Ankyra'dan Ankara'ya, Bir Şehrin Adının Hikayesi
Bir şehrin adı, o şehrin en eski anıtıdır. Taşlar yıkılır, surlar onarılır, sokaklar yeniden çizilir; ama ad ağızdan ağıza aktarılarak binlerce yıl yaşar ve her dönem ona kendi rengini katar.
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Bir şehrin adı, o şehrin en eski anıtıdır. Taşlar yıkılır, surlar onarılır, sokaklar yeniden çizilir; ama ad ağızdan ağıza aktarılarak binlerce yıl yaşar ve her dönem ona kendi rengini katar. Ankara'nın adı da böyle bir anıttır. Hititlerin Ankuwa'sı olduğu tartışılan bir yerleşimden Friglerin efsanesine, Galatların Ankyra'sından Roma'nın Ancyra'sına, Selçuklu ve Osmanlı'nın Engürü'sünden Avrupa'nın Angora'sına ve nihayet 1930'da kesinleşen Ankara'ya uzanan bu yolculuk, aynı zamanda şehrin tarihinin kısa bir özetidir. Bu yazı o yolculuğu adım adım izliyor ve adın izini bugün Ulus'ta hangi taşların üzerinde sürebileceğinizi söylüyor.
Hititlerin Ankuwa'sı mı
Ankara adının kaynağı kesin olarak bilinmiyor; Ankara Valiliği'nin tarihçesi de bunu açıkça söyler. Yerleşimin tarihi ancak Hitit devrinden itibaren izlenebilmektedir. Çorum sınırları içindeki Boğazköy, yani Hitit başkenti Hattuşa kazılarında bulunan metinlerde sık sık geçen Ankuwa adının, bir kısım yabancı tarihçiye göre bugünkü Ankara'nın bulunduğu yeri gösterdiği düşünülür. TDV İslam Ansiklopedisi de adın Hititçe Ankuwa ya da Ankuruwa'dan gelebileceğini kaydeder, ancak bu görüş tartışmalıdır ve kanıtlanmış değildir. Kesin olan, Hititlerden sonra bölgeye Friglerin hakim olduğudur. Frigler şehri milattan önce 8. ve 7. yüzyıllarda kurmuş ya da büyütmüştür; Ulus'ta yapılan kazılar Friglerin burada yaşadığını kesin olarak göstermiştir. Sonra Lidyalılar, Kimmer istilası, Pers kralı Kyros ve milattan önce 333'te Anadolu'dan geçen Büyük İskender gelir. Yani şehrin adı Yunanca bir sözcük olarak kaydedilmeden önce burada birkaç yüzyıllık bir yerleşim geçmişi vardı.
Çapa efsanesi, Midas ve Pausanias
Antik çağ kaynaklarında şehrin adı Yunanca Ankyra, Latince Ancyra'dır ve Yunancada ankyra gemi çapası demektir. Adı açıklayan efsaneyi milattan sonra 2. yüzyılda yaşamış gezgin Pausanias aktarır. Ona göre Frigya kenti Ankyra'yı Gordios'un oğlu Midas kurmuştur ve Midas'ın bulduğu çapa, Pausanias'ın kendi zamanında bile hala Zeus tapınağında saklanmaktadır; yakınında Midas Pınarı adıyla anılan bir kaynak vardır. Antik tarih sitesi Livius'un yazarları bu anlatıyı, adı açıklamak için sonradan uydurulmuş bir köken efsanesi olarak değerlendirir; çapa denen şey büyük olasılıkla eskilerin çapa olarak kullandığı taşlara benzeyen büyük bir kaya, tapınakta saklanan bir dikili taştı. Pausanias'ın kendisi de şehrin Midas'tan çok daha eski olduğunu belirtir. Ankara Valiliği ise adın belgelere dayanmayan söylentilere göre Galatlar tarafından verildiğini yazar. Hangisi doğru olursa olsun, çapa şehrin simgesi olarak kaldı; denizden yüzlerce kilometre uzaktaki bir bozkır kentinin adının gemi çapası anlamına gelmesi Ankara'nın en eski ironisidir.
Galatların Ankyra'sı
Milattan önce 3. yüzyılın başında Avrupa'dan gelen Kelt boyları, Balkanlar ve Batı Anadolu'da bir süre dolaştıktan sonra milattan önce 280 ile 274 yılları arasında Orta Anadolu'ya, Ankara, Çorum ve Yozgat yöresine yerleşti. Yunanların Galat dediği bu topluluk üç boya ayrılmıştı: Tektosaglar Ankyra'yı, Tolistoboglar Pessinus'u, Trokmiler Tavium'u merkez edindi. Böylece Ankara tarihte ilk kez bir halkın merkezi oldu; Ankara Valiliği'nin tarihçesi şehri bu dönemde Tektosagların başkenti olarak anar ve bugünkü Kale'nin Galatlar döneminde var olduğu kabul edilir. Galat boy krallıkları milattan önce 1. yüzyıla kadar bağımsızlıklarını korudu, sonra Roma'nın denetimine girdi. Galatların bıraktığı en şaşırtıcı iz dildir: Galat dilinin milattan sonra 7. yüzyıla kadar konuşulduğuna dair belirtiler vardır. Şehrin bugün turist rehberlerinde Roma kenti olarak anılan kalıntılarının altında dokuz yüzyıl boyunca Keltçe konuşan bir halk yaşamıştır.
Roma'nın Ancyra'sı
Roma milattan önce 189'dan itibaren bölgede söz sahibiydi; asıl dönüm noktası milattan önce 25'te geldi. İmparator Augustus Galatya'yı bir Roma eyaleti yaptı, Ankyra'ya polis statüsü verdi ve şehri eyaletin merkezi ilan etti. Livius'un yazarlarına göre şehir Roma yol ağının önemli bir kavşağıydı ve burada On Beşinci Apollinaris Lejyonu'ndan bir müfreze konuşlanmıştı. Augustus'un adına, daha önce Frig tanrıçası Kybele ile Men'e ayrılmış bir alanın üzerine milattan önce 25 ile 20 arasında bir tapınak yükseldi. Bu yapının duvarlarına Res Gestae Divi Augusti, yani Augustus'un yaptığı işlerin dökümü Latince ve Yunanca olarak kazındı. Metnin dünyada günümüze ulaşan tek tam kopyası budur; Alman tarihçi Theodor Mommsen ona yazıtların kraliçesi demiştir. Bugün Ulus'ta Hacı Bayram Camii'nin hemen yanında iki yan duvarı ve süslü kapısı ayakta duran bu tapınak, Ankara adının Ancyra biçimiyle taşa kazınmış en görkemli belgesidir. Roma döneminden kalan öteki büyük iz, 3. yüzyılın başında İmparator Caracalla zamanında tamamlandığı düşünülen Roma Hamamı'dır; Caracalla 217'de kalenin surlarını da onarmıştır. Şehir, imparatorlar taşra örgütünü yeniden düzenlediğinde, Diocletianus döneminde bile eyalet merkezi olarak kaldı.
Bizans'ın Mamuriye'si ve Zincirler Kalesi
Ankara Valiliği'nin tarihçesine göre şehir 334'ten 1073'e kadar Bizans egemenliğinde kaldı ve bu süre içinde Anadolu'nun önemli bir merkezi oldu. Augustus Tapınağı 5. yüzyılda pencereler açılarak kiliseye çevrildi. 7. yüzyıldaki Sasani akınlarından sonra Araplar şehri bir süre ellerinde tuttu ve Arap-Bizans çatışmaları döneminde Ankara'ya yeni adlar verildi: Mamuriye ve Kal'at üs-Selasil, yani Zincirler Kalesi. İkinci ad, kale kapısını kapatan büyük zincirlerden geliyordu. Bu yüzyıllar kalenin en çok onarım gördüğü dönemdir; Bizans imparatorları 668, 740, 805 ve 869 yıllarında surları yeniledi ve yıkık Roma anıtlarının mermer bloklarını duvarlara gömdü. Ankyra adı bu dönemde de yaşamaya devam etti, ama artık yanında Arapça ve Bizans kaynaklı adlar vardı; şehrin adının çok katmanlı tarihi işte bu yüzyıllarda belirginleşti.
Engürü, Engüriye ve bir üzüm hikayesi
1071'de Malazgirt'te kazanılan zaferin ardından 1073'te Selçuklular şehri aldı ve Ankara Türklerin eline geçti. Ankara Valiliği'nin tarihçesine göre şehrin en parlak devri Alaeddin Keykubat zamanıdır; kale askeri bakımdan tahkim edilmiş, şehir cami ve medreselerle imar edilmiştir. Türk döneminde ad da değişti: Ankyra, Türkçe söyleyişte Engürü ve Engüriye biçimlerine dönüştü. TDV İslam Ansiklopedisi bu değişimin yalnızca bir ses kayması olmadığını, yeni sahiplerin adı Farsça engur, yani üzüm sözcüğüyle yeniden yorumladığını yazar; yabancı bir adın tanıdık bir sözcüğe benzetilmesi, halk etimolojisinin en bilinen örneklerindendir. Moğol istilası sırasında Sultan İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev Ankara Kalesi'ne sığındı; şehir bir süre İlhanlı valilerinin, sonra Eretna oğullarının yönetiminde kaldı. 1350'lerde şehir Osmanlı ülkesine katıldı; Valilik bunu 1354'te Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa'ya bağlar. Ankara'nın adının dünya tarihine en gürültülü girişi 1402'dir: Çubuk Ovası'nda Timur ile Yıldırım Bayezid arasında yapılan Ankara Savaşı Osmanlı sultanının esir düşmesiyle bitti ve devlet 1413'e kadar süren Fetret Devri'ne girdi. Kanuni Sultan Süleyman devrinde Anadolu'da eyalet örgütü kurulunca Ankara bu eyaletlerden birinin merkezi oldu. İlginç olan şudur: Vikipedi'nin ad maddesine göre Osmanlı idari kayıtları 16. yüzyıldan itibaren Ankara biçimini kullanıyordu, ama halkın dilinde Engürü yüzyıllarca yaşamaya devam etti. Anadolu ağızlarında bugün bile duyulan Angara söyleyişi bu uzun alışkanlığın kalıntısıdır.
Angora, Avrupa'nın haritasındaki ad
Selçuklu fethinden sonra Avrupa dilleri şehre Angora demeye başladı ve bu ad Batı'da 1930'a kadar kullanıldı. Angora'yı Avrupa'ya tanıtan şey ordular değil kumaştı. Ankara Kalkınma Ajansı'nın tiftik kitabına göre 15. yüzyıldan itibaren şehirde tiftiğe dayalı güçlü bir dokuma sanayisi gelişti ve katışıksız tiftik ipliğinden dokunan Engürü sofu 16. ile 18. yüzyıllar arasında birçok Avrupa kentinde satıldı. 1583'te İngiltere Kraliçesi Birinci Elizabeth on iki İngiliz tüccara sof ticareti izni verdi; Hollandalı ve Leh tüccarlar da şehre geldi. 1590'larda Ankara'da 621 sof tezgahı vardı. Avrupalı tüccarın defterine Angora diye yazdığı şehir böylece bir kumaşın, sonra bir tüyün adı oldu: tiftik veren keçiye Angora keçisi, uzun tüylü beyaz kediye Angora kedisi, yününden kazak örülen tavşana Angora tavşanı dendi. Bugün dünyanın hemen her dilinde angora sözcüğünün bir şehir değil bir yumuşaklık çağrıştırması, adın bu ticaret yolculuğunun sonucudur. Şehrin kendisi ise 1916'da yaklaşık bin dokuz yüz evin yandığı büyük yangına kadar Osmanlı'nın sıradan bir vilayet merkezi olarak kaldı.
1930, adın son biçimini alması
Adın son adımı, şehrin kaderinin değiştiği yıllarda atıldı. 27 Aralık 1919'da Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye Ankara'ya geldi; 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi burada toplandı ve 13 Ekim 1923'te çıkarılan bir kanunla Ankara Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti oldu. Valilik tarihçesinin sözleriyle o yıllarda Ankara çok az sayıda binası olan küçük, yoksul ve çorak bir şehirdi. Yeni başkentin adı da yeniden düzenlendi. Vikipedi'nin ad maddesine göre 28 Mart 1930'da Türkiye Cumhuriyeti yabancı ülkelerden Türk şehirleri için Türkçe adları kullanmalarını istedi; bu tarihten sonra posta idaresi Angora ve Constantinople adresli mektupları Ankara ve İstanbul'a ulaştırmadı. İngilizce Vikipedi de 1930'dan sonra şehrin Batı dillerinde resmen Ankara olarak anıldığını kaydeder. Böylece Ankyra'yla başlayan, Ancyra, Mamuriye, Engürü ve Angora'dan geçen yolculuk tek bir biçimde karar kıldı. Angora adı ise şehirden ayrılıp keçinin, kedinin ve tavşanın üzerinde yaşamaya devam etti.
Adın izini sürmek, Ulus'ta bir yürüyüş
Bu hikayenin taşları birbirine yürüme mesafesindedir ve yarım gün yeter. Ulus'ta Hacı Bayram meydanından başlayın; Augustus Tapınağı'nın ayakta kalan iki yan duvarında Latince ve Yunanca kazınmış Res Gestae satırlarını arayın, harflerin sabah ışığında daha iyi okunduğunu göreceksiniz. Tapınağın adı Ancyra'yı taşa kazıyan Roma, yolun aşağısındaki Roma Hamamı'nda da karşınıza çıkar; Çankırı Caddesi üzerindeki bu açık hava müzesi 2022'de tamamlanan restorasyonla yeniden ziyarete açılmıştır. Oradan kaleye tırmanın. Dış kalenin kapısında bir zamanlar Zincirler Kalesi adını veren büyük zincirleri hayal edin; iç kale duvarlarında Bizans onarımlarının gömdüğü Roma mermerlerini, ters çevrilmiş yazıtları bulun. Kalenin eteğindeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi, adın belki de en eski katmanı olan Hitit ve Frig dünyasının eserlerini sergiler; Ankuwa ve Midas tartışmasının maddi tanıkları oradadır. Yürüyüşü Ulus Meydanı'nda, kesme taştan İkinci Meclis binasının önünde bitirin; adın Ankara olarak kesinleştiği kararların alındığı yıllarda meclis burada toplanıyordu. Bir öğleden sonrada üç bin yıl yürümüş olursunuz. Şehrin adını bilmek, sokaklarına bakmanın bir başka yoludur.
Kaynaklar
- TDV İslam Ansiklopedisi, Ankara maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ankara
- T.C. Ankara Valiliği, Tarihçe, https://www.ankara.gov.tr/tarihce
- Livius.org, Ancyra (Ankara), https://www.livius.org/articles/place/ancyra-ankara/
- Ankara Kalkınma Ajansı, Ankara Keçisi, Tiftik ve Sof, https://www.kalkinmakutuphanesi.gov.tr/assets/upload/dosyalar/90.pdf
- Vikipedi, Ankara (isim), https://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara_(isim)
- Vikipedi, Ankara, https://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara
- Wikipedia, Ankara, https://en.wikipedia.org/wiki/Ankara
- Vikipedi, Augustus Tapınağı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Augustus_Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1
- Vikipedi, Galatlar, https://tr.wikipedia.org/wiki/Galatlar
- Vikipedi, Ankara Muharebesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara_Muharebesi
- Vikipedi, Ankara Kalesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara_Kalesi
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz
