Tarsus'un Gözlükule Mahallesi'ndedir ve ilçe merkezinin içinde kalır. Boğaziçi Üniversitesi'nin kazı sitesine göre şehrin en yüksek noktasını oluşturur, ovanın üzerinde yirmi metreden fazla yükselir. Tepeden bakıldığında Berdan Irmağı'nın deltası ve Toros Dağları görülür. Aynı kaynak Berdan'ın Bizans İmparatoru Justinianus döneminde yön değiştirdiğini ve bugün höyüğün doğusundan aktığını belirtir.

Portalın aktardığına göre Gözlükule İlk Çağ'da Tarsus'un limanı olarak kullanılmıştır. Tarsus'taki Kleopatra Kapısı'nın portal sayfası bu limanı kentin en ünlü anlatısına bağlar. Anlatıya göre MÖ 41 yılında Kleopatra, Romalı general Antonius ile buluşmak için gemilerle Tarsus'a gelmiş ve o zamanın limanı Gözlükule'de karşılanmıştır. Bugün deniz kıyısı oldukça uzakta olduğu için höyüğün bir liman olduğunu hayal etmek zordur.

Hetty Goldman ve kadın arkeologlar

Boğaziçi Üniversitesi'nin kazı tarihçesine göre Gözlükule'deki ilk sistemli çalışmalar Hetty Goldman başkanlığında Amerikalı bir ekip tarafından yapıldı. Ekibin amacı Hititlerin bölgedeki etkisini anlamak ve Hitit yazılı kaynaklarında adı geçen Ahhiyawalıların Ege'deki Miken uygarlığıyla olası ilişkisini araştırmaktı. Ekip 1930'larda bölgede yüzey araştırmasıyla başladı ve Gözlükule'de deneme açmaları yaptı. Kazılar 1935 yılında Bryn Mawr College, Amerikan Arkeoloji Enstitüsü ve Harvard Fogg Müzesi'nin desteğiyle başladı. Çalışmalar A ve B diye adlandırılan iki alanda yoğunlaştı. Höyüğün en yüksek noktasındaki A alanında Hitit dönemine tarihlenen anıtsal bir idari yapı kısmen açığa çıkarıldı. 1936 sezonunda kil tablet üzerine yazılmış bir Hitit toprak bağışı belgesi ile Kral III. Hattuşili'nin eşi Kraliçe Puduhepa'ya ait bir mühür izi taşıyan buluntular ortaya çıktı. 1937 sezonunun ardından Goldman, Tarsus'un Çukurova'da Hititlerin önemli bir güç merkezi olduğunu belirtti. Kazılar ödenek sıkıntısına ve Avrupa'daki gerginliğe rağmen 1938 yılında da sürdü. O yıl Goldman bir aile meselesi nedeniyle Amerika'ya dönmek zorunda kaldı ve çalışmaları deneyimli ekip üyeleri yürüttü.

Kazı tarihçesi ekibin bir özelliğini de vurgular, ekibin çoğunluğunu kadın arkeologlar oluşturuyordu ve bu o dönem için alışılmış bir durum değildi. Kazılara savaş yıllarında ara verildi. Goldman 1947 yılında yeni ekip üyeleriyle Tarsus'a döndü ve en uzun tabakalanmanın korunduğu Erken Tunç Çağı katmanlarını inceledi. 1948'de Goldman'ın rahatsızlığı nedeniyle kazıya Goell başkan vekili olarak yön verdi ve Erken Tunç I, Kalkolitik ve Neolitik seviyelerde çalışıldı. 1948 sezonuyla birlikte kazılar sona erdi. Sonuçlar 1950'lerde Princeton Üniversitesi tarafından üç cilt olarak yayımlandı ve kazı sitesine göre bugün de Anadolu arkeolojisinin temel başvuru eserleri arasındadır.

Gözlükule'den çıkanlar

Kültür Portalı, höyükte Neolitik dönemden İslami döneme kadar yerleşim tabakaları saptandığını yazar. Neolitik döneme ait sıva parçaları, obsidyen aletler, ok uçları, küçük mızraklar ve seramikler bulunmuştur. Kalkolitik döneme ait küp mezarlar ile aynı mimari tarzda yapılmış üst üste ev tabanları açığa çıkmıştır. Tunç Çağı'na ait silahlar, mühürler ve dörtgen planlı taş ve kerpiç evler de buluntular arasındadır. Portal, Kizzuwatna kralı Isputahsu ile Hitit kralı Telepinu arasında yapılan bir anlaşmanın küçük bir parçasından ve Isputahsu'nun mühründen de söz eder. Gözlükule'den çıkarılan eserler portala göre Adana Müzesi'nde sergilenmektedir.

Yeni kazı dönemi

Boğaziçi Üniversitesi 2001 yılında Bryn Mawr College ile işbirliği içinde yeni bir proje başlattı. Kazı sitesine göre ilk safhada, yani 2001 ile 2006 arasında, höyüğün korunması ve sınırlandırılması, Goldman dönemi malzemelerinin dijitalleştirilmesi, topografik ve jeofizik ölçümler ile yüzey araştırmaları yapıldı. İlk kazı sezonu 2007 yılında gerçekleşti. Kazı sezonlarının yanında buluntuların ve toplanan verilerin incelendiği depo çalışmaları da yürütüldü. Sitenin aktardığına göre 2017 sezonunda Erken İslami, Klasik dönem ve Geç Tunç Çağı katmanlarında kazılar sürdü. Kültür Envanteri'nin Tarsus Müze Müdürlüğü'ne dayanan kaydı kazıların Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Aslı Özyar ve ekibi tarafından yürütüldüğünü belirtir. Üniversitenin Tarsus'taki araştırma merkezi de ilginç bir yapıdadır. Kazı sitesine göre merkez, önemini yitirmiş eski bir çırçır fabrikasının dönüştürülmesiyle kurulmuş ve bu proje 2019 yılında bir mimarlık ödülüne değer bulunmuştur.

İki höyüğü nasıl görmeli

İki höyüğü aynı gün görmek mümkündür. Önce Mersin Arkeoloji Müzesi'ne uğramak iyi bir başlangıç olur. Portala göre müzenin birinci katında Yumuktepe'nin canlandırması ve kazıdan çıkan eserler anlatılır. Etnografik salonda Yumuktepe yakınında bulunan Huğ Evi'nin bir replikası da yer alır. Ardından Toroslar'daki Yumuktepe'ye çıkıp teraslı yamaçlardan kente bakabilirsiniz. Portala göre iki höyüğe de şehir içi ulaşım araçlarıyla gidilebilir. Tarsus'ta Gözlükule, Kleopatra Kapısı ile aynı mahallededir ve ikisi birlikte gezilebilir. Gözlükule'de bakılacak asıl şey höyüğün tepesinden görünen ovadır, burada eski limanın yerini düşünmek iyi bir egzersizdir. Höyüklerdeki kazı alanlarına girilmez, uyarı levhalarına ve çitlere uymak gerekir. Müzenin ziyaret günleri ve saatleri için güncel bilgiyi resmi sitesinden kontrol edin. Yazın öğle sıcağı ovada sert olduğu için sabah ya da akşamüstü gitmek daha rahattır.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz