Çıraklıktan Ustalığa Mimar Sinan
Haliç'e bakan tepede dört minaresiyle şehrin silüetini tamamlayan Süleymaniye'yi herkes tanır. Onu kuran adamın hayatı ise çoğu zaman birkaç cümleye sıkıştırılır.
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Haliç'e bakan tepede dört minaresiyle şehrin silüetini tamamlayan Süleymaniye'yi herkes tanır. Onu kuran adamın hayatı ise çoğu zaman birkaç cümleye sıkıştırılır. Oysa Mimar Sinan'ın hikayesi, Kayseri'nin bir köyünden gelen bir gencin önce marangoz, sonra asker, en sonunda da yarım asra yakın bir süre imparatorluğun başmimarı oluşunun hikayesidir. Bu yazıda o hayatı sırasıyla izliyor, her dönemin İstanbul'da bugün hangi yapıyla karşımıza çıktığını ve bu yapıları nasıl gezebileceğinizi anlatıyoruz.
Sinan hakkında bildiklerimizin büyük kısmı, yakın dostu şair Sai Mustafa Çelebi'nin 1586-1587'de kaleme aldığı düşünülen Tezkiretü'l-bünyan'dan gelir. Metin, Sinan'ın kendi anlattıklarından derlenmiş bir hayat hikayesi ile eserlerinin dökümünden oluşur. Aynı yazarın Tezkiretü'l-ebniye'si ve Topkapı Sarayı arşivinde bir arada duran üç kısa risale bu bilgiyi tamamlar. Sinan mesleki gelişimini de burada üç yapıyla özetler. Şehzade Camii'ni "çıraklık eserim", Süleymaniye'yi "kalfalık eserim", Edirne'deki Selimiye'yi ise "ustalık eserim" diye anar. Yazının başlığı da bu üç basamaktan geliyor.
Ağırnas'tan İstanbul'a
Sinan, Kayseri'ye bağlı Ağırnas köyünde doğdu. Doğum yılı kesin olarak bilinmiyor. TDV İslam Ansiklopedisi 1491'den önce doğduğunu kabul ederken başka kaynaklar 1488-1490 aralığını verir. Tezkire'de kendi ağzından aktarılan cümlelere göre Yavuz Sultan Selim döneminde, Kayseri sancağından ilk kez oğlan devşirildiği sırada devşirme olarak alınmıştı. Sonraki yıllarda da Kayseri'deki akrabalarıyla yazışmayı sürdürdüğü belgelerden anlaşılıyor.
İstanbul'a geldiğinde yirmi iki yaşlarında olduğu ileri sürülür. Bu, devşirme çocukları için geç bir yaştır. TDV, Sinan'ın çocukluğundan beri Türkçe konuşulan bir çevrede büyüdüğünü ve gençliğinde şiir yazdığını da belirtir. Eğitimine Atmeydanı'na bakan, sarayın ve Ayasofya'nın yakınındaki bir okulda başladığı anlaşılıyor. Burada kendi isteğiyle marangozluğu, eski adıyla neccarlığı seçtiğini kendisi söyler. Ahşapla başlayan bu meslek, ileride kubbe kalıplarından köprü iskelelerine kadar her işinde ona dayanak olacaktı.
Asıl adı Yusuf'tu. Belgelerin neredeyse tamamında Sinan adı geçer, ama Büyükçekmece Köprüsü'nün kitabesinde "Yusuf bin Abdullah'ın işi" anlamına gelen bir ibare yer alır. Devşirmelerin baba adı olarak genellikle Abdullah kullanıldığı için TDV bu ibareyi Sinan'ın bir eser üzerinde bilinen tek imzası sayar. Köprüye birazdan döneceğiz.
Seferlerde Yetişen Bir Usta
Sinan'ın gençliği ordunun içinde geçti. Mısır seferine katıldığı ve bu yolculuklarda Selçuklu ve Safevi yapılarını, antik anıtları ve Mısır piramitlerini tanıdığı kabul edilir. Çaldıran'da bulunduğuna dair bilgiler ise şüphelidir. Kendi anlatımına göre padişah hizmetinde Arap ve Acem ülkelerini dolaşmış, gördüğü her saray kubbesinden ve her harabeden bir şey öğrenmeye çalışmıştı.
Kesin olarak katıldığını söylediği ilk seferler Kanuni Sultan Süleyman'ın 1521 Belgrad ve 1522 Rodos seferleridir. Bunlarda yeniçeri piyadesi olarak yer aldı, ardından atlı sekbanlar arasına geçti. Mohaç Savaşı'ndan sonra acemi oğlanları yayabaşılığına, daha sonra kapı yayabaşılığına ve zemberekçibaşılığa yükseldi. 1534'teki Irakeyn seferinde Lütfi Paşa'nın emriyle Van Gölü kıyısındaki Tatvan'da üç kadırga yaptı, bunları topla tüfekle donatıp idaresini de üstlendi. 1537'de haseki rütbesiyle Korfu seferine katıldı.
Hayatının dönüm noktası 1538'deki Boğdan seferidir. Ordunun Prut Nehri'ni geçmesi için bir köprü gerekiyordu ve Lütfi Paşa'nın önerisiyle iş Sinan'a verildi. TDV'ye göre köprüyü on üç günde kurdu. Köprüyü korumak için yanına bir kule yapılması teklif edildiğinde buna karşı çıktı, bu yüzden Lütfi Paşa ile tartıştı ve başına iş geleceğinden bile korktu. Sonuç tam tersi oldu. Lütfi Paşa onun ustalığını takdir etti ve 1537'de ölen başmimar Acem Ali'nin yerine Sinan'ı getirdi.
Hassa Başmimarı Sinan
Sinan mimarbaşılığı 1538-1539 dolaylarında, kırk sekiz ya da kırk dokuz yaşındayken üstlendi ve ölümüne kadar, yaklaşık elli yıl bu görevde kaldı. Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad dönemlerinde çalıştı. Mühründe ve imzasında kendini Hassa mimarlarının başı olarak tanıtır, ama unvanın önüne "fakir", yani muhtaç kul sözünü koymayı ihmal etmez.
Kaç yapı inşa ettiği tartışmalıdır. Dönemin kaynakları karşılaştırıldığında 452 yapıdan oluşan bir liste çıkar, bazı el kitapları ise sayıyı 350 dolayında verir. Bu listelerde camiler, mescitler, medreseler, türbeler, imaretler, darüşşifalar, su yolları, köprüler, kervansaraylar, saraylar ve hamamlar vardır. Sinan'ın bunların hepsini bizzat inşa etmediği açıktır. TDV'nin vurguladığı gibi o planları çizen, projeleri gözden geçiren ve uzak şantiyeleri yardımcıları eliyle denetleyen bir sistemin başındaydı. Yapılar kağıda çizilmiş projelere göre yükseliyor, ustalar ve kalfalar planları imparatorluğun dört bir yanına taşıyordu. Bu yüzden Sinan'ı tek başına çalışan bir dahi olarak değil, geniş bir ekibi yöneten bir okulun başı olarak düşünmek daha doğrudur. Sultanahmet Camii'nin mimarı Sedefkar Mehmed Ağa da bu okuldan yetişti.
Başmimarın işi yalnızca yeni yapı değildi. Eski yapıların onarımı, anıtların yakınına yapılıp onlara zarar veren binaların kaldırılması, sokakların genişliği ve dar sokakların doğurduğu yangın tehlikesi de onun sorumlulukları arasındaydı.
Mimarbaşı olarak İstanbul'daki ilk işi, Hürrem Sultan adına Avratpazarı semtinde, bugünkü Haseki'de kurulan külliyedir. Külliyenin camisi 1538-1539'da tek kubbeli bir yapı olarak yapıldı. Medrese bir yıl sonra, imaret ve darüşşifa ise yıllar sonra eklendi. Cami cemaate dar gelince 1612'de Sedefkar Mehmed Ağa doğu duvarını kaldırıp yanına aynı büyüklükte ikinci bir kubbeli bölüm ekledi. Yani Haseki'deki bu yapıda usta ile onun okulundan yetişen mimarın işini yan yana görmek mümkün.
Çıraklık Eseri Şehzade
Kanuni'nin oğlu Şehzade Mehmed 1543'te Manisa'da sancakbeyi iken öldü. Padişah onun adına bir külliye yaptırmaya karar verdi ve iş Sinan'a verildi. İnşaat Haziran 1543'te başladı. Önce şehzadenin gömüldüğü türbe tamamlandı, caminin temeli 23 Mayıs 1544'te atıldı ve cami Ağustos 1548'de ibadete açıldı. Külliye, Beyazıt'tan Edirnekapı'ya giden yol üzerindeki bu semte Şehzadebaşı adını verdi.
Şehzade Camii'nde merkezi kubbe dört yarım kubbeyle desteklenir ve bütün bu örtü dört büyük ayak üzerindeki kemerlere oturur. Sinan burada kendine özgü piramidal örtü düzeninin ilk örneğini verdi. Payandaları revaklı galerilerin içine gizledi, taşıyıcı olmaktan çıkan duvarları da çok sayıda pencereyle açtı. TDV'nin değerlendirmesine göre cephelerdeki ve minarelerdeki yoğun kabartma süsleme ise çıraklık döneminin deneme heyecanını yansıtır. Sinan sonraki yapılarında yüzey süslemesinden çok mimarinin kendisini öne çıkaracaktı.
Aynı yıllarda Üsküdar iskelesinin yanında Mihrimah Sultan adına bir külliye yükseliyordu. Cami kitabesine göre 1547'de tamamlanan bu yapıda merkezi kubbe üç yönden yarım kubbelerle desteklenir. Kıyıdaki dar arsa klasik bir avluya izin vermediği için Sinan önüne çift son cemaat yeri kurdu. Halk arasında İskele Camii diye anılan yapı, iskelenin hemen karşısında durur.
Şehzade'nin haziresinde Şehzade Mehmed Türbesi'nin dilimli kubbesine, renkli taş işçiliğine ve içini tamamen kaplayan çinilere bakın. Aynı bahçedeki Rüstem Paşa Türbesi de bu düzeni daha sade bir programla tekrarlar.
Kalfalık Eseri Süleymaniye
1550'de Kanuni Sultan Süleyman kendi adına bir külliye istedi. Yer olarak Beyazıt'taki Eski Saray arazisinin bir bölümü, Haliç'e doğru eğimli sırtın en uygun noktası seçildi. Kabul edilen tarihe göre temel 13 Haziran 1550'de, padişahın da bulunduğu bir törenle atıldı ve ilk taşı Şeyhülislam Ebussuud Efendi mihrap duvarının yükseleceği yere koydu. Ana kubbe 16 Ağustos 1557'de kapatıldı, cami de 15 Ekim 1557'de, temelden yedi yıl sonra açıldı. Sinan açılışı kendi ağzından anlatır. Anahtarı padişaha sunar, padişah da bu yapıyı kuranın açmasının daha uygun olacağını söyleyerek anahtarı ona geri verir.
Caminin ana kubbesi 27,40 metre çapındadır ve zeminden kilit taşına kadar yüksekliği 50 metreyi biraz geçer. Kubbe, Haliç ve Marmara yönlerinde yarım kubbe yerine büyük kemerlerle, mihrap ve avlu yönlerinde ise aynı çapta iki yarım kubbeyle dengelenir. Duvarlar perde gibi hafifletildiği için yüzlerce pencere açılabilmiş ve iç mekan aydınlık kalmıştır. İki ayrıntı özellikle ilgi çekicidir. Kubbenin çeperine ağızları içe dönük altmış dört küp yerleştirilerek sesin eşit dağılması sağlanmış, yüzlerce yağ kandilinden çıkan is de hava akımıyla girişin üstündeki "is odası"nda toplanmıştır.
Dört minare ve toplam on şerefe, halk arasında Kanuni'nin onuncu Osmanlı padişahı olmasıyla açıklanır. Bu yorumun Sinan için ne ifade ettiği bilinmez. Minarelerin plandaki yerleşimi ise Edirne'deki Üç Şerefeli Camii'ndekiyle aynıdır.
Süleymaniye bir caminin çok ötesindedir. Yaklaşık altmış dönümlük alanda farklı düzeyde eğitim veren medreseler, darülhadis, tıp medresesi, darüşşifa, darülkurra, sıbyan mektebi, imaret, tabhane, han, hamam ve sıra dükkanlar yer alır. Evliya Çelebi bütün yapıların "bin kubbe" ile örtülü olduğunu ve burada 3000 kişinin hizmet verdiğini yazar. Caminin batısındaki Evvel ve Sani medreseleri bugün Süleymaniye Kütüphanesi olarak kullanılıyor. Kıble yönündeki hazirede duran Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan türbeleri de Sinan'ın eseridir.
Ustalık Eseri Selimiye ve Son Yıllar
Sinan'ın kendi deyişiyle ustalık eseri İstanbul'da değil, Edirne'dedir. II. Selim adına yapılan Selimiye tamamlandığında, TDV'ye göre Sinan seksen üç yaşındaydı ve yaşlılığı yüzünden artık "Koca" lakabıyla anılıyordu. Selimiye'yi görmek isteyenler için Radar'daki "Selimiye'nin Gölgesinde Bir Edirne Günü" gezisi iyi bir başlangıç.
Son yıllarının İstanbul'daki izleri de azımsanmayacak kadar çoktur. Kadırga'da Sokullu Mehmed Paşa ve eşi İsmihan Sultan'ın adıyla anılan külliyede cami ile medrese aynı avluyu paylaşır ve ortak girişin üzerindeki kitabe 1572 tarihini verir. Eğimli arazide setlere oturtulan bu külliyede ana kapıdan geçince bir merdivenle şadırvan avlusuna çıkılır. Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camii 1580'de tamamlandı. TDV bu yapıyı, Sinan'ın Ayasofya'nın planını çok daha küçük ölçekte ve statik bakımdan daha güvenli bir biçimde yeniden yorumladığı bir deneme olarak değerlendirir.
II. Selim döneminde Ayasofya'nın etrafını saran ve yapıya zarar veren evler temizlendi, Sinan da yapıyı dıştan takviye payandalarıyla destekledi. Aynı çalışmalar sırasında II. Selim'in türbesi, Ayasofya avlusundaki ilk türbe olarak Sinan tarafından yapıldı ve 1576-1577'de tamamlandı. 1574'teki yangında zarar gören Topkapı Sarayı mutfakları da ana yapı korunarak onun eliyle yeniden inşa edildi. Sinan 1584'te hacca giderken yerine Mehmed Subaşı adıyla tanınan bir mimarı vekil bıraktı. Döndükten sonra da yaşının çok ilerlemiş olmasına rağmen görevini sürdürdü.
Hamamlarda Sinan
Sinan'ın eserlerini sayan listelerde kırk sekiz hamam geçer. İstanbul'da bunların bazılarını bugün de hamam olarak kullanılırken görebilirsiniz.
En tanınmışı, Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasındaki Haseki Hürrem Sultan Hamamı'dır. Kanuni'nin eşi Hürrem Sultan adına 1556-1557'de yapılan hamam, antik Zeuksippos hamamlarının kalıntılarının yakınında yer alır. Kadınlar ve erkekler bölümleri sırt sırta, aynı eksen üzerinde ve aynı büyüklükte kurulmuştur, yapının toplam uzunluğu 75 metreyi bulur. 1910'a kadar kullanılan hamam, sonra uzun süre cezaevinden benzin ve kağıt deposuna kadar başka işlerde kullanıldı. 1957-1958'deki onarımdan ve 2008'de başlayan restorasyondan sonra 2011'den bu yana yeniden hamam olarak hizmet veriyor.
Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Hamamı, külliyenin geri kalanıyla birlikte tamamlandı. Bir belgeye göre inşaat 16 Şubat 1583'te bitmişti. Soyunmalığı 14,10 metre çapında bir kubbeyle örtülüdür. Sıcaklık bölümü ise alışılmış hamam planından ayrılır ve kaplıcalarda görülen, yuvarlak bir merkeze yıldız biçiminde açılan kemerli bir düzen kullanır. Uzun yıllar kimsesizlerin geceyi geçirdiği bir yer olarak kullanılan yapı, sonradan yeniden çalışır hale getirildi.
Çemberlitaş Hamamı ise ilginç bir soru işaretidir. Kapısındaki kitabe temizlenince 1584 tarihi ve Sai Mustafa Çelebi'nin tarih manzumesi okunabildi. Böylece hamamın, III. Murad'ın annesi Nurbanu Valide Sultan tarafından Üsküdar'daki Atik Valide Külliyesi'ne gelir sağlamak için yaptırıldığı anlaşıldı. Atik Valide Külliyesi Sinan'ın eseridir ve hamam onun başmimarlık yıllarına denk gelir, ama Çemberlitaş Hamamı Sinan'ın eserlerini sayan listelerde yer almaz. TDV bu yüzden atfı henüz çözüm bekleyen bir mesele olarak görür. 1868'de Divanyolu genişletilirken soyunmalığın bir bölümü kesildi, erkekler kısmı ise hamam olarak kullanılmaya devam etti.
Kaybolan örnekler de var. Hürrem Sultan'ın Eminönü'ndeki çifte hamamı, bugünkü Mısır Çarşısı'nın güney girişinin karşısında duruyordu. 1930 dolaylarında yıktırıldı ve yerine bir iş hanı yapıldı. Süleymaniye Külliyesi'nin hamamı ise külliyenin bir parçası olarak ayakta.
Bu hamamların içini görmenin yolu, hamam hizmeti almaktan geçiyor. Kadın ve erkek bölümlerinin ayrı olduğunu, saat ve ücretlerin de değişebildiğini hesaba katın.
Suyun ve Yolun Mühendisi
TDV'ye göre Sinan'ın mühendislik bakımından en önemli, hacim bakımından en büyük eseri bir cami değil, İstanbul'a su getiren Kırkçeşme tesisleridir. Kaynaklara göre Kanuni, Kağıthane dolaylarında eski bir su yolundan sızan suyu görünce şehre bu bölgeden su getirilip getirilemeyeceğini araştırttı ve Sinan'ı görevlendirdi. Sinan Belgrad Ormanı'ndan gelen suları ve dereleri inceleyip işin mümkün olduğunu bildirdi. Sadrazam Rüstem Paşa, şehre bol su gelirse nüfusun artacağını ve iaşenin zorlaşacağını öne sürerek karşı çıktı, hatta Sinan'ın yanında çalışan bir su uzmanını hapsettirdi. Padişah yine de inşaatın sürmesini emretti. 1554'te başlayan çalışma 1563'ten önce bitti. 20 Eylül 1563'teki selde yıkılan kemerler onarılınca tesis 1564'te yeniden hizmete girdi. Süleymaniye Külliyesi 35 milyon akçeye, Kırkçeşme tesisleri ise 50 milyon akçeye mal olmuştu.
Hattın ana galerilerinin toplam uzunluğu 55 kilometreyi aşar. Üzerinde irili ufaklı otuz üç kemer vardır. Bunlardan anıt ölçüsündeki beşi Kovukkemer, Paşa Kemeri, Uzunkemer, Moğlova Kemeri ve Güzelcekemer'dir. İki katlı Uzunkemer, 711 metre uzunluğuyla tesisin en büyük yapısıdır. Moğlova (Mağlova) Kemeri ise Kemerburgaz'ın yaklaşık dört kilometre güneybatısında, Alibey Deresi üzerindedir. Tepe uzunluğu 258 metredir ve temel derinliği de hesaba katıldığında yüksekliğinin 47 metreyi bulduğu hesaplanır. Sinan ayakları aşağıya doğru piramit gibi genişletip içlerine hafifletme kemerleri açarak yatay kuvvetlere dayanıklı ama ince görünen bir yapı elde etti. Kemerin alt bölümü bugün Alibey Barajı'nın suları altında kalıyor.
Rumeli yolunun üzerindeki Büyükçekmece Köprüsü de aynı mühendisliğin ürünüdür. Buradaki bataklık alanda eskiden kalma bir köprü vardı, ama harap olmuştu. Sinan kısa bir köprüyle bataklığın iki yakasını bağlamak yerine, bataklığın tamamı üzerinden geçen çok daha uzun bir köprü tasarladı. Eski köprünün denizden kaçılarak batak arazide kurulduğunu, temelinin bu yüzden bozulduğunu yazdı ve yeni köprüyü daha güneyde kurdu. Her ayak için bir kalyon büyüklüğünde kalıp sandıkları yaptırıldı, içlerine kazıklar çakıldı ve aralarına kurşun akıtıldı. Kanuni'nin emriyle başlayan köprü, padişah Zigetvar seferinde ölünce oğlu II. Selim zamanında, 1567-1568'de tamamlandı.
Köprünün toplam uzunluğu 635,57 metre, genişliği 7,17 metredir. İnişli çıkışlı dört bölümden ve yirmi sekiz gözden oluşur. Bölümlerin arasındaki korkuluksuz aralıkların, taşkın sularının köprüye zarar vermeden aşması için bırakıldığı düşünülüyor. Kitabe köşkündeki "Yusuf bin Abdullah'ın işi" ibaresi, yukarıda andığımız imzadır. Bugün araç trafiği yakındaki modern köprüden geçtiği için tarihi köprü görece korunmuş durumda. Köprü başındaki alanda Sokullu Mehmed Paşa Camii, Kurşunlu Han ve Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi de yer alıyor.
Süleymaniye'deki Türbe
Sinan 1588'de öldü. Süleymaniye Külliyesi'nin kuzeyinde, iki sokağı ayıran küçük üçgen bir arsanın köşesinde önce kubbeli bir sebil yapılmış, onun hemen arkasına da Sinan'ın türbesi inşa edilmişti. Türbe bir bahçe kameriyesini andırır. Taş desteklere oturan kemerlerin üzerinde dört yöne eğimli bir çatı, altında da taş bir sanduka vardır. Çevre duvarının cami yönündeki yüzünde Sai Mustafa Çelebi'nin manzum kitabesi durur. Dostunun yazdığı dizeler, mimarların piri Sinan'ın bu dünyadan göçtüğünü söyleyerek biter. TDV'ye göre bir külliyede, bani olan padişahın türbesinin yanı sıra mimarın türbesine de yer verilmesinin başka örneği yoktur.
Türbeyi bulmak kolay. Süleymaniye'nin Haliç tarafındaki duvarının önünde, İstanbul Müftülüğü'nün kapısından çıkınca solda, Fetva Yokuşu'nun başında, beyaz taştan sade bir yapı arayın. Sinan'ın vakfiyesi ailesi hakkında da bilgi verir. Eşi Mihri kendisinden önce ölmüş, oğlu Mehmed Bey şehit düşmüştü. Vakfiyede iki kızının ve iki torununun adı geçer, mal varlığı arasında evler, dükkanlar, bahçe ve su yolu sayılır.
Bugün Sinan'ı İstanbul'da Gezmek
Sinan'ın İstanbul'daki yapıları şehre dağılmış durumda, bu yüzden hepsini bir günde görmeye çalışmak yerine bölge bölge düşünmek daha verimli. Radar'daki "Mimar Sinan'ın İzinde Beş Cami" rotası Süleymaniye, Şehzade, Rüstem Paşa, Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan ve Üsküdar'daki Şemsi Paşa camilerini bir güzergaha bağlıyor. Bu yazıdaki diğer yapıları o rotayı tamamlayan küçük geziler olarak düşünebilirsiniz.
- Sultanahmet ve Kadırga hattı. Haseki Hürrem Sultan Hamamı'nın cephesinden başlayın, Ayasofya'nın payandalarına ve avludaki II. Selim Türbesi'ne bakın, sonra aşağı inerek Kadırga'daki Sokullu Mehmed Paşa Camii'ne yürüyün.
- Tophane ve Üsküdar. Kılıç Ali Paşa Camii'ni ve hamamını gördükten sonra vapurla Üsküdar'a geçin. İskelenin karşısındaki Mihrimah Sultan Camii'ni ve Nurbanu Sultan adına yapılan Atik Valide Külliyesi'ni aynı gün görebilirsiniz.
- Hikayenin başı. Haseki'deki Hürrem Sultan Külliyesi, Sinan'ın mimarbaşı olarak İstanbul'daki ilk işi olduğu için onu sırasıyla izlemek isteyenlere uygun bir başlangıç.
- Şehir dışına yarım gün. Büyükçekmece'deki Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü ve köprü başındaki yapılar.
Camileri namaz vakitleri dışında, özellikle cuma öğle saatlerinden uzak durarak ziyaret edin. Kadınlar başlarını örter, herkes omuzları ve dizleri kapalı giyinir, ayakkabılar girişte çıkarılır ve içeride sessiz olunur. Ayrıntılar için Radar'daki "Cami Ziyaretinde Bilinmesi Gerekenler" yazısına göz atabilirsiniz.
Sinan'ın yapılarında neye bakacağınızı bilmek geziyi değiştirir. Kubbenin altında durup ağırlığın hangi ayaklara ve kemerlere indiğini izlemeye çalışın, payandaların nerede saklandığına bakın, duvarlardaki pencere sayısına dikkat edin. TDV, Sinan'ın taşıyıcı olmaktan çıkan duvarları sistemli biçimde pencerelerle açmasını onun en önemli katkılarından biri sayar. Önceki dönemlerin loş iç mekanlarının yerini gün ışığıyla dolan bir mekan alır. Süleymaniye'yi bir de uzaktan, Galata ya da Üsküdar kıyısından görün. Sinan külliyeyi, şehrin o yakalarından bakanlar için en etkili silüeti verecek biçimde tepeye yerleştirmişti.
Vasiyeti olarak aktarılan satırlarda Sinan, eserlerini görenlerin emeğine insafla bakmasını ve kendisini hayır duayla anmasını diler. Bu yapıları dolaşırken ona bu insafı göstermek zor değil.
Kaynaklar
- TDV İslam Ansiklopedisi, Sinan maddesi (Selçuk Mülayim), https://islamansiklopedisi.org.tr/sinan
- TDV İslam Ansiklopedisi, Süleymaniye Camii ve Külliyesi maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/suleymaniye-camii-ve-kulliyesi
- TDV İslam Ansiklopedisi, Şehzade Külliyesi maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sehzade-kulliyesi
- TDV İslam Ansiklopedisi, Haseki Külliyesi maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/haseki-kulliyesi
- TDV İslam Ansiklopedisi, Mihrimah Sultan Külliyesi (Üsküdar) maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mihrimah-sultan-kulliyesi--uskudar
- TDV İslam Ansiklopedisi, Sokullu Mehmed Paşa Külliyesi (Kadırga) maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sokullu-mehmed-pasa-kulliyesi--eminonu
- TDV İslam Ansiklopedisi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kilic-ali-pasa-kulliyesi
- TDV İslam Ansiklopedisi, Çemberlitaş Hamamı maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/cemberlitas-hamami
- TDV İslam Ansiklopedisi, Haseki Hamamı maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/haseki-hamami
- TDV İslam Ansiklopedisi, Kırkçeşme Suları maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kirkcesme-sulari
- TDV İslam Ansiklopedisi, Moğlova Kemeri maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/moglova-kemeri
- TDV İslam Ansiklopedisi, Büyükçekmece Köprüsü maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/buyukcekmece-koprusu
- TDV İslam Ansiklopedisi, Topkapı Sarayı maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/topkapi-sarayi
- İBB Kültürel Miras, Haseki Hürrem Sultan Hamamı, https://kulturelmiras.ibb.istanbul/haseki-hurrem-sultan-hamami/
- İBB Kültürel Miras, Ayasofya Türbeleri (II. Selim Türbesi), https://kulturelmiras.ibb.istanbul/ayasofya-turbeleri-ii-selim-turbesi/
- Vikipedi, Mimar Sinan maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Mimar_Sinan
- Vikipedi, Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kanuni_Sultan_S%C3%BCleyman_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz
