Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Tirebolu Kalesi ve Denize Açılan Liman Kenti

Üç burun üzerinde bir kasaba Tirebolu, Giresun'dan doğuya giden sahil yolunun üzerinde, denize doğru uzanan burunların arasına yerleşmiş bir ilçedir.

Radar TürkiyeRadar Türkiye6 Kasım 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Tirebolu Kalesi ve Denize Açılan Liman Kenti

Üç burun üzerinde bir kasaba

Tirebolu, Giresun'dan doğuya giden sahil yolunun üzerinde, denize doğru uzanan burunların arasına yerleşmiş bir ilçedir. TDV İslam Ansiklopedisi kasabanın deniz kıyısındaki eğimli bir arazide, iki küçük koyu çevreleyen üç yüksek burun üzerinde yer aldığını yazar. Sahil kesimindeki dar düzlük hemen kuzeydoğuda Harşit deltasına doğru genişler ve bugünkü yerleşim alanı da bu yönde gelişmiştir. Kültür Portalı'na göre Tirebolu Giresun-Trabzon devlet karayolu üzerindedir ve il merkezine 45 kilometre uzaklıktadır. Bu nedenle ilçe, Giresun merkezden yapılacak yarım günlük bir kıyı gezisi için uygundur. Kale, ilçenin kuzeyinde denizin içine uzanan yarımada üzerindedir ve ilçe merkezindeki ana yürüyüş noktasıdır. Kaynaklar Tirebolu'yu kaleşehir olarak tanımlar; yani kasaba kalenin çevresinde gelişmiş, sonra limanıyla büyümüştür. Dar kıyı şeridi, arkadaki dik yamaçlar ve denize uzanan kaya çıkıntıları, kaleyi seçilmiş bir konum haline getirmiştir. Kıyıdan bakıldığında yarımada, ilçenin siluetini belirler. Yazın ve ilkbaharda ışık denize yakın olduğu için iyi fotoğraf imkanı sunar; sabah ve akşamüstü ışığını tercih edin.

Tripolis adı

Tirebolu adının nereden geldiği konusunda kaynaklar tek bir cevap vermez. TDV'ye göre kasaba adını üç şehir anlamına gelen Tripolis'ten alır. Bir görüşe göre bu ad, İskhopolis, Argyria ve Plikokaleia adlı üç şehir halkının toplanmasından doğmuştur. Diğer görüşe göre ad, XIII. yüzyılda inşa edilen üç kaleden, yani St. Jean, Petroma ve Aziz Antonyus kalelerinden gelir. Seyyah Bijişkyan adı şehri üç kısma ayıran Kurucakale, St. Jean ve Bedroma kalelerine dayandırır. TDV ise kaleler birbirinden uzakta olduğu için bu açıklamanın hatalı olduğunu söyler. Aynı kaynağa göre adın günümüzde yerleşim alanını kapsayan, yan yana üç çıkıntı ya da burun üzerindeki Kurucakale, Merkezkale ve Çürükkale yüzünden verilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şehrin adı, MÖ 400'de yöreye gelen Ksenophon'un Anabasis'inde yer almaz. Tripolis adına ilk kez I. yüzyılda Pliny'nin eserinde rastlanır ve bu, kuruluşun milattan önce I. yüzyıla ancak indiğini gösterir. Pliny, Tirebolu Kalesi'nden ve Tripolis çayı diye anılan Harşit'ten söz eder. Kısacası ad konusunda kesin bir hüküm yoktur, ama üç burun açıklaması en güçlü olanıdır.

Yarımada üzerindeki kale

Kültür Portalı kaleyi ilçe merkezinde, denizin içindeki bir yarımada üzerinde yer alan küçük bir kale olarak tanımlar. Saint-Jean adıyla da anılır. Kale yarımadanın doğal yapısına uygun olarak inşa edilmiştir. Güneyden dik bir merdivenle çıkılır. Moloz taştan yığma olarak yapılmıştır. Giriş, kente bakan basık kemerli bir açıklıktan sağlanır. Surlar aralıklarla dışarıdan payandalarla desteklenmiştir. Kale surları günümüze kadar sağlam gelmiş ve daha önceki yıllarda geniş çaplı restorasyon ve onarım görmüştür. Kalenin yapım tarihi konusunda kaynaklar aynı şeyi söylemez. Tirebolu Kaymakamlığı'nın sayfası kalenin ne zaman inşa edildiğine dair yeterli bilgi bulunmadığını belirtir. Aynı sayfa kalenin bugünkü son şeklini 19. yüzyılda aldığını, Orta Çağ'da Trabzon Komnenos devleti zamanında yeniden yaptırılmış ya da onarılmış olabileceğini söyler. Kaymakamlığa göre 1351'de III. Aleksios güvenli olmayan Trabzon'dan ayrılarak bu kaleye sığınmıştır. Kale Osmanlılar'a geçtiğinde askeri özelliğini belirli bir süre korumuştur. İç kaleye giriş güney taraftandır. İçeride mahzenler ve su sarnıçları vardır; buradaki duvarlar 1,25 ile 1,50 metre arasında kalınlıktadır. Top yuvaları restorasyon sırasında kapatılmıştır. Kalenin doğal bir kayalık üzerine oturması, yapıyı dıştan güçlü gösterir.

Yüz yirmi basamak

Kaleye çıkış, ziyaretin en belirgin bölümüdür. Kaymakamlığa göre 120 basamaklı merdiven, Kaymakam Eyübzade İzzet Bey zamanında, 1896-1904 yılları arasında yapılmıştır. Merdivenle birlikte kalenin yarımadayla bağlantısı da düzenli hale gelmiştir. Kalenin duvarları, Harşit Çayı'ndan getirilen bazalt ve sudan aşınmış taşlardan oluşur. Bunlara Ünye kireçtaşından sarı ve kırmızı renkli bloklar eklenmiştir. Renk farkı, duvarların yakından bakıldığında fark edilen ilginç bir ayrıntısıdır. Merdivenden çıkarken adımlarınızı sayabilir, her dönemeçte durup kıyıya ve ilçeye bakabilirsiniz. Kalenin içinde silah, eşya ve erzak konulan mahzenler ve su sarnıçları bulunur. Batı ucunda daha alçak seviyede, sonradan eklenmiş bir kale duvarı vardır. Kültür Portalı kalenin içinde Osmanlı dönemine ait çok sayıda mezar taşı bulunduğunu da yazar. Bu taşlar, kalenin uzun yıllar boyunca bir yaşam alanı olduğunu hatırlatır. Basamaklar kısmen dik olduğundan, ayakkabı seçimi ve yavaş tempo önemlidir. Yukarıya ulaşınca yarımadanın uç noktasına doğru yürüyüp kaleyi dıştan da okumak mümkündür.

Işık ve toplar

Kale, denizden gelen ışığın ve gemilerin yolunun izlendiği bir noktaydı. Kaymakamlığın sayfasına göre kalede 1911'de asetilen gazıyla çalışan bir deniz feneri vardı; bu fener günümüze gelmemiştir. Yine aynı kaynağa göre, kaledeki Rus yapımı 1894 tarihli tekerlekli top teşhir amacıyla aşağıya indirilmiştir. Fenerin yerinde bugün bir yapı bulunmasa da, kalenin deniz tarafındaki konumu hala bir gözetleme noktası izlenimi verir. Kıyıdan kaleye bakan fotoğraflarda yarımada, denizin içine uzanan bir sur hattı gibi görünür. Güneş batarken kıyı yolundan ya da limana yakın bir noktadan çekilen kareler, duvarların renk farkını öne çıkarır. TDV'ye göre Tirebolu'yu kuran kaleler Harşit vadisinden gelen yolu da korumak için kurulmuştu. Dolayısıyla fenerin ve topun öyküsü, kaleyi bir koruma noktasından bir kıyı işareti haline getiren değişimi anlatır. Kalenin giriş saati ve ücret bilgisi için resmi siteleri kontrol etmek gerekir.

Bir liman şehrinin ekonomisi

TDV'ye göre buradaki küçük liman muhtemelen yakındaki gümüş ve bakır madenlerinin taşınması için kullanılmıştır. Burayı ve Harşit vadisinden gelen yolu korumak üzere kurulan kaleler vesilesiyle Tirebolu kasabası ortaya çıkmıştır. Haçlı ordularının İstanbul'u işgalinin, 1204'ün ardından kasaba Trabzon'a kaçan Aleksios'un kurduğu imparatorluğun sınırları içinde kaldı. Katalan elçisi Clavijo, 1404'te burayı büyük bir şehir diye niteler ve Trabzon İmparatorluğu'na tabi ilk yer olduğunu belirtir. Fatih Sultan Mehmed Trabzon'u fethinin ardından, 1461'de kıyıyı izleyerek geri dönerken Tirebolu'yu teslim aldı. Osmanlı idaresi altında bir liman şehri olarak gelişti. TDV, burada gemi yapım tezgahları bulunduğunu, halkın çoğunun taşımacılık ve balıkçılıkla geçindiğini söyler. Harşit vadisinden inen yolun limanı olması nedeniyle ticari hayat hareketliydi ve Gümüşhane ile iç kesimlerde çıkarılan madenler buradan sevk edilirdi. Fransız seyyah Tournefort, 1701'de kaleyi ve limandaki yelkenlileri tasvir eder. 1902-1903'te limana 104 vapur ve 64 yelkenli uğramış; limana bağlı 23 büyük ve 103 küçük gemi bulunuyordu. Fındık ve çay sonraki dönemin ürünleridir; ilçede çay fabrikaları ve fındık fabrikaları da limanla birlikte ekonominin parçası olmuştur.

Çarşı, han ve konak izi

TDV, Tirebolu'nun fiziksel durumuna dair ilk bilgilerin 1486 tarihli tahrir kayıtlarında yer aldığını söyler. 1833'te kasabada elli dokuz dükkan, bir mezbaha, bir mumhane, yirmi iki tuz ve fındık mahzeni, yedi değirmen, bir han ve bir hamam bulunuyordu. Kıyıdaki handa terzi, attar, bezci, abacı ve ipekçi esnafı çalışıyordu. 1844'te Çarşı, Hamam ve Yeniköy adlı üç mahalle vardı. 1847'de Xavier Hommaire de Hell, Kelalioğulları'nın zenginliğinin simgesi olan, ince ahşap süsleme ve işçiliğiyle dikkat çeken konaktan söz eder; birlikte seyahat ettiği ressam Laurens bu konağın çizimini yapmıştır. Kelalioğulları 1811'de Tirebolu'nun idaresindeydi. Bu bilgiler, kale çevresinin yalnız bir askeri yapı olmadığını, çarşı, han ve konaklarıyla işleyen bir kıyı kenti olduğunu gösterir. Kentin sonraki gelişimi de limana bağlıdır. Çay fabrikası 1959'da işletmeye açılmış, 1968'de ulaşıma açılan sahil yolu doğuya, Körliman yönündeki genişlemeyi etkilemiştir. 1994'te Tirebolu Meslek Yüksek Okulu açılmış ve yerleşme Harşit deltasının doğusuna geçmiştir. Gezide kaleden indikten sonra kıyıdaki çarşı sokaklarında yürümek ve eski liman çevresini incelemek bu tarihi dokuyu anlamanın en iyi yoludur.

Kıyı yolunda bir gün

Tirebolu'ya ulaşmak için Giresun-Trabzon devlet karayolunu izlemek yeterlidir. Kültür Portalı'na göre ilçe, il merkezine 45 kilometre uzaklıktadır. Kıyı yolu boyunca deniz manzarası eşlik ettiği için sürüş, gezinin kendisi kadar keyiflidir. Kaleye güneyden 120 basamaklı merdivenle çıkıldığından, yürüyüşe ayırdığınız süreyi merdivenleri rahat çıkabileceğiniz biçimde planlayın. Tirebolu Kaymakamlığı kalenin bugün halkın ziyaretine açık olduğunu belirtir. Giriş saatleri ve ücret konusunda güncel bilgiyi Tirebolu Kaymakamlığı'nın ve Giresun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün sitelerinden kontrol edin. Yağmurlu ve rüzgarlı havada basamaklar kayganlaşabilir; bu nedenle kapalı ve tabanı kavrayan ayakkabı giyin. Fotoğraf için kaleyi denizden yana gören kıyı noktaları ve basamakların üst bölümü iyi kadrajlar sunar. Kalenin içinde dinlenme yeri sınırlıdır; su ve hafif bir şapka almak iyi olur. Sabah erken saatlerde gidip öğleden sonra kıyı yoluna devam etmek mümkündür. Ziyaretin sonunda ilçenin çarşısına inip eski liman çevresini gezmek, günün tarihi bölümünü tamamlar. Kıyıda yürüyüş sırasında trafik yoğun bölgelerde yaya geçitlerini kullanmaya dikkat edin.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz