Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Topkapı Sarayı'nı Avlu Avlu Gezmek

Topkapı Sarayı, tarihi yarımadanın ucunda, Marmara'ya, Boğaz'a ve Haliç'e aynı anda bakan Sarayburnu'nda kuruludur.

Radar TürkiyeRadar Türkiye24 Eylül 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Topkapı Sarayı'nı Avlu Avlu Gezmek

Topkapı Sarayı, tarihi yarımadanın ucunda, Marmara'ya, Boğaz'a ve Haliç'e aynı anda bakan Sarayburnu'nda kuruludur. Fatih Sultan Mehmed tarafından 1460-1478 yılları arasında yaptırıldı ve sonraki padişahların eklediği yapılarla 19. yüzyılın ortasına kadar büyümeye devam etti. Uzun süre Beyazıt'taki eski saraydan ayırmak için Saray-ı Cedid-i Amire, yani Yeni Saray diye anıldı. Topkapı adı ise sonradan, deniz tarafında yanlarına toplar yerleştirilmiş bir köşk kapısından geldi.

Saray yaklaşık 380 yıl boyunca devletin yönetim merkezi ve padişahların resmi ikametgahı oldu. Hanedan 19. yüzyılın ortasında Dolmabahçe Sarayı'na taşındıktan sonra da önemini kaybetmedi. Cülus ve cenaze törenleri saltanatın sonuna kadar burada yapıldı, padişahlar her Ramazan'ın on beşinde Hırka-i Saadet ziyareti için Topkapı'ya geldi. 3 Nisan 1924'te müze haline getirilen saray, Cumhuriyet'in ilk müzesidir ve 2019'dan bu yana Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı'na bağlıdır. Bugün Gülhane Parkı hariç yaklaşık 350.000 metrekarelik bir alanı kaplıyor.

Bu yazıda sarayı dıştaki kapıdan en içteki köşklere doğru, yani saray halkının hayatının içe doğru mahremleştiği sırayla, avlu avlu anlatıyoruz. Her bölümde neye bakmanız gerektiğini, sonda da ziyaretinizi nasıl planlayabileceğinizi özetliyoruz.

Sarayın Mantığı

Topkapı Sarayı'nı anlamanın anahtarı, onu bir tek bina değil, iç içe geçen avlular ve kapılardan oluşan bir düzen olarak görmektir. Teşkilat bakımından dört bölümden söz edilir. Birun hizmet ve koruma alanıdır, Divan-ı Hümayun idari merkezdir, Enderun saray okulu ve padişahın selamlığıdır, Harem ise padişahın ailesiyle yaşadığı özel alandır.

Bu bölümleri üç anıtsal kapı ayırır. Birinci kapı Bab-ı Hümayun, ikinci kapı Babüsselam, üçüncü kapı Babüssaade'dir. Her kapıdan geçtikçe içeri girebilen insanların sayısı azalır. Birinci avlu halka ve askere açıktı, ikinci avluda devlet yönetiliyordu, üçüncü avlu padişahın eviydi, dördüncü avlu ise padişahın köşkleri ve bahçeleriyle en özel alandı. Harem, ikinci ve üçüncü avluların sol tarafında, Haliç'e bakan yönde ayrı bir dünya kurar.

Sarayın ana planının Edirne Sarayı'ndan etkilendiği kabul edilir. Hizmet binaları çoğunlukla taştan, tek katlı ve yüksek kubbelidir. Konut olarak kullanılan yapılar ise taş ve ahşaptan yapılmış, kubbeleri kurşunla kaplanmıştır. Avluları sırayla gezdiğinizde bu mimari değişimi de adım adım izleyebilirsiniz.

Bab-ı Hümayun ve Birinci Avlu

Sarayın ana giriş kapısı Bab-ı Hümayun, Ayasofya'nın arkasında yükselir. Fatih'in yaptırdığı, Sur-ı Sultani denen saray surları üzerindeki üç büyük kapının en büyüğüdür. Üstündeki kitabe 1478 tarihlidir ve hattatı Ali bin Yahya es-Sufi'nin imzasını taşır. Kapı aslında iki katlı bir köşk kapıydı. Üst katı, 19. yüzyılın ikinci yarısında yangın ve depremden zarar görünce yıkıldı.

Kapıdan geçince Alay Meydanı denen geniş birinci avluya girersiniz. Burası sarayın ihtiyaçlarını karşılayan birimlerin ve çalışanların alanıydı, aynı zamanda halkın ve askerin girip çıkabildiği bir meydandı. Cülus ve bayram törenlerinde devlet adamlarının maiyetleri ve yeniçeriler burada beklerdi. Avlunun bir yanında saray hastanesi, su dolabı ve fırınlar, öbür yanında odunların yığıldığı bir alan, darphane ve ambarlar vardı. İkinci kapıya yakın bir yerde ise Deavi Kasrı adıyla bilinen sekizgen, kuleli küçük bir köşk dururdu. Sorununu divana ya da padişaha ulaştırmak isteyenler dilekçelerini burada görevliye verirdi.

Birinci avluda Bizans döneminden kalan Aya İrini durur. Yapı fetihten sonra cebehane, yani silah deposu olarak kullanıldı. 1846'da buradaki silahlar düzenlenerek eski silahlar ve eski eserlerden oluşan bir koleksiyon kuruldu. TDV İslam Ansiklopedisi bu koleksiyonu İstanbul'un ve Türkiye'nin ilk müzesi sayar. Aya İrini bugün müze olarak ziyaret ediliyor ve Topkapı Sarayı'nın kombine biletine dahil.

Babüsselam

İkinci avlunun girişindeki Babüsselam, iki sivri kulesiyle sarayın en tanıdık görüntüsüdür. İç içe iki kapıdan ve aradaki odalardan oluşan bu yapı, devlet törenlerinin başladığı yerdi. Kulelerin biçimi bazı araştırmacılarca Kanuni'nin Avrupa seferlerindeki gözlemlerine bağlanır, Topkapı üzerine kapsamlı çalışmalar yapan Gülru Necipoğlu ise kulelerin surlarla birlikte Fatih döneminde yapıldığını düşünür.

Divan toplantılarının olduğu sabahlar bu kapının önü hareketliydi. Kapıcıbaşılar ve çavuşbaşılar devlet adamlarını burada karşılar, vezirler rütbe sırasına göre birbirini bekler, selam çavuşları karşılıklı selamlaşmayı yönetirdi. Törenden sonra devlet adamları içeri girer, yanlarındaki memurlar kapı dışında kalırdı. Yabancı elçilerin kalabalık maiyetleri de ancak bu kapıya kadar gelebilirdi. Padişah dışında kimse bu kapıdan atla geçemezdi, bu yüzden birinci avlu aynı zamanda atların ve seyislerin beklediği yerdi.

İkinci Avlu, Divan Meydanı

Babüsselam ile Babüssaade arasındaki avlu, devletin yönetildiği yerdir ve Divan Meydanı ya da Adalet Meydanı diye de anılır. Özellikle 16. yüzyılda burada yapılan törenler yüzünden az ağaçlı bir meydandı. Minyatürlere ve elçilerle gelenlerin anlattıklarına göre avluda ceylan, karaca gibi hayvanlar dolaşırdı. Taş döşeli ince yollardan biri, divana giden devlet adamlarının yürüdüğü "vezir yolu" olarak bilinir.

Avlunun sol üst köşesindeki Kubbealtı, devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı divanhanedir. Fatih döneminde yapılan yapı, Kanuni'nin sadrazamı İbrahim Paşa tarafından yenilendi. Divan bir dönem haftanın her günü, sonra haftada dört gün toplandı. Sadrazam, vezirler, kazaskerler, defterdarlar ve nişancı asıl üyelerdi. Toplantılar sabah namazından hemen sonra başlardı. Kubbealtı'nın hemen arkasında yükselen Adalet Kulesi sarayın her yerinden görünür. Kaidesi Fatih döneminden kalmıştır, bugünkü görünüşü ise büyük ölçüde II. Mahmud dönemine aittir. Padişah, divanın toplandığı salonun karşı duvarındaki kafesli pencerenin ardından toplantıları görünmeden izleyebiliyordu.

Kubbealtı'nın arkasındaki çok kubbeli yapı devletin resmi hazinesiydi. Bugün burada, çoğu yüksek kaliteli ve süslemeli yaklaşık 400 silahtan oluşan bir sergi yer alıyor. Kılıçlar, topuzlar, yaylar, kalkanlar, miğferler, zırhlar ve tüfekler arasında Fatih Sultan Mehmed'e ait bir merasim kılıcı da bulunuyor.

Avlunun sağ tarafı mutfaklara ayrılmıştır. Uzun bir revakın arkasındaki bu yapılar, konik kubbeleri ve bacalarıyla dışarıdan hemen tanınır. Temelleri ilk yapıyla birlikte atılmış olsa da bugünkü görünüşleri 1574 yangınından sonrasına aittir, çünkü Mimar Sinan mutfakları ana yapıyı koruyarak yeniden inşa etti. Dokuz ocak ve bir helvahaneden oluşan mutfaklar günde 1500 ile 3000 kişilik yemek çıkarabiliyor, divan ve elçi kabulü günlerinde bu sayı daha da artıyordu. Bugün mutfaklarda sarayda kullanılmış Çin ve Japon seramikleri, helvahane ve şerbethanede madeni mutfak eşyaları sergileniyor. Karşıdaki binalarda da sarayın Avrupa porselenleri ve gümüş eserleri görülebiliyor.

Avlunun sol alt tarafında padişahın kıymetli atlarının tutulduğu has ahırlar ve at koşum takımlarının saklandığı raht hazinesi vardır. Hemen yanında bir avlu çevresinde cami, hamam ve koğuşlarıyla küçük bir mahalleyi andıran Zülüflü Baltacılar Koğuşu yer alır. Harem'in girişi de bu avludadır, Kubbealtı'nın yanından açılır.

Babüssaade ve Arz Odası

Üçüncü kapı Babüssaade, padişahın özel alanı olan Enderun'un girişidir. Akağalar Kapısı ya da Arz Kapısı diye de anılır. Esası Fatih dönemine ait olduğu tahmin edilen kapıya bugünkü görünüşü I. Abdülhamid döneminde, 1774-1775'te verildi. Kemerin kilit taşında II. Mahmud'un tuğrası bulunur.

Babüssaade Osmanlı tarihi boyunca cülus törenlerine sahne oldu. Hava nasıl olursa olsun taht bu kapının önüne kurulur, yeni padişah buradan geçerek tahta oturur ve devlet ileri gelenleri burada biat ederdi. Bu kapının önünde cülus töreni yapılan son padişah VI. Mehmed'dir. Bayramlarda da yine buraya bayram tahtı konur, tebrikler kabul edilirdi. Sefer zamanlarında padişah sancak-ı şerifi başkomutana bu kapının önünde teslim ederdi. Sancak gönderinin yere dikildiği yuvanın üstü bugün de bir mermerle kapalı olarak duruyor. Kapının önünden geçerken zemine bakın.

Babüssaade'nin öte yanında, izni olmayan hiç kimse ilerleyemezdi. Kapıdan girince karşınıza çıkan Arz Odası, padişahın vezirleri, devlet erkanını ve yabancı elçileri kabul ettiği yerdir. Fatih döneminde yapılan yapı pek çok kez yenilendi, kaide kısmının 15. yüzyıldan kaldığı düşünülüyor. Çevresi saçaklı çatı altında mermer sütunlu revaklarla çevrilidir, içinde bir taht, bir ocak ve bir çeşme bulunur. Taht 16. yüzyıl sonuna tarihlenir, mücevherli örtü takımları ise gelen elçinin önemine göre değiştirilirdi. Divan günlerinde devlet adamlarının burada padişahla görüşmesine "arza girmek" denirdi. Önce yeniçeri ağası girer, ardından kazaskerler, en sonunda da sadrazam ile vezirler huzura çıkardı.

Üçüncü Avlu, Enderun

Üçüncü avlu, saray okulu Enderun'un avlusudur ve bu yüzden Enderun Meydanı diye de anılır. Avluyu çevreleyen koğuşlarda saray ağaları eğitim görür ve yaşardı. Koğuşların da bir hiyerarşisi vardı, Küçük ve Büyük Oda'dan başlayıp Seferli, Kilerli, Hazine ve en üstte Has Oda koğuşlarına uzanıyordu.

Arz Odası'nın hemen arkasında III. Ahmed'in Lale Devri üslubuyla yaptırıp Enderun ağalarına vakfettiği Enderun Kütüphanesi durur. Yüksek bir zemin üzerine oturan yapı, ortası kubbeli ve üç eyvanlı bir plana sahiptir ve çinilerle süslüdür. Merdiven sahanlığının altında geniş bir çeşme vardır. Avlunun bir kenarındaki Ağalar Camii Fatih döneminden kalmadır ve bugün yaklaşık 14.000 el yazması eseri barındıran saray kütüphanesi olarak hizmet veriyor. Seferli Koğuşu padişah elbiselerinin sergilendiği bölümdür. Burada padişahların günlük ve tören kıyafetlerini, sarayda kullanılan kumaşları görebilirsiniz. Has Oda revakının 19. yüzyılda kapatılmasıyla oluşan mekan ise padişah portreleri salonu olarak kullanılıyor.

Bir uyarı. TDV'nin de belirttiği gibi müzenin sergi salonları zaman zaman değişiyor, restorasyon ya da başka nedenlerle kapalı olabiliyor. Görmek istediğiniz bir bölüm varsa gitmeden önce güncel durumu kontrol edin.

Hazine

Üçüncü avlunun sağ üst köşesindeki Hazine Köşkü, Fatih Köşkü adıyla da bilinir. Fatih Sultan Mehmed'in saray inşa edilirken yaptırdığı bu yapı, başından beri saray hazinesi olarak kullanıldı. Bugün Osmanlı hazinesinin sergilendiği bu bölümdeki eserlerin en ünlüleri dört taht, hükümdarlık sembolü olan sorguçlar ve askılar, mücevherli kitap kapları, Topkapı Hançeri ve Kaşıkçı Elması'dır.

Topkapı Hançeri'nin hikayesi başlı başına ilginçtir. I. Mahmud tarafından 1746'da İran hükümdarı Nadir Şah'a barış hediyesi olarak yaptırıldı. Hançeri taşıyan elçilik heyeti yoldayken 1747'de Nadir Şah'ın öldürüldüğü haberini aldı ve hediyeyle birlikte İstanbul'a geri döndü. Yaklaşık 35 santimetre uzunluğundaki hançerin altın kabzasında üç büyük zümrüt vardır. Sapın ucundaki sekizgen zümrüt kapak kaldırıldığında altından küçük bir saat çıkar.

Kaşıkçı Elması 86 karat ağırlığındadır ve çevresi çift sıra halinde 49 küçük elmasla süslenmiştir. Hazineye ne zaman ve nasıl girdiği, adını nereden aldığı kesin olarak bilinmiyor. Kaşıkla takas edildiğini anlatan hikaye de dahil olmak üzere dolaşan anlatıların hepsi rivayettir. Adının oval kesiminin kaşığa benzemesinden gelmiş olabileceği de düşünülüyor.

Hazine sarayın en kalabalık bölümlerinden biri olduğu için vitrinlerin önünde acele etmemek zor olabiliyor. Güne erken başlayıp Hazine'yi ilk duraklarınızdan biri yapmak işinizi kolaylaştırır.

Kutsal Emanetler

Üçüncü avlunun sol üst köşesinde, Harem'e yaslanan dört kubbeli taş yapı Has Oda'dır. 15. yüzyılda dörtlü bir mekan düzeniyle inşa edilen bu yapı, padişahların saray selamlığındaki özel ikametgahıydı. Yavuz Sultan Selim döneminde kutsal emanetlerin buraya getirilmesinden sonra daha çok Hırka-i Saadet Dairesi adıyla anıldı. Bugün Kutsal Emanetler Dairesi olarak ziyaret ediliyor ve farklı dönemlere ait çinilerle kaplı.

Burada Hz. Muhammed'e ait olduğu kabul edilen hırka ve sancak başta olmak üzere İslam tarihinin ilk dönemine ait emanetler, ilk halifelere ait kılıçlar ve padişahların çeşitli dönemlerde Mekke ve Medine'ye vakfettiği eşyalar korunur. Emanetler asırlar boyunca kıymetli mahfazalar içinde saklandı ve yanı başlarında sürekli Kur'an okundu. TDV'ye göre bu gelenek bugün de sürdürülüyor. Bu bölümü sessizce, sırayı bekleyerek ve saygılı bir kıyafetle gezmek gerekir.

Dördüncü Avlu ve Köşkler

Üçüncü avlunun arkasında, Sofa-i Hümayun denen dördüncü avlu başlar. Burası padişahlara ait köşklerin, asma bahçelerin ve havuzlu mermer terasların alanıdır ve sarayın en huzurlu köşesidir.

Revan Köşkü'nü IV. Murad, 1635'teki Revan seferinden dönüşte yaptırdı. Sekizgen planlı, üç eyvanlı yapının dış cephesi renkli taşlarla ve mavinin hakim olduğu çinilerle kaplıdır. Sonraki dönemlerde farklı amaçlarla kullanıldı ve I. Mahmud döneminde kütüphaneye çevrildi. Bağdat Köşkü ise yine IV. Murad'ın, 1638'de Bağdat'ın yeniden alınmasının hatırası olarak yaptırdığı köşktür. İnşası 1639 içinde tamamlanmış olmalıdır. TDV, ilk şekli bozulmadan günümüze gelen bu yapıyı Türk köşk mimarisinin başyapıtlarından sayar. İçeride çini kaplı duvarlara, sedef ve bağa kakmalı dolap kapaklarına ve pencere kanatlarına dikkat edin.

Aynı mermer terasta, yaldızlı çatısıyla İftariye Kameriyesi durur. Etrafı açık bu küçük köşk Haliç'e bakar ve padişahın Ramazan'da iftarını burada açtığı anlatılır. Terasın bugünkü görünüşü Sultan İbrahim döneminde oluştu. Yakınındaki Sünnet Odası da 17. yüzyılda eklenmiştir ve cephesini kaplayan, farklı dönemlere ait çini panolarla ünlüdür.

Dördüncü avlunun öbür yapıları da ayrı ayrı ilgi çeker. Lale Bahçesi duvarına dayalı ahşap Sofa Köşkü, Mustafa Paşa Köşkü adıyla da bilinir ve duvarlarında şair Hakani Mehmed Bey'in beyitleri yazılıdır. Dördüncü avlunun en eski yapısı olan Hekimbaşı Odası 15. yüzyıla tarihlenir, saray hekimbaşısının çalıştığı ve bir dönem eczane olarak kullanılan bir kuledir. Marmara'ya bakan terasın önündeki Mecidiye Köşkü ise Sultan Abdülmecid'in 1850'lerde yaptırdığı, sarayın son köşküdür. Padişahlar Boğaz saraylarına taşındıktan sonra Topkapı'ya törenler için geldiklerinde burayı kabul salonu olarak kullanırlardı. Yanındaki Sofa Camii, sarayda bugün ibadete açık olan tek mekandır.

Harem

Harem, ikinci avludaki girişiyle başlayıp Haliç yönüne doğru yayılan ayrı bir yapılar topluluğudur. Yapılanması ve genişlemesi büyük ölçüde Kanuni'nin uzun saltanatına dayanır, 16. yüzyıl sonundan 19. yüzyıl ortasına kadar da eklemeler sürmüştür. İhtiyaç duyuldukça eklenen odalar ve köşkler, bu bölümün iç içe geçmiş, karmaşık bir yapıya dönüşmesine yol açtı. Harem'de padişahın annesi valide sultan, padişahın eşleri, kızları, kız kardeşleri ve diğer aile üyeleri ile onların hizmetlileri yaşardı. Bütün hizmetliler Darüssaade ağasına bağlıydı. Odalarının ancak bir kısmı ziyarete açıktır.

Ziyaret Arabalar Kapısı'ndan başlar. İlk mekan, III. Murad'ın 1587'de Harem'e giriş holü olarak yaptırdığı ve harem hazinesinin de işlediği Dolaplı Kubbe'dir. Ardından duvarları 17. yüzyıl Kütahya çinileriyle kaplı Şadırvanlı Sofa ve Harem ağalarının koğuşlarının sıralandığı taşlık gelir. Bu taşlığın üst katında şehzadelerin eğitim gördüğü Şehzadeler Mektebi yer alır. Taşlığın sonundaki Cümle Kapısı, ailenin yaşadığı asıl Harem'e açılır.

Valide Sultan Taşlığı ve Dairesi, padişahın dairesiyle birlikte Harem'in en büyük ve en önemli bölümüdür. Valide sultanın 16. yüzyıl sonunda Eski Saray'dan Topkapı'ya taşınmasıyla kuruldu, 1665'teki büyük yangından sonra yeniden yapıldı. Buradan padişah ve valide sultan hamamlarına geçilir. 16. yüzyıl sonuna tarihlenen bu çifte hamam, 18. yüzyıl ortasında rokoko üslubunda yeniden süslenmiştir.

Hünkar Sofası, sarayın en büyük kubbesine sahip salondur. Padişahın ailesini, yakınlarını ve konuklarını kabul ettiği, bayram tebriklerinin ve düğünlerin yapıldığı yer burasıydı. Duvarları 18. yüzyılda Delft çinileri ve Venedik aynalarıyla yeniden bezendi, ama kubbe kemerinde ve pandantiflerde ilk yapımdan kalma klasik süslemeler durur.

Harem'in belki de en değerli odası, Mimar Sinan'ın tasarladığı III. Murad Has Odası'dır. İç düzenini büyük ölçüde koruyan bu odada duvarlar 1570'lerin mavi, beyaz ve mercan kırmızısı İznik çinileriyle kaplıdır. Yaldızlı davlumbazlı büyük ocağın karşısında renkli mermerden iki katlı bir çeşme bulunur. Suyun sesi hem odaya sakin bir hava verir hem de konuşmaların dışarıdan duyulmasını zorlaştırırdı. Yanındaki I. Ahmed Has Odası sedef ve fildişi kakmalı dolap ve pencere kanatlarıyla, III. Ahmed'in küçük odası ise duvarlara boyanmış çiçek ve meyve tabaklarıyla dikkat çeker ve bu yüzden Yemiş Odası diye anılır.

Veliaht dairesi olarak da bilinen Çifte Kasırlar, 17. yüzyılda farklı zamanlarda yapılmış iki odadan oluşur. Ahşap kubbelerindeki boyalı süslemeler özgündür. Hemen ötede Şimşirlik Bahçesi'ne bakan Gözdeler Taşlığı ve Harem'in ekseni olan Altın Yol yer alır. 15. yüzyıldan kalma bu dar koridor, Harem ağalarının taşlığıyla Has Oda arasında uzanır. Harem gezisi genellikle Kuşhane Kapısı'ndan çıkılarak üçüncü avluda sona erer.

Ziyaret Planı

Topkapı Sarayı'nın resmi sitesinde belirtildiğine göre saray salı günleri kapalıdır. Bazı resmi tatil ve bayram günlerinde de kapalı olabildiği için gitmeden önce Milli Saraylar'ın sitesindeki güncel ziyaret bilgilerine bakın. Gişe saatleri ve bilet ücretleri de değişebildiği için rakamları mutlaka resmi siteden kontrol edin.

Bilet türleri hakkında bilinmesi gerekenler şunlar.

  • Resmi sitede Topkapı Sarayı, Aya İrini ve Harem'i kapsayan bir kombine bilet tanımlanıyor ve bu biletin satın alındığı gün geçerli olduğu belirtiliyor.
  • Müze Kart'ın Milli Saraylar'a bağlı pek çok mekanda geçerli olduğu, ancak Topkapı Sarayı'nın Harem ve Aya İrini bölümlerinde geçmediği resmi sitede yazıyor. Kartınız varsa bu ayrımı hesaba katın.
  • Yaş ve öğrenci indirimlerinin koşulları da resmi sitede ayrıntılı olarak yer alıyor.

Saraya Sultanahmet'ten yürüyerek ulaşabilirsiniz. Resmi adres Cankurtaran Mahallesi, Babıhümayun Caddesi No 1'dir ve Bab-ı Hümayun, Ayasofya'nın arkasındaki bu caddenin üzerindedir. T1 tramvay hattının Sultanahmet ya da Gülhane duraklarından yürüme mesafesindedir. Sarayın eski has bahçesi olan Gülhane Parkı, saray surlarının hemen dışında uzanır ve gezi sonrası dinlenmek için iyi bir yerdir.

Sarayı Harem'le birlikte gezmek için en az yarım gün ayırın. Acele etmeden gezmek istiyorsanız güne erken başlayın. Önce en kalabalık bölümleri, yani Hazine'yi ve Kutsal Emanetler'i görün, sonra Harem'e geçin ve günü dördüncü avlunun teraslarında Haliç'e ve Boğaz'a bakarak bitirin. Yaz aylarında avlular arasında uzun süre açıkta yürüyeceğinizi, kışın ise bazı iç mekanların serin olabileceğini hesaba katın.

Topkapı'yı bir günlük programın parçası olarak görmek isterseniz Radar'daki "Klasik Sultanahmet Günü" rotası sarayı Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı ve Gülhane Parkı ile birleştiriyor. Osmanlı saray mimarisinin Topkapı'dan Dolmabahçe'ye ve Boğaz'ın kasırlarına nasıl değiştiğini izlemek isteyenler için "Saraydan Kasra Osmanlının Değişen Zevki" rotası var. Müze biletleri hakkında genel bilgiler için "Müze Biletlerinde Ne Bilmek Gerekir" yazısına, sarayın hemen yanındaki Ayasofya için de "Ayasofya'nın On Beş Asrı" yazımıza göz atabilirsiniz.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz