Mesir Macunu, Manisa'nın Bahar Geleneği
Her bahar Manisa'da gökyüzünden renkli kağıtlara sarılı küçük parçalar yağar. Kalabalık başını yukarı kaldırır, eller havaya uzanır, yere düşmeden yakalanan her parça bir sevinç çığlığıyla karşılanır.
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Her bahar Manisa'da gökyüzünden renkli kağıtlara sarılı küçük parçalar yağar. Kalabalık başını yukarı kaldırır, eller havaya uzanır, yere düşmeden yakalanan her parça bir sevinç çığlığıyla karşılanır. Bu sahnenin adı Mesir Macunu Festivali'dir ve UNESCO onu 2012'de İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne aldı. Bu yazı mesir macununu kültür ve gelenek olarak anlatıyor. Neyin, nasıl, kimler tarafından yapıldığına, geleneğin hangi yapıların çevresinde yaşadığına ve bugün bir ziyaretçinin onu nasıl görebileceğine resmi kaynakların verdiği bilgilerle bakıyoruz.
Bir macunun öyküsü
Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü geleneğin çıkışını şöyle anlatır. Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan Manisa'da nedeni anlaşılamayan bir hastalığa yakalanır. Sultan Külliyesi medresesinin başhekimi olarak anılan Merkez Efendi, kırk bir çeşit bitki ve baharattan bir macun hazırlar. Hafsa Sultan iyileşince bu macunun her yıl Nevruz zamanında halka dağıtılmasını ister. Küçük kağıtlara sarılan macun o günden beri aynı dönemde halka saçılır.
Öykü kuşaktan kuşağa anlatılır, ama tarihçiler ayrıntıları temkinle karşılar. TDV İslam Ansiklopedisi'nin Merkez Efendi maddesi, macunun onun tarafından darüşşifada hazırlandığı bilgisinin çağdaş yazarlarda geçmediğini hatırlatır. Aynı madde darüşşifanın, Merkez Efendi Manisa'dan ayrıldıktan çok sonra, 1539-1540'ta tamamlandığına dikkat çeker. Yani anlatı bir tarih kaydından çok, kentin kendi belleğinde biçimlenmiş bir gelenek olarak okunmalıdır. Geleneğin gücü de zaten burada yatar. Manisalılar yüzyıllardır bu öyküyü anlatıyor ve her bahar onu yeniden canlandırıyor.
Kırk bir bitki ve baharat
Mesir macununun tarifi yazılı bir reçeteden çok ustadan çırağa aktarılan bir bilgidir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü içerikte bulunan bitki ve baharatlardan bir kısmını sayar. Anason, çörekotu, hardal tohumu, Hindistan cevizi, kakule, karabiber, karanfil ve kimyon bunların arasındadır. Kişniş, ravent, safran, sakız, tarçın, vanilya ve yenibahar da listede yer alır. Zencefil, havlıcan, portakal kabuğu, sinameki ve rezene de aynı karışıma girer. Ortaya koyu renkli, yoğun kokulu, sıcak baharat tadı taşıyan bir macun çıkar.
Macunu yapan aşçıbaşıdır ve işin her aşamasından o sorumludur. Baharatların tazeliğini kontrol eder, oranları belirler, pişirme ortamını ve kapları gözden geçirir. Yanındaki çıraklara bilgisini sözlü olarak ve uygulayarak aktarır. Geleneğin sürmesini sağlayan da bu ustalık zinciridir. UNESCO kaydı macunun bir aşçı ve çıraklar tarafından taze baharatlardan geleneksel yöntemle hazırlandığını yazar. Kayıt metninde kırk bir baharat ve otun adı geçer.
Kağıda sarılan parçalar
Macun hazırlandıktan sonra sıra paketlemeye gelir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne göre bu işi temizlik, el becerisi, deneyim ve sabır isteyen en az on dört kadın üstlenir. Macun küçük parçalar halinde kesilir ve renkli, parlak kağıtlara sarılır. Kağıdın iki ucu bükülür, böylece parça hem korunur hem de havada savrulurken açılmaz. Festival boyunca saçılmak ve dağıtılmak üzere en az üç ton macun hazırlanır. Bu miktar, işin bir mutfak işinden çok bir kent organizasyonu olduğunu gösterir.
Saçılma ve kalabalık
Festivalin en çok bilinen anı saçılmadır. Kağıda sarılı macun, Sultan Camii'nin kubbelerinden ve minaresinden aşağıdaki kalabalığa atılır. Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen binlerce kişi parçaları yere düşmeden yakalamak için yarışır. UNESCO kaydı festivalin her yıl 21-24 Mart günlerinde yapıldığını yazar. Kayıt, hazırlık sırasında ve festival boyunca geleneksel kıyafetli kırk beş kişilik bir orkestranın tarihi Osmanlı müziği çaldığını da anlatır. Kayıt metni ayrıca Manisalıların festivale güçlü bir duygusal bağla bağlı olduğunu vurgular.
Festival yalnızca saçılmadan ibaret değildir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü program boyunca mesir karma ve dağıtma törenlerinin yanında geleneksel mesir korteji yürüyüşünün yapıldığını yazar. Yemek yarışması, halk konserleri, tiyatro ve halk oyunları gösterileri ile çocuklara yönelik etkinlikler de programın parçasıdır. Manisa'ya gelen yabancı misafirlere ve komşu illere macun gönderilmesi de konukseverliğin bir göstergesi olarak sürdürülür.
Geleneğin mekanı
Festival, yüzyıllardır aynı mekanın çevresinde yaşar. Bu mekan Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi adına Manisa'da yaptırılan Sultan Külliyesi'dir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, festivalin gerçekleştiği kültürel mekanın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1988'de sit alanı ilan edildiğini belirtir. TDV İslam Ansiklopedisi'nin Hafsa Sultan Külliyesi maddesi, külliyeyi klasik Osmanlı mimarisinin Manisa'daki en görkemli örneği olarak tanıtır. Aynı madde, halka dağıtma şenliklerinin 1951'den beri yeniden canlandırıldığını yazar.
Külliyenin şifahanesi, yani darüşşifa, geleneğin hikayesinde ayrı bir yer tutar. Darüşşifa kitabesine göre yapı 1539-1540'ta Kanuni Sultan Süleyman tarafından annesi adına yaptırıldı. TDV maddesi vakfiyeden öğrenilen kadroyu da sayar. Burada bir başhekim, bir cerrah, iki göz hekimi, bir akıl hastalıkları uzmanı ve iki eczacı çalışıyordu. Eczacı yardımcıları, dört hastabakıcı, bir idareci, bir katip, iki aşçı ve bir çamaşırcı da kadroda yer alıyordu. Bu liste, on altıncı yüzyıl Osmanlı kentinde bir hastanenin nasıl örgütlendiğine dair nadir bir pencere açar.
Yapının kendisi de bu düzeni yansıtır. TDV maddesine göre darüşşifa kareye yakın bir planda, moloz taş ve tuğladan örülmüş duvarlarla yükselir. Çift sıra kirpi saçaklı ve basık kubbeli örtüsüyle erken dönem yapılarını andırır. Altı dizelik bir kitabenin bulunduğu basık kemerli taç kapıdan, iki devşirme sütuna oturan üç kubbeli bir revaka girilir. Revakın karşısındaki bölüm eyvan olarak düzenlenmiştir. Toplam on oda revakın yanlarına ve avlunun doğu ile batı kenarlarına dizilir, köşelerdeki odalar ötekilerden daha büyüktür. Her odanın tuğladan sivri kemerli bir kapısı ve dışarıya bakan, mermer söveli bir penceresi vardır.
Yapının sonraki yüzyılları da kolay geçmedi. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne göre darüşşifa 1922'de yakıldı ve 1962-1963 yıllarında onarıldı. Uzun süre boş kalan yapı 1996'da Celal Bayar Üniversitesi'ne verildi. Üniversite onu 30 Kasım 2013'te Hafsa Sultan Tıp Tarihi Müzesi olarak açtı. Bugün mesir geleneğini anlamak isteyen biri için en doğru başlangıç noktası burasıdır.
Bugün nerede ve nasıl görülür
Festivali yerinde görmek istiyorsanız mart ayına göre plan yapın. Saçılma günleri yoğun geçer ve kalabalık külliyenin çevresini sabahın erken saatlerinden doldurur. Ön sıralara yerleşmek isteyenler erken gelir, ama arka sıralarda kalmak da yakalama şansını tamamen ortadan kaldırmaz. Parçalar geniş bir alana savrulur. Küçük çocuklarla gidiyorsanız kalabalığın kenarında, rahat hareket edebileceğiniz bir yer seçin. Festivalin kesin günleri ve program ayrıntıları için düzenleyen kurumların güncel duyurularını kontrol edin.
Festival dışında gelenler de mesirin izini sürebilir. Sultan Külliyesi'nin dış avlusunda dolaşmak, darüşşifanın moloz taş ve tuğla duvarlarına bakmak bunun ilk adımıdır. Ardından müzenin salonlarında Osmanlı tıbbına ve şifahanenin tarihine ayrılmış bölümleri gezebilirsiniz. Müzenin açık olduğu günleri ve ziyaret koşullarını ziyaretten önce kontrol etmenizi öneririz. Külliyenin yakınındaki Şehzadeler sokaklarında yürümek de geleneğin doğduğu kent dokusunu hissettirir.
Bir parçayı nasıl tatmalı
Mesir macununun tadı sert ve baharatlıdır. Kağıdı açınca parça küçük ve yapışkandır, yavaşça ağızda eritilerek yenir. Baharatların sırayla öne çıktığını fark edersiniz. Önce tarçın ve karanfil hissedilir, ardından zencefil ile karabiberin sıcaklığı gelir. Bir parçanın tadına bakmak geleneğe en sade biçimde katılmanın yoludur. Manisa'dan dönerken birkaç parçayı yakınlarınıza götürmek de kentin eski konukseverlik adetini sürdürmek demektir.
Kayıt ve koruma
Mesir Macunu Festivali'nin korunmasında birçok kurum birlikte çalışır. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, festivalin Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklendiğini ve festivale ilişkin araştırma ile envanterleme çalışmalarının sürdüğünü yazar. Festivali Manisa Valiliği, Manisa Belediye Başkanlığı ve yerel bir tanıtma derneği birlikte düzenler. Derneğin her festivale ait görsel ve yazılı belgelerden oluşan geniş bir arşivi vardır. Manisa'daki Celal Bayar Üniversitesi de festivale yönelik akademik araştırmalara, sempozyum ve panellere ev sahipliği yapar. Her yıl düzenlenen uluslararası fotoğraf yarışması da festivalin görüntüsünü kayda geçirir. 2012'deki UNESCO kaydı, bu çabaların uluslararası düzeyde tanınması anlamına geldi.
Mesir macunu küçük bir kağıt parçasına sarılmış bir tatlıdan çok daha fazlasıdır. Bir ustalık zincirini, bir külliyenin yüzyıllık hikayesini ve her bahar aynı meydanda toplanan bir kentin ortak belleğini taşır. Manisa'ya mart ayında yolunuz düşerse gözünüzü gökyüzüne çevirin. Yılın başka bir zamanında gelirseniz şifahanenin sessiz avlusu size aynı hikayeyi daha sakin bir sesle anlatacaktır.
Kaynaklar
- Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Şifa Şehri, https://manisa.ktb.gov.tr/TR-151860/sifa-sehri.html
- UNESCO Intangible Cultural Heritage, Mesir Macunu festival, https://ich.unesco.org/en/RL/mesir-macunu-festival-00642
- TDV İslam Ansiklopedisi, Hafsa Sultan Külliyesi (Doğan Yavaş), https://islamansiklopedisi.org.tr/hafsa-sultan-kulliyesi
- TDV İslam Ansiklopedisi, Merkez Efendi (Reşat Öngören), https://islamansiklopedisi.org.tr/merkez-efendi
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz
