Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

İstanbul'un Semt Adları Nereden Geliyor

İstanbul'da bir vapur iskelesinin tabelasını okumak, farkında olmadan birkaç dili birden konuşmak demek.

Radar TürkiyeRadar Türkiye24 Eylül 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

İstanbul'un Semt Adları Nereden Geliyor

İstanbul'da bir vapur iskelesinin tabelasını okumak, farkında olmadan birkaç dili birden konuşmak demek. Üsküdar adında Roma döneminin kalkanlı muhafızları, Tarabya'da havasıyla hastalara iyi gelen bir koy, Unkapanı'nda Osmanlı'nın büyük terazileri, Kuzguncuk'ta adı unutulmamış bir derviş saklı duruyor. Binalar yanıp yıkılsa da adlar çoğu zaman yerinde kalıyor; bu yüzden semt adları şehrin en uzun ömürlü belgeleri arasında sayılabilir.

Bu yazıda İstanbul'un tanıdık semt adlarının kökenini yakalara göre ele alıyoruz. Yol boyunca tek bir kurala uyuyoruz: kaynağın kesin söylediğini kesin, "anlatılır" ya da "rivayet edilir" dediğini rivayet olarak yazıyoruz. İstanbul'da neredeyse her semt için kulaktan kulağa dolaşan hoş bir açıklama vardır. Bunların bir kısmı belgelerle desteklenir, bir kısmı ise yalnızca adın sesine uydurulmuş hikayelerdir. Hangisinin hangisi olduğunu bilmek, o semtte yürürken çevrenize bakışınızı da değiştirir.

Adların Katmanları

İstanbul'un semt adlarını kabaca beş gruba ayırmak mümkün. İlki antik ya da Bizans dönemi adlarının Türkçenin ses düzenine uyarak dönüşmesidir; Skutarion'dan Üsküdar, Therapia'dan Tarabya, Psamathion'dan Samatya böyle doğmuştur. İkinci grup Osmanlı döneminde bir yere yerleşen, orada yapı yaptıran ya da o toprağı elinde tutan kişilerin adlarıdır: Kasımpaşa, Emirgan, Baltalimanı, Vaniköy ve Paşabahçe bu gruptandır.

Üçüncü grup bir işi anlatır. Tophane top dökülen yer, Unkapanı unun tartılıp dağıtıldığı kapan, Çengelköy gemi çapası yapılan köydür. Dördüncü grup bir yapıya ya da nesneye bakar; Kuruçeşme, Kabataş ve Rumelihisarı adlarını bir çeşmeden, bir taştan ve bir hisardan alır. Beşinci grup ise göçlerin izini taşır. Aksaray, Arnavutköy ve Kefeliköy adlarında başka bir memleketten gelen insanların hatırası yaşar.

Bu beş gruba Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki değişiklikleri de eklemek gerekir. Bakırköy'ün eski adı Makriköy'dü ve 1925'te bugünkü adını aldı; Yeşilköy de 1920'lerin ortasına kadar Ayastefanos diye anılıyordu. Yani bir semtin bugünkü adı her zaman en eski adı değildir. Bazen yüzyıllık bir adın yerine bilinçli olarak konmuş yeni bir addır.

Anadolu Yakasının İki Eski Kenti

Kadıköy'ün bulunduğu yerde antik çağda Kalkedon, yerel kaynaklardaki yazımıyla Halkedon kenti vardı. Kadıköy Belediyesi'nin tarihçesi Halkedon adını "Bakır Ülkesi" diye açıklar. Vikipedi'deki derlemeye göre de adın Yunancada bakır anlamına gelen bir kökle bağlantılı olduğu düşünülür. Kentin bir de ünlü lakabı vardır. Herodot, Pers komutanı Megabazos'un, karşı kıyıdaki güzel yeri görmeyip buraya yerleşenlerin kör olması gerektiğini söylediğini aktarır. Bu söz zamanla bir halk anlatısına dönüşmüş ve Kalkedon "Körler Ülkesi" diye anılmıştır. Kadıköy Belediyesi'nin tarihçesi aynı sıfatı Sarayburnu'na yerleşen Bizans'ın kurucusunun ağzından anlatır.

Bugünkü adın kaynağı ise Osmanlı dönemidir. Kadıköy Belediyesi'nin aktardığına göre Fatih Sultan Mehmed fetihten sonra Halkedon'u ilk İstanbul kadısı Hızır Bey'e verdi ve yerleşmenin adının buna izafeten Kadıköy'e döndüğü söylenir. Buradaki "söylenir" kelimesi önemli. Açıklama yaygın kabul görür ama kaynaklar onu kesin bir belgeye değil, bir anlatıya dayandırır.

Üsküdar'ın hikayesi daha katmanlıdır. Antik adı Yunanca "altın şehir" anlamına gelen Khrysopolis'ti. TDV İslam Ansiklopedisi bugünkü adın kökeni için birkaç görüş sıralar. Birine göre ad, Roma döneminde deri kalkan taşıyan ve scutarii denilen imparatorluk muhafızlarının yerleştiği yeri ifade eden Skutarion'dan gelir. Bir başka görüş adı Farsçada menzil, ulak ve ulak atı anlamlarına gelen esküdar kelimesiyle ilişkilendirir. Vikipedi'deki derleme, IV. Haçlı Seferi'ni anlatan Villehardouin'in burayı Escutaire diye yazdığını ve Skutarion adının zamanla Üsküdar'a dönüştüğünü de ekler. Halk arasında dolaşan "eski dar", yani eski ev açıklamasına gelince, ansiklopedi bunu açıkça anlamsız bulur.

Tarihi Yarımadada Bizans'tan Kalan Adlar

Haliç kıyısındaki Balat'ın adı Latince ya da Grekçe palatium kelimesinden türemiştir. TDV İslam Ansiklopedisi kelimenin Arapçaya "düzlük, taş döşeli zemin, kaldırım" anlamıyla da geçtiğini yazar. Vikipedi ise adı Rumca saray anlamındaki palation kelimesine bağlar ve bunu semtin sur içindeki Blakhernai Sarayı'na yakınlığıyla açıklar. İki açıklama aynı kökte buluşur; aralarındaki fark, kelimenin hangi anlamının öne çıkarıldığıdır.

Fener'in adı gerçek bir fenerden gelir. Bizans döneminde bu kesime Fanarion denirdi ve semte Haliç surlarındaki bir kapıdan girilirdi. Osmanlı döneminde Fener Kapısı diye anılan bu kapının bazı XVI. yüzyıl haritalarında Porta del Faro diye geçmesi, burada Haliç kıyısının önemli bir deniz fenerinin bulunduğuna işaret eder. TDV İslam Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven'in Haliç fenerini Fener Kapısı'nın bulunduğu çıkıntıya yerleştirdiğini de not eder.

Yarımadanın Marmara kıyısındaki Samatya ise adını kumdan alır. Vikipedi'deki bilgiye göre semtin adının Yunanca "kumlu" anlamındaki Psamathion kelimesinden geldiği ve bunun eskiden burada bol bulunan kumlu topraklarla ilgili olduğu sanılır. Samatya bugün Fatih ilçesinde, Kocamustafapaşa'nın bir bölümünü kapsayan ve batısında Yedikule'nin bulunduğu bir semttir.

Yarımadada Osmanlı İzleri

Aksaray adı İstanbul'a Orta Anadolu'dan gelmiştir. Bugünkü Aksaray şehri, Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Kılıcarslan'ın yaptırdığı saraya nispetle bu adı almıştı. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre 1468'de Karamanoğulları'na son veren Fatih Sultan Mehmed, şehirde yaşayanların büyük bir kısmını İstanbul'a yerleştirdi ve İstanbul'da bir semte bu adı verdi. Yani bugün kalabalık kavşakları ve aktarma noktalarıyla bilinen Aksaray'ın adı, aslında bir göçün hatırasıdır.

Unkapanı'nın adında ise bir Osmanlı kurumu yaşıyor. Kapan, Arap ve Türk-İslam devletlerinde büyük tartı aletinin adıydı. Osmanlılarda kelime zamanla un kapanı, yağ kapanı, bal kapanı gibi satılan malın adıyla birlikte kullanıldı ve bugünkü toptancı hallerine benzeyen yerlerin adı oldu. Getirilen ürün burada kadı naibinin gözetiminde tartılır, vergisi ve narhı belirlendikten sonra esnaf aracılığıyla halka ulaştırılırdı.

TDV İslam Ansiklopedisi, Fatih döneminde yaptırılan un kapanının bir semt adı olarak hala yaşadığını belirtir. Ansiklopediye göre tüccarların yazıcıları hububatı üretim bölgelerinden satın alır, gemilerle şehirdeki un kapanına getirirdi. Haliç kıyısına yanaşan tahıl yüklü gemileri düşündüğünüzde, adın neden bu kıyıda kaldığı kendiliğinden anlaşılır.

Haliç'in Karşısında Tersane ve Top

Galata'nın adı İstanbul'un en tartışmalı adlarından biridir. TDV İslam Ansiklopedisi iki görüş aktarır. Birine göre ad, çevresinde ahırlar bulunduğu için "süt" anlamındaki galaktos kelimesinden gelir; ötekine göre İtalyanca "merdivenli yol" anlamındaki calata'dan. Ansiklopedinin kendi hükmü ise açıktır: kelimenin kökeni tam olarak aydınlanmış değildir. Bizans döneminde bu yakaya "karşı" anlamında Pera denirdi. Bu ad bugün Pera Müzesi gibi kurumların adında da yaşamaya devam ediyor.

Kasımpaşa adını Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Güzelce Kasım Paşa'dan alır. Vikipedi'deki bilgiye göre padişah onu burada oturmakla görevlendirmiş, Kasım Paşa da yaptırdığı cami, medrese ve başka eserlerle semti kalkındırmıştır. Şehir Hatları'nın iskele tarihçesi de Kasımpaşa'yı Kanuni döneminde imar işleri, cami ve çeşmeler yaptıran Vezir Kasım Paşa'ya bağlar ve semtin uzun süre denizcilerin ve tersane işçilerinin mahallesi olduğunu hatırlatır.

Tophane'nin adı tamamen işlevseldir. Türkçe "top" ve Farsça "hane" kelimelerinden oluşan tophane, top dökülen ve silah saklanan yer demektir. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre fetihten önce Ceneviz surlarının dışında kırlık ve bahçelik bir alan olan bu kıyıya fetihten hemen sonra top dökümhanesi ile topçu ve humbaracı kışlaları yapıldı. Kanuni bu yapıları yıktırıp daha büyüklerini inşa ettirdi. Tophane-i Amire'nin binası bugün bir kültür ve sanat merkezi olarak kullanılıyor. Hemen yakınındaki büyük Tophane Çeşmesi ise I. Mahmud'un emriyle 1732'de yapıldı.

Tophane'nin biraz ilerisindeki Fındıklı için ansiklopedi iki ihtimal verir: ya fındık bahçelerinin bolluğu ya da burada bulunan ve fondaco denen bir tüccar misafirhanesi. Hangisinin doğru olduğunu bilmiyoruz; iki açıklama yan yana durur.

Kabataş'tan Ortaköy'e

Kabataş'ın adı gerçekten bir taştan gelir. TDV İslam Ansiklopedisi'nin Boğaziçi maddesine göre Köse Kethüda Mustafa Necib Çelebi bu civardaki yalısını tamir ettirirken büyük bir taş bulmuş, etrafını yontturup iskele haline getirmişti. Ansiklopedi bu taşın muhtemelen antik dönemden kalma olduğunu da ekler. Semt önceleri Fındıklı'ya dahil, bağ evlerinin bulunduğu yeşil bir yerdi.

Hemen yanındaki Dolmabahçe'nin adı kendini açıklar: burası denizden doldurularak kazanılmış bir bahçedir. Doldurma işi Kaptanıderya Halil Paşa'nın teklifi üzerine I. Ahmed'in emriyle başlamış, II. Osman zamanında sürmüş ve alan padişah bahçeleri arasına katılmıştır. Bugünkü Dolmabahçe Sarayı bu dolgunun üzerinde, Sultan Abdülmecid döneminde yükseldi.

Beşiktaş, köken hikayelerinin en çok çeşitlendiği semtlerden biridir. Antik ve Bizans dönemlerinde Iasonion, Sergion, Daphne ve Diplokion gibi adlarla anılan bu kıyı için TDV İslam Ansiklopedisi iki rivayet aktarır. Birine göre Barbaros Hayreddin Paşa burada gemileri bağlamak için beş taş direk diktirmiştir. Ötekine göre ad, içi insan biçiminde oyulmuş beşiğe benzer bir taştan ya da Barbaros'un türbesine konulan eski sütunlardan gelir. İkisi de rivayettir ve hangisinin doğru olduğunu gösteren kesin bir belge yoktur.

Ortaköy'ün adı ise konumunu anlatır. Beşiktaş ile Kuruçeşme'nin ortasında, bir derenin vadisinde kurulan semt, ansiklopediye göre Kanuni döneminden itibaren hızla gelişmiş ve adını da bu sırada almıştır.

Rumeli Kıyısında Köy Köy

Kuruçeşme'nin adı bir çeşmenin kuruluğundan gelir. Tezkireci Osman Efendi'nin yaptırdığı caminin yanındaki çeşme susuzdu ve köy bu kuru çeşmeyle anıldı. İşin ilginç yanı, çeşme Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa'nın kız kardeşi tarafından yeniden yaptırılıp 1682'de suyu akıtıldıktan sonra da adın değişmemesidir. Bir yer adı bir kez yerleşince, onu doğuran durum ortadan kalksa bile yaşamayı sürdürebiliyor.

Arnavutköy adını ilk sakinlerinden alır. TDV İslam Ansiklopedisi köyün Kuruçeşme'den sonra Akıntıburnu'nun ilerisine kadar uzandığını anlatır. Bebek'te ise ad bir kişiye aittir. Bizans döneminde kıyıdan tepelere çıkmayı kolaylaştıran basamaklar yüzünden buraya Helai ya da Echele denirdi. Bugünkü ad, Fatih'in buraya atadığı ve lakabı "Bebek" olan bir bölükbaşından gelir.

Rumelihisarı adını Fatih'in 1452'de yaptırdığı hisardan alır. Daha önce burası Hermaion diye ya da dalgalarının köpek havlamasını andıran gürültüsü yüzünden "kızıl köpek" anlamına gelen Pyrrhias Kyon diye anılırdı. Biraz ilerideki Baltalimanı ise İstanbul'un fethinde Haliç'e indirilen gemileri burada yaptıran kaptanıderya Baltaoğlu Süleyman Bey'in adını taşır.

Emirgan'ın adı İran'dan gelen bir komutana uzanır. XVI. yüzyılda buraya Feridun Bey Bahçesi denirdi. Bugünkü ad, IV. Murad döneminde Osmanlı'ya sığınan Revan Kalesi kumandanı Emirgune'den gelir. Kendisine verilen bu yerde İran tarzında bir köşk yaptıran Emirgune'nin adı, eski kaynaklarda Mirgun biçimiyle bütün semte yayılmıştır.

Boğazın Kuzeyinde Tarabya, Büyükdere ve Sarıyer

Yeniköy'ün adı yeni kurulmuşluğunu söyler. Bizans döneminde çileğiyle bilindiği için Komarodes, sakin denizi nedeniyle Eudios Kalos denen bu köy Kanuni döneminde gelişmiş, şenlenmiş ve Yeniköy adını almıştır.

Tarabya'nın antik adı Pharmacias'tı. Sonradan havasının güzelliği yüzünden "tedavi" anlamına gelen Therapia adını aldı ve bugünkü Tarabya adı da buradan gelir. TDV İslam Ansiklopedisi, II. Selim'in burada ziyafetler verdiğini ve o zamanlar balıkçı kulübelerinden ibaret olan yerde bir kasaba kurulmasını emrettiğini anlatır. III. Selim ise müsadere ettirdiği bir sahilhaneyi Fransa elçiliğine yazlık olarak verdi; ardından başka ülkelerin elçilik yazlıkları da Tarabya'ya eklendi.

Kefeliköy'ün adının Kırım'daki Kefe şehrinden getirilen göçmenlerden geldiği düşünülür; ansiklopedi bunu yalnızca "muhtemel" diye kaydeder. Büyükdere ise adını buradaki derin körfeze dökülen dereden alır. Eskiden burada bulunan bir adak yeri yüzünden bu kıyıya Saron körfezi denirdi.

Sarıyer için iki açıklama var ve biri öbüründen daha güçlü. Halk arasında adın burada gömülü Sarı Baba'dan geldiği söylenir. TDV İslam Ansiklopedisi ise civarda bakır madeni bulunması ve bu yüzden toprağın sarı görünmesi ihtimalini daha kuvvetli bulur. Eski eserlerde adın hep "Sarıyar" diye geçmesi ve burada terk edilmiş bir bakır maden ocağının bulunması bu görüşü destekler. Şehir Hatları'nın iskele tarihçesi de aynı açıklamayı paylaşır.

Anadolu Kıyısında Boğaz Köyleri

Üsküdar'dan kuzeye çıkınca ilk durak Kuzguncuk'tur. Semt adını Fatih zamanında buraya yerleşmiş Kuzgun Baba adlı bir veliden alır. Hemen ardından gelen Beylerbeyi'nin Osmanlı kaynaklarındaki eski adı İstavroz Bahçesi'ydi. Bugünkü ad, III. Murad döneminin beylerbeyilerinden Mehmed Paşa'nın sarayının yerinde kurulan sahil sarayından gelir; saraya verilen Beylerbeyi adı zamanla bütün semte yayılmıştır. Bugün ziyaret edebileceğiniz Beylerbeyi Sarayı, 1865'te Sultan Abdülaziz tarafından beyaz mermerle yeniden yaptırılan yapıdır.

Çengelköy'ün adı gemi çapalarından gelir; burada "çengel çapa" denilen çapaların yapıldığı anlatılır. Köy IV. Murad zamanında düzenlenmiş ve ansiklopediye göre salatalıklarıyla ün kazanmıştır. Vaniköy ise IV. Mehmed'in hocası Vani Mehmed Efendi'ye verildikten sonra onun adıyla anılmaya başlamıştır.

Kandilli için iki rivayet var. Birine göre semt, Göksu'dan dönen padişahlar için burada yakılan bir kandil yüzünden bu adı almıştır. Ötekine göre IV. Murad Revan seferinden döndükten sonra burada yaptırdığı köşkte Şehzade Mehmed'in doğumu üzerine yedi gece kandil donanması yapılmıştır. Ansiklopedi, XVI. yüzyılın ortalarında burada bir "bahçe-i kandil" bulunduğunu ve tepede eskiden beri bir fener olduğunu da not ederek semtin bu adla öteden beri anıldığını söyler. Yani ad, iki rivayetten de eski olabilir.

Kanlıca'nın adı ilk duyulduğunda ürkütücü gelebilir ama kanla bir ilgisi yoktur. Eski metinlerde Kanlıcak diye geçen semt, ansiklopediye göre adını burada kullanılan kağnı arabalarından almış olmalıdır. Kanlıca yüzyıllardır sütü ve özellikle yoğurduyla da anılır. Çubuklu şöhretini burada yapılan çubuk lülelerinden, Paşabahçe ise adını Hezarpare Ahmed Paşa'nın buradaki köşk ve bahçesinden alır; Paşabahçe'nin eski adlarından biri, istiridyesinin bolluğu yüzünden Stiridia'ydı.

Beykoz'un antik adı Bitinya Kralı Amykos'a uzanır. Bugünkü ad için TDV İslam Ansiklopedisi iki rivayet aktarır: "bey" kelimesinin "ceviz" anlamındaki "koz" ile ya da "köy" anlamındaki "kos" ile birleşmesi. Şehir Hatları'nın iskele tarihçesi de semtin kimi kaynaklarda Beyköy, kimilerinde Beycevizi diye geçtiğini yazar.

Marmara Kıyısında Değişen Adlar

Bakırköy'ün adı bir bakır madenine değil, Cumhuriyet'in yer adı düzenlemesine dayanır. Bizans döneminde burası askeri ve siyasi bir merkez olan Hebdomon'du. Yunanca "yedinci" anlamına gelen bu ad, yerleşimin Konstantinopolis'in mil taşı Milion'a yedi Roma mili uzaklıkta olmasından gelir. Bakırköy Belediyesi'nin tarihçesine göre yer zamanla Jeptimun, Makrohori ve Makriköy adlarını aldı; Makrohori Yunancada "uzun köy" demektir. 1925'te Türkçe olmayan yer adlarını değiştiren düzenlemeyle Makriköy'ün yerine bugünkü Bakırköy adı kondu.

Hemen batıdaki Yeşilköy 1920'lerin ortasına kadar Ayastefanos diye anılıyordu. Ad, Yunanca Aziz Stefanos adından gelir ve Vikipedi'deki bilgiye göre en erken XI. yüzyılda Bizans tarihçisi Mihail Psellos'un eserinde geçer. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yer adları değiştirilirken semte Yeşilköy adı verildi. Bu adı, o dönem burada yaşayan romancı Halit Ziya Uşaklıgil'in semtin yeşiline hayran olduğu için önerdiği rivayet edilir. Hoş bir hikaye; ama kesin bir bilgi olarak değil, bir anlatı olarak aklınızda tutun.

Adların İzinde Bir Gün

Semt adlarını okumanın en rahat yolu bir Boğaz vapurunun güvertesidir. Şehir Hatları'nın tarihçesine göre Şirket-i Hayriye 1851'den itibaren Rumeli kıyısında Beşiktaş, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek, Rumelihisarı, Baltalimanı, Emirgan, İstinye, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere ve Sarıyer'e, Anadolu kıyısında Hisar, Kanlıca ve Beykoz'a iskeleler yaptırmaya başlamıştı. Bu iskelelerin bir kısmı kapandı, bir kısmı bugün de yolcu alıyor. Hangi iskeleye uğrandığı hatta ve mevsime göre değişir; güncel seferleri Şehir Hatları'nın sitesinden kontrol edin ve iskele tabelalarını bu yazıdaki hikayelerle birlikte okuyun.

Bir gününüz varsa vapuru yürüyüşle birleştirin. Sabah Kuruçeşme'den kıyı boyunca Arnavutköy'e ve Bebek'e yürürseniz, kuru bir çeşmeden, ilk sakinlerden ve bir bölükbaşının lakabından doğan üç adı peş peşe geçmiş olursunuz. Öğleden sonra karşı kıyıya geçip Kanlıca'nın yoğurdunu tadabilir, Çengelköy ve Kuzguncuk'ta kısa bir yürüyüş yapabilir, Beylerbeyi Sarayı'nı gezebilirsiniz. Sarayın açık olduğu gün ve saatleri resmi sitesinden önceden kontrol edin.

Tarihi yarımada ve Galata tarafında ise adlar yürüyüşle daha iyi anlaşılır. Tophane'de Tophane Çeşmesi'nin önünde durup arkadaki top dökümhanesi binasına baktığınızda semtin adını açıklayan iki yapıyı yan yana görürsünüz. Hemen yanındaki, Mimar Sinan'ın tasarladığı Kılıç Ali Paşa Camii'ni ziyaret edecekseniz namaz vakitlerinin dışında gidin, omuzları ve dizleri örten kıyafet seçin, ayakkabılarınızı girişte çıkarın ve içeride sessiz olun; kadın ziyaretçilerin başlarını örtmesi beklenir. Unkapanı'ndan Haliç kıyısını izleyerek Fener ve Balat'a uzanan yol da bu yazıdaki Bizans ve Osmanlı adlarını aynı yürüyüşte buluşturur.

Halk Etimolojisine Dikkat

Semt adları konusunda en sık düşülen hata, kulağa hoş gelen açıklamayı gerçek sanmaktır. Üsküdar için "eski dar", Beşiktaş için Barbaros'un beş taşı, Kandilli için yakılan kandiller, Yeşilköy için bir romancının önerisi; bunların bir kısmı doğru olabilir, bir kısmı adın sesinden sonradan türetilmiş olabilir. TDV İslam Ansiklopedisi gibi kaynaklar bu yüzden sık sık "rivayet edilir", "muhtemeldir" ya da "kesin olarak aydınlanmış değildir" gibi ifadeler kullanır.

Bir açıklamanın ne kadar güvenilir olduğunu anlamak için şu üç şeye bakabilirsiniz.

  • Adın eski yazımı. Sarıyer'in eski eserlerde "Sarıyar" diye geçmesi, sarı toprak açıklamasını güçlendirir.
  • Açıklamanın dayanağı. Bir ferman, bir vakıf kaydı ya da çağdaş bir tanıklık, sonradan anlatılan bir hikayeden daha sağlamdır.
  • Başka dillerdeki izler. Villehardouin'in Escutaire yazımı, Üsküdar'ın Skutarion'dan geldiği görüşünü destekler.

Bu küçük ipuçlarıyla bir sonraki iskele tabelasına baktığınızda, adın arkasındaki yüzyılları kendiniz de okumaya başlarsınız. İstanbul'u gezmenin belki de en ucuz ve en kalıcı yolu budur: her semtin adını, orada yaşamış insanların bıraktığı kısa bir not gibi okumak.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz