Ana içeriğe atla
Radar Türkiye
Etkinlikleri uygulamada keşfet
Aç
Radar Türkiye

Ankara Taşı, Başkentin Pembe Andeziti

Ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak. Türkünün ilk dizesi bir şehrin taşını aşkla yan yana koyar ve bu tesadüf değildir.

Radar TürkiyeRadar Türkiye30 Eylül 202629
Henüz puan yok

Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Ankara Taşı, Başkentin Pembe Andeziti

Ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak. Türkünün ilk dizesi bir şehrin taşını aşkla yan yana koyar ve bu tesadüf değildir. Ankara'nın taşı gerçekten vardır; adı andezittir, rengi pembeye çalar, dokusu sıkı ve serttir. Kale surlarından Ankara Garı'nın cephesine, Güvenpark'taki kabartmalardan üniversite fakültelerinin duvarlarına kadar şehrin en kalıcı yapıları bu taşla örülmüştür. Bu yazı Ankara taşının milyonlarca yıl önceki volkanik doğuşunu, ocaklarını, başkentin kuruluş yıllarındaki rolünü ve bugün şehirde nerede görülebileceğini anlatıyor.

Andezit nedir

Andezit, yer kabuğunun derinlerinden yüzeye çıkan magmanın soğumasıyla oluşan volkanik bir kayaçtır. Jeologlar onu bazalt ile riyolit arasında bir ara tip olarak tanımlar; silisyum dioksit oranı yüzde 57 ile 63 arasında değişir. Ana minerali plajiyoklas feldspattır, yanında piroksen ve hornblend bulunur. Porfiritik dokusu, yani ince taneli bir hamur içinde göze görünür iri kristaller taşıması, taşa kendine özgü benekli görünümünü verir. Adını Güney Amerika'daki And Dağları'ndan alır; terimi ilk kez 1826'da Alman jeolog Leopold von Buch kullanmıştır. Andezit, okyanus tabanının kıta altına daldığı kuşaklarda ve ada yaylarında en yaygın kayaç türüdür. İnsanlık onu binlerce yıldır yapı taşı olarak kullanır; Cava'daki Borobudur ve Peru'daki Sacsayhuaman gibi anıtlar andezitten yükselir. Ankara'nın taşı da bu büyük ailenin bir üyesidir.

Ankara'nın altındaki eski volkanlar

Ankara'nın çevresinde Geç Kretase'den Pliyosen'e kadar uzanan geniş bir zaman aralığına ait volkanik kayaçlar bulunur. Bunların en yaygını ve belirli bir topluluk oluşturanı, Erken Neojen yaşlı Kızılcahamam ya da Galatya volkanitleridir; Kızılcahamam ve Çamlıdere jeoparkındaki bazalt sütunları ve fosil ormanı bu volkanizmanın izleridir. Ankara taşı olarak işletilen kayaçlar ise farklı bir gruptur. Nizamettin Kazancı ve Alper Gürbüz'ün Türkiye Jeoloji Bülteni'nde yayımladıkları çalışmaya göre bu volkanitler Gölbaşı, Bala ve Elmadağ arasında yamalar halinde yüzeye çıkar. Büyük bir volkanik sistemin parçası olmaktan çok, Erken ve Orta Miyosen'de tek tek püskürmüş, sonra Geç Miyosen ve Pliyosen çökelleriyle üzeri örtülmüş çıkışlardır. Yani şehrin güneyindeki tepelerde gördüğünüz pembe kayaların yaşı kabaca on beş ile yirmi milyon yıl arasındadır. Mamak çevresinde, Haymana yolunda ve Polatlı yakınlarındaki Ballıkuyumcu köyü civarında da bazaltik, andezitik ve riyolitik lav akıntıları vardır. Aynı yazarlar Ankara volkanizmasının sanılandan çok daha karmaşık olduğunu, yaşı ve bileşimi konusunda ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu vurgular.

Pembe mi gri mi

Ankara taşını tanınır kılan şey rengidir. Kendine özgü pembelik, kayacın içindeki plajiyoklas kristallerinden gelir. Ancak bütün Ankara taşları pembe değildir; gri olanları da vardır ve çoğu yapıda iki renk yan yana kullanılmıştır. Tercih edilen daima pembe olandır. Kazancı ve Gürbüz iri kristalli, pembe çeşidin yerel ustalar arasında Ankarait adıyla da anıldığını aktarır. Taş sert ve sık dokuludur, buna rağmen görece kolay işlenir; gözenekli olmadığı için suyu içine almaz ve bu yüzden dona ve aşınmaya dayanır. Islakken rengi parlar. Bu özellikler onu yüzyıllar boyunca döşeme ve kaplama işlerinin gözde malzemesi yapmıştır. Yağmurdan sonra Ulus'ta bir kaldırımın ya da bir cephenin nasıl koyu pembeye döndüğüne dikkat edin; taşın en güzel hali odur.

Ocaklar nerede

Adındaki nitelemeye rağmen Ankara taşının tip yeri, yani en iyi örneklerin çıkarıldığı ocakların bulunduğu yer, Gölbaşı ilçesidir. Aynı pembe andezit Çankırı, Afyon ve Uşak çevresinde de çıkarılır, ancak ad Ankara'da kalmıştır. Taş harita üzerinde yaygın görünse de her yerde ocaktan blok çıkarılamadığı için rezerv sınırlıdır; şehir merkezine yakınlık, özel mülkiyet, orman ve sit alanları yeni ocak açmayı zorlaştırır. Tarihi ocaklar ise şehrin içindedir. Kıymet Deniz ve Yusuf Kağan Kadıoğlu'nun Ankara Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanan çalışması, Ankara Kalesi surlarındaki taşları mineralojik ve jeokimyasal olarak karşılaştırmış ve en yakın eşleşmeyi Yenidoğan Tepesi'ndeki yedi eski taş ocağında bulmuştur. Yani kalenin duvarları, hemen yanı başındaki tepeden kesilen pembe andezitle örülmüştür. Bu bilgi yalnızca tarih meraklıları için değil, restorasyon için de önemlidir; onarımda aynı kaynaktan taş kullanmak yapının bütünlüğünü korur.

Kaleden Roma'ya, taşın uzun hafızası

Ankara Kalesi'nin surları pembe, porfiroafanitik dokulu andezitten yapılmıştır; aralara yer yer tuğla ve kireçtaşı sıraları girer. Kalenin ne zaman yapıldığı kesin bilinmez, ancak Galatların Ankara'ya yerleştiği dönemde var olduğu kabul edilir. Sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda şehir istilalara uğrayınca surlar aceleyle onarılmış, o sırada yıkıntı halindeki Roma anıtlarının mermer blokları, sütun başlıkları ve su yollarının mermer olukları duvarlara devşirme olarak gömülmüştür. Bugün iç kalede yürürken pembe andezit sıralarının arasında beyaz mermer parçalarını, hatta ters çevrilmiş yazıtları görürsünüz; taş, şehrin bütün katmanlarını tek bir duvarda özetler. Roma Hamamı'nın duvarlarında ise taş ve tuğla sıraları birbirini izleyen almaşık teknik uygulanmıştır. Mimar Haydar Topal, Ankara'nın doğal taşla kurulmuş başlıca yapılarını sayarken Ankara Kalesi, Roma Hamamı, Augustus Tapınağı, eski Meclis binası, Ankara Garı ve Anıtkabir'i bir arada anar. Bu liste, Galatlardan Cumhuriyet'e iki bin yılı aynı taşın üzerinden okumanın mümkün olduğunu gösterir.

Jansen'in planı ve Cumhuriyet'in kamu binaları

Ankara 1923'te başkent olduğunda küçük, yoksul ve az sayıda binası olan bir kasabaydı; yeni şehir hızla ve kalıcı malzemeyle kurulmak zorundaydı. 1932'de başkenti modern bir şehir olarak planlayan Alman mimar Hermann Jansen, önemli binaların çevrede bol bulunan ve güzel görünen bu kayaçla yapılmasını önerdi. Plan sonraki yıllarda büyük ölçüde terk edildi, ancak öneri tuttu. Kazancı ve Gürbüz'ün sıraladığı gibi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Hukuk, Ziraat ve Fen fakülteleri, Ziraat Bankası ve Merkez Bankası binaları Ankara taşıyla inşa edildi ve bugün hala görkemlerini korur. Vedat Tek'in 1923'te tasarladığı, kesme taştan yapılan İkinci Meclis binası, yani bugünkü Cumhuriyet Müzesi, aynı dönemin ilk örneklerindendir. Şekip Akalın'ın tasarladığı Ankara Garı'nın temeli 3 Kasım 1935'te atıldı, bina 30 Ekim 1937'de açıldı; betonarme iskeleti dıştan bütünüyle Ankara taşıyla kaplandı. Kızılay'daki Güvenlik Anıtı 1935'te Avusturyalı heykeltıraşlar Anton Hanak ve Josef Thorak'ın elinden çıktı; 37 metrelik kaidenin üzerindeki altı metrelik bronz figürleri, Türk polisini, jandarmayı, aydınları ve köylüleri anlatan andezit kabartmalar çevreler.

Anıtkabir'in taşı ise başka bir hikayedir. 1944 ile 1953 arasında Emin Onat ve Orhan Arda'nın projesiyle yükselen anıtta jüri, hakim kaplama taşının topraktan daha açık renkli olmasını istedi. Bu yüzden şeref holünün dış duvarları, zafer kabartmaları ve tören meydanını çevreleyen kolonatlar Eskipazar'ın sarı travertenleriyle, aslan heykelleri Kayseri Pınarbaşı travertenleriyle, tören alanı ve merdivenler Haymana'nın beyaz travertenleriyle, kulelerin iç duvarları Malıköy travertenleriyle kaplandı. Maden ve Petrol İşleri uzmanlarının Aurum dergisinde yazdığı gibi Cumhuriyet'in ilk yıllarında başkentin kamu binalarında Ankara andezitleri kullanılırken, Anıtkabir'in yapımı Türkiye doğal taş sektörü için bir dönüm noktası oldu; yeni ocaklar açıldı, ustalar yetişti. Haydar Topal Anıtkabir'i de andezitle kurulan yapılar arasında sayar, ancak anıtın hakim taşının traverten olduğunu unutmamak gerekir. İki taşı yan yana görmek, pembe andezitin ne kadar Ankara'ya özgü olduğunu daha iyi anlatır.

Şehirde nerede görülür

Ankara taşını görmek için müzeye gitmek gerekmez; şehrin kendisi açık hava müzesidir. Yürüyüşe Kale'den başlayın. İç kalenin duvarlarında pembe andezit sıralarının arasına gömülmüş beyaz mermer bloklara ve sütun parçalarına bakın; Yenidoğan Tepesi'nin ocakları buradan yalnızca birkaç kilometre uzaktadır. Kaleden Ulus'a inince Hükümet Meydanı'ndaki İkinci Meclis binasının kesme taş cephesine, oradan Gar meydanına geçince Ankara Garı'nın sütunlu girişine dokunun; ıslakken koyulaşan pembe, kuruyunca açık gri-pembe bir tona döner. Sıhhiye'de Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin cephesi, Tandoğan'da Fen Fakültesi'nin A Blok'u aynı taşın üniversite yapılarındaki örnekleridir. Kızılay'a vardığınızda Güvenpark'taki anıtın kaidesinin iki yanındaki kabartmaları yakından inceleyin; heykeltıraşların andezite işlediği figürler doksan yılı aşkın süredir dış hava koşullarına dayanmaktadır. Son durak Anıtkabir olsun; sarı traverten kolonatların ardından pembe taşın sıcaklığını daha iyi hatırlarsınız. En güzel ışık sabah erken ve yağmur sonrasıdır. Yakından bakınca ince taneli hamurun içindeki iri, açık renkli kristalleri seçebilirsiniz; işte plajiyoklas budur ve pembeliğin kaynağıdır.

Jeolojik miras olarak taş

Kazancı ve Gürbüz Ankara taşını Ahlat taşı, Nevşehir taşı ve Sille taşıyla birlikte jeolojik miras niteliğindeki Türkiye doğal taşları arasında sayar. Onlara göre bir yapı taşının kültürel değeri yalnızca binalarda değil, çıkarıldığı ocaklarda da yaşar; bu yüzden eski taş ocaklarının doğal ve kültürel sit olarak korunmasını, onarımlarda özgün ocakların taşına dönülmesini önerirler. Ankara Kalesi'nin taşını Yenidoğan Tepesi'ne kadar izleyen çalışma da tam olarak bu ihtiyaçtan doğmuştur. Bir şehri tanımanın en sessiz yolu taşına bakmaktır. Ankara'nınki pembe, sert ve sabırlıdır; on beş milyon yıl önce soğumuş bir lavdan Galat surlarına, Roma hamamından Cumhuriyet'in garına uzanan bir hafıza taşır. Bir dahaki sefere Ulus'ta bir duvara yaslandığınızda onun aslında bir volkan olduğunu hatırlayın.

Kaynaklar

Yorumlar

0/1000

İlk yorumu sen yaz