Ahşap Şehrin Yangınları, Kuleleri ve Tulumbacıları
Eski İstanbul'da en korkulan haber yangın haberiydi. Şehir yüzyıllar boyunca ahşaptan kurulmuş, dar sokaklarda birbirine yaslanmış evlerle dolmuştu.
Beğenmek ve puan vermek için giriş yap

Eski İstanbul'da en korkulan haber yangın haberiydi. Şehir yüzyıllar boyunca ahşaptan kurulmuş, dar sokaklarda birbirine yaslanmış evlerle dolmuştu. Bir fırın bacası, bir mangal kıvılcımı ya da dikkatsizce bırakılmış bir tütün, rüzgarlı bir yaz gününde bütün bir semti birkaç saatte küle çevirebiliyordu. Büyük yangınlar "kıyamet-i suğra", yani küçük kıyamet diye anılmıştır; Osman Nuri Ergin'in aktardığı eski bir söz de yangını İstanbul'un, salgını Anadolu'nun belası sayar.
Bu yazı o korkunun şehirde bıraktığı izlerin peşine düşüyor. Büyük yangınların hangi yıllarda, hangi semtlerde çıktığını; ahşap evden kagir binaya geçişin hangi fermanlar ve nizamnamelerle zorlandığını; Beyazıt ve Galata kulelerinden şehrin nasıl gözetlendiğini; Gerçek Davud'un tulumbasıyla başlayıp Széchenyi Paşa'nın itfaiye alayıyla süren hikayeyi anlatıyor. Sonunda bu tarihin bugün nerede görülebileceğini ve bir günü nasıl planlayabileceğinizi bulacaksınız.
Ahşap Bir Şehrin Kaderi
Tarihçi Kenan Yıldız'ın İstanbul Tarihi için yazdığı incelemeye göre yangın tehdidi 20. yüzyılın ortasına kadar hem devletin hem de halkın bilinçaltında yer tuttu. Şehre gelen Batılı gezginlerin çoğu, İstanbul'u anlattıkları bölümlerde yangınlara ayrı sayfalar açtı. 18. yüzyılın sonunda şehri anlatan İngiliz James Dallaway, yangınsız birkaç ayın bile nadir geçtiğini yazar. 16. yüzyıl tarihçisi Selaniki ise 1563 ile 1600 arasındaki 37 yılda 17 yangın kaydetmişti.
Yangınların bu kadar sık ve yıkıcı olmasının sebepleri kaynaklarda açıkça sayılır. Fetihten sonra nüfus sur içinde, Galata'da ve Eyüp'te yoğunlaştı; ahşap evlerin sıkıştığı kalabalık mahalleler oluştu. Kuzeydoğudan esen rüzgar, Haliç kıyısında başlayan bir yangını kaçınılmaz olarak güneybatıya, yarımadanın içine doğru sürüklüyordu. Haliç boyundaki kereste depoları, zift ve katran satan dükkanlar, şehrin içindeki barut depoları ve yağmursuz geçen yazlar tabloyu tamamlıyordu.
Taşa geçmek neden bu kadar uzun sürdü? Kaynaklar birkaç sebep sayar: taşın işçiliği ve taşıması pahalıydı, felaketten sonra insanlar evlerini hızla yeniden kurmak zorundaydı, ahşap ev ise kolay ısınıyor, kolay onarılıyor ve değiştirilebiliyordu. Bu yüzden ahşaptan taşa geçişi emreden ilk ferman 17. yüzyılda çıkmasına rağmen gerçek sonuç ancak 19. yüzyılda alınabildi. Her büyük yangından sonra şehrin dokusu da biraz değişti.
Tarihin Kaydettiği Büyük Yangınlar
Osmanlı kronikleri büyük yangınlara "ihrak-ı azim", "harik-i kebir" ya da "harik-i ekber" gibi adlar verirdi. Aşağıdakiler, şehrin çehresini gerçekten değiştiren yangınlardan bazıları.
- 1569: Kalabalık bir mahalledeki fırında başladığı düşünülen yangın, beş aydır yağmur yağmamış kuru bir şehri sardı. Hammer, Avrupalı elçilerin raporlarına dayanarak 36.000 evin yandığını yazar. Bu yangından sonra her evde bir merdiven ve çatı arasında büyük bir su fıçısı bulundurma zorunluluğu getirildi.
- 1633 Cibali: Güçlü kuzey rüzgarıyla üç gün süren yangın, Katip Çelebi'ye göre şehrin beşte birini yok etti. Yangının tütünden çıktığı haberini alan IV. Murad kahvehaneleri kapattırdı ve tütün içmeyi yasakladı.
- 1718 Cibali: 17 Temmuz'da başlayıp 27 saat süren yangın Unkapanı, Zeyrek, Vefa, Süleymaniye, Aksaray, Fatih ve Kumkapı'ya kadar yayıldı. Kayıtlara göre 51.000 ev, 2.283 dükkan ve 171 cami yandı.
- 1782 Cibali: O yıl üç büyük yangın yaşandı. En büyüğü 22 Ağustos gecesi Cibali'de başladı ve tamamen söndürülmesi 65 saat sürdü; mart ayından beri süren su kıtlığı müdahaleyi neredeyse imkansız kılmıştı. Yanan ev sayısı Cevdet Paşa'ya göre 20.000, Hollanda elçisine göre 80.000'di. Evsiz kalanların bir kısmı Silivri, Çorlu, Edirne, İzmit, Kartal ve Şile gibi yerlere yerleştirildi.
- 1826 Hocapaşa: 2 Ağustos'ta çıkan yangın, Yeniçeri Ocağı'nın ve ona bağlı Tulumbacı Ocağı'nın kaldırılmasından hemen sonra geldi ve yeni bir yangın teşkilatını zorunlu kıldı.
- 1833 Cibali: 31 Ağustos'ta başlayıp rüzgarla kollara ayrılan yangın şehrin yarısını yaktı.
- 1856 Aksaray ve 1865 Hocapaşa: İkisi de geniş alanları yok etti ve şehir planlamasının yönünü değiştirdi; aşağıda ayrıca anlatılıyor.
Harik-i Kebir, 1660 Yazı
İstanbul'un bilinen en büyük yangını 24 Temmuz 1660'ta, öğleden sonra, Odunkapısı ile Ayazmakapısı arasında Ahi Çelebi Camii yakınındaki bir sandıkçı dükkanında başladı. Kaynaklar bir tiryakinin dikkatsizliğini sorumlu tutar. Alevler Unkapanı'ndaki kereste depolarından her yöne sıçradı; Süleymaniye, Eski Saray, Beyazıt, Fatih, Kapalıçarşı, Mahmutpaşa, Hocapaşa, At Meydanı, Kadırga, Kumkapı ve Samatya'ya kadar ulaştı. Yangın 49 saat sürdü ve şehrin üçte ikisini kül etti.
Kenan Yıldız'ın aktardığına göre bu yangında 2.700 ile 4.000 arasında insan hayatını kaybetti; 120 saray ve konak, 40 hamam, 360 cami ve mescit ile yüzü aşkın depo yandı. Yangına tanık olan Eremya Çelebi, şehirdeki 18 çarşının 13'ünün yok olduğunu yazar. Temmuz kuruluğu, sert kuzey rüzgarı ve başlangıç noktasının hemen yanındaki kereste depoları birleşince felaket büyüdü; ısıdan evlerin çivileri fırlayıp komşu yapılara saplanıyor, yangını daha da yayıyordu. Kaçanlar sahillere, iskelelere ve Langa bostanlarına sığındı. Halkın Topkapı Sarayı'nın Hasbahçe'sine girmesine padişahı beklemeden izin veren bostancıbaşı vezirlikle ödüllendirildi.
Yangının şehirde bıraktığı en görünür iz Eminönü'ndedir. Yıllardır yarım duran Yeni Valide Camii'nin inşaatı, Hatice Turhan Sultan'ın kararıyla yangından sonra yeniden ele alındı ve külliye tamamlandı. Bugün Eminönü'ne vapurla yaklaşırken siluetin ön sırasında duran Yeni Cami, bu büyük felaketten sonra şehrin yeniden kurulmasının bir parçasıdır. Kaynaklar semtin nüfus yapısının da bu süreçte değiştiğini belirtir.
Fermanlardan Nizamnamelere, Ahşaptan Kagire
Devlet yüzyıllar boyunca yangını önlemek için kurallar koydu, ama çoğu sahada zorlandı. İstanbul İtfaiyesi, ilk yazılı yangın düzenlemesi olarak III. Murad'ın 12 Mart 1579 tarihli fermanını gösterir: her evde büyük bir su fıçısı ve bir merdiven bulunacaktı. 1696'daki Galata yangınından sonra çıkan bir ferman çok daha ileri gitti ve yanan yerlerin Halep ve Şam'daki gibi "taş, kireç ve çamurla" yeniden yapılmasını istedi. 1701'deki Kapalıçarşı yangınından sonra da çarşıda yeniden yapılacak dükkanların taş ya da tuğladan olmasına karar verildi.
Asıl kırılma 19. yüzyılda geldi. Kent Akademisi dergisinde yayımlanan bir incelemeye göre 1839 tarihli bir ilmühaber, yeni yapıların kagir olmasını, sokakların genişliğine göre dört kademeye ayrılmasını ve çıkmaz sokakların yasaklanmasını öngördü. Kagir yapmaya gücü yetmeyenler ancak evlerinin arasına taş duvar örmek şartıyla ahşap ev yapabilecekti. Bu öneri kendi döneminde uygulanamadı ama ardından gelen düzenlemelerin öncüsü oldu: 1848 ve 1849 Ebniye Nizamnameleri, 1858'de sokaklarla ilgili nizamname, 1863 Turuk ve Ebniye Nizamnamesi, 1875 nizamnamesi, 1877 Dersaadet Belediye Kanunu ve 1882 Ebniye Kanunu. Bu metinlerde ahşap binaların yüksekliği kagir binalardan düşük tutuldu, sokak genişlikleri tanımlandı ve ahşap yapılara yangın duvarı şartı getirildi. Aynı maddelerin her yeni metinde tekrarlanması, halkın kurallara uymakta zorlandığını ve yönetimin taviz verdiğini gösterir.
Kuralların sahaya inmesini yine yangınlar sağladı. 1856 Aksaray yangınından sonra yanmış bölgelerin haritalarını çıkarmakla görevlendirilen Storari, eski kıvrımlı dokunun yerine ızgara planlı sokaklar tasarladı ve 1863'e kadar şehrin farklı yerlerinde sokak düzenlemeleri yürüttü. 1865 Hocapaşa yangınının büyüklüğü ise İslahat-ı Turuk Komisyonu'nun kurulmasına yol açtı. Komisyon Divanyolu'nun iki yanında yıkımlar yaparak yolu genişletti, önemli anıtların çevresini açtı ve 1869'da kapatılana kadar hem yangın yerlerinde hem de şehrin başka bölgelerinde çok sayıda sokağı düzenledi. Karagümrük, Ayvansaray, Balat, Fener, Unkapanı, Kadırga, Langa, Samatya ve Yedikule bu dönemde düzenlenen alanlar arasındadır. Sonuç, eski ve yeni dokunun yan yana durduğu iki yüzlü bir şehirdi; Tarihi Yarımada'nın ahşap dokusu da bu dönemde çözülmeye başladı.
Beyoğlu 1870 ve Yeniden Kurulan Pera
5 Haziran 1870 Pazar günü, öğleden bir saat sonra, Feridiye Sokağı'ndaki bir evde çıkan yangın rüzgarlı havada beş altı kola ayrıldı. Alevler Tarlabaşı'ndan Taksim'e ilerledi; bir kolu Galatasaray Lisesi'nin karşısında Cadde-i Kebir'e, yani bugünkü İstiklal Caddesi'ne çıktı, bir başkası Kalyoncukulluğu'na indi. Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç'ın aktardığı Beyoğlu Altıncı Daire-i Belediye raporuna göre 65 cadde ve 163 mahalleyi kapsayan yaklaşık 8.000 bina yandı. Yangının üçüncü günü akşamına kadar 104 kişinin cesedine ulaşıldı; yardım listelerine göre 28.689 kişi yangından zarar gördü.
Bu yangının en acı derslerinden biri kagir binalara duyulan fazla güvendi. Taş evlerde oturanlar pencerelerin demir kepenklerini kapatıp bodrumlara sığındı; çatılar ve saçaklar tutuşunca pek çoğu dumandan boğuldu. Felaketzedeler için Taksim'deki Topçu Kışlası boşaltıldı, karşısındaki talimhane meydanına iki binden fazla çadır kuruldu. Yanan yapılar arasında oteller, tiyatrolar ve elçilik binaları da vardı.
Beyoğlu'nun bugünkü görünümü büyük ölçüde bu yangından sonra oluştu. Yeniden yapılanmada daha nitelikli taş ve döküm demir kullanıldı, iki üç katlı evlerin yerini çok katlı apartmanlar aldı. Yangında yok olan Naum Tiyatrosu'nun arsasına 1876'da Cité de Péra binası yapıldı; bugün Çiçek Pasajı diye bilinen yapı budur. Yangından sonra yabancı sigorta şirketleri İstanbul'da şube açtı, yangın riskini gösteren haritalar çizilmeye başlandı ve varlıklı aileler Şişli ile Nişantaşı yönüne yayıldı. En önemlisi, bu felaket düzenli bir itfaiye teşkilatını kaçınılmaz kıldı.
Kulelerden Şehri Gözlemek
Yangınla mücadelenin ilk şartı onu erken görmekti. 18. yüzyılın ortalarında şehirde Beyazıt'ta, Galata'da ve Anadolu yakasındaki İcadiye'de yangın gözetleme kuleleri bulunuyordu. Kulede nöbet tutan gözcüye "dideban" denirdi. Dideban yangını fark edince haber "köşklü" denen habercilerle mahalle bekçilerine ulaştırılırdı.
Beyazıt'taki ilk kule 1749'da ahşaptan yapıldı; Küçükpazar yangınında hasar gören Ağakapısı'nın bahçesinde yükseliyordu. Kaynaklar bu ahşap kulenin bir Cibali yangınında yandığını ve yerine yine ahşap bir kule yapıldığını yazar. 1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırılınca kule yıkıldı; iki gün sonra çıkan bir yangın kulenin ne kadar gerekli olduğunu gösterince bugünkü yerinde, Seraskerlik binasının avlusunda yeni bir ahşap kule kuruldu. Bu kule de kısa sürede ateşe verildi. Bunun üzerine II. Mahmud 1828'de mimar Senekerim Balyan'a bugün gördüğünüz kagir kuleyi yaptırdı. 1849'da tepesine yuvarlak pencereli üç kat eklendi, 1889'da bir bayrak direği konuldu.
İşaret sistemi basit ama etkiliydi. Gündüz kuleden sepetler sarkıtılır, gece fenerler yakılırdı; sepetlerin sayısı ya da fenerlerin sayısı ve rengi yangının hangi semtte olduğunu gösterirdi. Kaynaklara göre bu işaretin ardından Anadolu yakasındaki İcadiye kulesinden top atılarak halk uyarılırdı. Beyazıt Kulesi'nden Yedikule'den Topkapı'ya, Fener ve Balat'tan Beşiktaş ve Ortaköy'e, Üsküdar ve Kadıköy'den Adalar'a kadar geniş bir alan görülebiliyordu. 1923'e kadar kulede yirmi itfaiyeci nöbet tuttu.
Galata Kulesi de aynı işi üstlendi. 14. yüzyılda Cenevizlilerin yaptığı kule, 18. yüzyıldan itibaren Mehterhane ve yangın gözcüleri tarafından yangın kulesi olarak kullanıldı. 1794 yangınından sonraki onarımda üst katı yeniden düzenlendi ve yangınları duyurmak için bir kös, yani büyük bir davul yerleştirildi. 1831 yangınında kule yeniden hasar gördü ve üst kısmı bugünkü görünümüne yakın biçimde onarıldı. 1875'te bir fırtınada çatısı devrilince üstüne sekizgen iki kat ve bir teras eklendi; burası 1874'te kurulan itfaiye teşkilatının yangın haber merkezi olarak kullanılmaya başlandı.
Gerçek Davud ve Tulumbacı Ocağı
Tulumbadan önce yangına karşı en güçlü silah insan eliydi: sarnıçlardan kovalarla taşınan su, balta ve kancalarla yıkılan evler. Kenan Yıldız, yangın gözetleme ve söndürme sorumluluğunun yeniçeri ağalarına verilmesi geleneğinin 1501'de Galata'da bir barut dükkanına yıldırım düşmesiyle başlayan felaketten sonra yerleştiğini yazar. Kaynaklarda yeniçerilerin yangını söndürmek yerine yağmaya kalkıştığı olaylar da sık geçer.
Değişim Fransız asıllı bir mühendisle geldi. TDV İslam Ansiklopedisi'ne göre Davud (David) adlı bu mühendis 1715 Venedik seferine katıldı, dönüşte Müslüman oldu ve "Gerçek" lakabıyla anıldı; bazı kaynaklarda Davud-u Hakiki diye de geçer. İtalyanca "tromba", yani boru kelimesinden gelen tulumba, basit bir basma su pompasıydı. Davud'un tulumbası 1718'deki Tüfenkhane ve Tophane yangınlarında işe yarayınca Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa onu 1720'de kurulan Tulumbacı Ocağı'nın başına getirdi.
Tarih konusunda kaynaklar ayrışır. İstanbul İtfaiyesi kendi kuruluşunu 1714'e dayandırır ve müzesinde Gerçek Davud'un 1714 tarihli çardaklı tulumbasını sergiler. TDV İslam Ansiklopedisi ve İstanbul Tarihi ise ocağın resmen 1720'de kurulduğunu yazar. İki tarih de aynı hikayeyi anlatır: 18. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul, yangına karşı ilk kez düzenli bir birlik kurdu.
Ocak Şehzadebaşı'ndaki Acemi Oğlanları kışlasına yerleştirildi; altı zabit ve elli neferle başladı, 1724'te 150, 1755'te 461 nefere ulaştı. Tulumbacıların gündelik kıyafeti büyük bir sarık, "kartal kanat" denen kırmızı bir kaput ve kırmızı yemeniydi; baldırları çıplaktı. Yangına girerken başlarına "yangın tası" denen bakır bir miğfer geçirirlerdi. Yine de tulumba mucize yaratmadı. Osman Nuri Ergin'in belirttiği gibi tulumbanın gelişinden sonra yangınlar azalmadı, en büyüklerinden bazıları tam da bu dönemde çıktı.
Mahalle Tulumbacıları
1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırılınca Tulumbacı Ocağı da kapandı. 48 gün sonra çıkan Hocapaşa yangını bu boşluğun bedelini gösterdi ve kısa sürede yeni bir teşkilat kuruldu; "tulumbacı" yerine "yangıncı" sözü kullanılmaya başlandı. Yangıncı taburları önce yeni orduya, 1846'da zaptiyeye, 1855'te kurulan Şehremaneti'ne bağlandı.
Aynı dönemde padişah fermanıyla her mahalle kendi tulumbasını edinmekle yükümlü tutuldu ve gönüllü mahalle tulumbacılığı doğdu. Tulumba sandığı mahallenin şerefi sayılırdı. Takımın başında mahalle ihtiyar heyetinin seçtiği, elinde deri kırbaç taşıyan birinci reis bulunurdu. İkinci reis ona yardım eder, fenerci yolu aydınlatır, borucu suyu fışkırtan boruyu tutar, kökenci hortumla uğraşırdı. Sandığı sırıklarla omuzlayan dört kişi birbirine "omuzdaş" derdi.
Tulumbacılar yangına "haaayt" diye başlayan naralar ve manilerle koşar, kendilerine özgü "tulumbacı ağzı" denen bir argo konuşurlardı. Hizmet gönüllüydü; karşılığında bazı vergilerden muaf tutulur, semtte işportacılık yapma hakkı ya da bahşiş alırlardı. Zamanla kavgacı ve kabadayı bir tip olarak da anlatıldılar. Ressamlar Amedeo Preziosi ve Fausto Zonaro onları resimledi; Nabizade Nazım'ın Zehra'sı ve Sermet Muhtar Alus'un Onikiler'i tulumbacı dünyasını edebiyata taşıdı. Mahalle tulumbacılığı Ağustos 1924'te yasaklandı ve tarihe karıştı.
Széchenyi Paşa ve Modern İtfaiye
1870 Beyoğlu yangını mevcut düzenin yetersizliğini herkesin gözü önüne serdi. Sultan Abdülaziz'in emriyle İstanbul'a çağrılan Macar kontu Ödön Széchenyi, İstanbul İtfaiyesi'nin tarihçesine göre 26 Eylül 1874'te askeri disiplinle çalışan İtfaiye Alayı'nı kurdu. Alay hayvan çekişli araçlarla, standart koruyucu kıyafetle ve düzenli eğitimle çalıştı. Başarısı üzerine Széchenyi'ye paşa unvanı verildi, yeni taburlar kurması istendi; 1880'lerde denizden müdahale için bir bahriye itfaiye taburu da oluşturuldu. Kaynaklar bu taburun kuruluş yılını farklı veriyor.
Düzen bununla da bitmedi. 1890 tarihli bir nizamname baca denetimlerini, yapı kurallarını ve yangın güvenliğine aykırı davranışların cezalarını belirledi. 25 Eylül 1923'te, 49 yıldır askeri bir teşkilat olan itfaiye İstanbul Belediyesi'ne devredildi; 1937'de Saraçhane'de modern bir itfaiye okulu açıldı. Széchenyi 48 yıl boyunca şehrin itfaiyesini yönetti, 1922'de öldü ve vasiyeti üzerine Feriköy Latin Mezarlığı'na gömüldü. Bugün İstanbul İtfaiyesi, merkezi Fatih'te bulunan ve Türkiye'nin en büyük itfaiye teşkilatıdır.
Bugün Bu Tarihin İzleri Nerede
Yangın tarihinin en görünür anıtları iki kuledir, ama iz yalnızca onlarda değil. Bazı sokakların çizgisinde, bazı binaların malzemesinde ve bir müzenin salonlarında da duruyor.
- Beyazıt Kulesi: İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü'nün avlusunda yükselir. Kaynaklar kuleye girmek için özel izin gerektiğini belirtir; bu yüzden en iyisi onu Beyazıt Meydanı'ndan ve kampüsün çevresinden izlemektir. Meydana bakan yüzündeki II. Mahmud tuğralı kitabeyi arayın. Kule uzun süre geceleri renkli ışıklarla ertesi günün havasını bildirdi: mavi açık hava, yeşil yağmur, sarı sis, kırmızı kar demekti. Bu uygulama 1995'te durdu, 2010'da İBB'nin girişimiyle yeniden başladı.
- Galata Kulesi: Bugün müze olarak ziyaret edilir. Girişin üstündeki kitabe 1831-32 onarımını anlatır; üzerindeki II. Mahmud tuğrası sonradan kazınmıştır. Yedinci katta şehrin bir bölümünü gösteren bir maket ve pencere önlerinde seyir dürbünleri, sekizinci katta seyir terası var. Terastan bakarken, 1875'ten sonra kulenin tepesinin tam da bu iş, yani şehri tarayıp yangını haber vermek için kullanıldığını hatırlayın ve Haliç'in öbür yakasında Beyazıt Kulesi'ni bulmaya çalışın.
- İtfaiye Müzesi: İstanbul Kont Szechenyi İtfaiye Müzesi ilk kez 1931'de kuruldu, 1998'de yeniden düzenlendi. Fatih'teki özgün binası 2008'de restorasyona girince Beşiktaş'ta, Yıldız Mahallesi Çitlembik Yokuşu Horoz Sokak'taki tarihi Kılıç Ali Paşa Su Sarnıcı'na taşındı. Çardaklı tulumbalar, mahalle tulumbaları, buharlı tulumbalar, atlı tulumba arabası, ilk motorlu pompa, askeri dönem üniformaları, yangın baltaları, deri kovalar, mum fenerler, yangın fotoğrafları ve dioramalar sergileniyor.
- Fatih İtfaiyesi: Macar Kardeşler Caddesi üzerindedir; cadde üzerindeki otobüs durağı da Fatih İtfaiye adını taşır ve semt bu adla anılır. Caddenin adı Széchenyi'den gelmez; I. Dünya Savaşı'nda müttefik Macaristan'a bir jest olarak verilmiştir. Yakınındaki Kadınlar Pazarı ile aynı yürüyüşte görülebilir.
- Kapalıçarşı ve Divanyolu: Kapalıçarşı'nın kagir dükkanları, 1701 yangınından sonra verilen taş kararının mirasıdır; çarşı yine de 1943'te ve 1954'te büyük yangınlar geçirdi. Divanyolu'nun bugünkü genişliği ise 1865 Hocapaşa yangınından sonraki düzenlemelerden gelir.
- Izgara sokaklar: Aksaray'ın ve Samatya'nın bazı kesimlerindeki dik kesişen sokaklar, yangın sonrası yapılan 19. yüzyıl planlarının izidir. Samatya'da yürürken düzenli sokakların eski kıvrımlı dokuyla buluştuğu noktalara dikkat edin.
- İstiklal Caddesi: 1870'ten sonra yükselen kagir apartmanlar ve Naum Tiyatrosu'nun yerindeki Cité de Péra binası, Beyoğlu yangınının cadde üzerindeki izleridir.
Yarım Günlük Bir Yangın Yürüyüşü
Bu tarihi bir günde okumak isterseniz Tarihi Yarımada'dan başlayıp Galata'da biten bir yürüyüş kurabilirsiniz. Tramvayla Beyazıt'a gelin ve kuleyi meydandan, kampüs kapısının çevresinden izleyin. Oradan Kapalıçarşı'ya girip kagir dükkan sıralarının arasında yürüyün. Çarşıdan çıkınca Divanyolu boyunca Sultanahmet yönüne inin ve 1865 sonrasında genişletilen caddenin çizgisini gözünüzde canlandırın. Ardından Sirkeci ve Hocapaşa sokaklarından Eminönü'ne yürüyün, 1660 yangınından sonra tamamlanan Yeni Cami'nin önünden geçin ve Galata Köprüsü'nden karşıya yürüyün. Galata Kulesi'ne çıkarak günü tamamlayın; terastan baktığınızda sabah yürüdüğünüz yolun büyük kısmını göreceksiniz.
İkinci bir gün ayırabiliyorsanız sabahı Fatih'te geçirin: Macar Kardeşler Caddesi'ndeki itfaiyenin önünden geçin, çevredeki eski dokuyu dolaşın. Öğleden sonra Beşiktaş'taki İtfaiye Müzesi'ne gidin; tulumbaları, sandıkları ve yangın tasını gördükten sonra tulumbacı naralarının anlatıldığı sayfalar çok daha canlı gelecektir. Akşamüstü İstiklal Caddesi'nde, Galatasaray çevresinde 1870 yangınının kollarını aklınızda çizerek yürüyün.
Pratik Notlar
- Beyazıt Kulesi bir üniversite kampüsünün içindedir ve kampüse giriş kuralları değişebilir. Kuleyi görmek için meydan ve çevredeki sokaklar yeterlidir.
- Galata Kulesi'nin güncel ziyaret saatlerini ve bilet bilgisini Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın müze sitesinden (muze.gov.tr) kontrol edin.
- İtfaiye Müzesi'nin ziyaret günleri ve saatleri kaynaklarda farklı veriliyor; yola çıkmadan İstanbul İtfaiyesi'nin resmi sitesine bakın. Resmi sayfa girişin ücretsiz olduğunu belirtiyor.
- Yürüyüş rotası yokuşlu ve yer yer Arnavut kaldırımlıdır; rahat ayakkabı giyin ve yaz günlerinde yanınıza su alın.
- İtfaiye istasyonlarının önünde fotoğraf çekerken araç çıkışını kapatmayın; buralar bugün de acil durumlara hizmet veren çalışan birimlerdir.
Kaynaklar
- Kenan Yıldız, Istanbul Fires During the Ottoman Period and Their Effect on the City's Topography, İstanbul Tarihi, https://istanbultarihi.ist/393-istanbul-fires-during-the-ottoman-period-and-their-effect-on-the-citys-topography
- Kenan Yıldız, The Great Istanbul Fire of 1660, İstanbul Tarihi, https://istanbultarihi.ist/394-the-great-istanbul-fire-of-1660
- TDV İslam Ansiklopedisi, Tulumbacı maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tulumbaci
- TDV İslam Ansiklopedisi, Beyazıt Yangın Kulesi maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/beyazit-yangin-kulesi
- İstanbul İtfaiyesi, Tarihçe, https://itfaiye.ibb.gov.tr/tr/tarihce.html
- İstanbul İtfaiyesi, İtfaiye Müzesi, https://itfaiye.ibb.gov.tr/tr/itfaiye-muzesi.html
- Turkish Museums, İstanbul Kont Szechenyi İtfaiye Müzesi, https://www.turkishmuseums.com/museum/detail/12313-istanbul-kont-szechenyi-itfaiye-muzesi/12313/1
- Abdurrahman Kılıç, Büyük Beyoğlu Yangını, https://yangin.org/dosyalar/buyuk_beyoglu_yangini.pdf
- Güneş Yörüten ve Cenk Hamamcıoğlu, 19. Yüzyılda Düzenlenen İstanbul Tarihi Yarımada'daki Ayvansaray ve Samatya Yangın Alanları, Kent Akademisi, 2018, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/451683
- Vikipedi, Beyazıt Kulesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Beyazıt_Kulesi
- Wikipedia, Beyazıt Tower, https://en.wikipedia.org/wiki/Beyazıt_Tower
- Vikipedi, Galata Kulesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Galata_Kulesi
- Vikipedi, Tulumbacılar, https://tr.wikipedia.org/wiki/Tulumbacılar
- Vikipedi, 1782 İstanbul yangınları, https://tr.wikipedia.org/wiki/1782_İstanbul_yangınları
- Vikipedi, Harik Köşkü, https://tr.wikipedia.org/wiki/Harik_Köşkü
- Vikipedi, Macar Kardeşler Caddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Macar_Kardeşler_Caddesi
- Vikipedi, İstanbul İtfaiyesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/İstanbul_İtfaiyesi
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz
