Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Kağıdın Üç Sanatı, İstanbul'da Ebru, Hat ve Tezhip

Bir hat levhasının önünde durduğunuzda aslında üç ayrı ustanın emeğine bakıyorsunuz. Ortadaki yazıyı hattat kamış kalemle yazmıştır. Yazıyı çevreleyen altın yapraklı, ince kıvrımlı çerçeveyi müzehhip işlemiştir.

Radar TürkiyeRadar Türkiye24 Eylül 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Kağıdın Üç Sanatı, İstanbul'da Ebru, Hat ve Tezhip

Bir hat levhasının önünde durduğunuzda aslında üç ayrı ustanın emeğine bakıyorsunuz. Ortadaki yazıyı hattat kamış kalemle yazmıştır. Yazıyı çevreleyen altın yapraklı, ince kıvrımlı çerçeveyi müzehhip işlemiştir. Levhanın en dışındaki, damar damar renkli kenar ise çoğu zaman bir ebru kağıdıdır ve suyun üstünde bir kez oluşup bir daha aynısı yapılamayan bir desenden gelir. Osmanlı İstanbul'unda bu üç sanat aynı çevrelerde, çoğu zaman aynı ustaların elinde ve aynı sayfada buluşurdu.

Bu yazı sizi o sayfanın içine götürmek için var. Önce ebrucunun teknesine, hattatın kalem kutusuna ve müzehhibin altınına bakacağız. Sonra bu sanatları İstanbul'da bugün nerede görebileceğinizi, hangi ustanın izinin hangi semtte durduğunu ve kendiniz denemek isterseniz nereden başlayabileceğinizi anlatacağız. İkisi UNESCO'nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'nde yer alıyor. Ebru 2014'te, hüsn-i hat 2021'de Türkiye adına bu listeye alındı.

Üç Sanat, Tek Sayfa

Bu üç sanatın ortak zemini kitaptır. El yazması bir kitap ya da bir levha, birden fazla ustanın emeğiyle tamamlanırdı. Hattat metni yazar, müzehhip başlıkları, sayfa kenarlarını ve satır aralarını süsler, kitap da ebrulu kağıtlarla ciltlenirdi. TDV İslam Ansiklopedisi ebru kağıdının kullanıldığı yerleri sayarken yazma kitapların ciltlerini, levha ve kıtaların pervazlarını ayrıca anar. Aynı ansiklopedinin tezhip maddesi de süslemenin mushaflardan fermanlara, hilyelerden murakkalara kadar geniş bir alanda kullanıldığını anlatır.

Bu yüzden bir müzede vitrine yaklaştığınızda sayfayı tek bir eser gibi değil, katmanlar halinde okumak işe yarar. Önce yazıya bakın, sonra onu çevreleyen altına, en son kenardaki renkli kağıda. Aynı sayfada üç ayrı zanaatin elini ayırt etmeye başladığınızda koleksiyonlar da başka türlü konuşmaya başlar. Bir levhanın ne zaman yazıldığını, hangi üslupta süslendiğini, kenar suyunun neden o renkte seçildiğini merak etmek, müze gezisini aceleyle geçilen bir koridordan çıkarıp sayfa sayfa okunan bir kitaba çevirir.

Suyun Üstünde Resim

Ebru, TDV İslam Ansiklopedisi'nin tanımıyla kitreli suyun üzerine serpilen boyalarla bezenmiş kağıt ve bu kağıdı hazırlama sanatıdır. Adı Farsçadan gelir. Benzer teknikler Çin'de ve Japonya'da çok daha önce biliniyordu. Ansiklopediye göre bu sanat İpek Yolu üzerinden İran'a geçti, orada ebri adıyla anıldı ve 16. yüzyılda Hindistan ve İran üzerinden İstanbul'a ulaştı.

Teknenin içinde olan biten sade ama titiz bir kimyadır. Ebrucunun malzemesi şunlardır.

  • Tekne. Çinko ya da galvanizden yapılmış, yaklaşık altı santim derinliğinde dikdörtgen bir kap.
  • Kitre. Geven bitkisinin salgısından elde edilen, krem renkli plakalar halinde bir zamk. Suda eritilip süzülür ve suyu koyulaştırır. Boyaların batmadan yüzeyde durmasını sağlayan budur.
  • Boya. Doğal kaya ve topraklardan elde edilen, suda erimeyen ve yağ içermeyen toprak boyalar.
  • Öd. Sığır ödü. Boyaya birkaç damla katılır ve rengin suyun üstünde açılmasını sağlar. UNESCO'nun tanımında ondan doğal bir asit olarak söz edilir.
  • Fırça. At kılından, tahta bir değneğe sarılarak yapılır ve boyayı tekneye serpmeye yarar.
  • Biz ve tarak. İnce ve kalın tel çubuklar desene biçim verir. Tahta bir çıtaya belli aralıklarla dizilmiş tellerden oluşan tarak ise taraklı ebrunun aletidir.

İş sırası şöyledir. Öd katılmış boyalar fırçayla kitreli suya serpilir. Ansiklopedinin açıklamasına göre her yeni renk, taşıdığı öd oranına göre öncekileri iterek kendine yer açar. Yani renklerin sırası ve ödün ayarı, desenin nasıl açılacağını baştan belirler. Ardından bizle ya da tarakla desen verilir, kağıt yüzeye yavaşça bırakılır, desen kağıda geçer, kağıt kaldırılıp gölgede kurutulur.

Teknedeki nakış yalnızca bir kağıda geçer ve aynı ebru ikinci kez yapılamaz. Her ebru kağıdı bu yüzden tek nüshadır. Buna karşılık iyi hazırlanmış bir tekne kitreli su, ansiklopediye göre yaklaşık altı yüz kağıt çıkarabilir. Bir ebrucunun gününü de bu iki gerçek belirler. Su uzun ömürlüdür, desen ise bir kerelik.

UNESCO ebruyu 2014'te Temsili Liste'ye aldı. Listedeki tanım bu sanatın usta ile çırak arasında, sözlü ve uygulamalı olarak aktarıldığını, temel becerilerin kazanılmasının bile en az iki yıl sürdüğünü vurgular. Desenler arasında çiçekler, yapraklar, bezemeler ve geometrik biçimler sayılır, ebrunun geleneksel olarak cilt süslemesinde kullanıldığı hatırlatılır. Tanımda ebrunun yaş, cinsiyet ya da köken ayrımı gözetmeden herkese açık bir gelenek olduğu da ayrıca belirtilir.

Battaldan Çiçekli Ebruya

Ebrunun kendi sözlüğü vardır. Çeşitler, boyanın nasıl serpildiğine ve suyun üstünde neyle, nasıl oynandığına göre ad alır. TDV İslam Ansiklopedisi'nin saydığı başlıcaları şunlardır.

  • Battal ebru. Boyalar dengeli serpilir, ustanın müdahalesi en azdır. Ebrunun temel biçimidir ve öğrencinin ilk öğrendiği desendir.
  • Gelgit ya da tarama. Tel çubuk yüzeyde bir aşağı bir yukarı keskin hareketlerle gezdirilir.
  • Şal. Çubuk düzensiz, dairemsi hareketlerle döndürülür.
  • Bülbül yuvası. Çubuk merkeze doğru helezonlar çizerek ilerler ve iç içe kıvrımlar oluşur.
  • Taraklı ebru. Desen tarakla çekilir, düzenli ve sık bir doku çıkar.
  • Hatip ebrusu. Açık bir zeminin üstüne kuvvetli renk damlaları konur ve ince bir iğneyle biçim verilir. Adını mucidi Hatip Mehmed Efendi'den (ö. 1773) alır.
  • Çiçekli ebru. Lale, karanfil, hercai menekşe, gelincik, gonca gül, kasımpatı ve sümbül suyun üstünde tek tek çizilir. Bu tarz Necmeddin Okyay'ın buluşudur ve onun adıyla da anılır. Öğrencisi Mustafa Düzgünman (ö. 1990) bu çiçeklere papatyayı ekledi.
  • Yazılı ebru. Yine Okyay'ın buluşu. Kağıda önce Arap zamkıyla yazı yazılır. Zamklı yerler boyayı tutmaz ve yazı renkli zeminin içinde açık kalır.
  • Hafif ebru. Soluk renklerle yapılır ve üzerine hat yazılacak kağıda zemin olarak hazırlanır.

Ebrunun İstanbul'dan Avrupa'ya giden bir hikayesi de var. Ansiklopediye göre 16. yüzyılın sonunda seyyahların İstanbul'dan götürdüğü ebrulu kağıtlar Avrupa'da Türk mermer kağıdı diye tanındı. 1646'da Roma'da bu kağıt üzerine yayın yapıldı, teknik zamanla Almanya'ya, Fransa'ya, İtalya'ya ve İngiltere'ye yayıldı. UNESCO'nun İngilizce kaydında sanatın adı hala marbling, yani mermerleme olarak geçer.

Kamış Kalemin Disiplini

Hat, Arap harflerinden doğup İslam medeniyetinde kendi başına bir sanat haline gelen güzel yazıdır. UNESCO'nun 2021'de listeye aldığı hüsn-i hat tanımı bu sanatın özünü iyi özetler. Hüsn-i hat, harfleri ölçülü ve orantılı biçimde, belli estetik değerleri gözeterek yazma geleneğidir. Buradaki anahtar kelime ölçüdür. Harflerin boyu, genişliği ve birbirine oranı kurallara bağlıdır. TDV İslam Ansiklopedisi bu nisbetli yazının kurallarını ilk kez İbn Mukle'nin (ö. 940) belirlediğini yazar. Güzel yazı sezgiden çok, yıllar süren bir disiplinden gelir.

Klasik hatta altı temel yazı türü vardır ve bunlara aklam-ı sitte denir. TDV İslam Ansiklopedisi bu türlerin en gelişmiş biçimini Yakut el-Müstasımi'nin (ö. 1299) ortaya koyduğunu yazar.

  • Sülüs. Yuvarlak ve gergin harfleriyle sanat göstermeye en uygun yazıdır. Hattatlar ona hatların anası der.
  • Nesih. Satır düzenine uyduğu için uzun metinlerde, özellikle kitap yazımında tercih edilir.
  • Muhakkak ve reyhani. Düz çizgilerin ağır bastığı kardeş yazılardır ve 16. yüzyıla kadar mushaf yazımında kullanıldılar.
  • Tevki ve rika. Osmanlı'nın ilk yüzyıllarında resmi yazışmada kullanılan yazılardır.

Bunlara Osmanlı'da gelişen başka türler eklenir. Talik, ince ve kavisli yapısıyla edebi eserlerde ve divanlarda kullanıldı. Divani 15. yüzyılın sonlarında resmi yazışma için biçimlendi. Onun harekeli, süslü ve heybetli biçimi olan celi divani 16. yüzyılda İstanbul'da ortaya çıktı ve devletin en üst düzeydeki yazışmalarında kullanıldı. Celi ise tek başına bir türden çok bir ölçektir. Cami duvarlarında ve kapı kitabelerinde uzaktan okunacak iri yazılara celi denir. Ansiklopedi, hattatın elini zorlayan bu iri yazıların küçük bir örnekten kareleme usulüyle büyütüldüğünü, iğnelenmiş kalıplarla duvara aktarıldığını anlatır.

Hattatın malzemesi de geleneğin bir parçasıdır. UNESCO'nun saydığı araçlar şunlardır. Organik maddelerle perdahlanmış, yani aharlı kağıt, kamış kalem, kalemtıraş, kalemin ucunu kesmek için kullanılan özel altlık, hokka, is mürekkebi ve kalem kutusu. Pek çok hattat bu araçları kendisi hazırlar. Hat yalnızca kağıda yazılmaz. Deri, taş, mermer, cam ve ahşap da onun yüzeyleridir. İstanbul'da en çok göreceğiniz hat da aslında kağıtta değil, taşta ve duvardadır.

Meşk ve İcazet

Hat bir sınıfta değil, bir hocanın yanında öğrenilir ve bu öğrenmenin adı meşktir. TDV İslam Ansiklopedisi usulü şöyle anlatır. Hoca talebenin önünde örnek yazıyı yazar, talebe onu taklit ederek çalışır ve hocaya getirir. Hoca kusurları gösterir, harflerin doğru ölçüsünü talebenin yazısının altına yeniden yazar. Beğendiği satırların üstünü ve altını çizerek takdirini belirtir. Bu işarete kaftan giydirme denir.

Meşklerini tamamlayan öğrenci icazet almaya hak kazanır. Hocanın verdiği izin belgesine icazetname denir ve öğrenci ancak bundan sonra eserlerine kendi imzasını koyabilir. İmzalar genellikle ketebe, yani yazdı kelimesiyle başladığı için imza atmaya ketebe koymak da denir. UNESCO'nun tanımı da hattatların bilgiyi, zanaat becerisini ve değerleri çıraklık yoluyla aktardığını vurgular. Bir levhanın köşesindeki küçük imzayı fark ettiğinizde, o imzanın arkasında yıllarca süren bir meşk olduğunu bilirsiniz.

İstanbul'un Hattatları

"Kur'an-ı Kerim Hicaz'da nazil oldu, Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı." TDV İslam Ansiklopedisi'nin hat maddesinde de anılan bu söz, hat sanatında İstanbul'un yerini özetler. Birkaç ismi tanımak, müzede ve camide gördüklerinizi okumayı kolaylaştırır.

  • Şeyh Hamdullah (ö. 1520). Amasya'da doğdu. II. Bayezid'le şehzadeliği sırasında dost oldu, Bayezid tahta çıkınca sarayda katip ve hoca olarak görevlendirildi. Yakut'un üslubunu geliştirerek kendi yolunu kurdu ve Osmanlı hat ekolünün kurucusu sayılır. Usta bir okçuydu da, Okmeydanı'ndaki Atıcılar Tekkesi'nin şeyhliğine getirildi.
  • Ahmed Şemseddin Karahisari (ö. 1556). Kanuni döneminin büyük hattatı. Süleymaniye Camii'nin kubbe yazısını sağlığında o yazdı. Kanuni için yazdığı büyük boy mushaf Topkapı Sarayı Müzesi'nde korunuyor.
  • Hasan Çelebi. Karahisari'nin evlatlığı. Süleymaniye ve Edirne Selimiye camilerinin taşa işlenmiş kitabeleriyle tanınır.
  • Hafız Osman (1642-1698). Şeyh Hamdullah üslubunu yeniden yorumlayarak kendi adıyla anılan bir yol açtı. Hilyeleri bugün Beyazıt'taki Hat Sanatları Müzesi'nde de sergileniyor.
  • Mustafa Rakım (ö. 1826). Sülüs ve celi sülüste zirve sayılır. Padişah tuğralarını ıslah ettiği için tuğra tarihinde Rakım öncesi ve Rakım sonrası diye bir ayrım yapılır.
  • Kazasker Mustafa İzzet Efendi (1801-1876). Hem hattat hem bestekar. Ayasofya'daki dev levhalar onun eseridir.
  • Sami Efendi (ö. 1912). Celi yazıya getirdiği incelikle Rakım yoluna yeni bir soluk kattı.
  • Necmeddin Okyay (1883-1976). Üsküdarlı hattat, ebrucu ve ciltçi. Onu aşağıda Üsküdar bölümünde ayrıca anlatıyoruz.

Yirminci yüzyılın başında bu gelenek bir okula da kavuştu. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre 1915'te açılan Medresetü'l-hattatin 1936'ya kadar hat ve ona bağlı kitap sanatlarını öğretti, ardından Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlandı. Necmeddin Okyay bu okulda 1916'dan itibaren hat ve ebru hocalığı yaptı.

Altınla Işıyan Sayfalar

Tezhip, adını Arapçada altın anlamına gelen zeheb kelimesinden alır ve sözlük anlamı altınlamaktır. Bu işi yapan sanatçıya müzehhip denir. Tezhip yazma kitapların ve levhaların süslemesidir. Mushafların ilk sayfaları, sure başları, başlık sayfaları, sayfa kenarları, satır araları, fermanlar, beratlar, hilyeler ve murakkalar onun alanıdır.

Malzemesi ağırbaşlıdır. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre temel malzeme ezilerek toz haline getirilmiş varak altındır. Altın jelatinle bağlanır, samur fırçayla sürülür, kuruduktan sonra mühreyle perdahlanıp parlatılır. Üzerinde çalışılacak kağıt önce ahar denen koruyucu bir tabakayla hazırlanır. Tekniğe göre farklı adlar çıkar. Altının gölgeli, ince fırça işçiliğiyle uygulandığı tarza halkari, altın tozunun kağıda serpildiği uygulamaya zerefşan denir.

Motifler bir alfabe gibidir. Hatayi grubu üsluplaştırılmış yaprak ve çiçekleri, pençleri ve goncagülleri kapsar. Rumi, bulut ve çintemani gibi motifler de sık görülür. Bir sayfada bu motifleri seçebilmek, o sayfanın hangi döneme ait olabileceğine dair de ipucu verir.

Osmanlı tezhibinin dönemleri de birbirinden ayırt edilebilir. Ansiklopedi, Fatih döneminde iri hatayilerle belirginleşen Baba Nakkaş üslubunu, 16. yüzyılın ilk yarısında Şahkulu'nun geliştirdiği saz yolunu ve Kanuni döneminde sernakkaş Kara Memi'nin sayfalara getirdiği lale, karanfil ve gül gibi yarı üsluplaştırılmış bahçe çiçeklerini ayrı ayrı anlatır. 18. yüzyılda Ali Üsküdari'nin adıyla anılan bir üslup öne çıkar. 18. ve 19. yüzyıllarda ise Avrupa rokokosunun etkisiyle yoğun çiçek demetleri sayfalara girer. Bir müzede Kara Memi'nin lalesiyle bir rokoko buketini yan yana gördüğünüzde, İstanbul'un iki yüz yıl içinde değişen zevkini de görmüş olursunuz.

Müzelerde Nerede Görülür

Bu üç sanatı bir arada görmek için İstanbul'da üç müze öne çıkıyor. Hepsinin sergi düzeni zaman zaman değişebildiği için gitmeden önce resmi sayfalarına göz atmanız iyi olur.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Sultanahmet'te Hipodrom'un kenarındaki İbrahim Paşa Sarayı'ndadır. Müze ilk kez 1914'te Süleymaniye Külliyesi'nin imaret binasında açıldı ve 1983'te bugünkü binasına taşındı. Bina 2012'de restore edildi, müze de kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2014'te yeni sergi düzeniyle açıldı. Müzede halı, el yazmaları, ahşap, taş, cam, maden ve seramik eserler ile etnografya bölümleri bulunuyor. İstanbul Valiliği'nin tanıtımına göre el yazmaları arasında ilk Türkçe Kur'an meali de sergileniyor. Aynı tanıtımda etnografya bölümünün 19. yüzyıl İstanbul'unu kahve, hamam, konak yaşamı, hattat ve karagöz gibi başlıklarla anlattığı belirtiliyor.

Sakıp Sabancı Müzesi, Emirgan'daki Atlı Köşk'te. Köşkün üst kat odaları müzenin Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu'nun sergilendiği salonlara dönüştürüldü. Koleksiyon 14. yüzyılın sonundan 20. yüzyıla uzanıyor ve el yazması mushafları, dua kitaplarını, kıtaları, büyük boy levhaları, padişah tuğralı resmi belgeleri kapsıyor. Şeyh Hamdullah, Karahisari, Hafız Osman, Mustafa Rakım ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin eserleri burada. Gümüş, mercan, fildişi ve bağadan yapılmış yazı araçlarına ayrıca bakın. Hattatın masasının ne kadar özenle kurulduğunu en iyi onlar anlatır. Müzeyi Emirgan Korusu'nda bir yürüyüşle birleştirmek kolaydır.

Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi, Beyazıt Meydanı'nda, II. Bayezid Külliyesi'nin medrese binasında. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre bugünkü müze 28 Ekim 1984'te açıldı. Bina daha önce Şehir ve İnkılap Vesikaları Müzesi, ardından İstanbul Belediye Kütüphanesi olarak kullanılmıştı. Müze restorasyon nedeniyle 2012'den beri kapalıydı. Fatih Belediyesi'nin duyurusuna göre 7 Mayıs 2026'da yeniden ziyarete açıldı. Basına yansıyan bilgilere göre üç bini aşan koleksiyondan seçilmiş yaklaşık iki yüz eser sergileniyor. Hattat padişahların levhaları ve Hafız Osman'ın hilyeleri bunlar arasında. Ansiklopedi koleksiyonun en erken eseri olarak 9. ve 10. yüzyıla tarihlenen kufi bir mushafı anar. Yapı, avlusundaki havuz nedeniyle Havuzlu Medrese adıyla da anılıyor.

Cami Duvarlarındaki Yazılar

İstanbul'da hattı görmek için müzeye girmek şart değil. Şehrin camileri, taşa ve duvara yazılmış büyük bir sergi gibidir.

Süleymaniye Camii'nde başınızı kaldırın. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre kubbedeki yazıyı Ahmed Karahisari sağlığında yazdı. Yazı zamanla bozulunca sonraki dönemde Abdülfettah Efendi tarafından Rakım tavrında yeniden yazıldı. Yani bugün gördüğünüz satırda iki ayrı yüzyılın eli var. Caminin taşa işlenmiş kitabeleri ise Karahisari'nin evlatlığı Hasan Çelebi'nin yazısıyla anılır.

Ayasofya Camii'nde, kubbenin altında duvarlarda asılı duran dev yuvarlak levhalar Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin eseridir. Türkçe Vikipedi bunların yaklaşık 7,6 metre çapında olduğunu ve yapıldıkları döneme kadar yazılmış en büyük levhalar sayıldığını aktarır. Kubbe kuşağındaki yazı da onundur.

Kazasker'in izini Beyazıt'ta da sürebilirsiniz. Hat Sanatları Müzesi'nden çıktığınızda İstanbul Üniversitesi'nin anıtsal kapısının üstündeki talik kitabeye bakın, o da onun elinden çıkmadır. Aynı kaynak, Kazasker'in yazılarının Nusretiye Camii'nin kapısında, Hırka-i Şerif Camii'nde, Dolmabahçe Sarayı'nda ve Topkapı Sarayı'nın Hazine Koğuşu'nda da bulunduğunu belirtir.

Camileri gezerken adaba dikkat edin. Namaz vakitlerinde ziyaretten kaçının, omuzları ve dizleri örten kıyafetler giyin, kadınlar başlarını örtsün, ayakkabılarınızı girişte çıkarın ve içeride sesinizi alçak tutun. Kitabeleri ve levhaları okumak için avluda ya da girişte biraz durmak, içerideki cemaati rahatsız etmekten iyidir.

Üsküdar'da Hattatların İzinde

Hat ve ebru tarihinin iki büyük ismi Üsküdar'la bağlıdır. Bir öğleden sonrayı onların izine ayırmak isterseniz vapurla karşıya geçmeniz yeterli.

Şeyh Hamdullah Üsküdar'daki Karacaahmet Mezarlığı'nda yatıyor. TDV İslam Ansiklopedisi, kabrinin bulunduğu yerin sonradan Şeyh Sofası adıyla anıldığını yazar. Mezarlıkta dolaşırken sessiz ve saygılı olmak, mezar taşlarındaki yazıları okumaya da zaman bırakır. Eski mezar taşları da taşa işlenmiş hattın ayrı bir sergisidir.

Necmeddin Okyay'ın hayatı ise baştan sona Üsküdar'da geçti. Ansiklopediye göre 28 Ocak 1883'te Üsküdar'ın Toygartepe semtinde doğdu. 1907'den 1947'ye kadar Üsküdar'daki Yeni Valide Camii'nin imamlığını yürüttü. Hattat, ebrucu ve ciltçi olmanın yanında gül yetiştiriciliği ve okçulukla da uğraştı. Çiçekli ebruyu ve yazılı ebruyu o buldu, Mustafa Düzgünman ve Uğur Derman gibi öğrenciler yetiştirdi. 5 Ocak 1976'da vefat etti ve Karacaahmet'teki aile kabristanına defnedildi. Yeni Valide Camii'nin avlusunda durup onun kırk yıl boyunca her gün bu kapıdan girdiğini düşünmek, çiçekli bir ebruya bundan sonra başka gözle bakmanızı sağlar.

Kendiniz Denemek İsterseniz

Bu sanatları seyretmekle yetinmek istemeyenler için İstanbul'daki en erişilebilir kamu kaynağı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin meslek ve sanat eğitim kurumu Enstitü İstanbul İSMEK'tir. Kurumun güzel sanatlar alanında her üç sanatın da programları var. Kurs sayfalarında yazanlara göre programlar şöyle.

  • Ebru Başlangıç. Kitreli su, toprak boyalar ve at kılı fırçalarla çalışılır. Battal, gelgit, taraklı, şal, bülbül yuvası, kumlu, kılçıklı ve hatip teknikleri öğretilir. 16 yaş ve üstü başvurabilir, kabul ön görüşmeyle yapılır.
  • Ebru Gelişim. Zemin ebrusu üzerine hatip, akkase, lale, papatya ve murakka gibi tekniklerle geleneksel çiçek desenleri çalışılır. Kabul başvuru sınavı ve görüşmeyle yapılır.
  • Tezhip Başlangıç. Tezhipte kullanılan boya ve malzemeler, desen ve kompozisyon kuralları öğretilir. Kabul başvuru sınavı ve ön görüşmeyle yapılır, malzemeyi kursiyer karşılar.
  • Hüsn-i Hat Başlangıç. Hat tarihi, yazı türleri ve meşhur Türk hattatları anlatılır, harf ve metin yazımına geçilir. Programda rika, sülüs, talik, divani, celi divani ve kufi gibi türler yer alıyor.

Kurs sayfalarında bu programlar 256 saatlik eğitimler olarak tanımlanıyor ve tamamlayanlara belge veriliyor. Açılan merkezler ilçeden ilçeye, dönemden döneme değişiyor. Ebru için Üsküdar'daki Sanat ve Tasarım Okulu bunlardan biri. Kayıt tarihleri ve kontenjanlar için kurumun resmi sitesini takip edin. Bir uyarı da UNESCO'dan gelsin. Ebruda temel becerilerin oturması bile en az iki yıl sürüyor. İlk teknede çıkan kağıt kusurlu olacak, bu işin doğası bu.

Gitmeden Önce Bilinmesi Gerekenler

Bu üç sanatın izini süren bir gün için birkaç pratik öneri.

  • Sultanahmet ile Beyazıt arasını bir güne sığdırabilirsiniz. Sabah Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ni gezin, Divanyolu boyunca yürüyerek ya da T1 tramvayıyla Beyazıt'a geçin, öğleden sonra Hat Sanatları Müzesi'ni ve Süleymaniye'yi görün.
  • Sakıp Sabancı Müzesi ayrı bir yarım gün ister. Emirgan'a sahil boyunca giden toplu taşıma hatlarıyla ulaşabilirsiniz.
  • Açılış saatleri, kapalı günler ve bilet koşulları değişebilir. Her müzenin güncel bilgilerini resmi sitesinden kontrol edin.
  • Vitrinlerdeki yazma eserler ışığa duyarlıdır ve bu yüzden salonlar loş tutulur. Göz alışana kadar bir iki dakika bekleyin. Ayrıntıya bakarken telefonunuzun yakınlaştırmasından yararlanabilirsiniz, fotoğraf kurallarını ise girişte sorun.
  • Bir levhada önce imzayı arayın. Ketebe kelimesiyle başlayan küçük satır, eserin kime ait olduğunu ve çoğu zaman tarihini söyler.
  • Kenar suyuna bakmayı unutmayın. Levhanın pervazındaki ebru, yazıyla birlikte düşünülmüş bir çerçevedir.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz