Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde Durup Bakılacak Eserler

İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Gülhane Parkı ile Topkapı Sarayı arasındaki yamaçta üç ayrı binaya yayılmış bir müze yerleşkesidir.

Radar TürkiyeRadar Türkiye24 Eylül 2026
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde Durup Bakılacak Eserler

İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Gülhane Parkı ile Topkapı Sarayı arasındaki yamaçta üç ayrı binaya yayılmış bir müze yerleşkesidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın müze sayfası, koleksiyonda farklı kültürlere ait bir milyona yakın eser bulunduğunu söylüyor. Bu büyüklükte bir koleksiyonda her şeyi görmeye çalışmak, günün sonunda hiçbir şeyi net hatırlamamak demektir. Bu yazı, müzeye ilk kez gidecekler ya da yıllar sonra yeniden uğrayacaklar için bir seçki: hangi eser hangi binada, neden önemli, önünde durduğunuzda neye bakmalısınız.

Bir uyarıyla başlayalım. Müze 2011'den bu yana etap etap güçlendirildi ve yeniden düzenlendi. Klasik bina 2021'de, Eski Şark Eserleri Müzesi Temmuz 2026'da yeniden açıldı; bazı salonlar ise hala kapalı. Aşağıda her eser için bilinen durumu resmi kaynaklara göre not ettik, ama yola çıkmadan önce muze.gov.tr'deki müze sayfasına bakmanızı öneririz.

Müze-i Hümayun'dan Arkeoloji Müzelerine

Osmanlı'da eski eser toplama merakının izleri Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar uzanır, ama kurumsal müzeciliğin başlangıcı 1869'dur. O yıl, bugün müze olarak gezilen Aya İrini'de biriktirilmiş eserlerle Müze-i Hümayun, yani İmparatorluk Müzesi kuruldu. Aya İrini fetihten sonra uzun süre silah deposu olarak kullanılmış bir Bizans yapısıydı. Eserler burada sığmaz hale gelince Fatih döneminden kalan Çinili Köşk onarıldı ve müze 1880'de oraya taşındı.

1881'de müze müdürlüğüne Osman Hamdi Bey getirildi. Onun döneminde Anadolu'dan Mezopotamya'ya uzanan bir coğrafyada kazılar yapıldı. 1884'te eski eserlerin devlet malı sayıldığı ve yurt dışına çıkarılamayacağı yeni Asar-ı Atika Nizamnamesi yürürlüğe girdi. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre bu nizamname 1973'e kadar Türkiye'de yürürlükteki tek eski eser düzenlemesi olarak kaldı.

1887-1888'de Sayda'daki kral mezarlarından getirilen büyük lahitler Çinili Köşk'e sığmayınca yeni bir bina gerekti. Mimar Alexandre Vallaury'nin tasarladığı klasik bina 13 Haziran 1891'de ziyarete açıldı. Vikipedi'ye göre bu tarih Türkiye'de hala müzeciler günü olarak anılıyor. Binaya 1903'te ve 1907'de iki kanat eklendi; avludan bakınca gördüğünüz uzun cephe böyle tamamlandı. Arka tarafa 1969-1983 yılları arasında yapılan Ek Bina ise ancak 1991'de açılabildi. Müze aynı yıl, yüzüncü yaşında, Avrupa Konseyi Müze Ödülü'nü aldı.

Cephedeki alınlığa dikkat edin. Bakanlığın sayfasına göre Osmanlıca yazıda Asar-ı Atika Müzesi, yani Eski Eserler Müzesi yazar; üstündeki tuğra II. Abdülhamid'e aittir. Cephenin kurgusu içerideki Ağlayan Kadınlar ve İskender lahitlerinden esinlenmiştir. Binanın kendisi, içinde sakladığı en ünlü eserlere yapılmış bir göndermedir. Bu yüzden müzeye girmeden önce cepheye bir kez de bu gözle bakmaya değer.

Osman Hamdi Bey'i Tanımak

Müzenin kurucu figürü 1842'de İstanbul'da, Sadrazam İbrahim Edhem Paşa'nın oğlu olarak doğdu. Hukuk okumak için gönderildiği Paris'te resme yöneldi, Gérôme'un atölyesinde çalıştı ve 1869'da İstanbul'a döndüğünde hem ressam hem de devlet memuruydu. TDV İslam Ansiklopedisi, onun müdürlüğü döneminde Nemrud Dağı, Sayda, Lagina, Tralles ve Boğazköy dahil çok sayıda kazının yapıldığını, bir kısmını bizzat yönettiğini yazar. Bu yüzden ilk Türk arkeoloğu olarak anılır.

Osman Hamdi aynı zamanda 1882-1910 arasında Sanayi-i Nefise Mektebi'nin müdürüydü. Bugün Eski Şark Eserleri Müzesi olarak gezdiğiniz bina, 1883'te bu okul için yapıldı ve mimarı yine Vallaury'dir. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin temeli de bu okuldur. Yani yerleşkedeki üç binadan ikisi doğrudan Osman Hamdi'nin girişimidir, üçüncüsü de onun onarttığı Çinili Köşk'tür.

Osman Hamdi 24 Şubat 1910'da Kuruçeşme'deki yalısında öldü ve vasiyeti üzerine çok sevdiği Eskihisar'daki evinin arkasındaki yamaca gömüldü. UNESCO, ölümünün 100. yılını 2011 anma ve kutlama yıldönümleri arasına aldı. Ressam olarak ünü müzeci kimliğinin önüne geçmiştir; TDV, tablolarının yurt içindeki ve yurt dışındaki müze ve koleksiyonlarda bulunduğunu belirtir. Müzeyi gezerken onu hatırlamanın en kolay yolu Çinili Köşk'teki Selsebilli Oda'dır; aşağıda anlatıyoruz.

Üç Bina ve Yeni Giriş

2026'da müzenin ana girişi Gülhane Meydanı'na taşındı ve orada yeni bir ziyaretçi karşılama merkezi açıldı. Anadolu Ajansı'nın 18 Eylül 2026 tarihli haberine göre meydandan müzeye çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşu yeniden düzenlendi ve yol boyunca 38 arkeolojik eser açıkta sergileniyor. Peyzajı yenilenen avluda ise yaklaşık 140 eser var. Bu yüzden yokuşu acele etmeden çıkın; lahit kapakları, sütun başlıkları ve yazıtlar daha kapıdan girmeden başlıyor.

Avluya vardığınızda sizi üç yapı karşılar.

  • Uzun neoklasik cepheli yapı, arkasındaki Ek Bina ile birlikte Arkeoloji Müzesi'dir. Sayda lahitleri ve Antik Çağ heykelleri buradadır.
  • Klasik binanın tam karşısındaki çinili cepheli yapı Çinili Köşk'tür. Yerleşkenin en eski binasıdır ve Selçuklu ile Osmanlı dönemi çini ve seramiklerini sergiler.
  • Avlunun giriş tarafındaki merdivenli bina Eski Şark Eserleri Müzesi'dir. Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve İslam öncesi Arap Yarımadası eserleri buradadır.

Sayda'dan Gelen Lahitler ve İskender Lahdi

1887'nin başında Sayda'da, bugün Lübnan sınırları içinde kalan kentte, bir arazi sahibi taş çıkarmak için izin almış ve bir kuyunun dibinde mezar odalarına rastlamıştı. Haber İstanbul'a ulaşınca Osman Hamdi Bey kazıyı başlattı. Yer altındaki mezar odalarından yirmi iki lahit çıktı ve en önemlileri İstanbul'a getirildi. Klasik binanın varlık sebebi bu lahitlerdir.

İskender Lahdi MÖ 4. yüzyılın sonuna tarihlenir ve Yunanistan'dan getirilmiş Pentelikon mermerinden, bir tapınağı andıran biçimde yapılmıştır. Adına rağmen Büyük İskender'e ait değildir. Bakanlığın broşürü de pek çok araştırmacı da lahdin, İskender'in İssos zaferinden sonra Sayda'ya kral yaptığı Abdalonymos'a ait olduğunu düşünür. Ad, uzun yüzlerden birindeki savaş sahnesinden gelir: başında aslan postuyla at üstünde mızrak savuran figür İskender olarak tanımlanır ve sahnenin MÖ 333'teki İssos Savaşı'nı gösterdiği kabul edilir.

Lahdin önünde bakış sırası için bir öneri.

  • Savaş yüzü. Makedon askerleri sakalsız ve Yunan ikonografisine uygun olarak çoğunlukla çıplak, Persler ise pantolonlu ve yüzlerini neredeyse tamamen saran başlıklarla işlenmiştir. Tarafları kıyafetten kolayca ayırırsınız.
  • Öbür uzun yüz. Makedonlarla Perslerin birlikte katıldığı aslan ve geyik avı. Aynı lahitte hem savaşın hem de ortak bir avın yer alması, eserin en çok tartışılan yanıdır.
  • Kısa yüzler ve alınlıklar. Bir yanda panter avı, alınlıklarda ise Makedon askerlerinin kendi aralarındaki çatışması. Bu sahnelerin neyi anlattığı hala tartışmalıdır.
  • Boya izleri. Pers giysilerinin desenlerinde ve bazı figürlerde renk kalıntıları seçilir. 1980'lerin başında yapılan incelemeler bu boyanın özgün olduğunu gösterdi.

Kabartmaların derinliği ışığın açısına göre değişir; vitrinin iki ucundan da bakın. Savaş sahnesindeki figürlerin bir kısmı birbirinin arkasına kademelendirilmiştir ve ancak yakından ayrışır. Çatı kenarındaki köşe aslanlarına ve alınlıkların tepesindeki grifonlara da dikkat edin; Vikipedi'ye göre bu süslemeler lahdi yapan ustaların doğu süsleme geleneğini iyi tanıdığını gösterir.

Ağlayan Kadınlar, Tabnit ve Öbür Sayda Lahitleri

İskender Lahdi ile aynı mezar odasında bulunan Ağlayan Kadınlar Lahdi de bir İon tapınağı biçimindedir. Sütunların arasında, kimi ayakta kimi oturan on sekiz kadın figürü vardır. Her birinin duruşu ve el hareketi farklıdır ve lahit adını bu yas tutan figürlerden alır. Vikipedi'ye göre MÖ 360 civarında ölen Sayda Kralı Straton'a ya da Saydalı zengin bir kişiye ait olduğu düşünülür. Kapak kenarındaki cenaze alayı frizine ve kaidenin çevresindeki av sahnelerine de bakın. Müzenin cephesi bu lahitten esinlendiği için, dışarıda gördüğünüz sütunlu düzenle burada gördüğünüz düzen arasında bilinçli bir akrabalık vardır.

Tabnit Lahdi ise bambaşka bir dünyadan gelir. İnsan biçimli bir Mısır lahdidir ve üzerinde birbiriyle ilgisiz iki yazıt taşır. Hiyeroglif yazıttan anlaşıldığına göre lahit aslında Pen-Ptah adlı bir Mısırlı komutan için yapılmıştı. Sonradan Sayda Kralı Tabnit için yeniden kullanıldı ve üzerine Fenike alfabesiyle, mezarı açanlara beddua eden bir yazıt eklendi. Bu lahitte Mısır'dan Fenike'ye taşınan bir nesneyi ve iki ayrı yazı sistemini aynı yüzeyde görürsünüz. Broşür onu İskender ve Ağlayan Kadınlar lahitleriyle birlikte klasik binanın öne çıkan eserleri arasında sayar.

Aynı kazıdan çıkan Likya Lahdi ve Satrap Lahdi de bu bölümün parçalarıdır. Lahit salonlarından çıkmadan önce, Sayda'daki mezar odalarının Sayda krallarına ait farklı dönemlerden bir dizi lahdi bir arada sakladığını hatırlayın. Mısır işi bir lahitten klasik Yunan üslubundaki bir lahde uzanan bu sıra, küçük bir Fenike kentinin yüzyıllar içinde hangi dünyalarla temas ettiğini de gösterir.

Kadeş Antlaşması'nın Kil Tableti

Temmuz 2026'da dört yıllık bir aradan sonra yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, yerleşkenin en az kalabalık ama belki en çok şaşırtan binasıdır. Bakanlığın açıklamasına göre binada Asur, Sümer, Sümer-Akad, Arabistan, Babil, Hitit, Urartu ve Mısır salonları yeniden düzenlendi, aydınlatma ve güvenlik sistemleri yenilendi. Uzun süre depoda kalan bazı eserler ilk kez sergileniyor.

Buradaki en ünlü eser, Kadeş Antlaşması adıyla bilinen metnin Hitit tarafında bulunan kil tabletidir. Antlaşma yaklaşık MÖ 1259'da Mısır firavunu II. Ramses ile Hitit kralı III. Hattuşili arasında yapıldı ve bugün bilinen en eski barış antlaşması olarak anılır. Metin, dönemin diplomatik dili olan Akadca ile çivi yazısıyla yazılmıştır. Tabletler 1906'da Hitit başkenti Hattuşa'da, bugünkü Çorum Boğazkale'de, Hugo Winckler ile İstanbul Arkeoloji Müzesi'nden Theodor Makridi'nin birlikte yürüttüğü kazıda bulundu. Vikipedi'ye göre üç tabletten ikisi İstanbul'da, biri Berlin'dedir. Antlaşmanın büyütülmüş bir kopyası New York'taki Birleşmiş Milletler binasında sergilenir.

Tabletin önünde iki şeyi aklınızda tutun. Birincisi, yaygın adına rağmen metinde Kadeş Savaşı geçmez. Antlaşma MÖ 1274 civarındaki savaştan on beş yıl kadar sonra imzalanmıştır ve barışla birlikte bir ittifak da kurar. İkincisi, gördüğünüz kil tablet asıl metnin kopyasıdır; iki hükümdarın birbirine gönderdiği gümüş levhalar bugün kayıptır. Bakanlığın broşürü Kadeş Antlaşması'nı Eski Şark Eserleri Müzesi'nin öne çıkan eserleri arasında sayar ve yeniden düzenlenen salonlardan biri de Hitit salonudur.

İştar Kapısı'nın Sırlı Tuğlaları

Babil'in iç surundaki sekizinci kapı olan İştar Kapısı, Vikipedi'ye göre MÖ 569 civarında Babil kralı II. Nabukadnezar'ın emriyle yapıldı. Kapı ve ona bağlanan tören yolu, lacivert taşı taklit eden mavi sırlı tuğlalarla kaplıydı. Üzerlerinde kabartma olarak aslanlar, yabani boğalar ve yılan başlı ejderler dizilmişti. Kapı 20. yüzyılın başında Alman arkeolog Robert Koldewey'in kazılarıyla ortaya çıkarıldı ve ön bölümü Berlin'de yeniden kuruldu.

Tuğla panolar dünyanın pek çok müzesine dağıldı. Vikipedi'deki listeye göre ejder figürü yalnızca dört müzeye gitmiştir ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri aslan, ejder ve boğanın üçüne de sahip olan müzelerden biridir. Bakanlığın broşürü İştar Kapısı eserlerini Eski Şark Eserleri Müzesi'nde anar.

Panolara yakından ve yandan bakın. Her figür tek parça değildir; kalıpla üretilmiş çok sayıda tuğlanın birleşmesiyle oluşur. Tören yolundaki her aslan, on bir sıra halinde dizilmiş kırk altı kalıp tuğladan yapılmıştı. Yelelerde ve pullarda tuğlaların derz çizgilerini takip etmek, bu büyük yapının nasıl bir seri üretimle kaplandığını anlamanın en kolay yoludur.

Aynı binada Akad kralı Naram-Sin'in steline de uğrayın. Broşür onu Kadeş ve İştar Kapısı ile birlikte Eski Şark'ın öne çıkan eserleri arasında sayar. Vikipedi'ye göre Naram-Sin'i gösteren bu stel parçası Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda, Pir Hüseyin'de bir kuyuda bulunmuştur. Mezopotamya'nın ilk büyük krallıklarından birinin hükümdarını gösteren bir eserin Anadolu'dan çıkmış olması, binanın Anadolu ile Mezopotamya arasındaki bağı nasıl kurduğunu da özetler.

İki Küçük Yazıt, Siloam ve Gezer

Koleksiyonda boyutuyla değil içeriğiyle önemli iki taş parça var. Siloam, yani Şiloah yazıtı, Kudüs'te Gihon kaynağından Siloam havuzuna su taşıyan tünelin açılışını anlatır. Yazı üslubuna göre MÖ 8. yüzyıla tarihlenen altı satırlık metne göre iki ekip kayayı iki uçtan oymaya başlamış, birbirlerinin sesini duyarak ortada buluşmuştur. Vikipedi'ye göre yazıt 1880'de tünelde fark edildi, 1890'da duvardan kesilerek çıkarıldı ve Osmanlı yönetimince İstanbul'a gönderildi. Bölgenin antik yazıtları arasında bir kamu inşaatını anlatan tek örnek olarak bilinir.

Gezer Takvimi ise 1908'de Kudüs'ün batısındaki antik Gezer kentinde bulunan küçük bir kireçtaşı levhadır. Genellikle MÖ 10. yüzyıla tarihlenir, ama kazı katmanlara göre yapılmadığı için tarih kesin değildir. Levhada hasat, ekim, keten biçme gibi tarım işleri ay ay ya da iki ayda bir sıralanır. Bir öğrencinin ezber alıştırması, bir halk şarkısı ya da vergi toplamak için tutulmuş bir not olabileceği öne sürülmüştür.

Vikipedi, her iki eserin Eski Şark Eserleri Müzesi'nde sergilendiğini yazıyor. Ancak müze 2026'da yeni bir teşhir düzeniyle açıldığı ve bu küçük eserlerin yerini resmi bir kaynaktan doğrulayamadığımız için, görmek istiyorsanız girişte görevlilere sormanızı öneririz.

Troya'yı Arayanlar İçin

Arkeoloji Müzesi'nin Ek Bina'sı Troia buluntularıyla da bilinirdi. Türkiye Turizm Ansiklopedisi'nin 2019 tarihli müze maddesi Ek Bina'daki bölümler arasında Anadolu ve Troia kültürlerine ayrılmış salonları sayar. Öte yandan 10 Ekim 2018'de Çanakkale'de Troya Müzesi açıldı ve aynı ansiklopediye göre 1932-1938 Blegen kazılarından çıkıp İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Troia eserleri bu yeni müzenin koleksiyonuna katıldı. Vikipedi de İstanbul'dan alınan Troya hazine buluntularının orada sergilendiğini yazar.

Kısacası, Troya'yı asıl görmek istiyorsanız adres artık Çanakkale'deki Troya Müzesi'dir. İstanbul'da Troia'ya ayrılmış bölümün bugün ne kadarının açık olduğunu resmi kaynaklardan doğrulayamadık; gitmeden önce sormanızı öneririz.

Çinili Köşk'te Çini ve Mimari

TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre Çinili Köşk, girişteki çini kitabesinden anlaşıldığı üzere Eylül 1472'de Fatih Sultan Mehmed için yapıldı; mimarı bilinmiyor. Yeni Saray'ı, yani bugünkü Topkapı Sarayı'nı çevreleyen surun içinde ama sarayın asıl sınırlarının dışında kalan bir köşktü. Ansiklopedi onu, ortadaki bir mekana açılan dört eyvanlı planı ve Selçuklu ile Orta Asya geleneğine bağlanan süslemesiyle, bu geleneğin İstanbul'da ayakta kalan tek temsilcisi olarak tanımlar.

Cephedeki büyük eyvanın içine bakın. Firuze zemin üzerine beyaz çinilerle mozaik tekniğinde işlenmiş yazılar ve lacivert zemin üzerine beyaz ve sarı hatla yazılmış bir çini kitabe vardır. Bakanlığın 2026 açıklamasına göre dış cephedeki yaklaşık 54 bin çininin envanteri çıkarıldı ve her biri için ayrı bir müdahale planı hazırlandı; temizlik, sağlamlaştırma, tamamlama ve renklendirme yapıldı. Çatıdaki sonradan eklenmiş dolgular ve eski kurşun kaplamalar da kaldırıldı.

İçeride İznik, Kütahya, Çanakkale, Erken Osmanlı ve Selçuklu salonlarının teşhiri yenilendi. Broşürün öne çıkardığı iki eser, Karaman'daki İbrahim Bey İmareti'nden getirilen 1432 tarihli çini mihrap ile 1590'da yapılmış Ab-ı Hayat Çeşmesi'dir. Selsebilli Oda'da ise 14 Temmuz 2026'dan beri özel bir panel uygulamasıyla Osman Hamdi Bey canlandırılıyor. Müzenin kurucusunu, müzenin ilk binasında dinlemek gezinin anlamlı bir kapanışı olur.

Hangi Salonlar Açık, Nasıl Gezmeli

Bakanlığın müze sayfasında, bu yazının hazırlandığı Eylül 2026 itibarıyla şu bilgi yer alıyor. Arkeoloji Müzesi binalarının alt katındaki 1, 16, 17, 18, 19 ve 20 numaralı salonlar ile üst kattaki salonların tamamı ziyarete kapalı. Ek Bina'nın zemin katında Assos Sergi Salonu ile İstanbul'un çevre kültürlerini, yani Trakya, Bithynia ve Bizans'ı anlatan salonlar da kapalı. Kapalı salonlar listesinde Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk için bir kısıt yer almıyor. Lahitleri görmek için gittiğinizde hangi salonların açık olduğunu girişte teyit edin; durum değişebilir.

Gezinizi planlarken işinize yarayacak birkaç not.

  • Süre. Üç binayı, avluyu ve yokuştaki eserleri acele etmeden görmek için en az yarım gün ayırın.
  • Sıra. Yokuştan avluya çıkın, önce klasik binadaki Sayda lahitlerine, sonra Eski Şark Eserleri Müzesi'ne, en son Çinili Köşk'e girin. Böylece müzenin kuruluş hikayesini tersinden okumuş olursunuz.
  • Sesli rehber. Bakanlığın sayfasına göre müzede sesli rehberlik hizmeti var; özellikle lahitlerde ve Eski Şark'ta işe yarar.
  • Kart ve saatler. Bakanlığın sayfasına göre MüzeKart geçerli ve müzede gece müzeciliği uygulaması da var. Güncel ziyaret saatlerini, kapalı günleri ve bilet bilgisini resmi siteden kontrol edin.
  • Çevre. Müze, adresi Alemdar Caddesi olan Gülhane girişine yakındır. Çıkışta Gülhane Parkı'na, Topkapı Sarayı'na ve parkın sur köşesindeki Alay Köşkü'ne kısa bir yürüyüşle ulaşırsınız. Koleksiyonun ilk toplandığı Aya İrini de bu çevrededir.

Son bir öneri. Müzeden çıkarken yokuştaki eserlere bu kez ters yönden bakın. İçeride gördüğünüz lahitlerin, heykellerin ve yazıtların küçük akrabaları dışarıda, açık havada durur ve gezinin en sakin anlarından birini onların arasında yaşarsınız.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz